(2709 S. K. m. 138) (1602 S. K. m. 63) (2577 S. K. m. 28)
Davacı 3 Mart 1994 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; AYİM. 1. D. nin 29.3.1994 tarih ve E.1993/503, K.1994/433 sayılı kararı ile emeklilikte korumalı statüde kendisine lojman tahsis edilmemesine ilişkin işlemin iptaline karar verildiğini, bu kararın içeriği davalı idare birimlerince değişik yorumlanmak suretiyle, konumuna uygun yeni bir lojman tahsis yapılmadan, halen oturmakta olduğu lojmandan çıkması doğrultusunda bir işlem tesis olunduğunu, bu işlemin kendisine posta kutusuna atılan bir zarf içerisinde tebliğ olunduğunu, Merkez Komutanlığı ilgilileri ile yaptığı telefon görüşmesinde, dava konusu işlemin icrasının en geç 3.5.1994 saat 14.00'de yapılacağının kendisine bildirildiğini, bahsi geçen iptal kararı uyarınca kendisine yeni bir lojman tahsisi yapılmadan oturmakta olduğu lojmandan çıkarılmasının hukuka aykırı olduğunu beyanla dava konusu işlemin iptaline karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Yargılamanın duruşmalı olarak yapılması isteminde bulunan davacı verilen duruşma günü ve saatinde bir başka yüksek yargı yerinde duruşmasının olduğundan bahisle, duruşmaya katılamayacağını ve duruşmanın bir başka güne ertelenmesine karar verilmesi istemiyle bir dilekçe vermiş ise de; mazereti yüksek mahkeme heyetince uygun bulunmamış, duruşma diğer katılanların huzurunda icra edilmiştir.
Dosyadan, Emekli hakim albay olan davacının, 3713 sayılı Yasa gereğince kendisine konut tahsis edilmesi isteminin reddi üzerine açtığı; iptal davasının AYİM 1. Dairesinin 29.3.1994 gün ve 1993/503 Esas, 1994/433 Karar sayılı kararı ile lehine sonuçlanmasını takiben konumuna uygun yeni bir lojman tahsis edilmeksizin oturmakta olduğu konuttan çıkarılma işleminin iptali istemiyle işbu davayı açtığı anlaşılmaktadır.
Gerçekten, davacı görevde bulunduğu sırada kendisine halen oturduğu konut 3713 sayılı Yasa gereğince tahsis edilmiştir. Bilahare davacı emekli olunca konuttan çıkarılmasına karar verilmiş davacı da oturduğu konuttan çıkarılmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle AYİM' de dava açmış, anılan Yüksek Mahkeme ise davayı oturduğu konuttan çıkarılma işleminin iptali davası olarak değil kendisine emekli statüsüne geçtikten sonra da koruma nedeniyle oturmakta olduğu lojmanın tahsis edilip edilmemesi konusundaki takdir idareye ait olmak üzere, bir konut tahsis edilmemesi işleminin iptali davası olarak nitelemek suretiyle iptal kararı vermiş bulunmaktadır. Bu davanın devamı sırasında da yürütmenin durdurulmasına ilişkin olarak mahkemece verilen karar davacının oturduğu konutta bırakılması şeklinde yerine getirilmiştir. Daha önce açılan dava iptalle sonuçlandıktan sonra idare davacının yeniden oturduğu konutun tahliyesine karar vermiş başka bir konut da tahsis etmemiştir. Ancak idare hiçbir konutu önermemekle, 3713 sayılı yasa gereğince davacıya konut tahsis etmemiş duruma düşmüş başka bir deyişle daha evvel dava konusu yapılan ve iptal edilen işlemini açmaya devam etmiştir. Kısacası bu konuda mahkemece verilen iptal kararını yerine getirmemiştir . O halde açılmış bulunan bu dava yeni tesis edilen bir işleme karşı açılmış bir iptal davacı olmayıp, daha önce tesis edilip açılan dava sonucu iptal edilmiş olan işlerle ilgili olarak verilmiş mahkeme kararının yerine getirilmemesi sonucu ile işlemin (konut tahsis edilmemesi istemi) yeniden iptali istemini içeren bir dava niteliğini taşımaktadır.
Derdest olan bu davanın niteliğini bu şekilde ortaya koyduktan sonra bunun mümkün olup olmadığını açıklamak gerekmektedir.
Bilindiği gibi, Anayasanın 138. maddesinin 4. fıkrasında; yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiç bir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesi geciktirilemez denilmektedir.
Anılan bu hükümlerden idarenin mahkeme kararını uygulamamasının mümkün olmadığı açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Bu hüküm bir ceza mahkemesi kararı olabileceği gibi hukuk veya idare mahkemesi kararı da olabilir. Yerine getirme bakımından sözü geçen kararlar arasında her hangi bir fark yoktur. Başka, bir deyişle idare imkansızlık hali istisna mahkeme kararını mutlaka yerine getirmek zorundadır. O halde idarenin mahkeme kararını uygulamaması söz konusu olmayıp, geç uygulaması durumu söz konusu olabilir.
Nitekim gerek İdari Yargılama Usulü Kanununun 28. maddesinde gerekse buna paralel bir düzenlemeyi taşıyan 1602 sayılı kanunun 63. maddesinin ikinci fıkrasında, Anayasanın anılan maddesi göz önünde tutularak mahkemenin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare altmış gün içinde işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecbur olduğu, mahkeme ilanlarının icaplarına göre eylem ve işlem tesis etmeyen idare aleyhine tam yargı davası açılabileceği hükme bağlanmış bulunmaktadır.
Bu durumlar karşısında bir işlem mahkeme kararı ile iptal edilerek tesis edildiği tarihten itibaren hukuk aleminden silinmiş ise, idarenin bu kararın gereğini yerine getirmesi zorunludur. İdare bunu gecikirse de ileride bir gün mutlaka uygulamak zorundadır. Böylece, idarece uygulamanın geciktirilmesi halinde iptal kararı ile hukuk aleminden silinmiş olan bu işleme karşı yeniden bir iptal davasının açılması olarak nitelenemeyecek bir işlemin iptalinin istenmesi olacağından hukuken mümkün olmadığı gibi mantık kuralları ile de bağdaşmaz. Esasen bir an için iptal davası açılabileceği düşünülse dahi, ilk iptal kararım uygulamayan idarenin aynı konudaki 2, 3 vs iptal kararlarını uygulayacağını beklemekte pek akla uygun olamaz.
Bu durumda bu iki davanın konusu, sebebi ve tarafları da aynı olacağından ikinci dava bakımından kesin hüküm engeli de bulunmaktadır. Bu itibarla açıklanan olaylar nedeniyle açılacak dava ya bir tam yargı davası ya da şahsi kusurlu idare ajanına karşı adli yargıda bir ceza davası olabilir. Nitekim bu konuyu düzenleyen İYUK 28. ve 1602 sayılı kanunun 63. maddelerinde tam yargı davasından bahsetmiş, iptal davasından bahsetmemiştir.
Danıştay ve AYİM' in iptal kararma uymayan idare aleyhine aynı konuda iptal davası açılamayacağına ilişkin kararları bulunmaktadır. (Dan. 5. D.10.6.1976; E. 972/6134, K. 976/3805, Dan. 13. D. 27.4.1977; E. 976/1291, K. 977/1434, AYİM 2. D. 27.10.1993; E. 992/632, K.993/459 sayılı kararları)
Gerçekten idari işlemlerin idari yargı yerlerince iptal edilmesi üzerine, idarenin bu iptal kararına uygun yeni bir işlem tesis etmesi idare hukukunun ve özellikle hukuk devletinin bilinen ilkelerindendir. Ancak, idarenin bu iptal ilamını infaz etmemesi yeni bir idari işlemin niteliğinde değildir. Böylece daha önce iptal edilmiş bir idari işlemin yeniden iptal edilmesine karar verilmesi söz konusu olamayacağından, infaz edilmeme üzerine, yeniden bir iptal davası açılması düşünülemez. (Dan. 5. D. 12.6.1975; E.1972/689, K.1975/4475).
Netice olarak yukarıda belirtilen nedenlerle, davacının önceden açmış olup ta, iptal ile sonuçlanan birinci davası ile bu davasının konusu, sebebi ve tarafları aynı olduğundan bu davanın KESİN HÜKÜM NEDENİYLE REDDİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy