(926 S. K. m. 45, 65, 137, 140, Ek. Geç. m. 9) (5434 S. K. m. 15)
Albaylık rütbesine nasbi 30 Ağustos 1978 olan davacının, normalde rütbe kıdemliliğini alması gereken 30 Ağustos 1981 tarihinde zimmet, irtikap, görevi kötüye kullanmak, görevi ihmal suçlarım işlediği iddiasıyla başlatılan soruşturma dolayısıyla 7 Temmuz 1981-19 Ekim 1981 tarihleri arasında tutuklu kalması, hakkında açılan kamu davalarının 30 Ağustos 1981 tarihi itibariyle kesinleşmiş bir yargı kararıyla sonlanmaması nedeniyle bahse konu tarihte rütbe kıdemliliğinin yaptırılmadığı, emekliliğini 13 Ekim 1981 tarihinde isteyen davacıya istifaen emeklilik onay emrinin 12 Kasım 1981 de tebliğ edilerek Silahlı Kuvvetlerle ilişiğinin kesildiği, yargılamalarının uzunca sayılabilecek bir süre devam ettiği, memuriyet görevini kötüye kullanmak, memuriyet görevini ihmal suçlarından Kayseri Doğu Bölge Askeri Mahkemesinde açılan kamu davasından adı geçen mahkemenin 28 Nisan 1986 gün ve E.1986/1156, K.1986/99 sayılı kararıyla beraatine hükmedildiği, kararın 18 Şubat 1990 da kesinleştiği, zimmet suçundan 59 ncu Er Eğitim Tümen Askeri Mahkemesinde açılan davada zaman aşımı nedeniyle kamu davasının düşmesine karar verildiği, 19 Eylül 1989 gün ve E.1989/498, K.1989/390 sayılı kararın 2 Ocak 1989 tarihinde kesinleştiği irtikap suçundan İstanbul Birinci Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davada beraatine hükmedildiği ve 5 Aralık 1989 gün ve E. 1987/221, K.1989/365 sayılı kararın 25 Ocak 1990 tarihinde kesinleştiği, davaların kesinleşmiş mahkumiyet kararıyla sonuçlanması üzerine davalı idarece rütbe kıdemliliğinin 18 Mayıs 1989 tarihinden geçerli olarak 8 Mayıs 1989 da onaylandığı dava dosyasında mevcut mahkeme kararları, Kara Kuvvetleri Komutanlığının 9 Mart 1990 gün ve Per: 4124490/Sb. ve Astsb.Kd.Ş.Sb.Ks.(30l) sayılı rütbe kıdemliliğine ilişkin yazılan gibi kanıtlardan saptanmıştır.
Rütbe kıdemliliğinin bir rütbe olmadığı mevcut yasal ve düzenleyici tasarruf kurallarından anlaşılmakla birlikte, öngörülen rütbeler yönünden bir hukuki durum ve aşama olduğu da söz götürmez bir gerçektir. Rütbe kıdemliliği 926 Sayılı Kanunun 140, 45/be ve 137 nci maddeleri ile 137 nci maddeye Ek VI sayılı cetvel'e göre bir üst dereceden aylık almaya olanak sağladığı gibi, rütbede liyakati gerekli kılan ve rütbe içinde belli bir konuma gelmeyi, durum kazanmayı gerektiren önemli bir aşamadır. Öneminden dolayı yasal ve düzenleyici tasarruflarla düzenlenme gereği duyulmuştur. Kanunda öngörülen engel haller nedeniyle emsaliyle birlikte rütbe kıdemliliği onanmayanların, engelin ortadan kalkmasından sonra rütbe kıdemliliğinin onanması, geçerlik tarihinin saptanması, emsalinin rütbe kıdemliliği tarihine götürülüp götürülmeyeceği sorunlarına askeri yaşamda rütbe kıdemliliğinin personel açısından taşıdığı önem göz önünde tutularak yanıt aranmalıdır. Nitekim 926 Sayılı Kanunun Ek Geçici 9 uncu maddesinde açıkta, tutuklulukta firar veya izin tecavüzünde bulunan subaylardan haklarında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilenler ile beraat edip gerekli koşullara sahip olanların emsalleri tarihinden geçerli olmak üzere rütbe kıdemliliği işlemine tabi tutulacakları hükmüne yer verilmiştir. Gerçi Ek Geçici madde olması nedeniyle bu hükmün bugün için geçerliliği düşünülemez. Ancak, sözü edilen hükmün yürürlüğünden sonra engel halleri nedeniyle emsalinin rütbe kıdemliliğinin onandığı tarihte rütbe kıdemliliği alamayanların engelin kalkmasından sonra verilecek rütbe kıdemliliği onayının emsalinin tarihine götürülmesini yasaklayan bir hüküm de bulunmamaktadır.
Davacının rütbe kıdemliliğinin onanacağı tarihte (30 Ağustos 1981) tutuklu bulunması, soruşturma bilahare de yargılamalarının devam etmesi nedeniyle emsaliyle birlikte rütbe kıdemini alamadığı, yargılamaları henüz sonuçlanmadan kendi isteği üzerine Silahlı Kuvvetlerden istiften emekli olduğu işlediği iddia edilen suçlardan beraat ettiği, kamu davasının zaman aşımı nedeniyle düşmesine karar verildiği, hükümlerinin kesinleştiği, esasen engel hali dışında 30 Ağustos 1981 tarihine göre rütbe kıdemliliği için aranan diğer koşullara sahip bulunduğu, 30 Ağustos 1981 tarihi itibariyle rütbe kıdemliliğini erteleyen engelin emeklilik evresinde sona erdiği, bu bağlamda hakkında kesinleşen hükümlerle 30 Ağustos 1981 tarihine göre davacının suç işlememiş haliyle de emsali ile birlikte rütbe kıdemliliği onanacak kişi durumuna geldiği mevcut düzenlemelerde emsali rütbe kıdemliliği alan davacının emeklilik evresinde kendisinin rütbe kıdemi almasını ve rütbe kıdemlilik onayının emsali tarihine, 31 Ağustos 1981'e götürülmesini yasaklayan bir kuralın yer almadığı, esasen davacıyı rütbe kıdemliliği yönünden emsali ile aynı duruma getirecek bir işlemin eşitlik kuralına uygun olacağı görülmekle, durumu hakkındaki engelin aşılması ve yok olmasıyla 30 Ağustos 1981 tarihine göre değerlendirilmesi gereken ve bu tarihte albay rütbesi ile Silahlı Kuvvetlerde görevde bulunan davacının emeklilik evresinde rütbe kıdem onayı alınamayacağı ya da statüsü sona ermiş kişi olarak böylesi bir işleme konu teşkil edemeyeceğine yönelik görüş ve savunmalar kabule değer bulunmayarak reddedilmiş, davacının rütbe kıdemliliğinin 18 Mart 1989 tarihinden geçerli olarak onanmasına ilişkin işlem neden ve amaç öğeleri bakımından hukuka aykırı bulunmuştur. Davacının rütbe kıdemliliğini alması gereken tarihte var olan engeli (geciktiren koşulu taliki şartı) emekliliği aşamasında nihayete ermiş olması, bu evrede rütbe kıdemliliği onayı alınmayacağına ve rütbe kıdemlilik tarihinin emsali tarihine götürülmeyeceğine esas alınamaz. Davacı sonuçta aklanmış, hiç suç işlememiş duruma gelmiştir. Tutuklu kaldığı 7 Temmuz 198119 Ekim 1981 tarihlerini içine alacak dönemde o zaman yürürlükte bulunan ve 2642 Sayılı Kanunla değiştirilen 926 Sayılı Kanunun 65/h maddesi uyarınca, özlük haklarından tayin bedeli, aile yardımı ödeneği, doğum ve ölüm yardımı dışında kalan aylıkları ile hizmet ve makamına ilişkin ödenek ve tazminatları ödenmemiştir.
Ancak aynı maddenin ikinci fıkrası, tutuklandıkları suçlardan haklarında kovuşturmaya mahal olmadığı, men'i muhakeme, kamu davasının ortadan kaldırılması veya beraat kararı verilenlere, kesilen aylıkları ile hizmet ve makamlarına ilişkin ödenek ve tazminatların geri verileceği hükmünü amir bulunmaktadır. Davacı tutuklu kaldığı sürede belirtilen özlük haklarım alamamıştır. Hakkındaki kamu davaları beraatle düşme ile sonuçlanmakla tutukluluk süresinde kendisine ödenmeyen özlük haklarının tahakkuk ettirilerek verilmesi kanunun amir hükmü gereğidir.
Davacı idareye yaptığı başvurularında tutukluluk evresinde geçirdiği sürenin emeklilik fiili hizmet süresinden sayılması için gereğinin yapılmasını ve sonucunun T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğüne bildirilmesini istemiş, davalı idare bu konuda suskun kalmıştır. Davacının emekliliğe esas fiili hizmet süresinin hesabında tutuklu kaldığı 7 Temmuz 198119 Ekim 1981 tarihleri arasındaki süre (926 Sayılı Kanunun 65/4 maddesi uyarınca aylık ödenemediği ve emekli keseneği kesilemediği için) hiç nazara alınmamıştır. 5434 Sayılı TC Emekli Sandığı Kanununun 15/g maddesinin 3650 Sayılı Kanunla değişikliğinden önceki hükmüne göre, iştirakçilerin tutuklu kaldıkları, süre yarı oranında fiili hizmet müddetinden sayılacaktır. 3650 Sayılı Kanunla yan oranındaki uygulamaya son verilmiş, tutuklu kalınan sürenin tamamının fiili hizmet müddetinden sayılmasına olanak sağlamıştır. Ancak Kanunun yürürlük tarihinden önce tutukluluk süresinin yansı fiili hizmet müddetinden sayılanların, fiili hizmet süreleri, göreve iade edilip tam aylığa hak kazanmak, istekte bulunmak, kesenek farkları kendileri, karşılık farkları ise kurumlarınca ödenmek koşuluyla tam olarak hesaplanacaktır. (Geçici Madde 195).
Davacının halen görevde olmaması nedeniyle Kanuna eklenen Ek Geçici 195 nci madde kapsamında olduğu, bu maddeden yararlanacağı düşünülemez.
Davacının 3650 Sayılı Kanunla yapılan değişiklik öncesindeki yürürlükte olan 5435 Sayılı Kanunun 15/g maddesi uyarınca tutuklu kaldığı sürenin yarı oranında emeklilik fiili hizmetinden sayılması, tahakkuk ettirilecek o süreye ilişkin özlük hakkından, fiili hizmetten sayılacak sürenin karşılığının kesilmesi ve sonucunun T.C. Emekli Sandığına bildirilmesi gerekirken, aksine tesis edilen işlem neden öğesi bakımından hukuka aykırı bulunmuştur.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacının rütbe kıdemliliği tarihinin emsalinin rütbe kıdemliliği tarihine götürülmemesine, tutuklu kaldığı sürede ödenmeyen özlük haklarının sonradan ödenmemesine ve tutukluluk süresinin yarı oranında fiili hizmet müddetinden sayılması için işlem tesisi ile sonucun T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğüne bildirilmemesine ilişkin işlemler hukuka aykırı bulunduğundan İŞLEMLERİN İPTALİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy