(353 S. K. m. 21, 22, 23, 26)
KONU: 57 nci Tümen Komutanlığı As. Savcılığının 6.2.1969 gün ve 68/316-278 sayılı yazısında; bağlı oldukları birlik veya kurumun yetkisine tabi olduğu Askeri Mahkemenin yetkisi dışındaki Askeri Cezaevinde tutuk bulundukları sırada suç işleyen asker kişilerin yetki yönünden tabi olacakları As. Mahkemenin tayini hususunda 2 nci Dairenin 2.11.1967 gün ve 67/479-481 sayılı ilamında; bu kişilerin kadro ve kuruluş itibariyle bağlı oldukları As. Birlik veya kurumun tabi olduğu As. Mahkemenin,1 nci Dairenin 13.1.1969 gün ve 69/7-5 sayılı ilamında ise; tutuk bulunduğu Askeri ceza evinin tabi olduğu Askeri Mahkemenin yetkisine tabi olduğu İçtihad olunduğu izah edilerek Daire kararları arasında beliren bu aykırılığın 127 sayılı kanunun 13. Maddesine istinaden çözümlenmesi istenmiş ve bu istem 1 nci Daire Başkanlığınca da benimsenmiştir.
İNCELEME: 7-5-1969 Tarihinde toplanan As. Yargıtay İçtihadları Birleştirme Kurulunda; As. Yargıtay 1.ci ve 2.ci Dairesinin konu ile ilgili kararları ile kanun hükümleri okunup incelendikten ve raportör üyenin açıklamaları dinlendikten sonra; konu ve uygulama itibariyle benzer olayları kapsayan bu iki karar arasında içtihad aykırılığı bulunduğuna OY ÇOKLUĞU ile karar verilip işin esası görüşüldü.
GEREKÇE: Yapılan inceleme ve müzakere sonunda
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: 353 Sayılı As. Yargılama Usulü Kanunun 21.maddesi;
(As. Mahkemelerin yetkisi, nezdinde As. Mahkeme kurulan kıt'a komutanı veya kurum amirinin kadro ve kuruluş itibariyle emri altında bulunan kişiler ile Adli bakımdan kendisine bağlanmış birlik veya kurumun mensupları hakkında caridir) hükmünü ihtiva etmekte olup maddeye göre As. Mahkemelerin yetkileri; Ceza yargılama usulünün aksine olarak, suçun işlendiği yer esasına değil, Askerliğin özelliği itibariyle genel olarak kadro bağlantısı esasına istinat eylemektedir. Bununla beraber aynı kanunun 22 ve 23.maddeleri ile Askeri Yargıya tabi olup da kadro ve kuruluş itibariyle hangi Askeri Mahkemenin yetkisine girdikleri belli olmayan kişiler ile, bir As. Birlik veya kurumda geçici olarak görevlendirilen asker kişiler yer itibariyle yetki kaidesine uygun olarak bölgelerinde bulundukları yahut görevli oldukları birlik veya kurumun bağlı bulunduğu askeri mahkemenin yetkisine tabi kılınmış ve aynı kanunun 26.maddesi ile de bu yetkinin kadro esası dışında genişletilip daraltılmasına imkan verilmek suretiyle bu genel kaide mümkün mertebe yer itibariyle yetki kaidesine uydurulmaya çalışılmıştır. Aslında, kadro bağlantısını esas alan kaidenin sabit karakter arz etmemesi bu sebebe istinad ettiğinden 26.maddeyle yapılan yetki genişletilmesinde ve daraltılmasında kadro bağlantısı devam etmekte olmasına rağmen yer itibariyle yetki kaidesinin pratik faydası ve ihlal edilen disiplinin iadesi görüşü hâkim olmaktadır.
Gerçektende, davanın bu suretle suçun işlendiği yerde görülmesinin gerek suçla bozulan kamu düzeni ve Askeri disiplinin yeniden tesisi ve gerekse delillerin kolaylıkla toplanması ve davanın süratle intaci gibi ceza adaletinin usul yönünden sürat, emekte tasarruf, hakikat ve cezanın ibret olması isteğini gerçekleştirdiğinde şüphe ve tereddüt bulunmamaktadır. (Carrara" programma" 880).Filhakika; bağlı oldukları birlik veya kurumun yetkisine tabi olduğu As. Mahkemenin yetkisi dışındaki As.Ceza evinde tutuklu yahut hükümlü bulundukları sırada suç işleyen Asker kişilerin de genel yetki dışındaki istisnalar arasında mütalaa edildiğine dair kanunda bir kayıt ve sarahat mevcut değilse de, asıl birliği ile kadro bağlantısı devam etmekte olmasına rağmen cezaevi kuvvesinde gösterilmekte olan bu kişilerinde bir askeri birlik veya kurumda geçici olarak görevlendirilen Asker kişilerde olduğu gibi ve hatta daha ileri olarak o birlik veya kurumun emri altına girmek suretiyle aralarında bir disiplin münasebeti teessüs ettiği ve işlenilen suçla da o birlik veya kurumun disiplinin ihlal edildiği her türlü izahtan varestedir.
SONUÇ VE KARAR: Yukarıda izah edilen sebepler muvacehesin de; kadro ve kuruluş itibariyle bağlı olduğu birlik veya kurumun yetkisine tabi bulunduğu askeri mahkemenin yetkisi dışındaki bir askeri cezaevinde tutuklu yahut hükümlü iken suç işleyen asker kişilerin de; As. Y.U.K.nun 23ncü maddesinde yazılı; (Bir askeri birlik veya kurumda geçici olarak görevlendirilen asker kişilere kıyasen) tutuklu yahut hükümlü bulundukları Askeri Cezaevinin bağlı olduğu Askeri mahkemenin yetkisine tabi olduklarına ve 1 ve 2.Daire kararları arasındaki aykırılığın bu suretle çözümlenmesine 7-5-1969 Tarihinde OYÇOKLUĞU ile karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ: 1- Mahkemelerin yer itibariyle yetkileri Ceza muhakemeleri usulü kanununda genel olarak coğrafi ve mülki yönlerden suçun işlendiği yer olarak tayin edilmiş olmasına rağmen, Askeri mahkemelerin yer itibariyle yetkisi, bunun aksine, failin suçu işlediği anda tabi olduğu kuruluş ve kadro ile tespit edilmiştir.
Başka bir deyişle Askeri Yargıda genel yetki, sanıkların kadro bağlılığı esasına müstenittir.
353 Numaralı kanunun 21 nci maddesinde bu genel kurulan kıt'a komutanı veya Askeri kurum amirinin kadro ve kuruluşu itibariyle emirleri altında bulunan kişiler" denmek suretiyle açıklandığı gibi mülga 1631 sayılı Askeri muhakeme usulü kanununun 17 nci maddesinde de "Amiri Adlilerin adli salahiyetleri ancak kendi emirleri altında bulunan şahıslar hakkında caridir" şeklinde belirtilmiştir. Bu kanunların mehazı olan devletlerin Askeri muhakeme usulü kanunlarında da aynı prensip benimsenmiştir.
Bu bakımdan Adli Yargıdaki yer itibariyle yetki meselesi ile Askeri yargıdaki yetki meselesi sistem itibariyle birbirlerinden tamamıyla farklıdır.
Bunun böyle olmasında da zaruret vardır. Zira T.C.K.nu mülki olduğu halde askeri ceza kanunları daha ziyade şahsidir.
Genel ceza kanunları neşir ve ilan edilmediği yerlerde, istisnalar dışında genellikle uygulanmadıkları halde, Askeri ceza kanunları "Asker, kıt'asını ve bayrağını takip eder" prensibine istinaden her gittiği yere, kendi kanununu da götürür. Genel ceza kanunlarındaki müeyyideler, suçun işlendiği yerdeki tepkinin karşılığını teşkil etmesine rağmen askeri ceza kanunun da yer alan hükümler, emir ve kuruluşun da bulunduğu kıt'anın disiplin ve otoritesini, yani mutlak olan itaat ve inkiyadı bozduğu esasına dayanır.
2- Suçun; işlendiği yerin sükun ve asayişini bozması, suç delillerinin o yerde olması ve adaletin süratle ve ekonomik şekilde sağlanması gibi hususlar, tali bir mesele olup, bu düşünceler 353 numaralı kanunun 21.maddesinin son fıkrasında adli bağlantı suretiyle, yani, bir kıt'a veya kurum mensubunun kuruluş ve kadrosu dışında, nezdinde askeri mahkeme kurulan başka bir kıt'a veya askeri kurum amirine adli yönden bağlı kılınmak suretiyle tecviz edilmiş ve aynı kanunun 26 ncı maddesi ile de yetkinin genişletilmesi veya daraltılması hususunda hal ve şartlara göre M.S. Bakanlığına geniş ve mutlak bir takdir hakkı tanınmıştır.
Bu hal dışında, Askeri Yargıtay tarafından kıyas ve benzetme yolu ile ve bir bakıma M.S. Bakanlığına tanınan hakkın kullanılması şeklinde bir Askeri Mahkemenin yetkisinin daraltılmasına veya genişletilmesine kanunen imkan yoktur.
3- 353 Numaralı Kanunun 22 nci maddesi özel yetki matlabı altında genel yetki prensibine istisnai bir kaide koymuş ve Askeri Mahkemelerin yetkisine tabi olup ta kadro ve kuruluş itibariyle hangi Askeri Mahkemenin yetkisine girdikleri belli olmayan kişilerin bölgesinde bulundukları veya suç işledikleri yerdeki Askeri birlik veya kurumun bağlı bulunduğu Askeri mahkemenin yetkisine tabi olacakları açıklanmıştır.
Mülga 1631 sayılı Askeri Mahkeme Usulü Kanununun 20 nci maddesine mütenazır olan bu hüküm ile Askeri Yargıtay'a tabi olmasına rağmen kuruluş ve kadro itibariyle hangi kıt'a komutanı veya Askeri Kurum Amiri nezdindeki Askeri Mahkemede yargılanacakları belli olmayan ve adli bağlantı veyahut kanunda ön görülen diğer suretlerle de yargı yeri tesbit edilemeyenler için yetkili olacak Askeri Mahkemeler gösterilmiştir. Ayni zamanda bu; yazılışındaki açık ibarede de görüldüğü veçhile genel kaideden ayrılmanın zorunlu kıldığı tabii bir neticedir.
Bu gibilerin bölgesinde bulundukları veya suçu işledikleri yerdeki Askeri Birlik veya kurumun bağlı bulunduğu Askeri Mahkemede yargılanabilmeleri için her halde kadro ve kuruluş itibariyle hangi kıt'a veya Askeri Kurum amirinin nezdindeki Askeri Mahkemede yargılanacağının belli olmaması şarttır. Şayet kuruluş ve kadro itibariyle bağlantı mevcut ve belli ise, bunlar hakkında genel yetki kaidesi uygulanacağından şüphe edilemez.
4- Kanun koyucunun genel kaide dışında öngördüğü bir diğer özel yetki de 353 numaralı kanunun 23 ncü maddesinde yer almış bulunmaktadır. Bu maddeye göre Asker kişilerin kuruluş ve kadro itibariyle bağlı olmadıkları bir kıt'a komutanı veya Askeri Kurum amiri nezdindeki Askeri mahkemede yargılanabilmeleri için, o mahkemeye bağlı bir askeri birlik veya askeri kurumda kurs, staj v.s. gibi sebeblerle geçici olarak görevlendirilmesi ve suçun bu görevin devamı süresinde işlenmesi iktiza eder. Vazıı kanun geçici olarak görevlendirmede ve bu görevin devamı sırasında o asker kişiyi, görevlendirildiği birliğin mensubu gibi kabul etmiş ve kişinin fiil ve hareketlerini, o kıt'anın disiplin ve otoritesi ile ilgili görmüştür. Nitekim, bu kişilerin memuriyetle başka bir komutanın yetkili olduğu bölgeye gönderilmeleri kafi olmayıp, ayrıca ve bilhassa bu komutanın emrine girmeleri de lazım gelmektedir.
5- Kuruluş ve kadrosu itibariyle hangi komutanın veya askeri kurumun emrinde bulunduğu belli olan bir asker kişinin yargılanacağı askeri mahkeme 353 numaralı kanunun 21.maddesi amir hükmü ile tayin ve tesbit edilmiş olmasına rağmen ve ayni kanunun 23 ncü maddesinde yer alan çok açık istisnalar içinde yer almadığı halde tutuklama, hapsedilme ve diğer bir sebeple el altında bulundurma halinin, geçici görevlendirme ile kıyaslanarak ayni mahiyette görülmesi ve kanun koyucunun irade ve maksadı dışında yetki çevresinin genişletilmesi son derece hatalı bir kabul şekli olup, hiçbir yönü ile tecviz edilemez. Aksi görüşün kabulü, 353 numaralı kanunun 21 nci maddesinde yer alan genel yetki prensibinin değiştirilmesini, 23 ncü maddedeki vazıı kanunun açık iradesinin ve muayyeniyet prensibinin ihlalini intac edecek ve dolayisiyle kanun koyucunun objektif iradesi ile belli edilen maksad dışına çıkılmış olacaktır. Bu hal ise birçok garip neticeler ve içinden çıkılmayacak ihtilaflara yol açacaktır. Esasen istisnaların ve hasrı tahsislerin geniş bir tefsire tabi tutulmamaları ve bilakis dar bir şekilde yorumlanmaları genel kaide olup, tadat ve tahdit varsa, bunlara ıtlâki mana verilmemesi ve benzetme ve emsal gösterme yapılmaması icap eder.
Kaldı ki; tutuklama ve hapis gibi sebeblerle askeri ceza ve tutuk evine kapatılan asker kişilerin, o yerde işledikleri bir suçtan dolayı ceza ve tutuk evinin bağlı bulunduğu komutanlık veya askeri kurum amirliği nezdindeki askeri mahkemede duruşmalarının yapılması, her zaman adalette sürat ve ekonomi sağlayamayacağı gibi muhtelif komutanlık ve askeri kurumun bulunduğu bir yerde işlenen suçun sadece ceza ve tutuk evinin bağlı olduğu birliğin itaat ve disiplinini bozduğu da idda edilemez. Şayet; Askeri Mahkemelerin yetkilerinin tayininde yukarıda açıklanan nedenler kafi gelse idi izin, istirahat ve görev v.s. sebeblerle başka bir mahalde bulunan asker kişilerin, o yerde işledikleri suçlardan dolayı yargılanmalarının da, bölgesinde bulunduğu komutanlık veya askeri kurum amirliğinin bağlı olduğu askeri mahkemede yapılması kanun koyucu tarafından öngörülürdü. Mülga 1631 Sayılı Askeri Mahkemeler Usulü Kanunun 17 nci maddesinde mevki ve müstahkem mevki komutanlarına bazı suçlar sebebi ile özel yetki tanındığı halde 353 numaralı kanununda böyle bir hükmün yer almamış olması da, kanun koyucu tarafından yukarıda açıklanan sebeplerin yetki tayinine esas alınmadığını göstermektedir.
Bu itibarla 353 numaralı kanunun 23 ncü maddesi hükmü ile bir güna ilgisi bulunmayan tutuk ve hapislerin 21 nci maddedeki genel kaidenin amir hükmü dışında benzetme ve kıyas yolu ile asıl yetkili bulundukları Askeri mahkeme dışında, başka bir askeri mahkemede muhakeme edilmelerini kabul eden İçtihatları Birleştirme Kurulunun çoğunluk kararına muhalifiz. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy