(1602 S. K. m. 42) (ANY. MAH. 31.12.1992 T. 1992/40 E. 1992/55 K.)
Davacı, 27.10.1995 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; terfide baraj uygulaması nedeniyle 30.8.1992 tarihinde yarbaylığa terfi edemediğini, bu işleme karşı AYİM. de herhangi bir iptal davası da açmadığını, Anayasa Mahkemesince terfide baraj uygulamasını öngören 926 sayılı Kanunun ilgili maddelerinin iptali sonrasında, davalı idarece 30.8.1993 tarihinde yarbaylığa terfi ettirildiğini, ancak kendi devre arkadaşları ile aralarında bir yıllık kıdem farkı doğduğunu, emsallerinin albay rütbesinde kendisinin ise halen yarbay rütbesinde olması nedeniyle büyük oranda özlük hakları kaybına uğradığını belirterek; emsallerine nazaran mahrum kaldığı özlük haklarının hükmen tazminini talep ve dava etmiştir.
Genel sekreterlikçe dava dilekçesi üzerinde yapılan ilk inceleme sonunda; dilekçede yazılı bildirim tarihinin belirtilmemesi, uyuşmazlık konusu miktarın bildirilmemesi, davalı idare ile ihtilaf yaratılmadan davanın açılması yönlerinden, dava dilekçesinin reddine karar verilmesinin dairemizden talep edildiği anlaşılmakla beraber; aşağıda belirtilen nedenlerle davada süre olduğu kanaatine varıldığından, davanın süre yönünden reddine karar verilmesi yoluna gidilmiştir.
Davacının talebi incelendiğinde, aslında bunun bir iptal davası formunda açılmış bir tam yargı davası niteliğinde olduğu, diğer bir deyişle AYİM.'nin bazı kararlarında işaret edildiği üzere, ortada idari işlemden doğan ve iptal davası kılığına girmiş bir tam yargı davasının sözkonusu bulunduğu görülmektedir. Davacının iddiasına göre de, kendi zararına yol açan idari işlem ise, 30.8.1992 yerine 30.8.1993 tarihinde albaylığa terfi ettirilme işlemidir. Yani, davacı en geç 30.8.1993 tarihinde yarbaylığa yükselmekle, kendi iddiasına göre emsali subaylara nazaran bir zarara uğramış olduğunu açıkça bilme durumundadır.
Bilindiği üzere, 1602 sayılı Kanunun 42 nci maddesine göre; ilgililer, haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla AYİM'de haklarını ararken (tazminat isterken) şu şekilde hareket etmek yükümlülüğündedirler: işlemin tebliği tarihinden itibaren 60 gün içinde doğrudan AYİM'de tam yargı davası açmak, işlemin tebliği tarihinden itibaren, 60 gün içinde işlemin iptali ile birlikte tam yargı davası açmak, işlemin tebliği tarihinden itibaren 60 gün içinde önce iptal davası açmak; iptal davası sonunda verilen karar ne olursa olsun (iptal, red, süre yönünden red, vs.) bu kararın tebliği tarihinden itibaren 60 gün içinde AYİM'de tam yargı davası açmak; eğer iptal davası sonunda verilen karara karşı kanun yollarına başvurmuşsa, bu talepler sonunda verilen kararların tebliği tarihinden itibaren aynı şekilde 60 gün içinde tam yargı davası açmak, eğer ortada bir işlemin icrası sebebiyle doğan bir zarar söz konusuysa; işlemin icra edildiği tarihten itibaren 60 gün içinde tam yargı davası açmak,
Yukarıdaki dört hal içinde, eğer ihtiyari başvuru yoluna gidilmişse; 60 günlük bekleme süresi sonunda, aynı şekilde bu dört davranış şeklinden birisine başvurmak.
Bu açıklama ışığında davacının durumuna dönüldüğünde; davacının Anayasa Mahkemesi iptal kararı sonrasında 30.8.1908 tarihinde yarbaylığa terfi ettirilmekle, kendi iddiasına göre bir zarara uğradığı hususuna muttali olduğu, çünkü emsallerinin 30.8.1992'de yarbay olmaları ve kendisinin bu tarihte baraja takılarak emsallerine nazaran bir yıl terfiden geri kaldığı, Anayasa Mahkemesi iptal kararı sonrasında da idarece ilk olumsuz işleme karşı AYİM'de dava açmaması nedeniyle nasbinin emsallerinin nasbına götürülmediğini öğrendiği kuşkusuzdur. Hal böyle olunca da, davacının 1602 sayılı Kanunun 42 nci maddesi gereğince 60 günlük süre içinde ya önce ihtiyarı başvuruda bulunarak işlemin geri alınması/ düzeltilmesi yada bu işlem nedeniyle uğradığı zararın tazmini isteminde bulunması; akabinde de yukarıda belirtilen dava formlarından birisine itibarla AYİM'de tam yargı davası açması veya ihtiyari başvuruda bulunmaksızın yine belirtilen yöntemlerden birine aynı şekilde 60 gün içerisinde başvurması gerekli bulunmaktadır. Oysa, davacı yarbaylığa terfi tarihinden iki yıl geçtikten sonra 27.10.1995 tarihinde bu tanı yargı davasını açmak suretiyle, 1602 sayılı Kanunun 42 nci maddesi hükmüne uygun hareket etmemek suretiyle, dava süresini geçirmiş bulunmaktadır. Dolayısıyla de, süre engeli karşısında davasının esasına girilmesi mümkün görülmemektedir.
Nitekim, idare hukuku iğretisi ve uygulamasında da, idari işlem ve eylemlerin sürekli olarak dava tehdidi altında bulundurulmasının, idare ile yönetilenler arasında uyuşmazlıkların sürdürülmesi sonucunu doğuracağı, dolayısıyla kamu hizmetinin tamdan olumsuz şekilde etkileneceği ve idarede kararsızlığa yol açacağına işaret edilmekte; bunun doğal sonucu olarak da idari davaların açılmasının bir süre ile sınırlandırılmasının gerekli bulunduğu belirtilmektedir.
Açıklanan nedenlerle; davacının idari işlemden doğan zararının tazmini istemini içeren bu davasının, belirtilen süreler dışında açıldığı anlaşılmakla, 1602 sayılı Kanunun 44/f ve 45/A maddeleri uyarınca davanın süre yönünden REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy