(2709 S. K. m. 2, 11, 13, 36, 125, 152, 153) (1602 S. K. m. 64) (1086 S. K. m. 445) (926 S. K. m. 38)
Davacı 2.7.1993 tarihinde kayda geçen yargılamanın yenilenmesi istemini içeren dilekçesinde özetle; 926 sayılı TSK. Personel Kanununda değişiklik yapan 3475 sayılı ve 29.9.1988 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan yasanın kendisine uygulanması üzerine bir üst rütbeye tecil ettirilmemesi işleminin iptali istemiyle açılan davanın AYİM.1. D. nin bahsi geçen ve reddine ilişkin kararının, Anayasa Mahkemesinin konuya ilişkin iptal kararı yargılamanın yenilenmesi nedeni kabul olunarak kaldırılıp, dava konusu işlemin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Bir üst rütbeye terfi ettirilmeme işleminin iptali istemiyle açılan davanın AYİM 1. D. sinin bahsi geçen kararı ile reddedildiği, bilahare dava konusu işlemin tesisine neden olan baraj yasasının Anayasa Mahkemesinin anılan karan ile iptal edilmemesine süresinde yargılamamın yenilenmesi isteminde bulunarak, yargılamanın yenilenmesi isteminin kabulü ile, bir üst rütbeye yükseltilmeme işleminin iptaline karar verilmesi isteminde bulunmamaktadır.
1602 sayılı yasanın yargılamanın Yenilenmesi Başlığını taşıyan 64 ncü maddesinde Daireler ve Daireler Kulunca verilen kararlar hakkında (a-h) bentleri arasında sayılan sebeplerden dolayı, yargılanın yenilenmesinin istenebileceği hüküm altına alınmış bulunmaktadır.
Anılan yasa hükmünde sayılan Yargılamanın yenilenmesi nedenleri;
a) Zorlayıcı sebepler dolayısıyla veya lehine karar verilen tarafın eyleminden doğan bir sebeple elde edilemeyen bir belgenin kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması;
b) Karara esas olarak alınan belgenin sahteliğine hükmedilmiş veya sahte olduğu, mahkeme veya resmi bir makam huzurunda ikrar olunmuş veya Sahtelik hakkındaki hüküm karardan evvel verilmiş olup da yargılamanın iadesini isteyen kimsenin, karar zamanında bundan haberi bulunmamış olması;
c) Karara esas olarak alınan bir ilam hükmünün kesin hüküm halini alan bir kararla bozularak ortadan kalkması;
d) Bilirkişinin kasıtla gerçeğe aykırı beyan ve ihbarda bulunduğunun tahakkuk etmesi;
e) Lehine karar verilen tarafın, karara etkisi olan bir hile kullanmış olması;
f) Vekil veya kanuni temsilcisi olmayan kimseler huzuru ile davanın görülüp karara bağlanmış bulunması;
g) Çekilmeye mecbur olan Başkan veya üyenin katılması ile karar verilmiş olması;
h) Tarafları ve sebebi aynı olan bir dava hakkında verilen karara aykırı bir karar verilmesine sebep olabilecek bir madde yokken, aynı Daire veya diğer Daireler yahut Daireler Kurulu tarafından evvelki ilanın hükmüme aykırı bir karar verilmiş bulunması; olarak gösterilmiş bulunmaktadır.
Yargılamanın yenilenmesini gerektiren (a-h) bentleri arasında sayılan hükümler tek tek irdelendiğinde tipiklik unsuru itibariyle yargılamanın yenilenmesini gerektirir bir neden olmadığı gibi bir görünüm doğmakta ise de; 64 ncü maddede sayılan bu nedenlerin bütün halinde değerlendirilmesi durumunda Anayasa Mahkemesince verilen ve 3475 sayılı yasaya ilişkin bulunan ve Anayasa Mahkemesinin 24 NİSAN 1993 tarihinde verilen iptal kararını yargılamanın yenilenmesi için bir neden kabul etmek gerekmektedir.
Gerçekten 1602 sayılı yasanın 64 ve HUMK. nun 445 ve müteakip maddelerinde öngörülen tüm yargılamanın yenilenmesi nedenlerine bakıldığında kurulan hüküm maddi gerçeğe ters düştüğü ve adaletin tecellisini sağlayamadığı durumlar için öngörüldüğü görülecektir. Bu nedenledir ki şekli anlamda olduğu kadar maddi anlamda da kesin hüküm halini alan bir yargı kararının olağanüstü bir kanun yolu olarak, yargılamanın yenilenmesi suretiyle kaldırılması uzunca bir süre sonra dahi olsa, toplum vicdanını rahatsız eden bir adaletsizliğin giderilmesini sağlamaktadır. Bireysel nedenlere ve ağırlıklı olarak dava subyelerinin eylemlerine dayalı, adaleti sağlamayan kesinleşmiş bir kararın yargılamanın yenilenmesi yoluyla kaldırılması yöntemini benimseyen bir hukuk sisteminin, kurulan kararda, doğrudan uygulanan kanun hükmünün Anayasa 'ya aykırılığı nedeniyle iptal edilmiş olmasını yargılamanın yenilenmesi nedeni saymadığını kabul etmek bizce mümkün görülmemektedir. Böylece bu konuda öncelik sorunu olduğunu düşünmek gerekir.
Hukuk Devleti; hukukun üstünlüğü doğrudan kanunların Anayasaya aykırı olamayacağı hususunu içeriyorken ve ayrıca Anayasanın 11 nci, maddesinde açıkça kanunların Anayasaya aykırı olamayacağını vurgulayan bir Anayasa hükmü mevcutken Anayasa Mahkemesi'nce Anayasa 'ya aykırılığı saptanmış bulunan bir kanunun hukuken belli bir dönem içinde olsa hayatiyetini sürdürmesine Anayasa ve Hukuk düzeninin kayıtsız kaldığını kabul etmek mümkün görülmemektedir. işte bu husus Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümezliği kuralını irdelemeyi zorunlu kılmaktadır. Anayasanın 2 nci maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri saptanırken, adalet anlayışı içerisinde demokratik bir hukuk devleti olduğu belirtildiğine, 11 nci maddesinde, kanunların Anayasa 'ya aykırı olamayacağı vurgulandığına, 13 ncü maddesinde belirtilen nedenlerin sınırlı olsa dahi temel hak ve hürriyetlerle ilgili genel ve özel sınırlamaların demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamayacağı esası getirildiğine göre Anayasaya aykırı bir kanunun hüküm ve sonlarına ve de böyle bir kanunun uygulanması ile, kişilerin uğradıkları zararlara, Anayasanın ilke olarak izin vermeyeceği sonucu ortaya çıkmaktadır. Ne var ki, karşılıklı serbest iradelerin bir noktada birleşmesi ile, özellikle, özel hukuk alanında sağlanan delillerin alt üst edilmesine yol açacak bir uygulamanın da toplumsal düzeni sarsacağı gibi kararlılık ve hukuk güvenliğini de zedeleyeceği kuşkusuz inkar olunamaz. İşte bu sorun adalet anlayışı ve hukukun üstünlüğü ilkesinin üstüne çıkacak boyutlara ulaştığında iptal kararlarının geriye yürümesi, çözümü mümkün olmayan toplumsal kargaşaya neden olacağından, Anayasanın genel esprisine istisna olarak geriye yürümezlik ilkesini gündeme getirmektedir. Anayasaya aykırı hükümlerin bir dönemle sınırlı olsa dahi geçerliğini kabullenme zorunluluğunu ortaya çıkarmaktadır.
Bu itibarla, Anayasa'ya aykırılığı nedeniyle, Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilen bir kanunun içeriğini ve uygulandığı dönemdeki sonuçlarını göz önünde tutmakta zorunlu bulunmaktadır. Gerçekten bazı yasalar, yalnızca hak bahşedici kimi yasalar ise hak ve yükümlülükleri birlikte içeren kimi yasalar da sadece yükümlülükler getiren nitelikte olabilirler. İlgililerine yalnızca yükümlülük getirmek durumunda olan bir yasanın Anayasa'ya aykırılığı nedeniyle, Anayasa Mahkemesi'nce iptali halinde; iptal kararının geriye yürütülmesi ve belirli bir kesime bu kanunun uygulanması sonucu oluşan kazanılmış haklarına, zarar veren ve böylece devlete ve hukuka güveni sarsan, toplumsal kargaşaya yol açan bir etkisi söz konusu olamaz. Nitekim özellikle, statü hukukunda, kamu görevlilerin öngörülen koşulları ağırlaştırıcı nitelikteki kanun hükümleri açısından, durum böyle olmaktadır. Hal böyle olunca, Anayasa Mahkemesinin 24.4.1993 tarihli kararı ile iptal edilen 926 sayılı Kanunun terfice ilişkin hükümlerini değiştiren 3475 sayılı kanunun ilgili maddeleri tüm Silahlı Kuvvetler için terfi koşullarını ağırlaştırıcı bir niteliğe sahiptir. İşte Anayasa Mahkemesi'nce de, bu koşulları içeren hükümler Anayasaya aykırı görülerek iptal edilmiş bulunmaktadır. Bu durumda iptal kararının geriye yürütülmesi halinde, Anayasa 'ya aykırı olan ve iptal edilen hükümler nedeniyle terfi edememiş olanların dışında kalanlara da aynı hükümlerin uygulanması sonucu terfi edenlerin yükselmelerine ve hatta yükselme sıralarına en ufak bir olumsuz etkisi, bu yönde kazanılmış haklarına zararı söz konusu olamaz.
Bu durum karşısında, Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümezlik ilkesinin nedenleri hiçbir yönüyle bu davada mevcut değildir. Yukarıda açıklandığı üzere, geriye Yürümezlik ilkesinin nedeni olan sosyal kargaşaya yol açılması ve hukuk güvenliğinin sarsılması asıl bu davada iptal kararının geriye yürütülmemesi halinde ortaya çıkar. Gerçekten davası daha önce retle sonuçlanan, Anayasa'ya aykırılık iddiası da ciddi görülmeyen ve 85-90 gibi pekiyi ile ifade edilen bir sicil ortalaması ile terfi edememek durumunda kalan bir personelin, kendi emsali olan ve ancak orta derecenin ilk kademesinde 61 sicil ortalaması ile, davasının gecikmesi sonucu nedeniyle, iptal kararından yararlandırılıp, terfi ettirilen birisinin astı durumuna düşmesi toplumun büyük bir kesimini oluşturan Silahlı Kuvvetlerdeki askerliğin temeli sayılan disiplini, kadro ve hizmet anlayışını alt üst ettiği gibi, gerçekten bir kargaşaya da neden olabilecek bir görünüm arz etmektedir. Ayrıca bu durum devlet ve hukuk güvenliğini de temelinden sarsacak niteliktedir. O halde, Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının geriye yürümezliği ilkesi, bu ilkenin getiriliş nedenlerinin varlığı halinde geçerlidir. Bu kuralın ödünsüz bir biçimde uygulanması, lafzı bir yorumla, belki de doğru bir sonuç veriyor gibi görünse dahi, asıl olan hukuka uygunluk denetimi olduğuna göre, adaletin gerçekleşmesi açısından eksik kalacaktır. Öte yandan, idari yargı yerlerince verilen iptal kararları bildirici nitelikte iken Anayasa Mahkemesi kararlarının yapıcı olduğunu ileri süren, hukuki şinaslar dahi, Anayasa, Mahkemesince iptal edilen bir kanunun hukuk alemine çıktığı ilk andan itibaren Anayasaya aykırı olduğunu ortaklaşa kabul etmektedirler. Bu kabul biçimi zorunlu nedenlerin söz konusu olmadığı hallerde, Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının geriye yürütülerek hukuk üstünlüğü ilkesine hayatiyet vermeyi ve toplumun adalet duygularına açıkça ters düşmeyecek, bir sonuca ulaşmayı gerekli kılmaktadır. Bunun aksinin kabulü özellikle statü hukukunda, yasaların süre gelen etkisi nedeniyle, Anayasaya aykırı kanunun hüküm ve sonuçlarının gelecekte de etkili olması ve yürürlüğünü sürdürmesi anlamını taşıyacaktır. Kaldı ki idare hukukunu diğer hukuk dallarından ayıran özelliği, gelişmekte olan bir içtihat hukuku olmasıdır. Bu niteliği itibariyle de Anayasa Mahkemesi iptal kararının geriye götürülmesinde hukuka aykırı bir yön bulunmadığını kabul etmek gerekmektedir.
Ayrıca Anayasada ve ilgili yasalarda yer almamasına karşın, Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararı ile birlikte iptal edilen hükümlerin yürütülmesinin durdurulması gereğini belirtip bu doğrultuda karar verirken, kuralı lafzıyla korumadan çok o kuralın uygulanmasıyla ortaya çıkan sonuçların hukuka ve Anayasa'da öngörülen hukuk devleti ve adalet anlayışı ile hakkaniyet ilkesine uygunluğunu ön planda tutmuş olduğu kuşkusuzdur, Bu yorum biçimi karşısında dava konumuzla sınırlı olmak üzere Anayasa Mahkemesi iptal kararının, yargılanmanın yenilenmesi nedeni sayılması da, keza hakkaniyet ve adalet ilkelerinin kaçılmaz sonucu olarak kabul edilmiştir.
Ancak yukarıda yapılan açıklamalardan kurulumuzun bu kabiliyet biçimi Anayasanın 153. maddesinde yer alan ve Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının geriye yürümezliği ilkesine tümüyle katılmadığı anlamında değerlendirilmemektedir. Ne var ki bu ilkenin Anayasada yer alış nedenlerinin söz konusu olmadığı durumlarda, her zaman geçerliliği yadsınamayacak adalet anlayışına öncelik ve geçerlik tanınmasının, hukuk devleti ve hukuk üstünlüğünün gerçekleştirilmesi için zorunlu olduğu sonucuna varılmıştır.
Kaldı ki Anayasanın 152 nci maddesinin 3 ncü fıkrası, itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesi'ne başvurulması halinde iptal kararlarının doğal olarak iptal kararından önceki bir evrede dava konusu yapılmış olaylara geriye yürür biçimde uygulanacağını ... Anayasa Mahkemesi'nin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse mahkeme buna uymak zorundadır... ibarelerine yer verilmekle geriye yürümezlik ilkesine istisna getirmiştir.
Yine doğal olarak yargılamanın yenilenmesi, iptal edilen hükümlerin uygulanması ile verilmiş bir kararın söz konusu olduğu bir davanın varlığını zorunlu kılmaktadır. Bu itibarla, yargılamanın yenilenmesi istemi kurulumuzca, Anayasanın 152. maddesi 3. fıkrası kapsamında değerlendirilmiştir.
Özetlersek; AYİM'ce verilen kararın dayanağını (sebebini) oluşturan baraj yasası, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı ile hukuk aleminden uzaklaştırıldığından davacı hakkında daha önce verilmiş bulunan kararın kaldırılmasının gerektiği sonucuna varılmıştır.
Gerçekten davacılara bir külfet yükleyen 3475 sayılı yasanın Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmiş olması karşısında, bu iptal kararından dava konusuyla sınırlı olmak koşuluyla ilgililerin yararlandırılmamasının Anayasanın 2 nci maddesinde yer alan demokratiktik, adalet anlayışı ve hukuk devleti, 36 ncı maddesinde yer alan hak arama özgürlüğü 10 ncu maddesinde yer verilen eşitlik ve hukukun diğer genel ilkeleri olan hakkaniyet ve sosyal barış ilkeleri ile bağdaştırılması olanağı bulunmamaktadır.
Kaldı ki, karara esas olarak alınan bir ilam hükmünün kesin hüküm halini alan bir kararla, bozularak ortadan kalkmasını yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak kabul eden, 1602 sayılı yasanın 64 ncü maddesi (c) fıkrası hükmünün varlığı karşısında, terfide baraj yasasını iptal eden Anayasa Mahkemesi kararını öncelikle yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak kabul etmek gerekir.
Bütün bunların yanında idari yargı yerlerinde Anayasanın 125 nci maddesi uyarınca sadece yasaya değil hukuka uygunluk denetiminin yapıldığı da gözden uzak tutulmamalıdır.
Yine yargılamanın yenilenmesini gerektiren sebepler incelendiğinde, bunların Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilen bir hükmün Anayasaya aykırılığından daha ağır nitelikte olmadıkları da görülmektedir.
Yapılan açıklamalar ışığında, davacının durumu incelendiğinde; yüzbaşı rütbesinde aldığı sicil notları ortalamasının sicil tam notunun % 60nın üstünde bulunduğundan ve 926 sayılı yasanın subayların terfiini düzenleyen 38. maddesindeki diğer koşullarına taşıdığından bir üst rütbeye yükseltilmemesi işlemi hukuka aykırı bulunmaktadır.
Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, 3475 sayılı terfide baraj uygulamasına yönelik kanunun bazı hükümlerinin iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesinin 24.4.1993 tarihli iptal kararı, yargılamanın yenilenmesi nedeni kabul olunarak, terfide baraj yasası uyarınca, bir üst rütbeye terfi ettirilmeme işleminin iptali istemiyle açılan davanın reddine ilişkin AYİM 1. D. nin bahsi geçen kararının kaldırılarak 926 sayılı yasanın 38 nci maddesinde belirtilen terfi sicil koşullarını taşıyan davacının 30.8.1990 tarihinden geçerli olarak Binbaşı rütbesine yükseltilmeme işleminin, İPTALİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy