(1602 S. K. m. 42) (2709 S. K. m. 6, 7, 8, 9, 125, 153) (ANY. MAH. 31.12.1992 T. 1992/40 E. 1992/55 K.)
Davacı 27 Aralık 1993 günü kayda geçen dava dilekçesinde özetle; terfide baraj sistemi uygulaması yüzünden terfi sırasına girdiği 30.8.1992 tarihinde Binbaşılığa yükseltilmemesi işleminin iptali istemiyle açtığı dava kabul edilerek lehine karar verildiği ve 30.8.1992 tarihinden geçerli olarak binbaşılığa terfi ettirildiği halde 12 aylık maaş ve özlük hakları farkının ödenmemesinin hukuka aykırı olduğunu iddia ve buna ilişkin işlemin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı idarece yapılan savunmanın kabul niteliğinde değerlendirilebilmesi yönünden, davacıya özlük hakları farklarının ödenip ödenmediği iki ayrı ara kararıyla sorulduğu ve her cevapta MSB. lığının ilgili emri uyarınca ödenmesi gerektiği belirtildiği halde en son 31 Ekim 1994 tarihli cevapta da ödeme yapılmadığı görülmüş ve uyuşmazlığı sona erdiren kabulüne söz konusu olmadığı anlaşılmıştır.
Davacının, TSK personelinin terfilerinde baraj uygulanması nedeniyle binbaşılığa terfi sırasına girdiği 30.8.1992 tarihinde terfi ettirilmemiş ve buna ilişkin işlemin iptali istemiyle açtığı dava, bu süreçte Anayasa Mahkemesinin terfi de baraj uygulanmasına ilişkin yasa hükümlerini iptal etmiş olması sonucu kabul edilmiş ve davacının 30.8.1992 tarihinden itibaren Binbaşı rütbesine yükseltilmemesi işleminin iptaline karar verilmiştir. İdari iptal kararının geriye yürür şekilde etkisi, iptale konu işlemi yapıldığı tarihten itibaren hukuk aleminden sonuçları ile birlikte ortadan kaldıran niteliği yönünden davacının nasibi da 30.8.1992 tarihine götürülmüştür.
1602 sayılı kanunun 42 nci maddesinde işlemden doğan zararların tazmini için tam yargı davası açma biçimi düzenlenerek Anayasanın 125/ son maddesindeki idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğuna ilişkin kuralın pratize edilmesine olanak sağlanmıştır. Ne var ki zararın idarenin kendi eylem ve işleminden doğan zararın mali sorumluluğu ilkesi esastır.
Bilindiği üzere, Anayasa Sistemimizde kuvvetler ayrılığı ilkesine göre Devlet Yapılanması söz konusudur.
Nitekim Anayasanın 7, 8 ve 9 ncu maddelerinde, Millete ait olduğu 6. madde de belirtilen egemenliği oluşturan yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine, yürütme yetkisi ve Görevinin Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulunca, yargı yetkisinin de Bağımsız Mahkemelerce kullanılacağı vurgulanmaktadır. İdarenin esasları başlıklı 123 ncü maddede idarenin, yürütme içinde yer aldığını ve 'bir 'bütün olduğunu hükme bağlamaktadır. Kuvvetler ayrılığı ilkesinin sonucu olarak bu üçlü temel yapılanma içinde her kuvvetin, sorumluluklar açısından bağımsızlığı söz konusudur. Nitekim Anayasanın 125/son maddesinde genel olarak Devletin değil, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kabul edilmiştir. 1602 sayılı kanunun 42 nci maddesinde de, idari işlem den doğan tam yargı davaları türü mümkün görülmektedir.
Davacının özlük haklarının ödenmemesi işleminin iptali istemiyle açtığı davanın özü aslında 30.8.1992 tarihinde bir üst rütbeye yükseltilmemesi işleminden doğan özlük haklarının tazminini içermektedir. Bu yönüyle yöntem olarak değilse bile uyuşmazlığı tazminat hukuku esaslarına göre çözümlenmelidir. Bu açıdan değerlendirildiğinde davacının 30.8.1992 tarihinde terfi ettirilmemesi idarenin hukuka aykırı bir işleminin değil, uygulanması idare için zorunlu olan yasadan kaynaklanmaktadır. Yasama tasarruflarının Anayasaya aykırılığının sorumluluğu idareye yüklenemez, öte yandan mevzuatımızda yasama tasarımlarından doğan zararların tazminine ilişkin bir düzenleme de bulunmamaktadır. Bu itibarla 3475 sayılı Kanunun terfide baraj uygulanmasına ilişkin hükümlerinin iptaline dair Anayasa Mahkemesi kararının Anayasanın 153/3 maddesi gereğince yürürlüğe girdiği 24 Nisan 1993 tarihinden önceki evreye ilişkin olarak idarenin aylık ve özlük haklarıyla ilgili ödeme yükümlülüğünden söz edilemez. Ancak anılan tarihte iptal kararının yürürlüğe girmesi ile makul en kusa sürede idarenin tüm terfi şartlarını taşıyan ve emsali de terfi etmiş olan davacının terfi işlemini resen yapmak zorundadır. Bunun sonucu olarak da fiilen tersinin yapıldığı tarihe kadar aylık ve özlük haklarının tazmini gerekmektedir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle 24 Nisan 1993 tarihinden itibaren davacıya aylık ve özlük haklarının ödenmemesi işleminin İPTALİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy