(334 S. K. m. 133)
KONU: Askeri Yargıtay 1 nci Dairesinin, Kıbrıs'ta bulunan Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına savaş hükümlerinin uygulanmasını öngören Bakanlar Kurulunun 25.11.1974 gün ve 7/9089 sayılı kararnamesi ilgili kanunlara aykırı olup, bu kararnameye dayalı olarak savaş hükümlerinin uygulanmasının olanaksız bulunduğu düşüncesi ile (Suç tarihinde harp ve muhasemat halinin devam edip etmediğinin ilgili ve yetkili mercilerden araştırılması ve sonuca göre uygulama yapılması gerekeceğine ) dair Askeri Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 24.5.1977 gün ve 1977/2-2 sayılı kararının değiştirilmesine ve sözü geçen kararnameye dayalı olarak savaş hükümlerinin uygulanamıyacağına karar verilmesine ilişkin isteminin incelenmesinden ibarettir.
İNCELEME: Kıbrısta bulunan Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına savaş hükümlerinin uygulanmasına ilişkin Bakanlar Kurulu Kararnamesi 1211 numaralı Seferberlik Kanununun 4790 numaralı kanunla değişik 3 ncü maddesine dayalı bulunmaktadır.
Anılan madde aynen şöyledir:
"1. Seferberlik icaba göre ya genel veya kısmidir.
2. Olağanüstü hallerde seferberlik ilan edilmeksizin harp ilan edildiği veya muhasemat fiilen başladığı takdirde kanunlarda yazılı sefere ve seferberliğe ait hükümlerle yine kanunlarda harp hali, harp zamanı, harp esnası gibi hallerde uygulanacağı yazılı hükümlerden hangilerinin, nerelerde veya ne zaman uygulanacağı ve bunlardan ne suretle vazgeçileceği Bakanlar Kurulu kararıyla belirtilir ve ilan olunur. Bu karar Büyük Millet Meclisine arzolunur.
3. Şu kadarki, harp halinin suçun asli unsurunun teşkil ettiği hallerde fiili muhasematın başlaması ile bu hükümler salt olarak yürürlüğe girer."
Hükmün açık seçik sözünden duraksamasız anlaşıldığı üzere 3 ncü fıkrada sözü edilen harp halinin suçun aksi öğesini oluşturan haller dışında seferberlik ilan edilmeksizin savaş ilan edildiği veya muhasemata fiilen başladığı takdirde savaş hükümlerinden hangilerinin, nerelerde ve ne zaman uygulanacağını takdir ve saptamaya Bakanlar Kurulu yetkili kılınmıştı. Ancak ne var ki, yetkiyi veren 2 nci fıkranın başında işaret edildiği gibi bu yetki ancak "olağan üstü" ve "seferberlik ilan edilmesi" hallerinde kullanılabilecektir. Başka bir anlatımla; seferberlik olmadan savaş ilan edilmiş veya fiilen çarpışma başlamış olsa dahi şayet "olağanüstü" hal ilan edilmemişse Bakanlar Kurulunun savaş hükümlerinin uygulanmasına karar verme yetkisi yoktur.
"Hükmün" beş seneden beri devam eden olağanüstü hallerde seferberlik ilan edilmediği halde cezai ve hukuki mahiyetteki seferberliğe ait bir çok hükümler hariç olmak üzere seferin bir çok icapları yapılmıştır. Halende resmen seferberlik ilan edilmediği halde kamutayca görülen lüzum üzere 20 Şubat 1945 tarihinde Almanya ve Japonyaya harp ilan edilmiştir.
Halbuki mevcut kanunlarımızda sefere ve harbe ait cezai ve hukuki hükümlerin tatbiki seferberliğe ve harp vukua geldiği zamana münhasır kalmıştır. Bugünkü durumda olduğu gibi olağanüstü hallerde veya olağanüstü hal içinde iken harp ilanı halinde sefere, seferberliğe ve harbe ait hükümlerin tatbik edileceğine dair kanuni bir sarahat olmadığı gibi bugünkü durum icabı olarak herhangi bir yerde ve bir zamanda seferberlik ilan edilmeksizin dahi fiili bir çarpışma olabilir. Bu zamanda ise seferberliğe ait gerek hukuki gerekse cezai hükümlerin tatbiki icap edebilir. İşte bu gibi zamanlarda hükümetin yüksek kamutaydan aldığı yetkiye dayanarak seferi hükümlerle harp hükümlerinden hepsinin veya gerekli bir kısmının tatbik sahasına konması zarureti hasıl olabilir." biçimindeki gerekçesinde (10.5.1945 gün ve 71-321/6-1025 sayılı hükümet gerekçesi) ceza kanunlarındaki savaş hükümlerinin uygulanmasının ancak seferberliğin ilan edilmesi ile olanaklı olduğu, oysaki olağanüstü hallerde seferberliğin bir çok icaplarının yerine getirilmesine karşın savaş hükümlerinin uygulanamamasının oluşturduğu çelişkiyi ortadan kaldırma amacına yönelik olarak bu hükmün getirilmesine zorunluk duyulduğunun belirtilmek istenilmiş olması bu düşünceyi doğrulamaktadır.
Şu halde Bakanlar Kurulunun, yetkisini kanuna uygun bir biçimde kullanıp kullanmadığının saptanması yönünden kararın alındığı zaman olağanüstü halin var olup olmadığının tartışılması gerekir.
334 numaralı Anayasanın 133 ncü maddesi; olağanüstü halin tanımını yapmamış, sadece "Olağanüstü hallerde vatandaşlar için konulabilecek para, mal ve çalışma yükümleri ile bu hallerin ilanı, yürütülmesi ve kaldırılması ile ilgili usuller kanunla düzenlenir.) hükmünü getirmiştir. Anayasanın bu zorlayıcı hükmüne karşın 1961 yılından bugüne kadar olağanüstü kanunu çıkarılmamıştır.
Bu durumda (olağanüstü) halin mahiyetini açıklayan tek kanun, 26 Ocak 1940 gün ve 3780 numaralı Milli Korunma Kanunudur.
Anayasa Mahkemesinin 2.12.1963 gün ve 1963/136-285 sayılı kararı ile de yürürlükte olduğu doğrulanan bu kanun, Bakanlar Kurulu kararı ile uygulamaya konup, gene aynı yol ile uygulamadan kaldırılabilmektedir. Milli Korunma Kanunu Bakanlar Kurulunun 19.2.1940 gün ve 2/12877 sayılı kararnamesi ile uygulamaya konmuş ve 20 yıl uygulandıktan sonra da 16.9.1960 gün ve 5/322 sayılı kararname ile uygulamadan kaldırılmıştır.
Anılan kanunun 1 nci maddesinde olağanüstü hallerin neler olduğu sayılmış 2 ve 3 ncü maddeleri ilede bu hallerin başlangıcının ve bitiminin hükümetçe kararlaştırılıp ilan edileceği hükme bağlanmıştır. Ceza hükümlerini içeren kanunlarda olağanüstü hallerin tesbit ve ilanındaki 4276 numaralı kanunda "........fevkalade haller başlangıcı ve sonucu 3780 numaralı Milli Korunma Kanununa göre icra vekilleri heyetince tesbit ve ilan edilmiş olan hallerdir." hükmünü getirerek, ceza uygulamasında olağanüstü halin hukuki değerlendirilmesinin ancak Milli Korunma Kanununa göre yapılabileceğini belirlemiştir.
Ülkemizde 16.9.1960 yılından bu yana ilan edilmiş olağanüstü hal bulunmadığına göre Bakanlar Kurulunun, Seferberlik Kanununun 3 ncü maddesi 2 nci fıkrasına dayalı olarak savaş hükümlerinin uygulanmasına karar vermesi olanağından söz edilemez.
Kanunun tartışılması sırasında bazı üyeler, hükümde "harp ilan edilmesi edildiği" sözcükleri ile "muhasemat fiilen başladığı" sözcükleri (veya)bağlacı ile ayrıldığına göre cümlenin başındaki "olağanüstü hallerde" deyiminin sadece "harp ilan edilmesi" haline bağlı bulunduğu; bu itibarla "muhasematın fiilen başlaması" hallerinde "olağanüstü hal" olmadan da Bakanlar Kurulunun savaş hükümlerinin uygulanmasına karar verme yetkisinin bulunduğunu savunmuşlarsa da;
Hükmün ilk cümlesinin başında bulunan "olağanüstü hal" ve "seferberlik ilan edilmemiş olması" yetkinin kullanılmasının zorunlu koşulları niteliğindedir. Aksi düşünce kabul edildiği takdirde "muhasematın fiilen başlaması" halinde "olağanüstü hal" ve "seferberlik" ilan edilip edilmediğine bakılmaksızın Bakanlar Kuruluna savaş hükümlerinin uygulanıp uygulanmıyacağına karar verme yetkisi tanınmış olacaktır. Başka bir anlatımla, seferberlik ilan edilmiş olsa dahi, savaş hükümlerinin (sadece savaş halinin suçun ağırlaştırıcı sebep kabul edildiği suçlarda) uygulanması için Bakanlar Kurulunun kararnamesi aranacaktır. Oysaki ceza kanunlarında, seferberlik ilan edilmesi halinde "savaş hükümlerinin " uygulanması zorunluluğu kesin olarak kabul edilmiştir. Şu halde hüküm, aksi düşüncede olanlar gibi yorumlandığı takdirde seferberlik ilan edilmiş olmasına karşın muhasemat başlaması halinde Bakanlar Kurulunca savaş hükümlerinin uygulanmasına ilişkin bir karar bulunmadıkça savaş hükümlerinin uygulanamaması gibi ceza kanunlarının açık ve mutlak hükümlerine ters düşen bir durum doğacaktır. Bu nedenledir ki; "Olağanüstü hallerde" sözcükleri de "seferberlik ilan edilmeksizin" sözcükleri gibi "veya" bağlarından evvel cümlede yer aldığına göre "olağanüstü hal" koşulunu hem savaş ilan edilmesi hem de, muhasematın fiilen başlaması haline bağlı kabul etmek zorunluluğu bulunduğundan çoğunluk aksi düşünceyi benimsememiştir.
Diğer taraftan hal böyle olsa dahi, idari bir işlem olan Bakanlar Kurulu Kararnamesinin kanuna uygun olup olmadığının adli yargı organlarınca tartışılamıyacağı bu itibarla bu karar yürürlükte kaldığı sürece kararname hükümlerinin uygulama zorunluluğu bulunduğu düşüncesini savunan üyeler olmuş ise de;
Ceza hukukunda en önemli kural "kanunsuz suç ve ceza olmaz" kuralıdır. Savaş hükümleri, normal hallerde işlenen suçlara verilen cezalardan daha ağır cezaları içermektedir. Bu nedenledir ki bu uygulamayı gerektiren dayanağın kanuna uygun olması bu kuralın doğal sonucudur. Bakanlar Kurulu savaş hükümlerini uygulama yetkisini kanundan aldığına göre, böyle bir karara dayalı ceza uygulamasının kanuniliğinde duraksama söz konusu değildir. Ancak kararın, bu yetkiyi veren kanundaki koşulların gerçekleşmiş olması halinde verilmesinin zorunluluğu da bir gerçektir; ancak böyle bir halde bu karara dayalı ceza uygulaması kanunilik niteliğini kazanacaktır. Yukarıda açıklandığı gibi kanun, Bakanlar Kuruluna ancak "olağanüstü" hallerde savaş hükümlerini yürürlüğe koyma yetkisini vermiştir. Söz konusu kararın verildiği sırada ve halen Türkiye'de ilan edilmiş "olağanüstü" hal bulunmadığından kararın kanuni koşullar gerçekleşmeden alındığı sonucuna varılacaktır. Hal böyle olunca böyle bir karara dayalı ceza uygulaması da kanunsuz ceza olmaz kuralına ters düşecektir.
Ceza uygulaması yapan yargı organları, cezaların kanuna dayalı olup olmadığını araştırmaya yetkili ve yetkili oldukları kadar zorunlu bulundukları kuşkusuzdur. Yapılan incelemede Bakanlar Kurulunun söz konusu kararnamesinin kanuna aykırı olduğunun anlaşılması karşısında bu kararnamenin ceza uygulaması ile ilgili hükümlerinin uygulanması "kanunsuz ceza olmaz kuralı"na ters düştüğünden uygulanmaması doğal bulunmuş; bu itibarla kararname yetkili makamlarca ortadan kaldırılmadığı sürece uygulanması gerektiğini ileri süren üyelerin düşünceleri de çoğunluk tarafından benimsenmemiştir.
Gerek 4790 sayılı kanunun gerekçesinde belirtildiği gerekse 1211 numaralı Seferberlik Kanununun 3 ncü maddesi 3 ncü fıkrasında açıkca işaret olunduğu gibi, kanunlarda, savaş halinin suçun asli unsurunu oluşturduğu hallerde muhasematın başlaması ile savaş hükümlerinin mutlak olarak uygulanması zorunluğu bulunduğundan bu hallerde Bakanlar Kurulunun herhangi bir karara gerek olmadığı kuşkusuz olup, esasen bu husus anlaşmazlık konusu yapılmamıştır.
SONUÇ VE KARAR: Yukarıda açıklanan nedenlerle:
1. İnceleme sonucu: Suç tarihinde savaş hali veya ceza fiili muhasematın devam ettiği anlaşıldığı takdirde Bakanlar Kurulunun kararnamesine uygun olarak savaş hükümlerinin uygulanmasına, aksi halde uygulanmaması sonucunu içeren Askeri Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 25.5.1977 gün ve 1977/2-2 sayılı kararın değiştirilmesine,
2. Bakanlar Kurulunun, (Kıbrıs'ta bulunan Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına savaş hükümlerinin uygulanmasına ) ilişkin 25.11.1974 gün ve 7/9089 sayılı kararnamesi, 1211 numaralı Seferberlik Kanununun 3/2 maddesine 3780 numaralı Milli Korunma Kanununa, 4276 numaralı ceza hükümlerini içeren kanunlarda fevkalade hallerin tesbit ve ilanı hakkındaki kanuna aykırı olarak (olağanüstü hal) ilan edilmeden çıkarılmış bulunduğundan, bu kararnameye dayalı olarak ve sadece savaş halinin suçun ağırlaştırıcı hal kabul edildiği suçlara münhasır olmak üzere savaş hükümlerinin uygulanamıyacağına 2.7.1979 tarihinde Hakim Tümgeneral Sabri KİRİŞOĞLU, Hakim Tuğamiral Yusuf ERYILMAZ, Hakim Albay Yaşar YÜCEDAĞ, Hakim Albay Hikmet TAVUKCUOĞLU, Hakim Albay Sait DABAK, Hakim Albay Servet TÜZÜN, Hakim Albay İsmail MURATOĞLU, Hakim Albay Suha UMURHAN, Hakim Albay Abdullah KÜÇÜKYILMAZ, Hakim Albay Keramettin ÇELEBİ, Hakim Albay Yaşar ÇİFTÇİOĞLU, Hakim Albay Necati AKAGÜNDÜZ, Hakim Albay Hasan ÇELİKKALE, Hakim Albay Feridun BALATLIOĞLU'nun karşı oyları ile ve 2.7.1979 tarihinde ekseriyetle karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ: 1- 1211 sayılı Seferberlik Kanununun 4790 sayılı yasayla değişik 3 ncü maddesi, 2 nci fıkrasında; Olağanüstü hallerde, seferberlik ilan edilmeksizin harp ilan edildiği veya muhasemat fiilen başladığı takdirde, kanunlarda yazılı sefere ve seferberliğe ait hükümlerle yine kanunlarda yazılı harp hali, zamanı ve esnası gibi hususların uygulanması hükmüne dayalı olarak, Bakanlar Kurulunca 25.11.1974 gün ve 7/9089 sayılı kararnamesinde Kıbrısta girişilen barış harekatı dolayısiyle,
a) Kıbrısta bulunan Türk Silahlı Kuvvetleri Mensuplarına ilişkin (1) sayılı;
b) 1076 sayılı Yedek Subayları ve Yedek Askeri Memurlar Kanunu ile 1111 sayılı Askerlik Kanunu kapsamına giren bütün hükümlüler hakkında (2) sayılı, cetvellerde gösterilen kanun hükümlerinin 20.7.1974 tarihinden geçerli olmak üzere uygulanacağı belirlenmiştir. Sözü edilen 4790 sayılı yasada yazılı sefere ve seferberliğe ait hükümlerle, kanunlardaki harp hali, harp zamanı ve esnası gibi hükümlerin hangilerinin nerelerde ve ne zaman uygulanması gerekeceği ve bunların takdiri yasayla Bakanlar Kuruluna bırakılmış olması bir hakimiyet başka deyimiyle idari bir tasarruf niteliğinde açıklık kazanmaktadır.
Kıbrıs barış harekatı nedenine dayalı olarak Bakanlar Kurulunca alınan ve beş yıldan fazla bir süre idari, mali, ve cezai sonuçlar itibariyle uygulanan ve yasal sonuçlar doğuran idari bir tasarrufun yok kabul edilmesi Anayasamızın 30 ve 114 ncü maddelerine ters düşen bir sonucu doğurur. Söz konusu idari işlemin yetki, şekil, sebep ve konu yönünden iptali ve islahı idari yargı mercileriyle, idarenin yetki ve görevine giren hususlar olması nedeniyle, söz konusu Bakanlar Kurulu kararnamesinin ceza uygulanması yönünden dahi olsa yok farzedilerek aksine uygulama yapılması Askeri Yargıtayın yetkisi dışında kalan bir husustur.
2- Harp hali ve fiilen muhasematın (çarpışmanın) başlaması Anayasanın 124 ncü maddesinde belirli olağanüstü hallerden daha vahim ve zorunlu bir hal olması karşısında, Kıbrıs barış harekatının başlangıcı ile savaşı gerektirecek bir durumun ortaya çıkması her türlü şüphe dışında kalan olağanüstü bir yönetim şekli olan sıkıyönetimin ilanı da dikkate alındığında Anayasanın 124 ncü maddesinde belirli olağanüstü halin bulunduğunun kabulü zorunluluk kazanmaktadır. Aksi halde, harp hali ve fiili çatışmanın zuhur ettiği bir durumda olağanüstü halin bulunmadığı gibi ters bir sonuç ortaya çıkar.
Böylece; 4790 sayılı yasanın 3 ncü maddesinde ani bir çatışmanın başlaması ile seferberlik ve harp hükümlerinin zaman ve kapsam itibariyle nasıl uygulanacağının düzenlenmesini yasa koyucu Bakanlar Kuruluna bıraktığı yasa metnindeki olağanüstü hallerde, muhasematın başlamasının veya edatı ile ayrılmış olması da durumu açıklığa kavuşturmaktadır. Bu nedenlerle, gerek yetki ve gerek esas yönden aksi görüşe dayalı çoğunluk kararına karşıyım.
KARŞI OY GEREKÇESİ: Anayasamızın 114 ncü maddesi, idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolunun açık olduğunu hükme bağlamış, yine Anayasanın 140 ncı maddesinde Danıştayın işlevi belirlenmiş ve Askeri kişilerle ilgili idari eylem ve işlemin yargı denetiminin Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde yapılacağı gösterilmiştir. Burada sözü geçen işlem ve eylem kelimelerinin manası ve kapsamı yargı organlarının içtihatlarıyla belirlenecektir. Bununla beraber, Danıştay Kanununun 30 ncu maddesinin gerekçesinde bu kararların açıklanmasına yer verilmiş. İşlem tabirinin; idari makamlar tarafından gerek tüzük, yönetmelik gibi objektif tanzimi tasarruflar ve gerek bunların ve kanunların uygulanması zımnında, karar ve muamele ve başka adlar altında, idari maksatla tesis olunan her çeşit hukuki tasarruflar; idari eylem tabirinin ise, idarenin tamamen maddi olan fiil ve hareketlerini ifade ettiği düşünülmüş ve Danıştay Kanununun çeşitli maddelerinde bu anlamda kullanılmışlardır.
Bakanlar Kurulunun 25.11.1974 gün 7/9089 sayılı kararında: Kıbrısta girişilen barış harekatı dolayısıyle:
1- Kıbrısta bulunan Türk Silahlı Kuvvetleri Mensuplarına ilişik (1) sayılı;
2- 1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askeri Memurlar Kanunun ile 1111 Askerlik Kanunu kapsamına giren bütün hükümlüler hakkında da (2) sayılı, cetvellerde gösterilen kanun hükümlerinin 20.7.1974 tarihinden geçerli olmak üzere uygulanması; M.S. B.lığının 20.11.1974 günlü ve kanun 824/1-74 sayılı yazısı üzerine, 1211 sayılı Seferberlik Kanunun 4790 sayılı kanunla değişik 3 ncü maddesine göre, Bakanlar Kurulunca 25.11.1974 tarihinde kararlaştırılmıştır.
denmektedir.
Bu kararın, Seferberlik Kanunun 3 ncü maddesine müsteniden alınmış bir işlem niteliği taşıdığı kuşkusuzdur.
1211 sayılı kanunun 4790 sayılı kanunla tadil edilen 3 ncü maddesinin 2 nci fıkrasının:
Olağanüstü hallerde seferberlik ilan edilmeksizin harp ilan edildiği veya muhasemat fiilen başladığı takdirde kanunlarda yazılı sefere ve seferberliğe ait hükümlerle yine kanunlarda harp hali, zamanı ve esnası gibi hallerde uygulanacağı yazılı hükümlerden hangilerinin nerelerde veya ne zaman uygulanacak..... hükmüne müsteniden Bakanlar Kurulunun yukarıdaki kararı almış bulunmaktadır.
Madde gerekçesinde de yer aldığı gibi belirtilen hallerin mevcut olup olmadığının takdiri Bakanlar Kuruluna aittir. Bakanlar Kurulunun bu tasarrufu hakimiyete, amme kudretine dayandığı kuşkusuzdur. İdarenin bu tür hakimiyet tasarruflarında üç hal söz konusu olabilir:
1- İşlemler hukuken sağlıklıdır. Hukuken geçerlidir ve bütün neticeleri ile hukuki sonuçlar doğurur.
2- İşlemler kusurludur, sakattır, muayyen hukuki neticeleri doğurabilir, bütün hukuki sonuçlarını tam bir muhteva ile veremez.
3- İrade izhar edilmiştir, fakat o kadar sakat, o kadar bozuktur ki hukuki sonuçlar doğurması arzulandığı halde hiçbir hukuki sonuç doğurmaz. Bu irade beyanına hiçbir hukuki netice bağlanmaz.
O halde hukuk karşısında bu irade beyanı yok sayılır, yok hükmündeki tasarruflar da hükümsüzdür.
Veyahut tasarrufun sakatlığı çok ağır ve ciddi olmayabilir. Bu halde tasarruf iptal sebebidir. Bu gibi işlemler hukuken doğmuş, fakat iptali istenebilir.
Kıbrıs Barış Harekatı sebebiyle Bakanlar Kurulunca alınmış beş seneden beri idari, mali ve cezai sonuçlar doğurmuş ve hakimiyet tasarruflarından olan bu kararın yok hükmünde kabulü hukuken mümkün değildir. O halde, bu işlem iptali veya islahı gereken bir işlem niteliğinde olabileceğinin düşünülmesi gerekir. Eğer bu işlemde yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden bir sakatlık varsa bunun düzeltilmesi ya idare tarafından yapılır veya idari yargı yerinde açılacak bir iptal davası neticesinde verilecek karar icabı ortadan kaldırılır. Belirtilen yasal yollardan bu işlem kaldırılmadıkça, diğer bir deyimle yetkili yargı kurallarınca bu işlemlerin hukuka aykırılığı tespit edilmedikçe veya idarece aynı sebeplerle geri alınmadıkça yahut idari yargı merciinde yürütülmesi durdurulmadıkça bu karara uyulma zorunluğu bulunduğu düşüncesiyle ve bir Ceza Mahkemesi niteliğinde olan Askeri Yargıtay Genel Kurulunca, adı geçen Bakanlar Kurulu Kararının -ceza uygulaması yönünden dahi olsa-Yok farzedilmesinde, diğer bir manada bu işlemin hükümsüzlüğü hususunda bir karar ihdas etmesinde fonksiyon gasbı olduğu ve dolayısiyle yasal isabet bulunmadığı görüşüyle çoğunluk kararına karşıyım.
EK GEREKÇE: Seferberlik Kanunun 4790 sayılı kanunla değişik 3 ncü maddesine istinaden, harp hükümlerine ilişkin olarak Bakanlar Kurulunun karar alabilmesi için öncelikle madde metninde yer alan olağan üstü hal durumunun varlığı gerekir.
Ancak olağan üstü hali çoğunluk gerekçesinde belirtilen halleri de kapsamak üzere daha geniş düşünmek gerektiği görüşündeyim.
Şöyle ki; 20 Temmuz 1974 tarihli Kıbrıs barış hareketi nedeni ile Savaşı gerektirecek bir durumun baş göstermesi gerekçesi ile sıkıyönetim ilan edilmiş ve T.B.M.Meclisi tarafından onanmıştır. Anılan (gerekçe) ile ilan edilen sıkıyönetim; olağan üstü halin en önemlilerinden biridir.
Savaş hükümlerinin yürürlüğe konulduğu tarihte, savaşı gerektirecek bir durumun baş gösterdiği kabulüne dayanılarak ilan edilmiş bulunan sıkıyönetim yürürlükte idi. Bu itibarla Bakanlar Kurulu kararı; başlangıçta 3 ncü maddenin aradığı unsurları bünyesinde taşımakta idi. Kanımca savaş hükümleri ancak olağan üstü halin devamı süresince uygulanabilir. Buna göre; savaşı baş gösterecek durumun baş göstermesi nedeni ile ilan edilen sıkıyönetimin; sona ermesi ile savaşı baş gösterecek durumun da normal hale döndüğü kabul edilmiş olmaktadır. Bu itibarla Kıbrıs barış hareketi dolayısıyle ilan edilen sıkıyönetimin sona erdiği tarihten itibaren harp hükümlerinin uygulanmasına ilişkin Bakanlar Kurulu kararı geçersiz olduğundan; bu ek gerekçe ile çoğunluk görüşüne katılıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy