(353 S. K. m. 227)
KONU: Askeri Yargıtay Başsavcılığının; hükmün, yalnız sanık tarafından veya onun lehine
Askeri Savcı veya nezdinde As. Mahkeme kurulan kıt'a komutanı veya kurum amiri tarafından temyiz edilmiş olması halinde, görülen kanuna aykırılık sebeplerinin sanık lehine müktesep hak teşkil ettiği hususunda Askeri Yargıtay Daireleri arasında İçtihat Birliği mevcut olmakla beraber, görülen kanuna aykırılık hallerinin bozmayı gerektirip gerektirmiyeceği hususunda Daireler arasında farklı şekilde uygulama yapıldığı ve nitekim; 1 nci Dairenin; 10.4.1967 tarih ve 163/161 sayılı,13.12.1967 tarih ve 64/605 sayılı, 27.2.1967 tarih ve 49/79 sayılı, 2nci Dairenin 15.2.1967 tarih ve 78/71 sayılı, 27.2.1967 tarih ve 66/63 sayılı, 3 ncü Dairenin; 31.1.1967 tarih ve 48/47 sayılı, 14.3.1967 tarih ve 12/117 sayılı ve 4.4.1967 tarih ve 139/135 sayılı kararlarında; hizmet hali ile tahrik, teşebbüs ve teselsül hallerinin kabul ve uygulanmasında görülen yanılmalar ve sair maddi hatalar kanuna aykırı bulunmakla beraber, aleyhe temyiz edilmediğinden bozma sebebi sayılmadığı halde, 3 ncü Dairenin; 4.4.1967 tarih ve 133/134 sayılı 25.4.1967 tarih ve 180/178 sayılı kararlarında ise; tahrik maddesinin uygulanmasında 15 gün noksanı ile hapse hükmedilmesi ve TCK. nun 230 ncu maddesi ile yapılan uygulamada da hem hapse ve hem de para cezasına hükmedilmesi gerekirken sadece hapse hükmedilmesi hususları kanuna aykırı görülerek kazanılmış hak saklı kalmak üzere hükmün bozulmasına karar verilmek suretiyle 1 ve 2 nci Daire kararları ile 3 ncü daire kararları arasında aykırılık yaratılmış bulunduğundan bahisle, mevcut aykırılığın İçtihatları Birleştirme yolu ile çözümlenmesi istenmiş ve bu istem 3ncü Daire Başkanınca da benimsenerek değişik uygulamaların 3 ncü Daire kararlarındaki görüş ve düşünce istikametinde birleştirilmesi istenmiştir.
İNCELEME: 15.1.1969 tarihinde toplanan Askeri Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunda; Askeri Yargıtay Dairelerinin konu ile ilgili kararları ile kanunun hükümleri okunup incelendikten ve raportör üyenin açıklamaları dinlendikten sonra, konu ve uygulama itibariyle benzer olayları kapsayan daire kararları arasında aykırılık bulunduğuna Oybirliği ile karar verilip işin esası görüşüldü;
GEREKÇE: Yapılan inceleme ve müzakere sonunda: G.D. : İçtihatları Birleştirme istemine konu teşkil eden mesele, özellikle doktrinde aleyhe bozma yasağı (Reformatio in peius) olarak nitelenen kaide ile ilgili bulunmaktadır. Bu kaide:gerek 353 sayılı As.Yargılama Usulu Kanununun 227/3 ncü maddesinde ve gerekse bu maddenin muadili olan C.Muh.Us.K.nunun 326/3 ncü maddesinde; (.....hüküm yalnız sanık tarafından veya sanık lehine olarak Askeri Savcı veya nezdinde Askeri Mahkeme kurulan kıt'a komutanı veya kurum amiri C.Savcısı veya 291 nci maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz.....) şeklinde, maddenin gerekçesinde de; (mahkumun lehine olarak vaki temyiz neticesinde evvelki hüküm ile tayin olunan cezadan daha ağır bir ceza tatbiki kavaidi muadelet ve hakkı müktesep mülahazası ile kabili telif görülmemiştir.) şeklinde, izah ve ifade edilmektedir.Kamu düzeninin idame ve muhafazası ile ilgili bulunan ceza tatbikatında suç, ceza ve sorumluluk kavramları arasında geniş ölçüde bir dengesizlik ve adaletsizlik yaratan bu kaidenin, müktesep hak ve muadelet kuralları ile izahi zor olmakla beraber, bunun sanığa tanınmış kanuni bir lütuf olduğunda şüphe ve tereddüt bulunmamaktadır.
Buna rağmen; sözü geçen maddeye göre, sadece, ilk hükümdeki ceza ve cezai neticeleri kapsayan bu hakkın vasfa, usule, maddi hatalara ve hatta bozma neticesi ilk hükmün var sayılamıyacağı hallere teşmili mümkün görülmediği gibi bu hakkın mevcudiyeti, kanuna aykırı bulunan böyle bir hükmün onanması manasını da tazammun etmemektedir. Nitekim; 353 sayılı kanunun 207 nci maddesinde (.....temyiz,kural olarak hükmün kanuna aykırılığı sebebine dayanır.
Hukuki bir kuralın uygulanmaması yahut yanlış uygulanması kanuna aykırılıktır.) denildikten sonra kanuna mutlak aykırılık halleri 8 bent halinde gösterilmiş ve bu hallerin bozma sebebi sayılıp sayılmaması hususu Yargıtay'ın takdirine de bırakılmamış olup 353 sayılı kanunun sözü geçen 227 nci maddesi de esasen bozmadan sonrasını kapsamış bulunduğuna göre; hükme müessir olan hukuki bir kuralın uygulanmaması yahut yanlış uygulanması halleri ile kanuna mutlak aykırılık teşkil eden hallerde aleyhe temyiz olmasa bile kazanılmış hak saklı tutulmak kayıt ve şartı ile her halde hükmün bozulması zorunlu görülmüştür.
Sonuç: 1-353 sayılı As.Yrg.Us.K.nun 227/3 ncü maddesinin (....hüküm yalnız sanık tarafından veya sanık lehine olarak Askeri Savcı veya nezdinde Askeri Mahkeme kurulan kıt'a komutanı veya kurum amiri tarafından temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz) şeklindeki hükmünün, sadece ilk hükümdeki ceza ve cezai neticeleri kapsamakta olduğuna, bunun vasfa, usule, maddi hatalara ve bozma neticesi ilk hükmün var sayılamıyacağı hallere teşmil edilemiyeceğine;
2-Hükme müessir olan hukuki bir kuralın uygulanmaması yahut yanlış uygulanmış olması halleri ile kanuna mutlak aykırılık teşkil eden hallerde, aleyhe temyiz olmasa bile 227 nci madde ile kabul edilen esas dairesinde ve kazanılmış hak saklı tutulmak kayıt ve şartı ile her halde hükmün bozulması gerektiğine ve daire kararları arasında beliren aykırılığın bu suretle birleştirilmesine 15.01.1969 tarihinde OYBİRLİĞİ ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy