(5271 S. K. m. 176, 190) (353 S. K. Ek m. 1) (1600 S. K. m. 30, 31)
Konu: 25 Ekim 1963 tarihli ve 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununun 29 Haziran 2006 tarihli ve 5530 sayılı Kanunla değişik Ek Birinci maddesinin getirdiği yeni düzenleme karşısında; 4 Aralık 2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun İddianamenin sanığa tebliği ve sanığın çağrılması başlıklı 176'ncı maddesinin (4) numaralı fıkrasında belirtilen bir haftalık süre nin, sanığa tanınmış bir hak olmanın ötesinde mahkemeye verilmiş bir yükümlülük olduğu ve koruyucu süre niteliğindeki bu müddetten sanıkların vazgeçme haklarının bulunmadığı belirtilmek suretiyle, 1600 sayılı Askeri Yargıtay Kanununun 30 ve 31'inci maddeleri ile Askeri Yargıtay İçtüzüğünün 42'nci maddesi gereğince bu konuda birbiri ile çeliştiği iddia edilen içtihatların birleştirilmesi talebi,
Başvuruda Bulunan; 3üncü Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi Hâkimi Hâkim Asteğmen Uğur ERSOY.
Başvuru Sebebi ve Talep: Ceza Muhakemesi Kanununun 176'ncı maddesinin (4) numaralı fıkrasında öngörülen bir haftalık yasal savunma süresinden sanıkların istedikleri takdirde Ara verme başlıklı 190'inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince vazgeçebileceklerine ilişkin Askeri Yargıtay içtihatlarının, 353 sayılı Kanuna 5530 sayılı Kanunun 61' inci maddesiyle getirilen yeni düzenleme karşısında artık geçerliliğinin kalmadığı, bir haftalık hazırlık süresinin, sanıkların istemeleri hâlinde dahi kullanmaktan vazgeçemeyecekleri koruyucu bir süre olduğu, Ceza Muhakemesi Kanununun mehazını oluşturan Alman Ceza Muhakemesi Kanununun (StPO) 217'nci maddesinin bir haftalık sürenin kullanımının sanığın takdirine bırakılmasına ilişkin 3'üncü maddesinin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 190' inci maddesine dâhil edilmemesinin başka türlü kabul ve değerlendirmeye imkân vermediği belirtilmek suretiyle; bu konudaki tespitin Askeri Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunca da benimsenerek, aksi doğrultudaki yerleşik uygulamadan dönülmesi talep edilmiştir.
I - Usule İlişkin İnceleme:
A. Başvuru Yetkisi Ve Şartları
27 Haziran 1972 tarihli ve 1600 sayılı Askeri Yargıtay Kanunun İçtihatları Birleştirme Kararları başlıklı 30'uncu ve İçtihatların Birleştirilmesini İstemek başlıklı 31'inci maddeleri ile Askeri Yargıtay İçtüzüğünün İçtihatları Birleştirme Kurulu başlıklı 42'nci maddesi hükümlerine göre, bir dairenin hukuki bir meselede kendisinin yerleşmiş bir içtihadından veya Daireler Kurulunun veya diğer bir dairenin yerleşmiş içtihadından ayrılmak istemesi veya bir daire ile Daireler Kurulunun kararları arasında aykırılık bulunması veya Daireler Kurulunun kendisinin yerleşmiş bir içtihadından ayrılmak istemesi veya Daireler Kurulunun kararları arasında bir aykırılık bulunması hâllerinde, Daire Başkanları veya Askeri Yargıtay Başsavcısının, Genel Kuruldan içtihatların birleştirilmesini isteyebilecekleri gibi, diğer merci ve kişilerin de, içtihatların birleştirilmesi için başvuruda bulunabilecekleri kabul edilmiştir.
Ancak, diğer merci ve kişiler tarafından gerekçeli olarak yapılan başvuruların görüşülebilmesi; bahse konu Kanunun 31'inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İçtihatları Birleştirme Kurulunun, mevcut üye sayısının salt çoğunluğu ile vereceği karar şartına bağlanmıştır.
Bu nedenle; içtihatları birleştirme yoluna gidilmesinin gerekip gerekmeyeceğinin karara bağlanması noktasında ortaya çıkan bu ön sorunun çözümü için Ceza Muhakemesi Kanununun İddianamenin sanığa tebliği ve sanığın çağrılması başlıklı 176'ncı ve Ara verme başlıklı 190'uncu maddelerinin 353 sayılı Kanunun mülga 120'nci ve 130'uncu maddelerinden farklı bir düzenleme niteliğinde olup olmadığının ve buna bağlı olarak da getirilen son değişikliğin Askeri Yargıtay İçtihatları arasında faklı bir uygulamaya yol açıp açmayacağının irdelenmesi gerekmektedir.
B. Bahse Konu Kanun Maddelerinin İncelenmesi
Bir haftalık yasal bekleme süresini düzenleyen 353 sayılı Kanunun, 5530 sayılı Kanunla değiştirilmeden önceki Tebliğ ile duruşma günü arasındaki süre başlıklı 120'nci maddesi İddianamenin tebliği ile duruşma günü arasında en aşağı bir hafta geçmelidir. Sanık uygun görürse bu süre azaltılabilir. Bu süreye uyulmamış ise iddianamenin okunmasından önce sanık duruşmanın tehir veya talikinin isteyebilir. hükmünü içermiştir.
353 sayılı Kanunun Tehir ve talik istemi ve kararlar başlıklı mülga 130'uncu maddesinin üçüncü fıkrası da, 120'nci maddede belirtilen bir haftalık hazırlık süresine uyulmadığı takdirde askeri mahkeme kıdemli askeri hâkiminin sanığa duruşmanın tehir veya talikini istemeye hakkı olduğunun bildirilmesini öngörmüştür.
353 sayılı Kanunun 120 ve 130'uncu maddelerinin 5530 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılmasının ardından sanıklara ait bu hak (yapılan atıf sonucu) 5271 sayılı Kanunun 176'ncı ve 190'ıncı maddeleri çerçevesinde uygulama kabiliyetini sürdürmeye devam etmiştir.
Ceza Muhakemesi Kanununun 176'ncı maddesinin (1) numaralı fıkrası, iddianamenin çağrı kâğıdı ile birlikte sanığa tebliğ olunacağını, (4) numaralı fıkrası ise çağrı kâğıdının tebliğiyle duruşma günü arasında en az bir haftalık süre bulunması gerektiğini öngörmüştür.
Aynı Kanunun 190'inci maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise, 176'ncı maddede belirtilen bir haftalık süreye uyulmaması durumunda, sanığa, duruşmaya ara verilmesini istemeye hakkı olduğunun hatırlatılmasının gerektiği düzenlemiştir.
Bir hakkın ilgilisine hatırlatılmasının mahiyetinin, yasaların imkân verdiği hukuki bir olanağın kullanılıp kullanılmayacağının, muhatabın istek ve takdirine bırakılmasından ibaret olduğu göz önüne alındığında; Kanunun kullanımını sanığın isteğine bıraktığı ve sadece haklarının hatırlatılması ile yetinilmesi gereken durumlarda, sanığın istemini aşan bir uygulama içerisine girilmesinin, kanun koyucunun amacına aykırı bir hareket tarzı olacağı değerlendirilmektedir.
C. Konu İle İlgili Askeri Yargıtay Kararları
Askeri Yargıtay Daire ve Daireler Kurulu kararlarının meselenin iki ayrı yönü itibarıyla incelenmesi gerekmektedir.
a) Bir Haftalık Hazırlık Süresinin Geçmemesine Rağmen, Sanığa Bu Hakkın Hatırlatılmadan Sorgusunun Tespiti Halinde Savunma Hakkının Kısıtlanmasına Yol Açan Usule İlişkin Bir Aykırılığın Bulunduğunu Benimseyen Kararlar:
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 11 Kasım 1999 tarihli ve 210-201; 25 Kasım 1999 tarihli ve 223-215; 11 Ocak 2001 tarihli ve 6/4; 15 Şubat 2001 tarihli ve 26-20; 17 Mayıs 2001 tarihli ve 56-54; 4 Temmuz 2002 tarihli ve 65-65; 22 Kasım 2001 tarihli ve 104-107; 19 Şubat 2004 tarihli ve 44-34 esas ve karar sayılı ilâmlarında ve ayrıca;
Askeri Yargıtay 1'inci Dairesinin 12 Mart 2003 tarihli ve 221-219; 18 Kasım 2004 tarihli ve 1198-1194; 1 Aralık 2004 tarihli ve 1227-1256; 11 Mayıs 2005 tarihli ve 538-528; 18 Ocak 2006 tarihli ve 53-50; 26 Nisan 2006 tarihli ve 693-707; 3 Mayıs 2006 tarihli ve 768-763; 7 Mart 2007 tarihli ve 370-367; 23 Mayıs 2007 tarihli ve 1034-1031; 20 Haziran 2007 tarihli ve 1291-1287; 2'nci Dairenin 19 Aralık 2001 tarihli ve 1056-1049; 17 Nisan 2002 tarihli ve 331-328; 24 Ekim 2003 tarihli ve 1289-1281; 6 Ekim 2004 tarihli ve 1207-1193; 12 Ocak 2005 tarihli ve 51-46; 8 Haziran 2005 tarihli ve 671-656; 20 Temmuz 2005 tarihli ve 840-832; 21 Aralık 2005 tarihli ve 1314-1309; 1 Mart 2006 tarihli ve 281-275; 4 Nisan 2007 tarihli ve 572-568; 3'üncü Dairenin 16 Ocak 2001 tarihli ve 68-59; 1 Ekim 2002 tarihli ve 855-852; 6 Aralık 2005 tarihli ve 1340-1337; 25 Nisan 2006 tarihli ve 650-648; 11 Temmuz 2006 tarihli ve 1104-1102; 26 Aralık 2006 tarihli ve 1889-1886; 3 Nisan 2007 tarihli ve 788-785; 10 Nisan 2007 tarihli ve 859-855 ve 4'üncü Dairenin 18 Haziran 2002 tarihli ve 692-688; 23 Aralık 2003 tarihli ve 1228-1225; 7 Mart 2006 tarihli ve 380-380; 2 Mayıs 2006 tarihli ve 715-713; 20 Haziran 2006 tarihli ve 973-972; 20 Mart 2007 tarihli ve 442-441 esas ve karar sayılı ilâmlarında;
İddianamenin sanığa tebliği ile duruşma tarihi arasında bir haftalık bekleme süresinin dolmadığının belirlenmesi hâlinde, sanığa bir haftalık süreden vazgeçme hakkının bulunduğunun hatırlatılması ve ancak onayının alınması hâlinde sorgu ve savunmasının tespitinin gerektiği, bu hakkın hatırlatılmaması veya sanığın bu konuda muvafakat verdiğinin duruşma zaptında yer almaması durumunda sorgu ve savunmasının tespitinin savunma hakkının kısıtlanmasına yol açan ve hükmün bozulmasını gerektiren usule aykırılık olduğu açık bir biçimde kabul ve ifade edilmiştir.
b) Bir Haftalık Hazırlık Süresinin Geçmemesine Ve Sanığa Bu Sürenin Hatırlatılarak Rızası İle Sorgu Ve Savunmasının Tespit Edilmesi Halinde, Savunma Hakkının Kısıtlanmasına İlişkin Bir Aykırılığın Bulunmadığına İlişkin Kararlar:
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun;
15 Mayıs 2001 tarihli ve 26-20; 29 Mart 2001 tarihli ve 36-33; 23 Mayıs 2002 tarihli ve 45-44; 20 Haziran 2002 tarihli ve 53-52; 20 Haziran 2002 tarihli ve 55-54; 4 Temmuz 2002 tarihli ve 64-64; 4 Temmuz 2002 tarihli ve 65-65; 4 Temmuz 2002 tarihli ve 66-66; 2 Ekim 2002 tarihli ve 67-71; 24 Ekim 2002 tarihli ve 85-83; 19 Şubat 2004 tarihli ve 44-34; 30 Eylül 2004 tarihli ve 107-123 ve 19 Kasım 2004 tarihli ve 174-154 esas ve karar sayılı ilâmlarında da;
İddianamenin tebliği ile duruşma günü arasında bir haftalık sürenin geçmediği, ancak duruşmanın ertelenmesini isteme hakkının hatırlatılmasına rağmen sanığın sorgu ve savunmasını yaptığı durumlarda; yargılamanın bir bütün olarak dikkate alınarak sanığın savunma hakkının kısıtlanıp kısıtlanmadığının belirlenmesi gerektiği, bu durumda doktrinde egemen olan nispi butlan görüşü doğrultusunda hareket edilerek, sanığın ancak savunma hakkının ihlâl edildiği yönünde itirazda bulunması durumunda yasaya aykırılığın dikkate alınacağı benimsenmiştir.
Başvuru sahibinin müracaat dilekçesi ekinde sunduğu Askeri Yargıtay 1'inci Dairesinin 1 Mart 2006 tarihli ve 356-350; 27 Eylül 2006 tarihli ve 1351-1347; 4 Ekim 2006 tarihli ve 1442-1438; 23 Mayıs 2007 tarihli ve 1034/1031; 2'nci Dairenin 7 Şubat 2007 tarihli ve 189-183 ve 4'üncü Dairenin 20 Mart 2007 tarihli ve 442-441 esas ve karar sayılı ilâmlarında ise; iddianamenin tebliği ile duruşma günü arasında geçmesi gereken asgari bir haftalık sürenin dolmadığı durumlarda, sanığa Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununun 130'uncu ve Ceza Muhakemesi Kanununun 190'inci maddeleri gereğine duruşmalara ara verilmesini isteme hakkının bulunduğunun hatırlatılması gerektiği, sanığın bir haftalık süreyi kullanmayacağına ilişkin zımni ya da açık onayı alındıktan sonra sorgu ve savunmasının tespit edileceği, bu doğrultuda bir onay alınmadan yapılan sorgu ve savunmanın sanığın savunma ve adil yargılanma hakkının ihlâline neden olacağı belirtilmiştir.
D. İstemin Görüşülmesine Gerek Olup Olmadığı
Başvuru sahibinin müracaat yazısı ekinde sunduğu altı adet Askeri Yargıtay Daire Kararlarının önceki yıllara ait Askeri Yargıtay Daireler Kurulu ve 1, 2, 3 ve 4'üncü Daire kararlarıyla herhangi bir çelişki ve farklılık içerisinde olmadığı, Ceza Muhakemesi Kanununun 176'ncı maddesinde belirtilen bir haftalık yasal bekleme süresinden aynı Kanunun 190'ncı maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğince sanığın zımni ya da açık onay vermesi hâlinde vazgeçilebileceği, Ceza Muhakemesi Kanununun 176'ncı maddesi ve 190'ncı maddesinin (2) numaralı fıkrasının benimsediği usule ilişkin esaslar ile 353 sayılı Kanunun mülga 120'nci ve 130'uncu maddesinin ikinci fıkrasının öngördüğü düzenlemeler arasında başka türlü yorum ve uygulamaya imkân verecek farklılıklar bulunmadığı değerlendirilmektedir.
Açıklanan bu durum çerçevesinde konu ile ilgili yerleşik Askeri Yargıtay Kararları arasında içtihat birliğini gerektirecek bir farklılık olmadığı gibi istikrar kazanmış uygulamadan dönülmesini zorunlu kılacak mevzuat değişikliğinin de bulunmadığı değerlendirilerek, 1600 sayılı Askeri Yargıtay Kanunun 30'uncu ve İçtüzüğün 42'nci maddesi gereğince içtihatların birleştirilmesi yönündeki istemin görüşülmesine gerek bulunmadığı düşünülmektedir.
II - Sonuç:
Askeri Yargıtayın kabul ve istikrar kazanan görüşünün, Ceza Muhakemesi Kanununun 176'ncı maddesinde belirtilen bir haftalık yasal bekleme süresinden, aynı Kanunun 190'inci maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğince sanığın zımni ya da açık onay vermesi hâlinde vazgeçebileceği, Ceza Muhakemesi Kanununun 176'ncı maddesi ve 190'ıncı maddesinin (2) numaralı fıkrasının benimsediği usule ilişkin esaslar ile 353 sayılı Kanunun mülga 120'nci ve 130'uncu maddesinin ikinci fıkrasının öngördüğü düzenlemeler arasında başka türlü yorum ve uygulamaya imkân verecek farklılıklar bulunmadığı, konu ile ilgili yerleşik Askeri Yargıtay kararları arasında içtihat birliğini gerektirecek bir aykırılık olmadığı gibi, istikrar kazanmış uygulamadan dönülmesini zorunlu kılacak mevzuat değişikliğinin de bulunmaması nedeniyle, içtihatları birleştirme yoluna gidilmesine gerek olmadığına 5 Kasım 2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy