(926 S. K. m. 118, 119)
Davacı 16 EYLÜL 1003 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; TCG Tayfun Komutanlığından, Kıbrıs Girne Liman Komutanı olarak atandığı göreve 31 Temmuz 1992 tarihinde atandırıldığını, bu görev Genelkurmay Başkanlığınca barış kadrosu olarak kabul edilip iptal edilmesi üzerine birlikte görev yaptığı Astsubayların büyük bir bölümünün Kıbrıs'ta bir göreve atanmalarına karşılık, kendisinin Türkiye' ye atandırıldığını, bu atamanın Kıbrıs'ta iki yıl görev yapılacağına ilişkin prensip emirlerine aykırı olduğunu, ayrıca KIBRIS' ta gelir düzeyi yüksek olduğundan borçlanmak suretiyle birtakım bağlantılar içine girdiğini çocuğunun Kıbrıs Maarif Kolejine kayıt olduğunu; bir öğrenim yılını tamamlamadığından Anadolu liselerine yapay geçişinin mümkün olmadığını, böylece yapılan bu atamanın hukuka ve mevzuata aykırı bulunduğunu iptaline karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Dosyadan, Dz. K.K. lığının 1992 yılı genel atamaları ile Kıbrıs Girne Liman Komutanlığına atanan ve 31.7.1992 tarihinde bu görevine katılan davacının, Dz. K.K. lığının 5.8.1993 tarihli işlemi ile Girne Liman Komutanlığı kadrosunun lağvedilmesi üzerine, 12.8.1993 tarihli atama emri ile 3. H/B Flt. Kmd. 4, Gr. K.V. liğine (Erdek) atandırıldığı davacının bu menfi işlemin iptali için açtığı davada AYİM 1.D since 28.9.1003 tarihinde yürütmenin durdurulmasına karar verildiği görülmektedir.
Konuya ilişkin 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununun 118 nci maddesi; Subayların ve astsubayların atanma ve yer değiştirmeleri hizmetin aksatılmadan yürütülmesi esasına bağlı olarak; memleketin ekonomik, sosyal, iklim ve ulaştırma durumları ile kültür ve sağlık durumları ve garnizonlara aşağıdaki esaslar da dikkati nazara alınarak sıra ile yapılır.
a. Meslek programları, meslek için eğitim esasları kadro ihtiyacı,
b. Sağlık durumu,
c. İdari, asayiş ve zaruri sebepler,
d. İstekli bulunduğu yerler hükmünü amirdir.
926 sayılı Kanunun 119 ncu maddesi uyarınca hazırlanarak yürürlüğe konulan Türk Silahlı Kuvvetlerine Mensup Subay ve Astsubayların Atanma ve Yer Değiştirmeleri Hakkında yönetmeliğin 1 nci maddesinde; Subay ve astsubayların meslek hayatları boyunca değişik bölge ve garnizonlara atanmalarında Silahlı Kuvvetler hizmet ihtiyacı esas alınmak suretiyle vazife görecek şekilde atanma ve yer değiştirme işlemine tabi tutulurlar 3 ncü maddesi; Subay ve Astsubayların atanma ve yer değiştirmeleri hizmetin aksatılmadan incelenmesine bağlı olarak, memleketin ekonomik, sosyal, iklim, ulaştırma, kültür ve sağlık durumlarıyla bunlara benzer yer ve bölge şartları göz önüne alınarak tespit edilen bölge ve garnizonlara, aşağıdaki esaslar dahilinde sıra ile yapılır.
a. Meslek programları, meslek içi eğitim esasları ve kadro ihtiyacı,
b. Kıta hizmeti zorunluluğu,
c. Terfi durumu,
d. Sınıf ve ihtisasları,
e. Kendisinin eşinin ve çocuklarının hayati önemi haiz sağlık durumları,
f. idari, asayiş ve zaruri sebepler,
g. Atanma istek kartlarında belirttikleri yerler
hükmüne yer verilmektedir.
Aynı yönetmeliğin 12 nci maddesinde de; subay ve astsubayların bulundukları bölge ve garnizonlarda hizmet sürelerini bitirmeden diğer bir bölge veya garnizona atandırılma veya yer değiştirmelerini gerektiren haller arasında (d) bendinde; Lağv, tensik kadro ve konuş değişiklikleri de sayılmış bulunmaktadır.
Yukarıda belirtildiği gibi, davalı idare savunmasında; 926 sayılı Kanunun 118 ve TSK. ne Mensup Subay ve Astsubayların Atanma ve Yer Değiştirmeleri Hakkında Yönetmeliğin 1, 3, 12/d maddeleri uyarınca, davacı hakkında tesis edilen atama işleminin hukuka uygun olduğunu iddia etmektedir.
Ancak, gerek dava dilekçesi ekindeki Dz. K. K. lığının 30.1.1992 tarihli atamalara ilişkin prensip emri, gerekse bu konudaki uygulamaya göre; Kıbrıs görevi personel açısından iki yıl süreyle sınırlı bulunmaktadır. Her ne kadar anılan düzenlemelerde bu iki yıllık sürenin azami bir kalış süresi olduğu belirtilmekteyse de; fevkalade koşulların doğması hariç, bütün personel açısından bu sürenin herkese eşit biçimde ve iki yıl olarak kullandırıldığı konusunda kuşku bulunmamaktadır.
Davalı idare yönünden davacı için doğduğu belirtilen fevkalade hal davacının görev yaptığı kadrosunun (Girne Liman Komutanlığı) Gnkur. Bşk. lığınca lağvedilmiş olmasıdır. Bu durum sebep gösterilerek, davacı Kıbrıs'ta iki yıl yerine bir yıl kaldıktan sonra yeniden atamaya tabi tutulmuştur. Oysa, davacının bu yöndeki beyanları davalı idare tarafından da doğrulanmış ve Kıbrıs'ta 17 deniz subayı kadrosu bulunmasına rağmen, 9 subayın görev yaptığı anlaşılmıştır. Bu kadrolardan bir bölümü davacının rütbesi ile de uyum halindedir. Nitekim Askeri Yüksek İdare Mahkemesince verilen Yürütmeyi Durdurma karan üzerine davalı idare davacıyı belirtilen kadrodan birine atamış bulunmaktadır.
Gerçekten Kıbrıs görevinin, yurtdışı bir görev olması nedeniyle, personel açısından sağladığı birtakım avantajları gözardı etmek mümkün değildir. Her ne kadar, davacının gümrük kolaylıklarından istifade ile bazı eşyalarını yenilemesi, kızının orada kolej sınavını kazanması gibi durumlar Atama Yönetmeliği açısından bağlayıcı birer neden teşkil etmeseler de; yurt içinde bir başka subayın kolaylıkla atanması mümkün olan bir göreve yurt dışından diğer bir personelin (davacının) bu konuda kaçınılmaz olan mağduriyetine yol açacak biçimde yurt içine atanmasına engel olması gereken nedenler olduğu da yansınamaz. Davacının yeni atandırıldığı grup komutanlığı görevini davacıdan başka kimsenin yapamayacağı Söylenemeyeceği gibi, bu konuda somut bir delil de ortaya konulamadığından, tesis edilen atama işleminin kişi yararı ve kamu yararı dengesini açık bir biçimde davacının aleyhine bozduğu konusunda da kuşku bulunmamaktadır.
Davacının, mensubu bulunduğu ve sonradan lağv edilen birliğe atanmasından sonra en geç birliğe katılma tarihine kadar anılan birliğin lağv edileceğinin davalı idarece, davacıya tebliğ edilmesi gerekirken, bu zorunluluğa uygun hareket edilmemesi düzenli idare ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
Savunmada da belirtildiği üzere, davacının atanabileceği nitelikte kadroların bulunması nedeniyle öncelikle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde konuşlandırılan birliklerden birine atandırılması gerekirken aksine Türkiye'de bulunan ve Erdek'te konuşlandırılan bir birliğe atandırılmış bulunmasını hakkaniyet ilkeleriyle bağdaştırmak olanağı da bulunmamaktadır.
Nitekim Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Birinci Dairesince Yürütmeyi Durdurma kararının verilmesini takip eden süreçte, davacının Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde yer alan birliğe atandırılıp, onun yerine de Erdek'te yer alan birliğe bir başka Deniz Subayının atandırılmış olması bu kabul biçimini teyit eder bir nitelik arz etmektedir.
Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinde, coğrafi bölgelerde Subay ve Astsubayların kalış sürelerinin açık bir biçimde belirtilmiş olması, düzenli idarenin bir gereği olup, Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde konuşlandırılan bir birliğe atanan subay veya astsubayın burada kalış süresinin kesinlik arz edecek bir biçimde gösterilmemiş olduğunun kabul edilmesini bu ilkeyle bağdaştırmak olanağı bulunmamaktadır.
Lağv edilen birliğin mensubu astsubayların Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde yer alan birliklerden birine atandırılmış bulunması nedenli hukuka uygun ise, Deniz Sabayı olan davacının Kıbrıs'ta yer alan bir birliğe atandırılmamış bulunması da o denli hukuka aykırı bulunmamaktadır.
İdare tarafından tesis olunan bir işlemin hukuka uygun olduğundan söz edilmek için o işlemin yetki, şekil, konu ve sebep öğesi yanında amaç unsuru açısından da hukuka uygun bulunmasında gerekmektedir.
İşlemin amaç öğesi yönünden hukuka uygun olduğundan söz edilmek için ise, işlemin kişi yararı ile kamu yararını dengelemesi gerekmektedir.
Dava konusu olayda, kişi yararının kamu yararına tercih edilmesi, İşlemin amaç yönünden hukuka uygun olmadığının bir kanıtıdır.
Gerçekten, Emekte konuşlandırılan birliğe davacı yerine Türkiye' de görevli bir diğer Deniz Subayının atandırılması mümkün olup, bu uygulama kamu yararının korunması açısından daha yerinde bir uygulama biçimi olarak nitelendirilmek gerekmektedir.
Bu kabul biçiminin mefhumu muhalifinden davacının Erdek yerine Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde konuşlandırılan bir birliğe atandırılması kamu yararına zarar vermeyeceği gibi, ferdi yararın korunması için de gerekli bulunmaktadır.
Hal böyle olmasına karşın ferdi yararın gözardı edilerek dava konusu işlemin tesis edilmiş bulunması, bu işlemi amaç yönünden hukuka aykırı kılmaktadır.
Netice olarak, yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere tesis edilen atama işlemi sebep ve amaç yönlerinden hukuka aykırı görüldüğünden, İPTALİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy