(353 S. K. m. 95)
Davacı 5 Haziran 1992 günü kayda geçen dava dilekçesinde, cevaba layihasında ve duruşmadaki beyanlarında özetle; 9.5.1991 tarihinde İskenderun Deniz Hastanesinden aldığı rapora dayalı olarak birliğin karargah hizmetlerinde görevlendirilmesi gerekirken bu konuda yaptığı sözlü ve yazılı başvuruların reddedildiğini, bu işlemin iptali istemiyle açtığı davada Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Birinci Dairesinin 10.3.1992 gün 991/1682, GENSEK, 1992/219 Esas 1992/627 Sayılı Kararıyla, davalı idarenin kabulü nedeniyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına hükmedildiğini, bu olay sebebiyle hakkında üste hakaret suçundan dosya tanzim edildiğini, karargah hizmetlerinde görevlendirilmemesi sebebiyle psikolojik durumunun bozulduğunu iddia ederek, hakkında suç dosyası tanzim edilmesine ilişkin işlemin iptaline ve karargah hizmetlerinde görevlendirilmeme işlemi sebebiyle uğradığı manevi tazminata hükmedilmesini, her ne kadar maddi tazminattan da söz etmemiş ise de bunun bilgi eksikliğinden kaynaklandığını, gerçekte maddi bir zararı bulunmadığından 50.000.000 TL.' lık tazminatın manevi zararına karşılık olarak karar altına alınmasını talep ve dava etmiştir.
İdari yargı yerinde hukuka uygunluk denetimi yapılarak iptali söz konusu olabilecek işlemler idari makamlarca kamu hizmeti yükümlülüğünün ifası için kamu gücü kullanılarak idare hukuku dalında sonuç doğuracak olan ve idari işlem niteliğinde olmalıdır. Bu açıdan idare hukuku esas ve ölçülerine göre idari işlemin yapıcı öğesi organik yapısından ibaret değildir. Daha açık bir deyişle esas işlevi ve devlet yapısı içindeki yeri itibariyle idari makam konumunda bulunan kamu birimlerinin her türlü irade beyanı, yetki kullanımı idari işleme vücut vermez. Kullanılan yetki ile serde dilen kamu irade etki ve sonuçlarını idare hukuku alanında göstermelidir ve işlem bu amaçla tesis edilmelidir. Dava konusu olayda yetki kullanımı davacının fiilinin ceza yargısında suç teşkil edip etmediğinin değerlendirilmesi için 353 sayılı kanunun 95 nci maddesinde öngörülen soruşturma ve suç evrakı düzenlenmesiyle sınırlı olup, etki ve sonuçlarıyla ceza hukukunu doğrudan ilgilendirmektedir. Bu açıdan idari işlem olarak kabulü ve idari yargı yerinde hukuka uygunluk yönünden incelenmesi mümkün değildir.
Keza idari yargı yerinde tam yargı davası da açılabilir ise de bunun için öncelikle maddi veya manevi bir zararın doğması ve bu zararın da idari bir işlem veya eylemden ileri gelmiş olması gerekmektedir. Ne var ki bir idari işlemin uygulanmasından geç uygulanmasından veya hiç uygulanmamasından her zaman bir manevi zararın da meydana gelmesi doğal bir olgu olarak kabul edilemez. Öğretide ve uygulamada yerleşik görüşe göre öncelikle şahsiyet haklarına bir saldırının, manevi şahsiyet ve bütünlüğün bozulmasının söz konusu olması gerekir. Doğaldır ki sebep sonuç ilişkisi de ayrıca mevcut olmalıdır. Davacının bu hususa değinen iddiaları herhangi bir kanıta dayandırılmamıştır. Kaldı ki sağlık nedeniyle yeniden sınıflandırılması öncesi bir süre karargah hizmetinde görevlendirilmemesi hiçbir yönüyle şahsiyet haklarına vaki bir saldırı biçiminde yorumlanamaz. Böyle bir uygulamayla psikolojik rahatsızlığının yenilenmiş ve artmış olduğu yolundaki davacı sayıda soyut bir içerikten ibaret kalmaktadır. Zira söz konusu hastalığının önceden oluştuğu bilinen bir durumdur.
Yukarıda açıklanan nedenlerle hukuki dayanağı bulunmayan davanın REDDİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy