(1402 S. K. m. 14, 17) (1600 S. K. m. 30)
TOPLANTI GÜNDEMİ: Askeri Yargıtay İçtihatları arasında, bazı hükümlüler vekili tarafından varolduğu iddia edilen içtihat aykırılığının giderilmesi.
Askeri Yargıtay Genel Kurulu, yukardaki gündem konusunu görüşmek üzere; daha önceden kararlaştırıldığı gibi, 5 Temmuz 1991 Cuma günü saat 14.00'de, Askeri Yargıtay Başkanı Hak.Tuğg.Mehmet İlhan ŞENEL'in başkanlığında mahsus salonda toplandı.
Yapılan yoklamada; mevcut 41 üyeden 37'sinin hazır olduğu, üyelerden Hak. Alb. Mustafa Günay GENCER'in istirahatli, Hv.Hak.Alb.Erkan BAŞEREN'in izinli Hak Yb.Ramazan ULAK'ın hastahanede bulunmaları nedeniyle toplantıya katılamadıkları anlaşıldı.
Toplantı yeter sayısının (33) mevcut olduğu görülmekle başkan oturumu açtı Gerekli açıklamalarda bulundu. Genel Sekreterin ilave maruzatta bulunacağını bildirdi. Söz alan Genel Sekreter Hak.Alb.Nursafa PANDAR: İzninizle sizlere fotokopisini dağıttığım özeti arza çalışacağım. Bu özette Raporlarımızın eki olarak önceden ve sonradan teksir edip sizlere ulaştırdığımız İçtihatların bir gruplandırması yer almıştır. Sözkonusu İçtihatları 3 gruba ayırdık.(I) rakamı ile gösterdiğimiz ilk grupta yer alan İçtihatlar 4.D.nin 28.2.1989 (EK-F) ve 5.D.nin 8.3.1989 (EK-H) kararlarıdır. Bu kararlar 1402 sayılı Sıkıyönetim K.nun 14 ve 17/2 nci maddelerinin birlikte uygulanabilmeleri ile ilgili içtihatlardır. Hükümlü vekili tarafından önümüze getirilen konuda belirtilen bu hükümlere dairdir. 4.D.nin EK-F kararına göre; Sıkıyönetim görevlisi hakkındaki bir ceza Sıkıyönetim Askeri Mahkemesince verilmiş ise, artık başkaca bir koşul aramaksızın, bu ceza paraya çevrilemez, tecil edilemez, tedbire çevrilemez. Buna karşılık; 5.D.nin EK-H kararında, aynı görevli hakkında Sıkıyönetim askeri mahkemesince verilen bir cezanın paraya çevrilememesi, tecil edilememesi, tedbirlerden birine çevrilememesi için ayrıca işlenen suç Sıkıyönetim ilanına ilişkin suçlardan olması şarttır. İkinci grupta (II) yer alan İçtihatlar ise, 1402 S.K.nun 14 ve 17/1 maddeleriyle ilgilidir. Yani Sıkıyönetim görevlilerinin işlediği suçlarda cezalarının 17/1 gereğince arttırılıp arttırılamıyacağı ve hangi şartlarla arttırılacağı konusundadır. Bu kararlardan (EK-T)'de; cezanın 17/1 ile arttırılabilmesi için Sıkıyönetim ilanından sonra işlenmesi yeterlidir denilmektedir. EK-G, EK-M, EK-N, EK-Y kararlarda ise, cezanın arttırılması için ayrıca suçun Sıkıyönetim ilanına ilişkin olması gerektiği belirtilmiştir. Drl.Krl.nun EK-V (3.2.1983/37-32) kararında; Sıkıyönetim görevlisinin Sıkıyönetim görevi sırasında ve sebebiyle işlediği suçun Sıkıyönetim faaliyetine ilişkin olacağı belirtilmiş, buna karşılık 3.D.nin 984/98-80 (EK-S) kararında, Sıkıyönetim faaliyetinin engellenmesine ilişkin suçların cezası 17/1 ile arttırılabilir. Son grup (III) İçtihatlar ise normal Sıkıyönetim sanıklarının cezalarının 1402 S.K.nun 17/1 maddesiyle arttırılmasına dairdir. Bunlardan 3.D.nin EK-U'daki 9.6.1981 gün ve 1981/150-225 sayılı kararına göre; cezanın Sıkıyönetim Askeri Mahkemesince verilmesi yeterlidir. Bu şart varsa ceza Md.17/1 ile arttırılır. EK-I, EK-O, EK-P sayılı kararlarda ayrıca suçun Sıkıyönetim ilanına neden olan, Sıkıyönetimin ilan ve faaliyetlerine ilişkin olmalıdır. Bu takdirde ceza 17/1 ile arttırılır. EK-R (3.D. 3.11.1981/432-419) ilamı ise bizi gerekçesi bakımından ilgilendirmektedir. Bu ilamda bozma noksan soruşturmadan olmasına rağmen 1402 S.K.nun 17/1 maddesinin uygulanma şartlarına değinilmiş ve 17 nci maddenin ilk şekliyle ilgili madde gerekçesine de yer verilmiştir.
Bilindiği üzere; 1402 S.K.nun 14 ve 17 nci maddelerinin ilk şekilleri, 1973 ve 1980 yıllarında yapılan değişikliklerden sonraki şekillerinden farklıdır. Söz konusu İçtihatlar bu yönden de farklılık gösterebilirler. 1981-1982 yılındaki İçtihatlarla (EK-T, EK-U, EK-Y) 1983 ve ondan sonraki İçtihatlar (EK-M, EK-N, EK-O, EK-P, EK-S, EK-V) yasa değişikliği yönünden de farklılık arzedebilirler. Meseleye bu gözle de bakmalıdır.
Sonuç olarak (17 nci maddenin birinci fıkrası ve 2 nci fıkrası ayrı ayrı hukuki hükümleri içermektedirler, 14 ve 17/1 maddenin birlikte uygulanması 14 ve 17/2 maddenin birlikte uygulanması ayrı ayrı konulardır. Sadece 17/1'in uygulanması müstakil bir konudur) dersek, doğrudan İçtihat aykırılığının sadece 1.Grupta belirtilen 4.D.nin 28.12.1989 gün ve 1989/111-101 sayılı İçtihadı ile 5.D.nin 8.3.1989 gün ve 1989/147-132 sayılı İçtihadı arasında var olduğu söylenebilir. Bu durumda EK-L'de yer alan As. Yrg. Genel Kurulu'nun 8.4.1988 gün ve 1988/1 kararı karşısında bunun teemmülü gerekir. Buna karşılık (mesele bir bütündür, esas olan bunun uygulama şartlarıdır) dediğimiz takdirde, o zaman İçtihat aykırılığı Daire kararı ve Drl.Krl.kararları arasında vardır, otomatikman esasa geçmemiz gerekir. Yok (I.Grub İçtihatları hariç bırakırız, II. Gruptaki Drl.Krl.kararı ile Daire kararları arasında İçtihat aykırılığı vardır) dersek bu grup için İçtihadı birleştirme yoluna gidebiliriz. Ancak, o zaman önümüzdeki iddia konusu var, onu ne derecede aşarız? Esasında iddiada da (EK-A) konu aşılmıştır. İddiada yer alan 3.D.nin 19.10.1982 gün ve 702/682 sayılı kararı (EK-G) II. Gruptaki İçtihatlarla, yani 1402 S.K.nun 14 ve 17/1 nci maddesinin birlikte uygulanması ile ilgilidir" dedi ve 1402 S.K.nun 14 ve 17 nci maddelerinin ilk şekillerini, 1973,1980 ve 1982 yılındaki değişik şekillerini, ayrıca bu maddelerin ilk şekilleri ile getiriliş amaçlarını gösteren madde gerekçelerini T.B.M.M. Tutanak dergisinden teker teker okudu. 14 ve 17 nci maddelerin görüşmeleriyle ilgili konuşmaları da istendiği takdirde okuyabileceğini, şimdilik maruzatının bu kadar olduğunu söyledi.
Söz alan üye Hv. Hak. Alb. Dr.Önder AYHAN: "Biz burada İçtihadı Birleştirme Kurulu olarak, Askeri Yargıtay başkanlığının bildirmesi üzerine toplandık. İçtihadi Birleştirme Kurulu olarak hangi esaslar dahilinde toplanacağımızı 1600 S.K.nun 30 ve 31 nci maddeleri belirlemektedir.31 nci maddelerin 1 nci fıkrasında (Askeri Yargıtay Başkanı doğrudan doğruya veya Daire başkanları veya Başsavcısının gerekçeli bir yazı ile başvurması üzerine İçtihatlarını birleştirilmesini Genel Kuruldan ister) deniliyor. Ana kural bu şekilde belirlenmiş. İkinci fıkrada (Md.31 Fıkra II) değişik bir tarz var: (diğer merci ve kişilerin gerekçeye dayanan yazılı başvurmaları halinde Askeri Yargıtay Başkanı İçtihatları Birleştirme yoluna gitmesi gerekip gerekmiyeceğinin tespiti için bu isteği kapsayan dilekçe veya yazıyı İçtihatları Birleştirme kuruluna verir...) deniyor. Şimdi biz bu gün, Md.31/2 uyarınca, diğer merci ve kişilerin, (sanıkların vekili oluyor burada) Askeri Yargıtay'ın kararları arasındaki aykırılığın içtihadı Birleştirme yoluyla giderilmesi şeklindeki bir istemi sebebiyle ve Md.31/2 uyarınca toplandık. O halde başta bizim toplanmamıza esas olan bu istem nedir, hangi kararlar bakımından hangi konuda aykırılık vardır, bunu bir kere tespit edelim. Ondan sonra diğer maddeleri ve Rapora eklenen kararların tartışılmasına geçelim. Hareket noktamızı tespit edebilmek için çok kısa olarak bu istem konusunu gözler önüne sermek istiyorum. Sanıklar M.Y., M.Y. ve M.D. haklarında efrada suimuamele suçundan (5.4.1981'dir. Suç tarihi ve olay yeri Ankara'dır) kamu davası açılmış ve Ankara 2 no.lu Sıkıyönetim As. Mahkemesince de beraat kararı verilmiştir. Beraat kararı, Müdahil vekilinin temyizi üzerine, As. Yrg.4.D.nce incelenmiş ve EK-B (4.D.28.6.1983/626-607'de sunulan kararla sübut noktasından bozulmuştur. Bozma kararına Mahal Mahkemesi direnmiş, direnme üzerine As.Yrg.Drl.Krl.nun 21.6.1984 tarihli ve Ek-C'de sunulan kararıyla Mahkeme kararı sübuttan bozulmuştur. Bozma üzerine Ankara Sıkıyönetim K.lığı 1 No.lu As. Mahkemesi 26.3.1985 tarihinde sanıkların TCK. nun 64,243/1 delaletiyle 456/1 ve 243/2 maddesi uyarınca 8'er ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Bu karar (EK-J)'de sunulmuştur. Esas hareket noktamız mahkemenin bu kararıdır ve bu kararda, tekrar ediyorum uygulama maddesi 456/1 ve 243/2'dir.Yani 1402 S.K.nun 17 nci maddesi Mahkemece uygulanmamıştır. Bu hüküm sanıklar, Müdahil vekili ve Komutan tarafından temyiz edilmiş ve As. Yrg.4.D.si 3.12.1985 tarihinde (EK-K)'da sunulan kararla bu hükmü onamıştır. Hükümde 1402/17-1 ve 2 nci fıkralar uygulanmadığı için ilamda da bu konuya hiç değinilmemiştir. Bu hüküm kesinleşmiş ve infaz edilmiştir. 7.12.1988 gün ve 3506 S.K.nun gecici 2 nci maddesine göre mahkumiyet kararının paraya çevrilmesi sanık vekillerince mahkemeden istenmiş ve fakat mahkemece reddedilmiş olduğundan bu karara sanıklar Mehmet YAŞAR ve Metin DAYI itiraz ettiğinden bu itiraz 4.D.nin EK-F'de sunulan 28.2.1989 günlü kararıyla ve şöyle denilerek (...1402 sayılı Sıkıyönetim Kanununun 2301 S.K.la değişik 17/2 nci maddesi Sıkıyönetim Mahkemelerinden verilen hürriyeti bağlayıcı cezaların para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilemiyeceğini hüküm altına almıştır. 3506 S.K.nun geçici 2 nci maddesi 647 S.K.nun 4 ncü maddesinin uygulanması açısından ceza süresi itibariyle hükümlüler lehine bazı değişiklikler getirmiş olmakla birlikte 1402 S.K.nun 17/2 nci maddesini ortaya kaldıran veya değiştiren bir düzenleme yapmamıştır" diyerek bu istemi, yani paraya çevrilmesine ilişkin istemi reddetmiştir.
Rapora göre, İçtihadı Birleştirmeye konu yapılan kararlardan bir tanesi budur. Sanık vekilleri 5.D.nin 8.3.1989 günlü Ek-H'da sunulan kararıyla Sıkıyönetim Mahkemeleri tarafından verilen ve fakat Sıkıyönetimi gerektiren suçlardan olmıyan suçlarda 3506 sayılı Kanunun uygulanabileceğine dair kararı yeni delil sayarak yargılamanın yenilenmesine gelmiş ise de, 4.D.nin 8.5.1990 tarihli EK-D'de sunulan kararıyla aynı sanık ve aynı olayla ilgili kararlar dışında,başka olaylara ilişkin veya değişik dairelerce verilen ve bağlayıcı niteliği olmayan kararların aynı dosyalarda kesinleşmiş hükümlere etkili olamıyacağı gerekçesiyle bu istemi reddetmiştir.
Sanık vekilleri bunun üzerine tashihi karar yoluna gelmişler ise de, As. Yrg.Başsavcılığınca 2.11.1990 tarihinde EK-E'de sunulan kararla bu istem de reddedilmiştir. Bu nedenle sanık vekilleri bu toplantının konusunu teşkil eden, bu toplantıyı niteleyen, yapılmasını istedikleri İçtihadı Birleştirme dilekçesini vermişlerdir. Bu dilekçe EK-A'da sunulmuştur. Bu dilekçede 4.D.nin EK-K'da sunulan 3.12.1985 tarihli ilk onama kararının, EK-F'de sunulan 28.2.1989 tarihli itirazının reddi kararının ve EK-D'de sunulan 8.5.1990 tarihli yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine dair kararın, EK-H'da sunulan As. Yrg.5.D.nin kararına aykırı olduğundan bu İçtihat aykırılıklarının giderilmesini istemişlerdir. Raporda da belirtildiği gibi; 4.D.nin kararlarından Ek-D'de sunulan karar 3.12.1985 tarihli karar ise 1402 S.K.nun 17/1-2 nci madde ve fıkralarında hiç bahsedilmediği, mahkemenin mahkumiyet hükmünde de olmadığı için, hiç bahsedilmediği, bu konuya hiç girilmediği, hiç tartışılmadığı ve uygulama yapılmadığı için yine İçtihatların birleştirilmesinde konu alınabilecek bir karar değildir. Bu görüşümle ben, Rapordaki (zımnen 4 ncü Daire bunu dikkate almamıştır) şeklindeki görüşten de ayrılmaktayım. As. Yrg.5.D.nin EK-H'da sunulan kararı doğrudan doğruya 1402 S.K. 17/2, yani konu ile ilgili Sıkıyönetim görevlileri hakkında verilen mahkumiyet kararlarının para cezasına çevrilmesiyle ilgili bir karardır ve doğrudan doğruya konu ile ilgilidir. Bu bakımdan As. Yargıtay 4.D.nin gene bu dosyaya esas teşkil eden 28.2.1989 tarihli EK-F kararıyla birbirine terstir. Şimdi 1600 S.K.nun 31/2 maddesi ve içtüzüğün 42 nci maddesinin 9 ncu bendi uyarınca bu konu kurula geldiğine göre bu Kurul, İçtihatları Birleştirme yoluna gidilip gidilmiyeceği konusunda karar verecektir. Böyle bir kararın verilebilmesi için gerekli şartlar ise 1600 S.K.nun 30/1 maddesinde yazılıdır. Bu şartların dışına çıkılması da mümkün değildir. Şayet bu şartlar varsa İçtihatların birleştirilmesi gerekebilir. Bu şartlar kısaca:
- Daireler Kurulunun kendi yerleşmiş İçtihatlarından ayrılmak istemesi(ki olayımızda sözkonusu değildir),
- Daireler Kurulunun kararları arasında bir aykırılık bulunması hali (yine olayımızda sözkonusu değildir),
- Bir Daire ile Daireler Kurulu kararları arasında aykırılık bulunması (Burada rapordan ayrılıyorum, bana göre gene sözkonusu değildir),
- Askeri Yargıtay'ın bir Dairesinin hukuki bir meselede kendisinin, diğer bir Dairenin veya Daireler Kurulunun yerleşmiş İçtihadından ayrılması (Burada sadece bu son durum sözkonusu olabilir),
Olaya bu yasal açıdan bakıldığında sadece iki Daire arasında bir aykırılık sözkonusu olduğuna göre, bunun İçtihadı Birleştirmeye konu yapılması As. Yrg. K.nun 30 ncu maddesinde yazılı şartlar bakımından mümkünmüdür, değilmidir, onun tartışılması gerekir. Bu konuda rapor eklerinde sunulan kararların niteliğini arkadaşımız izah etti. Tek tek ben konuya girmiyeceğim. Yalnız, istemde belirtilen konuda 4.D.nin sadece EK-F'de belirtilen 28.2.1989 tarihli kararıyla As. Yrg.5.D. nin EK-H'da belirtilen 8.3.1989 tarihli kararları sanık vekillerinin İçtihadı Birleştirme isteminde ileri sürdükleri 1402 S.K.nun 17 nci maddesinin 2 nci fıkrasının uygulanmasıyla ilgili birbirine ters iki tane karardır. Diğer kararlar ise 1402 S.K.nun 17 nci maddesinin 1 nci fıkrasının uygulanmasıyla ilgilidir. 17 nci maddenin birinci fıkrasının uygulanmasıyla ilgili aslında ne Daireler Kurulunun, ne Dairelerin görüş ayrılığı yoktur. Zaten önümüze gelen konu 1402 S.K.nun 17 nci maddesinin 1 nci fıkrasındaki aykırılıklar sebebiyle İçtihatların birleştirilmesini istemek de değildir. Bu konu bana göre fazladan yazılmıştır. Belki konuyu, 2 nci fıkrayı takviye eder düşüncesiyle yazılmıştır. Zira, Sıkıyönetim Mahkemelerinin görevleri, eski birçok uygulamalarımızı şöyle kısaca hatırlarsak, 1402 S.K.nun 13,14 ve 15 nci maddelerinde yer almış 13 ve 15 nci maddede (Sıkıyönetim ilanına ve faaliyetlerine ilişkin olarak suç işlemek) unsuru (her iki maddede) dikkate alınmış iken, 14 ncu maddede sadece Sıkıyönetim emrine giren personelin Sıkıyönetim hizmet ve görevleriyle ilgili olarak veya Sıkıyönetim hizmet ve görevlerinin yapılması sırasında işledikleri suçlara ait davalara bakmaktadır, denmiş ve Sıkıyönetim ilan ve faaliyetleriyle ilgili suç unsurunu buraya almamıştır. O bakımdan 1402 S.K.nun 14 ncu maddesinde yer alan Sıkıyönetim emrine giren personelin Sıkıyönetim hizmet ve görevleriyle ilgili olarak veya Sıkıyönetim hizmet ve görevlerinin yapılması sırasında işledikleri suçlara ait tüm davalara sıkıyönetim mahkemelerince bakılacağı bir usül hükmü olmakla birlikte, bunların 13 ve 15 nci maddede yazılı suçları işlemeleri halinde de her halükarda zaten sıkıyönetim mahkemeleri tarafından yargılanacakları ve 17/1 maddesine göre de cezalarının üçte bir (1/3) oranında arttırılacakları kuşkusuzdur. Ancak; bunların işledikleri bütün suçları Sıkıyönetim ilan ve faaliyetlerine ilişkin saymak da sözkonusu değildir. O bakımdan neye bakacağız? Kanun 15 nci maddede (Sıkıyönetim suçları, Sıkıyönetim ilan ve faaliyetlerine ilişkin suçlar) demiş. Sanıklarımıza isnad edilen 243, 456/1 nci maddesi, 1402 S.K.nun 15 nci maddesinde yer almadığı gibi, 1402 S.K.nun 13 ncü maddesindeki şartlarda haiz olmadığından, bu sanıklar 13 ve 15 maddeler uyarınca Sıkıyönetim mahkemesince ceza arttırılmasına tabi tutulacak sanıklar değildir. Zaten bu yönüyle de olay bu kurulla ilgili değildir. Konu 1402 S.K.nun 17 nci maddesindeki para cezasına çevrilme hükmünün uygulanıp uygulanmıyacağı konusudur. Bu ise, As. Yrg.4.D.nin kararında uygulanmıyacağı, çünkü kararın Sıkıyönetim mahkemesince verilmiş olduğu ve bunun uygulanmama nedeninin sadece Sıkıyönetim mahkemesinden verilmiş olmasının yeterli kalacağı (olacağı) görüşüne karşın, As. Yrg.5.D.(1402 S.K.nun 14.maddesinde yazılı kişiler, eğer Sıkıyönetim ilan ve faaliyetlerine ilişkin suç işlemişler ise 59 ncu maddenin uygulanmaması, yani 1402 S.K.nun 17/2 nci maddenin uygulanmaması, ama bunun dışında bir suç işlemişler ise uygulanabileceği yolunda ) bir İçtihat vazetmiştir. Bu iki İçtihat aykırı olmakla birlikte, İçtihatları Birleştirmeye konu teşkil edilebilmesi için 1600 S.K.nun 30 ncu maddesinin amir hükmüne göre bu dairelerin yerleşik İçtihatlarından olması gerekir. Raporun ekinde sunulan A'dan Z'ye kadar olan eklerin hiçbirisi bu anlamda bu konuyla ilgili değildir, bu iki karar dışında konuyla ilgili değildir. Kendi tetkiklerimde de As.Yrg.Dairelerinin bu konuda, her iki ayrı konuda da İçtihatlarının farklılığına rastlıyamadım. Dolayısıyla 4 ncü Daireden çıkmış bir karar, 5 nci Daireden çıkmış ona aykırı başka bir karar vardır. Bu iki karar arasında aykırılık söz konusu olmakla birlikte, bu İçtihatlar yerleşik olmadığından 1600 S.K.nun 30 ncu maddesine göre İçtihadı Birleştirme şartları doğmamıştır. Bunu arz ederim. Zaten bu kurul öncelikle bunu çözeceği için şayet (aykırılık doğmuştur) denirse daha sonraki konuşma hakkımı saklı tutmak üzere saygılar sunarım" dedi.
Tekrar söz alan Genel Sekreter Hakim Albay Nursafa PANDAR :"17/2'yi ayrı tutarsak tamamen Önder'in görüşündeyim. Yani, meselede (17/1 ile 17'nin diğer kısımları ayrıdır, önümüze de 17/2 getirilmiştir) diye kabul ediyorsak, bu tarzda bir yorum yapıyorsak mesele yok.Bu iş burda biter.EK-L (Askeri Yargıtay Genel Kurulu'nun 8.4.1988 gün ve 1988/1 sayılı kararı) gereğince de İçtihat aykırılığı yoktur. Ancak, madde bir bütün, fıkralarını ayırıyoruz, konuları farklı, fıkralar da değişmiş, Önder'in haklı olduğu yer burası, 1981'deki hükme göre verilen 17/1 lik kararla 83'te verilenler arasında, değişen hükümler nedeniyle yer yer farklar var. O bakımdan biz de (17/2 farklıdır, önümüzde 17/2 vardır) denildiği an, 1600 S.K.nun 30 ncu maddesindeki şartların bulunmadığı düşüncesindeyiz.
Arz ederim" dedi.
Söz alan As. Yargıtay Başsavcısı Hak. Tuğg.Ramazan Yaşar ÇİFTÇİOĞLU: "Sayın Önder AYHAN'ın konuşmaları gayet toparlanmış, tek tek üzerinde durulmuş, bir icmal yapmış, karşılaştırmış, hakikaten iki dairenin kararları arasındaki çelişkiler bir tevhidi İçtihat konusu olmamaktadır, siville de karşılaştırdığımızda olmamaktadır. Neden olmamaktadır? Şunun için olmamaktadır: Daireler arasındaki aykırı görüşleri gidermek için kanun yolları vardır, o yollar işletilir. Sık sık böyle (Tevhidi İçtihat Kurulu günlük bir kurul değildir) esprisiyle işte Başsavcılık getirecek veya o tahrik edilecek, Genel Kurula getirilecek, Genel Kurulla gerekirse bir Daire arasında aykırı düşme, çelişki sağlanacak, öyle gelinebilir. Yoksa bir ceza dairesi ile diğer bir ceza dairesi arasındaki çelişkiyi Yargıtay kanununda da tevhidi İçtihat konusu olmamaktadır. Ancak bir hukuk dairesi ile bir ceza dairesi arasında olabilmektedir. Benim belirtmek istediğim husus şu: Madde 17 nin 1982 tarihinde 2766 S.K.la yapılan değişiklikten önceki İçtihatları bir tarafa bırakalım. Ondan sonrakilere de bakacağız: 17/1 ile mi ilgili 17/2 ile mi ilgili. Çünkü eskiden 17/1 uyarınca, Sıkıyönetim mahkemelerince verilen kararlar niteliğine bakılmaksızın arttırılıyordu. Sonradan bunun haksızlığına inanıldı. Biraz da burası direndi. Bunun sonucunda bu maddede değişiklik yapılmak zorunda kalındı, 1402 S.K.nun 15 nci maddesinde yazılı suçlarla EK-4'de yazılı suçlar hakkında Sıkıyönetim mahkemeleri bir karar vermişse arttırılacaktır, bunun dışındakiler arttırılmıyacaktır, hükmü getirildi. 1982'inin sonunda (1983'ün başı sayılabilir).Yapılan değişiklik budur. İşte mukayeseli bir kanun değişikliğine ait tablo çıkarılmış. Bizim konumuz zannediyorum paraya çevrilmeyle ilgili. Paraya çevrilmeyle ilgili olan hüküm ilk metinden itibaren var. Hatta 2301 S.K.la yapılan değişiklikten önce var. Yani 1971'den beri var.2301'le buna sadece eklemeler yapılmıştır, (ertelenemez, tedbirlerden birine çevrilemez) eklemeleri yapılmıştır. En sonunda (TCK.59 uygulanamaz) eklemesi yapılmıştır. Bunlar başından beri vardır. Bu hüküm değiştirilmiş değildir. Tedbire çevirme Sıkıyönetim mahkemelerince daraltılmıştır. O daraltılmaya da giriyorsa Sıkıyönetim mahkemeleri paraya da çeviremez, tedbire de çeviremez, tecil de edemez, 59'da uygulanamaz. Kanun hükmü, bağlayıcı, Şimdi ben bakıyorum, gerçekten Sayın Önder'in söyledikleri gibi, elimizde kalakala, şöyle tabii bütünü ile ele almıyacağız, yani konu benzerliğini dikkate alacağız, önümüze gelen konuda aynilik var mı? buna baktığımızda, hatta 3.D.nin bile pek tıpa tıp değil, 59'la ilgili zannediyorum, yanılmıyorsam.Yani bir benzerlik yok. İki daire arasında kalıyor. Durum böyle olunca bir kanuna aykırılık olsa bile gitme yolumuz kalmıyor. Tashihi karara gelindiğinde bu durumu inceledim. Tashihi karar şartları yoktu, reddettik. Drl.Krl.kararı da İçtihadı Birleştirmeye imkan vermiyor. Böyle olunca bu ilk müzakere aşamasında, esasa girmeden İçtihat aykırılığı olmadığına dair imkansızlıkla karşı karşıya geliyoruz. Diğer bir husus daha var: Sayın Önder (iki Daire arasındaki İçtihat aykırılığının var sayılması için kafi değildir. Ancak bir daire kendi İçtihadından vazgeçmiş ise ancak bu halde olabilir) dediler, fakat sonuç itibariyle zannedersem gene olumsuz oldular. Burada bir daire kendi yerleşmiş İçtihadından dönmek için de Genel Kurul önüne gelmiş değildir. O bakımdan da bir eksiklik vardır. Diğer bir merci gelmiştir. Diğer merci de ancak genel şartları itibariyle, yani daire ile daireler kurulu arasında keza Daireler Kurulunun kendi kararı arasında çelişkiyi ileri sürerek gelebilir. Yoksa bir daire adına hareket edemez. Bir Daireler Kurulu adına hareket ederek gelemez. Bu bakımdan da biz imkansızlıkla karşı karşıya kalıyoruz ve netice itibariyle ben bir imkansızlık görüyorum. Önceden bir haksızlık var gibi geliyordu paraya çevirmemekte. Bunun dışında, yani 15 nci maddede veya EK-4'de olmıyan bir konuda da Sıkıyönetim Mahkemeleri karar verdiğinde 17/son fıkrayı uygulayacak. (Sıkıyönetim Mahkemelerince verilen) diyor. Ben ilk görüşümü değiştirdim.
Meseleye olumlu bakarken olumsuza ulaştım" dedi.
Söz alan Üye Hak.Alb.Mustafa GÜZEL: "İncelememde ben de aykırılığın 4.D.nin EK-F kararıyla 5.D.nin EK-G kararı arasında olduğunu gördüm. Ancak, başvuran kişinin başvurusuyla ilgili olarak şartların oluşmadığı görüşündeyim. Bunu kısa geçiyorum. Ben İçtihatların birleştirilmesinin hukuki sonuçları ve pratik bakımdan da İçtihadı Birleştirmede fayda görmüyorum. Niçin İçtihatlar birleştirilir? Bundan sonra böyle uygulansın diye. Bu davalar Sıkıyönetim görevlileri ile ilgilidir. Artık böyle davalar gelmeyecektir. Bu tür davalar bitmiş davalardır. Bir daha Sıkıyönetim ilan edilirse o zaman bu uygulama yerleşmiş gibi bir mutasavver amaç da takip ediliyor olacak ki, bu da İçtihatları Birleştirmede pratik fayda sağlamaz. Ben bu yönden de İçtihadı Birleştirmeye karşıyım" dedi.
Söz alan Üye Hak. Alb.Musa SÖNMEZ: "Ben noksan kalan hususları arz edecektim. Bunlardan birisine Mustafa Bey değindiler. Nursafa beyin hazırladığı şu listeye bir göz gezdirdiğimizde zaten burada ilgili olsun olmasın sağ taraftaki içtihatların gerek tarih sırasıyla gerekse dairelerden Daireler Kuruluna doğru istikrar bulduğu görülmektedir. Sol taraftaki İçtihatların da,4.D.dahil, çok eski tarihli oldukları (1981-1982), istikrar bulmuş olanların tarihlerinin 1983, 1987, 1989 olduğu, bu bakımdan da İçtihadı Birleştirmeye gerek olmadığı kanaatindeyim. Arz ederim." dedi.
Başkaca söz alan olmadı. Başkan, 1600 S.K.nun 30 ncu maddesinin 1 nci fıkrasındaki şartların oluşup oluşmadığını ve aynı kanunun 31 nci maddesinin 2 nci fıkrası gereğince İçtihatları Birleştirme yoluna gitmenin gerekip gerekmiyeceğini oya sundu: İçtihatların birleştirilmesi yoluna gidilmesine gerek bulunmadığına oybirliğiyle karar verildi.
KARAR: Gerekçede ayrıntılarıyla belirtileceği üzere; Hükümlüler vekilince, Sıkıyönetim
görevlilerince işlenen suçlarda 1402 S. K.nun 17/2 nci maddesinin uygulanabilme şartlarıyla ilgili olarak İçtihatların birleştirilmesi talep edildiğinden, bu konuya dair yalnızca Askeri Yargıtay 4.D.nin 28.2.1989 gün ve 1989/111-101 kararı ile 5.D.nin 8.3.1989 gün ve 1989/147-132 sayılı kararı arasında İçtihat aykırılığı var olduğundan, diğer İçtihatların konuları farklı bulunduğundan, 8.4.1988 gün ve 1988/1 sayılı Askeri Yargıtay Genel Kurul kararında da belirtildiği üzere, 1600 sayılı As. Yargıtay K.nun 30/1 nci maddesindeki İçtihatların birleştirilmesi yoluna gidilmesini gerektiren şartların oluşmadığı kanaatine varılarak, 1600 S.K.nun 31 nci maddesinin 2 nci fıkrası gereğince İçtihatların birleştirilmesi yoluna gidilmesine GEREK OLMADIĞINA oybirliğiyle; 05.07.1991 günü karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy