(353 S. K. m. 212, 215)
KONU: As. Yargıtay Başsavcılığı tarafından; hükmün tefhimini müteakip verilen, temyiz dilekçe ve beyanında, temyiz sebeplerinin gösterilmiş olması halinde, temyiz edene ayrıca gerekçeli hükmün tebliğine lüzum ve zaruret bulunmadığı görüşünü benimseyen; 1 nci Dairenin 28.3.966 tarih ve 966/316-2 sayılı kararına mukabil; 2.Dairenin; 8.6.1966 tarih ve 1966/590-8 sayılı,30.6.1966 tarih ve 1966/674-9 sayılı, 2.5.1968 tarih ve 1968/419-3 sayılı ve 3.Dairenin de;21.6.1966 tarih ve 1966/608-612 sayılı kararlarında; maddenin amir hükmü karşısında hükmün tefhimini müteakip verilen temyiz dilekçe ve beyanında temyiz sebepleri gösterilmiş olsa bile, gerekçeli hükmün her halde tebliğ edilmesi lazım geldiği görüşü kabul edilmek suretiyle, 353 sayılı As. Yrg. Us K.nun 215 nci maddesi 2. fıkrasının yorum ve uygulanması hususunda Daire Kararları arasında beliren aykırılığın İçtihatları Birleştirme yolu ile giderilmesi istenmiş ve bu istem, 3.Daire Başkanınca da benimsenerek mevcut aykırılığın 2 ve 3 ncü Daire kararlarındaki görüş ve düşünce istikametinde çözümlenmesi istenmiştir.
İNCELEME: 22.1.1969 tarihinde toplanan Askeri Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunda; Askeri Yargıtay Dairelerinin konu ile ilgili kararları ile kanun hükümleri okunup incelendikten, raportör Üyenin açıklamaları dinlendikten sonra, konu ve uygulama itibariyle benzer olayları kapsayan daire kararları arasında aykırılık bulunduğuna oybirliği ile karar verilip işin esasi görüşüldü;
GEREKÇE: Yapılan inceleme ve müzakere sonunda:
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: 353 sayılı As. Yrg. Us. K.nun 215 nci maddesinin 2 nci fıkrası; (Hüküm, temyiz eden tarafa gerekçesi ile tebliğ edilmemiş ise, temyiz olunduğunu mahkemenin öğrenmesinden itibaren bir hafta içinde tebliğ edilir.) hükmünü ihtiva etmektedir. Gerek bu madde ile ilgili hükümet tasarısında ve gerekse bu maddenin muadili bulunan C.M.U. K.nun 312 nci maddesinde, hükmün gerekçesi ile birlikte tebliği keyfiyeti; gerekçenin tefhim edilmemesi şartına bağlı kılınmış olduğu halde, M.Meclisi geçici komisyonunda tefhim kafi görülmeyerek, tebliğ şeklinde değiştirilmiş ve hatta hükümet teklifindeki; (hüküm gerekçesiyle tefhim olunsa bile talep üzerine bir sureti ilgililere verilir.) şeklindeki son fıkra dahi, gerekçeli kararın bir hafta içinde tebliğ edileceğini amir bulunan 2nci fıkranın 1 nci cümlesi karşısında haşiv olarak kabul edilerek metinden çıkarılmıştır." M.M. tutanak dergisi 22.10.1963 tarih, Cilt; 22 Sahife:496"Gerçekten de; tefhimin münderecatına vukufu, tam manası ile sağlayacağı da iddia edilemez. Oysa; bu maddenin vazı'nın temyiz edenleri tatmin ve gerekçeyi karşılama imkan ve fırsatını sağlamak maksadına matuf bulunduğunda şüphe ve tereddüt bulunmamaktadır.
Her ne kadar; istemin, temyiz sebeplerini de ihtiva edip etmemesi hususunda, maddede bir kayıt ve serahat mevcut olmamakla beraber, 212 nci maddede, temyiz sebeplerinin bildirilip bildirilmemesi hususu istemde bulunanın arzu ve isteğine terk edilmek suretiyle temyiz şartları meyanın da sayılmamış, buna mukabil, sözü gecen 215 nci maddede, gerekçeli hükmün herhalde tebliği şart koşularak istemin temyiz sebeplerini ihtiva edip etmemesi hususunda bir tefrik de yapılmamış olduğuna, esasen, bu tarz kabul; maddenin vazı maksadına olduğu kadar; gerekçeyi, dava münasebetinin teminatı sayan Anayasanın 135 nci maddesine de uygun bulunduğuna göre; Her ne suretle olursa olsun, temyiz isteminde bulunan gerekçeli hükmün her halde tebliği zorunlu görülmüştür.
SONUÇ: Hüküm, gerekçesiyle birlikte tefhim edilmiş ve temyiz dilekçe ve beyanında temyiz sebepleri de gösterilmiş olsa bile, temyiz isteminde bulunana, her halde gerekçeli hükmün tebliğ edilmesi lazım geldiğine ve Daire kararları arasındaki aykırılığın bu suretle giderilmesine 22.01.1969 tarihinde OYÇOKLUĞU ile karar verildi.
MUHALEFET SEBEBİ: As. Yrg. Us. K.nun 215/2.maddesindeki, hüküm gerekçesi ile tebliğ olunmamış ise, hükmün temyiz edildiğine ıttıla kesbeden Hakim gerekçeli kararı bir hafta zarfında tebliğ eder ibaresinin kayıtsız ve şartsız bir anlama gelmediği ve bilakis şartlı hükmü ihtiva eylediği (tebliğ olunmamış ise) kaydından anlaşılmaktadır. Bu itibarla hüküm gerekçesile birlikte tefhim edildikten ve mümeyyiz de kanuni süre içinde temyiz istemile birlikte temyiz sebeblerini de göstermiş ve dava dosyası bu halde Yargıtay'a gönderilmiş olduktan sonra gerek bu sebeblere göre gerekse resen temyiz incelemesi yapılmasına mani bir hal kalmamış bulunmaktadır.
Söz konusu madde, temyiz hakkı ile ilgili olup, gaye hükmü temyiz eden tarafa gerekçe muhtevasını bildirmek ve bir hakkın ziyaına meydan verilmesini önlemektir. Filhakika hüküm gerekçesile birlikte tefhim edilmemiş veya temyiz hakkını istimal edecek tarafa tefhim edilmiş olmasına rağmen gerekçeli kararın ayrıca tebliğini talep etmiş ise 215.maddenin sarahatı karşısında tebliğ mecburiyeti ve zarureti bulunduğunda asla bir tereddüt yoktur. Ancak hüküm yukarıda belirtildiği veçhile gerekçesile tefhim edilmiş ve mümeyyiz de kanuni müddeti içinde hem temyiz isteminde bulunmuş ve hem de temyiz sebeplerini gösterir layihasını vermiş oldukta sonra hükmü temyize yetkilinin artık kaybedilmiş bir hakkından bahse imkan kalmamış bulunması itibarile temyiz tetkikatının fuzulen geciktirilmesine sebebiyet verilmemesi için ayrıca ikinci bir tebligatı aramağa lüzum yoktur.
Şayet kanun vazıı, her halükarda gerekçenin tebliğini şart koşmuş olsa idi mezkur madde metnine, hüküm gerekçesi ile mümeyyize tebliğ olunur diye bir kayıt koyardı. Bundan çıkacak netice şudur. Gerekçe ancak temyiz yoluna başvurulduğu veya hüküm gıyapta verildiği taktirde tebliğ olunacaktır. Yüze karşı verilen ve fakat temyiz edilmeyen bir hükmün tebliğine kanuni bir mecburiyet yoktur. Aksi taktirde vicahen tefhim edilmiş olan bir hükmün gerekçesinin, hüküm temyiz edilmemiş olsa dahi tebliğ mecburiyetini kabul zarureti de ortaya çıkmış olacaktır.
Diğer taraftan Anayasa'nın 135.maddesi kararların gerekçeyi ihtiva eylemesini amir bulunmakta ise de bunun temyiz ve tebliğ işlemleri ile uzaktan veya yakından bir alakası yoktur. Anayasa, kararların gerekçeli olmasını emretmekte ve bu ana kaideye uygun olarak usul kanunlarına da hükmün gerekçesi bulunmadığı ahvalde kanuna mutlak muhalefet sebebile esasa dahi geçilmeden resen bozmayı mucip olacak mahiyette hükümler konulmuş bulunmaktadır.
Şu hale nazaran tebligat konusunu, Anayasada değil mahsus kanunlarında aramak gerektir.
Doktrine gelince; doktrin bir hakkın zıyaı bahis konusu olmadığı ahvalde fuzuli sayılacak muamelelere itibar etmez. Bilakis mükemmel bir adaletin en kısa bir zamanda tahakkuku ile cemiyete yararlı olunacağını kabul eder. Netice olarak; karar gerekçesile tefhim edilmiş olduğu takdirde müddetinde hükmü temyiz eden ve layihasını da vermiş bulunan mümeyyizin temyiz hakkı doğmuş ve temyiz tetkikatına mani olacak bir husus kalmamış ve tebligat mecburiyetini öngören haller dışında bulunmuş olduğundan gerekçeli kararın ayrıca tebliği şartı aranmaksızın ve dava dosyası bu noksanlık yüzünden geri çevrilmeden temyiz tetkikatı yapılabileceği kanısile çoğunluğu sağlayan aksi görüşe katılmamak suretile inanları birleştirmek kararına muhalifiz. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy