(353 S. K. m. 146, 177)
Askerî Yargıtay Başsavcısı tarafından, 29 Nisan 2002 tarih ve 2002/2 sayılı yazı ve ekindeki (32) adet Askerî Yargıtay Daireler Kurulu ve Daire kararlarıyla Askerî Yargıtay Başkanlığına başvuruda bulunularak, Askerî Yargıtay'ın bir kısım içtihatlarında gerekçeli hükümdeki sanığa ait kimlik hatalarının bozma sebebi olarak kabul edildiği, bir kısım içtihatlarında ise sanık kimliğindeki hataların bozma sebebi yapılmadığı ileri sürülerek, 1600 Sayılı Askerî Yargıtay Kanunun 30,31 ve Askerî Yargıtay İçtüzüğünün 42 nci maddeleri gereğince, içtihat aykırılığının, sanığa ait kimlik hatalarını bozma sebebi yapan içtihatlar doğrultusunda birleştirilmesi talep edilmiştir.
Başsavcının bu istemi üzerine, Askerî Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulu, Başkanlığın 31.05.2002 tarih ve GENSEK: 2037-295-02 sayılı çağrı yazısı uyarınca 21.06.2002 Cuma günü saat: 09.15'de Askerî Yargıtay Başkanı Hâkim Tuğgeneral Fahrettin DEMİRAĞ'ın başkanlığında Genel Kurul salonunda toplandı.
Yapılan yoklamada, izinli olan Hâk.Kd.Alb.Ahmet ALKIŞ, Hâk.Kd.Alb.Erdoğan GENEL ile Hâk.Yb.Cemil KAYILIOĞLU dışında (31) Üyenin hazır olduğu ve Askerî Yargıtay Kanununun 7 nci maddesinde öngörülen çoğunluğun bulunduğu anlaşıldı.
Sözcü Üye Genel Sekreter Hv.Hâk.Kd.Albay Necmettin ÖZKAN tarafından hazırlanan ve kişisel değerlendirilmesini de içeren 30.05.2002 tarihli rapor ile aralarında aykırılık bulunduğu ileri sürülen içtihatlarla birlikte, konuyla ilgili olarak saptanabilen Askerî Yargıtay'ın diğer içtihatları okundu. 1600 sayılı Askerî Yargıtay Kanunun 30, 31 ve İçtüzüğün 42 nci maddeleri uyarınca konunun usul ve esas yönlerinden incelenmesine geçildi.
I - BAŞVURU YETKİSİ VE ŞARTLARI:
Askerî Yargıtay Kanununun 30 ncu maddesinde: "Askerî Yargıtay'ın bir dairesi hukukî bir meselede kendinin yerleşmiş bir içtihadından veya Daireler Kurulunun veya diğer bir dairenin yerleşmiş bir içtihadından ayrılmak isterse veya bir daireyle Daireler Kurulunun kararları arasında aykırılık bulunursa bu konudaki içtihatların birleştirilmesi Genel Kurulun içtihatları birleştirme toplantısında karara bağlanır.
Daireler Kurulu, kendisinin yerleşmiş bir içtihadından ayrılmak ister veya Daireler Kurulunun kararları arasında bir aykırılık bulunursa aynı şekilde işlem yapılır" hükmü yer almaktadır.
Aynı kanunun 31/1 maddesinde: "Askerî Yargıtay Başkanı doğrudan doğruya veya daire başkanları veya başsavcısının gerekçeli bir yazı ile başvurması üzerine içtihatların birleştirilmesini Genel Kuruldan ister." şeklinde bir düzenleme içermektedir.
Bu hükümlere nazaran, Askerî Yargıtay Başsavcısının içtihatların birleştirilmesini istemeye yetkili olduğu, dolayısıyla ileri sürülen aykırılığın İçtihadı Birleştirme Kurulunda görüşülmesi için gerekli ilk usulî şartın gerçekleştiği açıktır.
II- ASKERÎ YARGITAY BAŞSAVCILIĞI TARAFINDAN BİRBİRİNE AYKIRI OLDUĞU İLERİ SÜRÜLEN İÇTİHATLAR:
A) GEREKÇELİ HÜKÜMDEKİ SANIĞA AİT KİMLİK HATALARINI BOZMA NEDENİ YAPAN KARARLAR:
1. Daireler Kurulunun 7.12.1995 tarih ve 1995/120-120 sayılı ilâmıyla;
Nüfus kayıt örneğinde adı "Aydın Uğur" soyadı "Ülker" olarak belirtilen sanığın adının bir kısım belgelerde (birlik komutanlığınca çıkarılmış nüfus cüzdan sureti, sevk pusulası, adli sicil kaydı, vs.) "Uğur Aydın", "U.Aydın", "Aydın" ve "A.Uğur" olarak yazılı bulunduğu, istinabe mahkemesindeki sorgusunda adının "Uğur Aydın" şeklinde zapta geçtiği ve kısa karar ile gerekçeli hükme "Uğur Aydın" olarak yazıldığı belirtilerek, sanığın gerçek isminde tereddüt bulunduğundan, bu tereddüdün giderilip yasanın öngördüğü biçimde kimliğinin gerçeğe uygun olarak hükme yazılması bakımından, dairenin aynı nitelikli bozma kararı yerinde bulunmuştur.
2. Daireler Kurulunun 13.3.1997 tarih ve 1997/38-40 sayılı ilâmıyla;
Dosyadaki belge ve bilgilere göre gerçek kimliği ortaya çıkmış olan Beytullah Döngel'in doğum, nüfusa kayıtlı olduğu yer, birliği ve ikâmet adresinin farklı olarak gerekçeli hükme yazıldığı, 353 Sayılı Kanunun 253 ncü maddesinde düzenlenen hükümlerin açıklanması müessesesiyle düzeltme imkânının bulunmadığı, YCGK' nun 9.5.1994 tarih ve 119-145 sayılı kararında vurgulandığı gibi, gerekçeli kararın duruşma tutanağının devamı niteliğinde olup onun hükümlerine tabi bulunduğu belirlenerek, gerekçeli hükmün kimlik kısmında yapılan maddi hatanın 353 Sayılı Kanunun 254 ve 255 nci maddeleriyle halledilebileceğini ve bu sebeple hükmün bozulmaması gerektiğini öne süren Başsavcılığın itirazı reddolunmuştur.
3. Daireler Kurulunu 11.11.1999 tarih ve 1999/208-200 sayılı ilâmıyla;
Dosyadaki bir kısım belgelerde ve gerekçeli hükümde sanığın soyadının "Şimşek" olarak yazılı olduğu, birlik komutanlığınca düzenlenmiş nüfus cüzdan fotokopisi ve sevk pusulasında ise soyadının "Şimşak" şeklinde belirtildiği, nüfus idaresinden nüfus kayıt örneği istenmediğinden mahkemece sonradan alınacak bir kararla veya mahkeme kıdemli hâkiminin hüküm altına vereceği bir şerhle düzeltmenin mümkün olmadığı ifade edilerek, dairenin usulden bozma kararında isabet görüldüğü belirtilmiştir.
4. 1 nci Dairenin 24.1.2001 tarih ve 2001/70-69 sayılı ilâmıyla;
Nüfus kaydına göre soyadının "Tonbul" olduğu anlaşılan sanığın kimliğinin tesbitinde, kısa kararda ve gerekçeli hükümde soyadının "Tombul" olarak yazılması yasaya aykırı bulunup, hüküm usul yönünden bozulmuştur.
5. 1 nci Dairenin 28.2.2001 tarih ve 2001/169-168 sayılı ilâmıyla;
Nüfus kaydına göre soyadının "Topak" olduğu anlaşılan sanığın kimliğinin tesbitinde, kısa kararda ve gerekçeli hükümde soyadının "Toprak" olarak yazılması 353 Sayılı Kanunun 177 nci maddesine aykırılık olarak değerlendirilip, hüküm usul noktasından bozulmuştur.
6. 2 nci Dairenin 29.12.1999 tarih ve 1999/882-882 sayılı ilâmıyla;
Sevk pusulası, birlik komutanlığınca hazırlanmış nüfus cüzdan sureti ve diğer belgelerde soyadı "Burulay" olarak belirtilen sanığın soyadının iddianame, duruşma tutanağı, kısa karar ve gerekçeli hükümde "Burulday" şeklinde yazılması yasaya aykırı bulunup, nüfus kaydı da getirtilmediğinden hükmün usul yönünden bozulmasına karar verilmiştir
7. 2 nci Dairenin 26.4.2000 tarih ve 2000/254-251 sayılı ilâmıyla;
Soyadı bazı belgelerde ve iddianamede "Uzunalioğlu" olarak yazılı bulunan sanığın soyadının gerekçeli hüküm ve kısa kararda "Aluzunoğlu" ve "Aliuzunoğlu" biçiminde belirtilmesi ve nüfus kayıt örneği getirtilmediğinden kuşkunun giderilememiş olması yasaya aykırılık olarak değerlendirilip hüküm bozulmuştur.
8. 2 nci Dairenin 24.5.2000 tarih ve 2000/330-324 sayılı ilâmıyla;
Nüfus cüzdan fotokopisinde soyadı "Günaştı", sevk pusulasında "Güntaşı" olarak yazılı olan sanığın nüfus kaydının celbedilerek çelişkinin giderilmesi gerektiği belirtilip, ayrıca ek soruşturma nedeniyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
9. 2 nci Dairenin 24.10.2000 tarih ve 2000/641-637 sayılı ilâmıyla;
Nüfus cüzdan örneği ve DGM kararında soyadı "İşikten" olarak belirtilen sanığın mahkemece tespit edilen kimliğinde ve gerekçeli kararda soyadının "Işıkten" şeklinde yazılması ve nüfus müdürlüğünden kayıt istenip çelişki giderildikten sonra hüküm tesisi cihetine gidilmemesi yasaya aykırı bulunmuş, hüküm usul yönünden bozulmuştur.
10. 2 nci Dairenin 24.1.2001 tarih ve 2001/83-82 sayılı ilâmıyla;
Nüfus cüzdan fotokopisi, mezuniyet ve askerlik durum belgeleri ile askerlik kararında soyadı "Özgör" olarak belirtilen sanığın, iddianame, duruşma tutanağı, kısa karar ve gerekçeli hükümde soyadının "Özgür" biçiminde yanlış yazılması yasa aykırı görülmüş, nüfus kaydının getirtilmesi gerektiği belirtilerek hükmün usul noktasından bozulmasına karar verilmiştir.
11. 2 nci Dairenin 4.7.2001 tarih ve 2001/532-532 sayılı ilâmıyla;
İstinabe mahkemesince yapılan sorguda, gerekçeli hükmün hazırlık kısmında ve bir kısım belgelerde adı "Muhammer" olarak yazılı olan sanığın, duruşma zabtı ve hüküm fıkrasında adının "Muharrem" şeklinde belirtildiği, nüfus idaresinden getirtilmiş nüfus kayıt örneği bulunmadığından gerçek adının ne olduğunun kesin olarak anlaşılamadığı gerekçesiyle ve bir başka usule aykırılık dolayısıyla hüküm bozulmuştur.
12. 3 ncü Dairenin 2.3.1971 tarih ve 1971/84-79 sayılı ilâmıyla;
Nüfus kaydı ve sevk pusulasında adı "Sıtkı" olarak belirtilen sanığın, iddianame, duruşma zaptı, hüküm fıkrası ile gerekçeli hükümde adının "Sıddık" şeklinde yazılması usule aykırı bulunarak hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
13. 3 ncü Dairenin 21.3.2000 tarih ve 2000/138-136 sayılı ilâmıyla;
Gerekçeli hüküm, iddianame ve bazı belgelerde adı "Yaşar" olarak yazılı bulunan sanığın, diğer bazı belgelerde adının "Murtaza Yaşar" veya "M.Yaşar" şeklinde belirtildiği, hükmün infazı sırasındatereddütyaratabileceğindenöncelikle nüfus müdürlüğünden nüfus kaydı celbedilerek gerçek kimliğinin tesbiti gerektiği gerekçesiyle, 353 Sayılı Kanunun 83/3, 146/2 ve 177/D maddelerine aykırılık nedeniyle hüküm bozulmuştur.
14. 3 ncü Dairenin 23.5.2000 tarih ve 2000/340-339 sayılı ilâmıyla;
Bazı belgelerde soyadı "Çiyitoğlu" olarak geçen sanığın, diğer belgelerde ve hükümde soyadının "Çiğitoğlu" olarak yazıldığı, nüfus idaresinden nüfus kaydı istenip gerçek soyadının belirlenmesi gerektiği belirtilerek, 353 Sayılı Kanunun 146 ve 177/3-D maddelerine aykırılık ve ayrıca esasa ilişkin sebeplerle hükümlerin bozulmalarına karar verilmiştir.
15. 3 ncü Dairenin 12.12.2000 tarih ve 2000/814-811 sayılı ilâmıyla;
Gerekçeli hükmün başlık kısmında ve bazı belgelerde soyadı "Ermeç" olarak belirtilen sanığın, duruşma tutanağı ve kısa karardasoyadının "Emeç" olarak yazılı olduğu, nüfus idaresinden nüfus kaydı getirtilmediğinden doğru soyadının ne olduğu hususunda kuşku bulunduğu belirtilerek, bu usule aykırılık ve suç ismindeki hata sebebiyle hüküm bozulmuştur.
16. 3 ncü Dairenin 5.6.2001 tarih ve 2001/460-454 sayılı ilâmıyla;
Nüfus kaydında soyadı "Yaraşır" olarak geçen sanığın, duruşma tutanağı, kısa karar ve gerekçeli hükümde soyadının "Yakışır" biçimde yazılı olduğu belirtilerek, 353 Sayılı Kanunun 146/2 ve 177/D maddesine aykırılık ve bir başka usule muhalefet nedeniyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
17. 4 ncü Dairenin 10.5.2000 tarih ve 2000/329-327 sayılı ilâmıyla;
Sanığın soyadının iddianamede, mahkemece yapılan kimlik tespitinde ve hükümde "Temşir" olarak yazıldığı askere sevk belgesi ve vekaletnamede ise "Temşi" olarak belirtildiği, nüfus idaresinden nüfus kaydı getirtilmediğinden çelişkinin giderilememiş olması nedeniyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
18. 4 ncü Dairenin 27.9.2000 tarih ve 2000/598-594 sayılı ilâmıyla;
Nüfus müdürlüğünden getirtilen nüfus kaydında sanığın isminin "İbrahim Ömer Özdemir" olarak geçtiği, hükümde ise "Ömer" yerine "Öner" biçiminde yazıldığı, infazda tereddüt yaratabilecek bu aykırılığın hükmün kesinleşmesinden sonra giderilmesinin mümkün olmadığı belirtilerek hüküm bozulmuştur.
19. 4 ncü Dairenin 1.11.2000 tarih ve 2000/748-745 sayılı ilâmıyla;
Nüfus kaydına göre adı "Muhammed" olan sanığın adının duruşma tutanağına ve gerekçeli hükmün hüküm fıkrasına "Muhammet" olarak yazıldığı, gerekçeli hükmün başlık kısmında adı doğru yazılmış ise de esas olanın duruşma tutanağı ile hüküm fıkrası olduğu, keza gerekçeli hükmün içerisinde de sanık adının çelişkili yazıldığı belirtilerek, 353 Sayılı Kanunun 146/2, 177/D maddelerine aykırılık ve bir başka usul hatası nedeniyle hüküm bozulmuştur.
20. 4 ncü Dairenin 8.11.2000 tarih ve 2000/788-783 sayılı ilâmıyla;
Kısa karar ve gerekçeli hükmün hüküm fıkrasında sanığın ad ve soyadına "Mesut Duman" olarak yer verildiği, gerekçeli hükmün kimlik kısmanda ise "Mesut Cuma" yazılıp, nüfus kaydında ana adının "Hediye" olarak geçmesine rağmen, gerekçeli hükümde "Nebiye" biçiminde geçtiği, hükümde çelişki ve sanığın kimliği hususunda ciddi tereddüt bulunduğu belirtilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
21. 4 ncü Dairenin 29.11.2000 tarih ve 2000/859-854 sayılı ilâmıyla;
Nüfus müdürlüğünden gönderilen kayda göre adı "Abdulsamed" olan sanığın isminin hükümde "Abdülsamet" olarak yazıldığı, hükmün infazında tereddüt yaratabilecek bu aykırılığın hükmün kesinleşmesinden sonra giderilmesinin mümkün olmadığı belirtilerek hüküm bozulmuştur.
22. 4 ncü Dairenin 25.4.2001 tarih ve 2001/337-324 sayılı ilâmıyla;
Bazı belgelerde adı ve soyadı "Hanifi Kus" olarak geçen sanığın nüfus kaydı getirtilip doğru kimliği saptanmadan "Hanefi Kuş" kimliğiyle hüküm kurulması 353 Sayılı Kanunun 146 ve 177/D maddelerine aykırılık olarak değerlendirilip, hükmün usul yönünden bozulmasına karar verilmiştir.
23. 4 ncü Dairenin 30.5.2001 tarih ve 2001/410-411 sayılı ilâmıyla;
Nüfus cüzdan sureti, sevk pusulası ve diğer belgelerde adı "Mustafa" olarak geçen sanığın isminin, gerekçeli hükmün kimlik kısmında ve değerlendirme bölümünde "Mehmet" olarak yer aldığı, nüfus kayıt örneği getirtilip doğru kimliği saptanmadan hüküm kurulmasının çelişkiye yol açtığı belirtilerek hüküm bozulmuştur.
24. 4 ncü Dairenin 13.6.2001 tarih ve 2001/451-450 sayılı ilâmıyla;
Nüfus kaydında soyadı "Varul" olarak geçen sanığın soyadının gerekçeli kararda "Varol" olarak yazılmasının usule aykırılık oluşturduğu, bu yanlışlığın infaz esnasında karışıklık yaratacağı belirtilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
25. 5 nci Dairenin 21.9.1999 tarih ve 1999/489-488 sayılı ilâmıyla;
Sorgu zabıtları, iddianame, tutuklama müzekkeresi, vekaletname, hüküm ve diğer belgelerde sanığın soyadının "Şimşek" olarak yazılı olduğu, nüfus cüzdan fotokopisi ve sevk pusulasında ise "Şimşak" olarak geçtiği, nüfus idaresinden nüfus kayıt örneği getirtilerek kimliğinin tereddüde yer bırakmayacak şekilde tespit edilmemiş olmasının yasaya aykırı olduğu belirtilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
26. 5 nci Dairenin 15.12.1999 tarih ve 1999/777-775 sayılı ilâmıyla;
İddianame, kısa karar ve gerekçeli hükümde adı "Mehmet" olarak geçen sanığın, nüfus cüzdan sureti, sorgu zabtı ve diğer belgelerde adının "Mahmut" şeklinde yer aldığı, daktilo hatası niteliğinde olmayan bu yanlışlığın sonradan alınacak bir kararla veya kıdemli hâkim tarafından verilecek şerhle düzeltilmesinin mümkün olmadığı, nüfus idaresinden nüfus kayıt örneği getirtilmeden tereddüte yol açacak şekilde hüküm kurulmasının yasaya aykırı olduğu belirtilerek, bu yasaya aykırılık ile birlikte bir başka usule aykırılık dolayısıyla hüküm bozulmuştur.
27. 5 nci Dairenin 11.7.2000 tarih ve 2000/469-468 sayılı ilâmıyla;
İddianamede ve bazı belgelerde soyadı "Erkan" olarak yazılı olan sanığın, duruşma tutanağı, gerekçeli hüküm ve diğer belgelerde soyadının "Ekran" şeklinde yer aldığı, nüfus idaresinden getirtilmiş nüfus kayıt örneği dosyada bulunmadığından, kimlik bilgilerindeki yanlışlığın sonradan alınacak bir kararla veya kıdemli hâkimin vereceği bir şerhle düzeltilmesinin mümkün olmadığı belirtilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
28. 5 nci Dairenin 15.11.2000 tarih ve 2000/706-703 sayılı ilâmıyla;
Nüfus cüzdan fotokopisi ve bazı belgelerde soyadı "Hatiboğlu" olarak geçen sanığın, iddianame, hüküm ve diğer belgelerde soyadının "Hatipoğlu" biçiminde yazılı olduğu, nüfus müdürlüğünden getirtilmiş nüfus kayıt örneği dosyada bulunmadığından mahallînde düzeltilebilir nitelikte bir daktilo hatası olmayan bu yanlışlığın sonradan alınacak bir kararla veya kıdemli hâkimin hüküm altına yazacağı bir şerhle düzeltilmesinin mümkün olmadığı belirtilerek, bu usule aykırılık ve ayrıca uygulama hatası nedeniyle hüküm bozulmuştur.
B) GEREKÇELİ HÜKÜMDEKİ SANIĞA AİT KİMLİK HATALARINI BOZMA NEDENİ YAPMAYAN KARARLAR:
1. 1 nci Dairenin 12.9.2001 tarih ve 2001/737-692 sayılı ilâmıyla;
Tam ve doğru adı "İsmail Bahadır Erkasap" olan sanığın, iddianame, sorgu ve duruşma tutanakları, kısa karar ve gerekçeli hükmün hüküm fıkrasına ilk isminin (İsmail) nüfus kaydına uygun olarak yazıldığı gerekçeli hükmün başlık kısmındaki kimlik bölümüne ise ilk adının "İbrahim" olarak geçtiği, dosyadaki nüfus kaydına göre her zaman düzeltilmesi mümkün olan bu maddi hataya işaretle yetinildiği belirtilerek hükmün onanmasına karar verilmiştir.
2. 4 ncü Dairenin 20.6.2001 tarih ve 2001/488-480 sayılı ilâmıyla;
Nüfus cüzdan sureti ve nüfus kaydına göre soyadı "Kızılyılan" olan sanık hakkında kurulan hükümde "Kızılyılan" soyadına yer verilmesi 353 Sayılı Kanunun 146/2 ve 177/B maddelerine aykırılık olarak değerlendirilmiş ise de, maddi hata niteliğindeki bu yanlışlığın tereddüt yaratmadığı belirtilerek usule aykırılık bozma sebebi yapılmamış, ancak noksan soruşturma dolayısıyla hüküm bozulmuştur.
3. 5 nci Dairenin 15.11 2000 tarih ve 2000/715-712 sayılı ilâmıyla;
Doğru adı "Ashabil" olan sanığın ismi kısa karara ve gerekçeli hükmün hüküm fıkrasına "Asbahil" olarak yazılmış ise de, dosyada nüfus kaydı mevcut olduğundan bu yanlışlık mahallînde düzeltilebilir nitelikte bir daktilo hatası olarak görülmüş, ancak hükmün uygulama noktasında bozulmasına karar verilmiştir.
4. 5 nci Dairenin 10.1.2001 tarih ve 2001/41-19 sayılı ilâmıyla;
Nüfus kaydına göre adının "Serdar" olduğu anlaşılan sanığın, iddianame, sabıka kaydı ve kısa kararda adının "Serkan" olarak geçtiği, huzurda saptanan kimliği ve gerekçeli hükümde adının doğru olarak yazıldığı, kimliğinin diğer bilgilerinde farklılık bulunmadığından kimliğinde herhangibir tereddüt olmadığı, kaldı ki nüfus kaydı dikkate alınarak adının her zaman düzeltilebileceği, 353 sayılı Kanunun 83/3, 146/2 ve 177/3-D maddelerine mutlak muhalefet oluşturacak şekilde bir usule aykırılık bulunmadığından hükmün bu noktadan bozulmasına gerek olmadığı belirtilerek, başka usule aykırılıklar nedeniyle hüküm bozulmuştur.
III. ASKERÎ YARGITAY' IN KONU İLE İLGİLİ SAPTANABİLEN DİĞER İÇTİHATLARI:
A) GEREKÇELİ HÜKÜMDEKİ SANIĞA AİT KİMLİK HATALARINI BOZMA NEDENİ YAPAN KARARLAR:
a) Kimlikteki hatayı, her halükârda bozma nedeni yapan kararlar:
1. Daireler Kurulunun 22.10.1998 tarih ve 1998/139-134 sayılı ilâmıyla;
Nüfus kaydına göre soyadının "Çakılcıoğlu" olduğu anlaşılan sanığın, duruşmada tespit edilen kimliğinde doğru soyadına yer verilmesine rağmen, kısa karar ve gerekçeli hükümde soyadının "Çakıllıoğlu" biçiminde geçtiği, 353 sayılı Kanunun 253 maddesiyle giderilemeyecek olan bu hatanın dairece bozma sebebi yapılmasının yerinde olduğu belirtilip itirazın reddine karar verilmiştir.
2. Daireler Kurulunun 31.1.2002 tarih ve 2002/9-8 sayılı ilâmıyla;
Nüfus Kaydı ve sevk belgesinde soyadı "Dürmüş" olarak geçen sanık hakkında kurulan hükümde (kısa karar ve gerekçeli hüküm) soyadının "Durmuş" olarak yazılması, sanığın kimliği hususunda tereddüt yarattığı gerekçesiyle bozma sebebi olarak değerlendirilmiş ve eksik soruşturmaya ilişkin itiraz sebepleri incelenmeksizin dairenin onama kararı kaldırılarak hüküm bozulmuştur.
3. 1 nci Dairenin 4.6.1997 tarih ve 1997/407-406 sayılı ilâmıyla;
Nüfus kaydında baba adı "Mustafa" olarak geçen sanığın gerekçeli hükümde baba adının "Mehmet" olarak yazıldığı, 353 Sayılı Kanunun 177/D ve 146 ncı maddelerine aykırılık teşkil eden bu durumun, gerekçeli kararın duruşma tutanağının devamı niteliğinde olmasına nazaran 353 sayılı Kanunun 253 ncü maddesiyle düzeltilmesinin mümkün olmadığı belirtilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
4. 1 nci Dairenin 24.4.2002 tarih ve 2002/403-400 sayılı ilâmıyla;
İstinabe Mahkemesince yapılan sorguda sanığın adının "Mehmet" olarak zapta geçtiği, nüfus kaydında ise adının "Hasan" olarak yazılı olduğu, sanığın kimliğinin tesbitinde kuşku yaratılmasının 353 Sayılı Kanunun 146 ve CMUK 236/2 nci maddelerine aykırılık oluşturduğu belirtilerek hüküm bozulmuştur.
5. 2 nci Dairenin 6.2.2002 tarih ve 2002/109-107 sayılı ilâmıyla;
Nüfus idaresinden getirtilen kayıtta sanığın ana adının "Akkız" olarak geçtiği, istinabe mahkemesinde belirlenen kimliğinde ve gerekçeli hükümde ana adı olarak "Ayşe" ismine yer verildiği, sanığın kimliğinde anne adı yönünden kuşku bulunduğu belirtilerek hükmün usul noktasından bozulmasına karar verilmiştir.
6. 3 ncü Dairenin 1.2.1994 tarih ve 1994/72-69 sayılı ilâmıyla;
Nüfus kaydı, sevk pusulası ve sair evrakta soyadı "Altuntaş" olarak yer alan sanık hakkında düzenlenen iddianame, mahkemedeki kimlik tesbitinde ve gerekçeli hükümde soyadının "Altunbaş" olarak yazıldığı, 353 Sayılı Kanunun 146 ve 177/D maddelerine aykırılık bulunduğu gerekçesiyle hüküm bozulmuştur.
b) Kimlikteki hatayı, dosyada nüfus müdürlüğünden celbedilmiş nüfus kayıt örneği olmaması halinde bozma nedeni yapan kararlar:
1. Daireler Kurulunun 19.12.1996 tarih ve 1996/192-185 sayılı ilâmıyla;
Bazı belgelerde adı ve soyadı "Ali Kemal Karakuş", bazılarında ise "Kemal Karakuş" olarak yer alan sanığın mahkemece yapılan kimlik tesbitinde ve gerekçeli hükmün kimlik bölümünde adının "Kemal" kısa kararda ve gerekçeli hükmün hüküm fıkrasında ise "Ail Kemal" biçimde yazıldığı, nüfus müdürlüğünden kayıt istenmediğinden tereddüt doğduğu belirtilerek, dairenin bozma kararı yerinde bulunmuştur.
2. Daireler Kurulunun 22.10.1998 tarih ve 1998/142-135 sayılı ilâmıyla;
Mahkemece kimliği tespit edilen sanığın ad ve soyadının yazılmadan diğer bilgilerin tutanağa geçirildiği, bu eksikliğin daktilo hatası olmadığı ve hâkimin parefesi ile düzeltilme imkânının bulunmadığı, kaldı ki nüfus idaresinden nüfus kaydının da celbedilmediği belirtilerek, 353 Sayılı Kanunun 146 maddesine aykırılık teşkil eden bu durumu bozma sebebi sayan daire ilâmında isabet görülmüştür.
3. 1 nci Dairenin 17.4.2002 tarih ve 2002/373-368 sayılı ilâmıyla;
Sanıkların soyadlarının bazı belgelerde "Karaaslan" ve "Turan", diğer belgelerde ise "Karaarslan" ve "Turhan" olarak geçtiği, sanıklara ait nüfus kayıtları dosyada bulunmadığından gerçek kimliklerinin belirlenemediği belirtilerek hükümlerin bozulmalarına karar verilmiştir.
4. 2 nci Dairenin 17.4.2001 tarih ve 2002/322-319 sayılı ilâmıyla;
Nüfus cüzdan sureti, sevk belgesi ve bazı evrakta soyadı "Karaman" olarak gözüken sanığın istinabe mahkemesince alınan sorgusunda soyadının "Kahraman" olarak zabta geçtiği, hüküm fıkrası ve gerekçeli hükümde "Kahraman" biçiminde yer aldığı, nüfus müdürlüğünden nüfus kaydı istenmediğinden çelişkinin giderilemediği ve bu durumun 353 Sayılı Kanunun 146/2 ve 177/2-D maddelerine aykırılık oluşturduğu belirtilerek hüküm bozulmuştur.
5. 3 ncü Dairenin 28.3.1995 tarih ve 1995/250-249 sayılı ilâmıyla;
Bazı evrakta adı "Vecihettin" olarak geçen sanığın, diğer belgelerde ve hükümde adının "Vechettin" biçiminde yazıldığı, nüfus kaydı getirtilip doğru ismi belirlenmeden hüküm kurulmasının 353 Sayılı Kanunun 146 ve 177/D maddelerine aykırılık teşkil ettiği belirtilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
6. 3 ncü Dairenin 23.10.2001 tarih ve 2001/831-834 sayılı ilâmıyla;
Kısa karar ve gerekçeli hükmün hüküm fıkrasında sanığın adının "Fevzettin" olarak yer aldığı, dosyadaki belgelerde "Fevzettin" ismi yazılı olsa da, sevk pusulasında adının "Fevzeddin" olarak geçtiği, nüfus idaresinden kayıt istenmemiş olduğundan mevcut çelişki giderilmeden hüküm tesis edilmiş olmasının 353 Sayılı Kanunun 146/2 ve 177/D maddelerine aykırılık oluşturduğu belirtilerek hüküm bozulmuştur.
7. 3 ncü Dairenin 16.4.2002 tarih ve 2002/352-350 sayılı ilâmıyla;
Kısa karar ve gerekçeli hükmün hüküm fıkrasında sanığın soyadının "Altınsöz" olarak yer aldığı, dosyadaki bir takım belgelerde "Altınsöz" soyadı yazılı ise de, sevk pusulasında soyadının "Altunsöz" olarak geçtiği, nüfus idaresinden kayıt istenip çelişki giderilmeden hüküm kurulmasının 353 Sayılı Kanunun 146/2 ve 177/D maddelerine aykırılık teşkil ettiği belirtilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
c) Kimlikteki hatayı, başka bozma nedenlerinin bulunması halinde bozma nedeni yapan kararlar:
1. 1 nci Dairenin 10.11.1999 tarih ve 1999/576-572 sayılı ilâmıyla;
Nüfus kaydında adı "Enser" olarak geçen sanığın, istinabe zabtında isminin "Ensar" şeklinde yer aldığı, keza gerekçeli karar ve duruşma zabıtlarında "Ensar" ismine yer verildiği, bu durumun 353 Sayılı Kanunun 146 ve 177 nci maddelerine aykırılık oluşturduğu belirtilerek, gerek bu usule aykırılık ve gerekse esas yönünden hüküm bozulmuştur.
2. 1 nci Dairenin 21.3.2001 tarih ve 2001/209-222 sayılı ilâmıyla;
Nüfus kaydında soyadı "Cete" ve baba adı "Fikri" olarak geçen sanığın soyadı ve baba adının hüküm fıkrası ve gerekçeli hükümde "Çete" ve "Fikriye" şeklinde yazılı olduğu, kimliği hususunda oluşan tereddütün 353 Sayılı Kanunun 146 ve 177/3-D maddelerine aykırılık teşkil ettiği belirtilerek, hükmün bu nedenle ve bir başka usule aykırılık sebebiyle bozulmasına karar verilmiştir.
3. 1 nci Dairenin 24.4.2001 tarih ve 2001/305-319 sayılı ilâmıyla;
Nüfus kaydında adının "Bayram Ali" olduğu anlaşılmasına rağmen, istinabe tutanağında ismi "Ali" olarak yer alan sanık hakkında kurulan hükme ve duruşma tutanaklarına "Ali" isminin yazılmasının 353 Sayılı Kanunun 146 ve 177 maddelerine aykırılık oluşturduğu belirtilip hüküm usul ve noksan soruşturma yönlerinden bozulmuştur.
4. 1 nci Dairenin 31.10.2001 tarih ve 2001/1021-1007 sayılı ilâmıyla;
Sanığın nüfus idaresinden getirtilen nüfus kayıt örneğine göre isminin "Mustafa Zeki" olmasına karşın, gerekçeli hüküm, kısa karar ve duruşma tutanaklarında isminin "Mehmet Zeki" şeklinde yazılmasının tereddüt yarattığı, sanığın kimliğinin gerçeğe uygun olarak hükme yazılmamasının 353 Sayılı Kanunun 146/2 ve 177/D maddelerine aykırılık oluşturduğu belirtilerek, bu nedenle ve bir başka usule muhalefet sebebiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
5. 2 nci Dairenin 19.3.2002 tarih ve 2002/217-212 sayılı ilâmıyla;
Nüfus kaydında ve adli sicil kaydında baba adı "Mehmet Ali" olarak geçen sanığın istinabe suretiyle alınan sorgusunda baba adının "Ali" olarak zabta geçtiği, gerekçeli hükme de "Ali" şeklinde yazıldığı, bu farklılığın 353 Sayılı Kanunun 146/2 ve 177/2-D maddelerime aykırılık teşkil ettiği belirtilerek, hüküm bu nedenle ve bir başka usule aykırılık sebebiyle bozulmuştur.
6. 1 nci Dairenin 10.6.1998 tarih ve 1998/279-278 sayılı ilâmıyla;
Sanığın adının "Alaaddin", "Alaattin", "Aladdin" ve ana adının "Mihdiye", "Mehdie", "Edibe" gibi farklı şekillerde yazılı olduğu, nüfus idaresinden kayıt istenmediğinden kimliğinin tereddütsüz bir şekilde ortaya konamadığı belirtilerek, gerek bu eksiklik ve gerekse bir başka noksanlık sebebiyle hüküm bozulmuştur.
7. 2 nci Dairenin 27.2.2002 tarih ve 2002/144-163 sayılı ilâmıyla;
Nüfus cüzdan fotokopisine göre ana adı "Sebat" olan sanığın sorgusunda ana adının "Sebahat" olarak zabta geçtiği ve gerekçeli hükme de "Sebahat" olarak yazıldığı, nüfus idaresinden kayıt istenip çelişki giderilmediğinden 353 Sayılı Kanunun 146/2 ve 177/2-D maddelerine aykırılık bulunduğu belirtilerek, hükmün bu nedenle ve bir başka usule aykırılık sebebiyle bozulmasına karar verilmiştir.
8. 2 nci Dairenin 27.3.2002 tarih ve 2002/251-248 sayılı ilâmıyla;
Nüfus cüzdan suretinde adı "Cümali" olarak geçen sanığın sorgusunda ve gerekçeli hükümde adının "Cumali" biçiminde yazıldığı, nüfus idaresinden kayıt istenmediğinden çelişkinin giderilemediği ve bunun 353 Sayılı Kanunun 146/2 ve 177/2-D maddelerine muhalefet oluşturduğu belirtilerek, hükmün bu nedenle ve bir başka usule aykırılık sebebiyle bozulmasına karar verilmiştir.
9. 3 ncü Dairenin 10.10.2000 tarih ve 2000/604-602 sayılı ilâmıyla;
Bazı belgelerde adı "Zafer" olarak geçen sanığın adının bazı evrakta ve nüfus cüzdan fotokopisinde "Vahit Zafer" olarak yer aldığı, sorguda ismi "Zafer" olarak tespit edilen sanığın nüfus müdürlüğünden kaydı istenmediğinden şüphenin giderilemediği belirtilerek, hükmün gerek bu nedenle ve gerekse noksan soruşturma yönünden bozulmasına karar verilmiştir.
B) GEREKÇELİ HÜKÜMDEKİ SANIĞA AİT KİMLİK HATALARINI BOZMA NEDENİ YAPMAYAN KARARLAR:
a) Kimlikteki hatayı; bu hatanın mahallînde düzeltilebilecek bir hata olması sebebiyle bozma nedeni yapmayan kararlar:
1. Daireler Kurulunun 11.6.1998 tarih ve 1998/90-91 sayılı ilâmıyla;
Sevk pusulasında adı ve soyadı "F.Sinan Ustabaş" olarak geçen sanığın temyiz dilekçesi, tebellüğ belgesi, duruşma tutanağı, kısa karar ve gerekçeli hükümde isminin "Sinan Ustabaş" şeklinde yer aldığı, bölük komutanınca onaylanmış nüfus cüzdan sureti, iddianame ve diğer müzekkerelerde "Sinan Ustabaşı" biçiminde yazılı olduğu, gerekçeli kararda yer alan soyadının sevk pusulası ile uyumlu olup diğer kimlik bilgilerinde farklılık bulunmadığı, "F" harfi ile belirtilen bir isminin daha bulunduğu anlaşılmakta ise de, mevcut kimlik bilgilerinin infazda tereddüt yaratmayacağı, kuşku doğması halinde müteferrik bir kararla kuşkunun giderilebileceği, bozmayı gerektirecek derecede yasaya aykırılık bulunmadığı belirtilerek daire kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
2. Daireler Kurulunun 26.11.1998 tarih ve 1998/163-156 sayılı ilâmıyla;
Nüfus kaydında, sevk pusulasında, vaka raporunda soyadının "Aslan" olduğu anlaşılan sanığın tutuklanmasında ve duruşmada tespit edilen kimliğinde soyadının "Arslan" olarak yazıldığı, sanık yargılanan kişinin kendisi olmadığını iddia etmeyip hükmü temyiz ederek hakkında hüküm kurulan kişinin kendisi olduğunu ortaya koyduğundan ve tereddüte düşülmesini gerektirecek bir husus bulunmayıp maddi hatanın müteferrik karar ile giderilmesi mümkün olduğundan, kısa kararda ve gerekçeli hükümde soyadının "Arslan" olarak yazılmasının kuşku doğurduğu gerekçesiyle dairenin verdiği bozma kararında isabet bulunmadığı belirtilerek itirazın kabulüne karar verilmiştir.
3. 1 nci Dairenin 26.11.1997 tarih ve 1997/740-736 sayılı ilâmıyla;
Nüfus kaydında ismi "Abdulgadir" olarak geçmekte olan sanığın, iddianame, sorgu zabtı, kısa karar ve gerekçeli hükümde adı "Abdülkadir" olarak yazılmış ise de, sadece tek harf değişikliğinden ibaret olan maddi hatanın mahallî mahkemede her zaman düzeltilmesinin mümkün olduğu belirtilerek hükmün onanmasına karar verilmiştir.
4. 1 nci Dairenin 25.3.1998 tarih ve 1998/138-138 sayılı ilâmıyla;
Sanığın soyadının kısa kararda "Komaç" olarak yazıldığı, duruşma tutanakları, diğer evrak ve gerekçeli kararda gerçek soyadı olan "Omaç" ın yer aldığı, soyadında herhangi bir tereddüt bulunmadığı ve daktilo yazım hatasının kıdemli hâkim tarafından düzeltilebileceği belirtilerek hüküm onanmıştır.
5. 1 nci Dairenin 28.4.1999 tarih ve 1999/218-216 sayılı ilâmıyla;
Nüfus cüzdan sureti, sevk pusulası ve diğer belgeler ile iddianamede soyadı "Dülge" olarak geçen sanığın soyadının, kısa karar ve gerekçeli hükümde "Dülger" şeklinde yazıldığı, diğer kimlik bilgilerinde bir farklılık bulunmayıp mevcut kimlik bilgileri infazda duraksamaya yol açmayacak nitelikte olduğundan, keza kuşkunun doğması halinde müteferrik bir karar ile tereddüt giderilebileceğinden, daktilo hatasından ibaret olan yanlışlığın bozmayı gerektirecek yasaya aykırılık oluşturmadığı belirtilerek hüküm onanmıştır.
6. 1 nci Dairenin 12.1.2000 tarih ve 2000/11-8 sayılı ilâmıyla;
Sanığın "Çakmakci" olan soyadının hüküm fıkrası ve gerekçeli karara "Çakmakçı" olarak yazılmasının mahallînde düzeltilebilecek bir daktilo hatası olduğu değerlendirilerek bu husus bozma nedeni olarak kabul edilmiş ve hükmün noksan soruşturma yönünden bozulmasına karar verilmiştir.
7. 1 nci Dairenin 5.4.2000 tarih ve 2000/199-195 sayılı ilâmıyla;
Sevk pusulası ve nüfus kaydında soyadı "İrtürk" olarak geçen sanığın soyadının kısa karar ve gerekçeli hükümde "Irtürk" biçiminde yazılmasının mahallînde düzeltilebilecek bir hata olduğu belirtilerek hüküm onanmıştır.
8. 1 nci Dairenin 24.5.2000 tarih ve 2000/341-339 sayılı ilâmıyla;
Nüfus cüzdan suretinde ve vekaletnamede adı "Kutbettin" olarak yazılmış olan sanığın, kısa karar ve gerekçeli hükümde isminin "Kudbettin" biçiminde yer almasının, diğer kimlik bilgilerinde farklılık bulunmamasına nazaran sadece isimdeki bir harfin farklı yazılmasından kaynaklanan bu hatanın bozma sebebi yapılmadığı belirtilip hüküm onanmıştır.
9. 1 nci Dairenin 7.6.2000 tarih ve 2000/381-380 sayılı ilâmıyla;
Sanığın isminin "Tunay" olmasına rağmen, kısa karar ve gerekçeli hükümde "Tuncay" olarak yazılması, diğer kimlik bilgilerinde yanlışlık bulunmaması ve tereddüt halinde mahkemece duruşmasız işlere ait kararla düzeltilme imkânının olmasına nazaran bozma sebebi yapılmayıp, hüküm onanmıştır.
10. 1 nci Dairenin 20.3.2002 tarih ve 2002/261-260 sayılı ilâmıyla;
Nüfus kaydına göre adı "Cüneyit" olan sanığın kimlik tesbitinde, kısa kararda ve gerekçeli hükümde adının "Cüneyt" olarak yazılması yasaya aykırı ise de, diğer kimlik bilgilerinin kayıtlara uygunluk arz etmesi dolayısıyla bu yanlışlığın yerinde düzeltilebilir bir daktilo hatası mahiyetinde olduğu kabul edilip hüküm onanmıştır.
11. 1 nci Dairenin 10.4.2002 tarih ve 2002/336-334 sayılı ilâmıyla;
Nüfus kaydında soyadı "Gökguz" olarak geçen sanık hakkında kurulan hükümde "Gökgüz" soyadına yer verilmiş ise de, diğer nüfus bilgilerinin uyumlu olduğu ve noktalama hatasının kimlik hususunda tereddüt yaratmadığı, bu hatanın her zaman için mahallînde düzeltilebileceği belirtilerek hükmün onanmasına karar verilmiştir.
12. 4 ncü Dairenin 24.3.1998 tarih ve 1998/184-181 sayılı ilâmıyla;
Sanığın soyadının "Kılınç" yerine hükme "Kılıç" olarak yazılmasının daktilo hatasından kaynaklandığı ve diğer kimlik bilgilerinde bir tereddüt bulunmadığı kabul edilerek hüküm onanmıştır.
13. 5 nci Dairenin 7.10.1998 tarih ve 1998/605-597 sayılı ilâmıyla;
Nüfus cüzdan fotokopisinde adı "Muzeffer" olarak gözüken sanığın, birlik komutanlığınca hazırlanmış nüfus cüzdan sureti, iddianame, duruşma zabtı ve gerekçeli hükümde isminin "Muzaffer" biçiminde yazılı olduğu, diğer kimlik bilgilerinde farklılık bulunmadığı, kuşku hasıl olsa dahi nüfus cüzdanına göre adının her zaman düzeltilmesinin mümkün olduğu, 353 Sayılı Kanunun 83/3, 146/2 ve 177/D maddelerine mutlak muhalefet oluşturacak nitelikte bir usule aykırılığın bulunmadığı belirtilerek hüküm onanmıştır.
14. 5 nci Dairenin 10.5.2000 tarih ve 2000/272-270 sayılı ilâmıyla;
Nüfus kayıt örneğinde adı "Zekeriye" olarak geçen sanığın, diğer belgeler, kısa karar ve gerekçeli hükümde isminin "Zekeriya" olarak yer aldığı, diğer kimlik bilgilerinde herhangi bir farklılık bulunmadığı, kuşkuya düşülse dahi nüfus kaydına göre adının her zaman düzeltilebileceği belirtilerek hüküm onanmıştır.
b) Hüküm başka bir nedenle bozulduğu için, kimlikteki hatanın bozma sonrası yeniden yapılacak yargılama sırasında düzeltilebileceği gerekçesiyle bozma nedeni yapmayan kararlar:
1. 1 nci Dairenin 12.3.1997 tarih ve 1997/160-167 sayılı ilâmıyla;
Nüfus kaydı ve diğer belgelere göre adının "Gölkap" olduğunda tereddüt bulunmayan sanığın, iddianame, kısa karar ve gerekçeli hükümde adı "Gökalp" olarak yazılmak suretiyle maddi hata yapılmış ise de, bunun her zaman düzeltilmesi mümkün olup esasen hükmün başka nedenle bozulduğu ve yeniden kurulacak hükümde maddi hatanın tashih edileceği belirtilerek, bu durum bozma sebebi yapılmamış, ancak hüküm eksik soruşturma nedeniyle bozulmuştur.
2. 1 nci Dairenin 29.12.1999 tarih ve 1999/727-725 sayılı ilâmıyla;
Nüfus kaydında sanığın soyadının "Dadagılıoğlu" olarak belirtildiği ve gerekçeli karara doğru şekilde yansıtıldığı, istinabe suretiyle alınan sorgusunda ve duruşma tutanağında "Dadağılıoğlu" ve "Dadağıllıoğlu" biçiminde yazıldığı, bu husus 353 sayılı Kanunun 146 maddesine aykırı ise de yeniden yapılacak yargılamada düzeltme imkânı bulunduğundan, bu hatanın bozma sebebi yapılmadığı belirtilerek hüküm noksan soruşturma noktasından bozulmuştur.
3. 1 nci Dairenin 16.2.2000 tarih ve 2000/86-84 sayılı ilâmıyla;
Nüfus kaydına göre sanığın adının "Riza" olmasına karşılık, kısa karar ve gerekçeli hükümde "Rıza" ismine yer verilmesinin bozmadan sonra düzeltilebilecek bir hata olduğu kabul olunup, bu husus bozma sebebi sayılmayarak hüküm bir başka usule aykırılık nedeniyle bozulmuştur.
4. 1 nci Dairenin 12.4.2000 tarih ve 2000/221-217 sayılı ilâmıyla;
Nüfus kaydında adı "Basri" olarak geçen sanık hakkında kurulan hükümde adı "Barsi" olarak yer almış ise de, yeniden yapılacak yargılamada düzeltilebileceği gerekçesiyle bu husus bozma sebebi yapılmamış ve hükmün esastan bozulmasına karar verilmiştir.
5. 1 nci Dairenin 17.5.2000 tarih ve 2000/338-335 sayılı ilâmıyla;
Nüfus kayıt örneğine göre soyadı "Tunçay" olmasına karşın, sanığın soyadının kısa karar ve gerekçeli hükme "Tuncay" olarak yazılmasının bozmadan sonra düzeltilebilecek maddi bir hata olduğu değerlendirilip bu husus ayrı bir bozma sebebi yapılmamış, hüküm vasıf ve uygulama yönlerinden bozulmuştur.
6. 1 nci Dairenin 28.6.2000 tarih ve 2000/465-464 sayılı ilâmıyla;
Nüfus kaydında adı "Rifat" olarak geçen sanığın, kısa karar ve gerekçeli hükümde isminin "Rıfat" olarak yazılması bir hata ise de, yeniden kurulacak hükümde düzeltilebileceğinden bu hata bozma sebebi yapılmamış, hükmün noksan soruşturma noktasından bozulmasına karar verilmiştir.
7. 1 nci Dairenin 4.7.2001 tarih ve 2001/553-544 sayılı ilâmıyla;
Nüfus kaydına göre "Salim" olan sanığın isminin, kimlik tesbiti sırasında tutanağa "Salih" olarak geçirilip gerekçeli hükme aynı şekilde yazılması yasaya aykırı ise de, 4616 Sayılı Kanunun dava şartı hükümleri taşıması nedeniyle önceliğin anılan kanunda olduğu belirtilerek, bu usul hatası bozma sebebi yapılmamış ve hataya işaretle yetinilmiştir.
8. 1 nci Dairenin 26.9.2001 tarih ve 2001/727-765 sayılı ilâmıyla;
Nüfus kaydına göre soyadı "Başbüyük" olan sanığın kimliğinin tesbiti sırasında soyadının "Başıbüyük" biçiminde zabta geçirilmesi ve bu şekilde kısa karar ile gerekçeli hükme yazılmasının 353 Sayılı Kanunun 146 ve 177 nci maddelerine aykırılık teşkil ettiği, ancak bozmadan sonraki yargılama aşamasında düzeltme imkânı bulunduğundan bu hatanın bozma sebebi yapılmadığı belirtilerek hükmün esastan bozulmasına karar verilmiştir.
9. 5 nci Dairenin 10.1.2001 tarih ve 2001/33-18 sayılı ilâmıyla;
Nüfus kaydında "Giyasettin" olan sanığın isminin, kısa kararda ve gerekçeli hükümde "Gıyasettin" olarak yazılmasının bozmadan sonra düzeltilebilecek bir hata olduğu değerlendirilip, hüküm sübut noktasından bozulmuştur.
10. 1 nci Dairenin 1.3.2000 tarih ve 2000/132-128 sayılı ilâmıyla;
Nüfus cüzdan suretine göre sanığın nüfusa kayıtlı olduğu ilçenin "Sarıoğlu", köyün ise "Burunören" olduğu, kimlik bilgileri tespit edilirken "Saruhanlı" ve "Bulurviran" şeklinde yazıldığı, ancak bozmadan sonra düzeltme imkânı bulunduğu belirtilerek bu husus bozma sebebi sayılmayıp suç vasfından hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
11. 1 nci Dairenin 26.9.2001 tarih ve 2001/810-791 sayılı ilâmıyla;
Bölük komutanınca hazırlanmış nüfus cüzdan örneğinde, iddianame ve temyiz dilekçesinde adının "Yusuf Kenan Aslansoy", sevk pusulasında ve sair evrakta "Y.Kenan Aslansoy" olarak geçtiği, sorguda, kısa karar ve gerekçeli hükümde "Yusuf Kenan Arslansoy" biçiminde yazıldığı, nüfus kaydı celp edilmediğinden kimlik konusunda kuşku yaratıldığı, bu durum usule aykırı ise de, bozmadan sonraki yargılamada düzeltme mkânı bulunduğu belirtilerek, hataya işaretle yetinilip hüküm suç vasfı ve uygulama yönlerinden bozulmuştur.
12. 1 nci Dairenin 10.10.2001 tarih ve 2001/855-835 sayılı ilâmıyla;
İddianamede "Cantürküncü" olarak belirtilen sanığın soyadının yargılama aşamasında "Cankürtüncü" biçiminde tespit edilip iddianame ile oluşan aykırılığın giderilmesi için nüfus kaydının celbi cihetine gidilmeyerek kimlik konusunda kuşku yaratıldığı, bu durum usule aykırı ise de, bozmadan sonraki yargılamada düzeltme imkânı bulunduğu belirtilerek, hataya işaretle yetinilip noksan soruşturma yönünden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
IV. DEĞERLENDİRME:
353 Sayılı Yasanın, "Duruşmanın başlaması" ile ilgili olan 146 ncı maddesinde (CMUK Md.236), duruşmaya başlarken sanığın kimliğinin tespit edileceğine ve kimliğini söylemeyen sanığın dosyada kayıtlı kimliğinin duruşma tutanağına geçirileceğine ilişkin olan amir hüküm ile, "Duruşma tutanağı ve kapsayacağı hususlar" ile ilgili olan 177 nci maddesinde (CMUK Md.265) yer alan, duruşma tutanağının, sanıkların ad ve soyadlarını kapsayacağına ilişkin olan hükümlerde, suç işlediği iddia olunan kişi ile yargılanan ve hakkında hüküm kurulan kişinin aynı kişi olmasının amaçlandığı, kanun koyucunun amacının da bu olduğu kuşkusuzdur. Keza, gerekçeli hükümdeki sanık kimliği ile hakkında temyiz incelemesi yapılan kişinin aynı kişi olması gerektiği de tartışmasızdır.
Ancak, sanık kimliğini oluşturan unsurların neler olduğuna, sanık kimliğindeki hangi tür hataların kimlikte tereddüt yaratmış sayılacağına ve sanık kimliğindeki hatanın bozma sebebi yapılıp yapılmayacağına ilişkin özel bir düzenleme olmadığından, uygulamada kimlik hataları ile ilgili değişik içtihatlara rastlanılmaktadır.
Diğer taraftan, yukarıda mahiyetleri açıklanan Askerî Yargıtay İçtihatlarından da anlaşılacağı üzere, gerekçeli hükümdeki sanığa ait kimlik hatalarının çok değişik ve farklı biçimlerde ortaya çıktığı, örneğin, kiminde sanığın adı veya soyadında bir harf yanlışlığı veya eksikliği, kiminde ad veya soyadın tamamında, kiminde ana veya baba adında veya kayıtlı olduğu nüfus idaresinde yanlışlık ve eksiklikler olduğu görülmektedir. Bu çeşit hatalar dışında, sanığın nüfusa kayıtlı olduğu yer, hane, cilt veya sayfa numaraları veya medeni hali gibi, sanık kimliğini oluşturan diğer unsurlarda da yanlışlık veya eksikliğe dayalı kimlik hataları olması mümkündür.
Sanığa ait kimlik hatalarındaki bu çeşitliliğin yanında, kimlik hatalarıyla ilgili Askerî Yargıtay İçtihatlarında da farklılıklar olduğu, bir kısım kararlarda bu tür kimlik hatalarının kimlikte tereddüt yarattığı gerekçesiyle bozma nedeni yapıldığı, bazı kararlarda ise, aynı hataların sanığın kimliğinde tereddüt yaratmadığı gerekçesiyle bozma nedeni yapılmadığı görülmektedir. Örneklemek gerekirse, bir kısım kararlarda sanık kimliğindeki bir harf hatasının dahi kimlikte tereddüt yarattığı kabul edilerek bu husus bozma sebebi yapılmış, bir kısım kararlarda ise bu şekildeki hataların maddi hata olduğu ve sanığın kimliğinde tereddüt yaratmadığı kabul edilmiştir. Keza bir kısım kararlarda dosyada sanığın kayıtlı olduğu nüfus idaresinden getirtilmiş nüfus kaydının bulunması halinde kimlikteki hatalar bozma nedeni yapılmamış, aksi halde bozmaya gidilmiş, bir kısım kararlarda ise, dosyada nüfus idaresinden getirtilmiş nüfus kaydı mevcut olmasına rağmen, kimlikteki her türlü hata bozma sebebi yapılmıştır.
Konu ile ilgili Askerî Yargıtay İçtihatlarının tümünde sanık kimliğindeki hangi hataların kimlikte tereddüt yarattığı, hangi hataların kimlikte tereddüt yaratmadığı hususuna açıklık getirecek kesin bir ölçüt esas alınmadığı gibi, konuyla ilgili farklı içtihatların her birinin olayına ve dosyasına göre farklılıklar arzettiği, değerlendirmelerin her bir dosyaya özgü olarak yapılmış olduğu görülmektedir. Temyiz incelemesi yapılırken karşılaşılan bu gibi durumlarda, önemli olan, yargılanan kişi ile hakkında hüküm tesis edilmiş olan kişinin aynı olmasıdır. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre sanığın kimliğinde tereddüde düşülmesini gerektiren bir durumun saptanmış olması halinde bozmaya gidilmesi zorunludur. Buna karşılık sanığın kimliğinde tereddüt yaratmayacak nitelikteki daktilo ve benzeri hataların bozma nedeni yapılmayabileceği gözden ırak tutulmamalıdır.
Ancak ortaya çıkacak çok değişik ve şimdiden öngörülemeyen hata türleri olabileceği de dikkate alınarak, kimlikteki hangi tür hataların kimlikte tereddüt yarattığının, hangilerinin tereddüt yaratmayacağının önceden belli bir esasa bağlanarak ilke halinde belirlenmesi mümkün olmadığından ve ayrıca Askerî Yargıtay'ın sanığın kimliğindeki hatalarla ilgili biri birinden farklı görünen içtihatlarının belli bir yönde birleştirilmesinin ve bu konuda ilke niteliğinde bir karara varılmasının hukuki sakıncalar doğuracağı düşünüldüğünden, Başsavcının sanık kimliğindeki hatalara ilişkin biri birinden farklı içtihatların birleştirilmesine gerek olmadığına karar verilmiştir.
V.SONUÇ: Başsavcılıkça; gerekçeli hükümdeki sanığa ait kimlik hatalarını bozma nedeni olarak kabul etmeyen içtihatların, kimlik hatalarını bozma nedeni olarak kabul eden içtihatlar doğrultusunda birleştirilmesi talep edilmiş ise de;
Birbirine aykırı gibi görünen kimlik hatalarına ilişkin söz konusu içtihatların her birinin kendine münhasır olduğunun görülmesi, sanık kimliğindeki hatanın tereddüt yaratıp yaratmadığının her dosyaya göre değişebilir olması, gerekçeli hükümdeki sanığa ait kimlik hatalarıyla ilgili biri birinden farklı içtihatların her biri, belli bir esasa ve kritere dayalı olmadığı gibi, somut biçimde hangi hallerin kimlikte tereddüt yaratacağının önceden öngörülmesinin mümkün olmaması nedenleriyle, sanık kimliğindeki hatalarla ilgili İçtihatların Birleştirilmesine Gerek Olmadığına,
Üyeler Başsavcı Hâk. Tuğa. Dr. Ferhat FERHANOĞLU, Hâk.Kd.Alb. Seyfettin YALÇIN, Hâk.Kd.Alb. Suat SOYKAN, Hv.Hâk.Kd.Alb. İbrahim DEMİR, Hâk.Kd.Alb. Kemal BAL ve Hâk.Alb.Bilgin AK'ın karşı oylarına binaen OYÇOKLUĞU ile 21.06.2002 tarihinde karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy