(211 S. K. m. 43) (1632 S. K. m. 148) (Subay Sicil Yönetmeliği m. 99) (Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği m. 124) (ANY. MAH. 21.10.1971 T. 1970/53 E. 1971/76 K.)
Davacı vekili 05.07.1995 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; Işıklar Askeri Lisesinde öğretmen binbaşı olan müvekkilinin KKK. lığının 27.04.1995 tarihli atama emri ile Edirne 54. Mknz. P. Tuğ. 2 Hd. Tb. Per. Sb. lığına atandırıldığını, ilişik kesme tarihi başlangıcının atama emrinde 16.06.1995 tarihi olarak belirtilmesine rağmen, okul komutanınca ilişiğinin 01 Haziran 1995 tarihinde kesileceğinin emredildiğini, bu işlemden manevi zarar gören müvekkilinin okul komutanı aleyhinde Bursa 5. Asliye Hukuk Mahkemesinde manevi tazminat davası açtığını, salt bu nedenle duyulan mağduriyet üzerine müvekkil hakkında ayırma işleminin tesis edildiğini, bunun açıkça amaç unsuru yönünden hukuken sakat doğduğunu, müvekkilinin 16 yıllık subaylık safahatında bir defa şiddetli tevbah cezası aldığını, pek çok ödül ve başarı belgesi bulunduğunu, kendisinin birdenbire disiplinsiz kabul edilmesinin hiçbir mantıki yönü olmadığını, oysa disiplinsizlik olgusunun tespiti için belirli bir sürecin gerekli olduğunu, bu nedenlerle tesis edilen disiplinsizlik nedeniyle ayırma işleminin sebep ve amaç unsurları bakımından hukuka aykırı bulunduğunu belirterek; işlemin iptalini ve öncelikle yürütmenin durdurulmasını talep ve dava etmiştir.
Davacının yürütmenin durdurulması istemi AYİM. Nöbetçi Daire since 26.07.1995 tarihinde reddedilmiştir.
Dava dosyası ve savunma ekinde gönderilen gizlilik dereceli belgelerin incelenmesinde; Işıklar Askeri Lisesi Komutanlığında Matematik Öğretmeni (Öğretmen Binbaşı) olarak görev yapmakta olan davacı hakkında, sıralı sicil üstlerince 17.03.1095 tarihinde Silahlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir şeklinde sicil düzenlenerek, disiplinsizlik ve ahlaki durum nedeniyle ayırma işleminin başlatıldığı, KKK. Personel Başkanlığında teşekkül ettirilen komisyonun 30.3.1995 tarihli kararı ile, 926 sayılı kanunun 50/c ve Subay Sicil Yönetmeliğinin 99/e maddeleri gereğince, oybirliğiyle ayırma işlemi yapılmasına karar verildiği, 08.061995 tarih ve 24 nolu üçlü kararname ile işlemin tekemmül ettirilerek ayırma işleminin Sonuçlandırıldığı, bu işlemin 29.06-1995 tarihinde davacıya tebliğ edilerek TSK. ile ilişiğinin kesildiği, davacının sözkonusu menfi işlemin iptali için 05.07.1995 tarihinde ve süresinde AYİM'de bu davayı açtığı anlaşılmaktadır.
926 sayılı TSK. Personel Kanununun 50/c maddesinde; disiplinsizlik veya ahlaki durumları nedeniyle Silahlı Kuvvetlerde Kalmaları Uygun Görülmeyen Subayların; hizmet sürelerine bakılmaksızın haklarında TC. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerinin uygulanacağı, bu sebeplerin neler olduğu ve bunlar hakkındaki sicil belgelerinin nasıl ve ne zaman tanzim edileceği, nerelere gönderileceği, inceleme ve sonuçlandırma ile gerekli diğer işlemlerin nasıl ve kimler tarafından yapılacağının Subay Sicil Yönetmeliğinde gösterileceği hüküm altına alınmaktadır.
Subay Sicil Yönetmeliğinin Disiplinsizlik ve ahlaki durum nedeniyle ayırma başlıklı 99 ncu maddesinde ise, bu haller beş bent (a-e) halinde sayılmış ve bu sebeplerden biri ile disiplinsizlik veya ahlaki durumları gereği Silahlı Kuvvetlerde kalmaları, son rütbelerine ait bir veya birkaç belge ile anlaşılıp uygun görülmeyenler hakkında, hizmet sürelerine bakılmaksızın emeklilik işlemi yapılacağı ifade edilmiştir. Davacı hakkında da bu maddenin (e) bendi hükümlerine göre istem tesis edildiği görülmektedir. Bu bentte Tutum ve davranışları ile yasadışı siyasi, yıkıcı, bölücü, irticai ve ideolojik görüşleri benimsediği, bu gibi faaliyetlerde bulunduğu veya karıştığı anlaşılanların, disiplinsizlik ve ahlaki durum nedeniyle ayırmaya tabi tutulabileceği belirtilmektedir.
Bilindiği üzere, kamu hizmetlerinin iyi bir şekilde yürütülmesi için bir vasıta olan idarenin bu hizmetin en etkin ve verimli Bir şekilde yürümesi için gerekli önlemleri alma yetkisi ile donatılması gerekli olduğu gibi; kamu hizmetini bilfiil yürütecek elemanlarını (ajanlarını) statüye alırken, birtakım vasıflara sahip olmaları koşulunu araması da son derece doğaldır. Aynı şekilde, bu kamu görevlilerinin en iyi ve verimli şekilde kullanılması kendilerinden yararlanma imkanı kalmamışsa yada bu kişiler kamu görevlisi sıfat ve konumları ile bağdaşmayacak bir tutum içerisindelerse; bunların idare mekanizmasından ayıklanmaları yolunun seçilmesi kaçınılmazdır, işte Silahlı Kuvvetlerden ayırma işlemi de, bu amacın gerçekleştirilmesi için davalı idareye tanınmış bir yöntem olarak kendisini göstermektedir. Ancak, bu yola başvurulurken çok dikkatli olunması, kriterlerin titizlikle tespit edilmesi ve kamu görevlisi teminatının zedelenmemesine özen gösterilmesi gerektiği de kuşkusuzdur. Bu bakım dan, idarece söz konusu takdir hakkı çerçevesinde tesis edilen ayırma işleminin, idari yargı organınca titiz bir değerlendirmeye tabi tutulması gerektiği açıktır.
Davacı hakkındaki ayırma işleminin Subay Sicil Yönetmeliğinin 99 ncü maddesinin (e) bendine göre tesis edildiği anlaşıldığından; öncelikle bu bende verilecek anlam ve yorum tarzı önem taşımaktadır söz konusu bentte Tutum ve davranışları ile yasadışı siyasi, yıkıcı, bölücü, irticaa ve ideolojik görüşleri benimseme, bu gibi faaliyetlerde bulunma veya karışma halleri ayırma işlemi için yeterli bulunmaktadır. Burada ana kriter, ilgili subayın objektif hukuk düzeninin tasvip etmediği, zararlı gördüğü ve menettiği ideolojik görüşleri veya akımları benimsediğinin, bu tür faaliyetlerde bulunduğunun veya bunlara karıştığının tutum ve davranışlarıyla ortaya çıkmış olmasıdır.
Bu tür faaliyetlerin mutlaka ceza yargısı kararı ile sabit olması da gerekmeyip; idare, hukuku açısından yapılacak bir değerlendirme ile, bu konuda işlem yapılmasına hiçbir yasal engel bulunmamaktadır.
211 sayılı TSK. İç Hizmet Kanununun 43 ncü maddesi uyarınca Türk Silahlı Kuvvetleri her türlü siyasi tesir ve düşüncelerin dışında ve üstün dedir Aynı husus İç Hizmet Yönetmeliğinin 124 ncü maddesinde de vurgulanmıştır. Söz konusu mevzuat hükümleri ile, Silahlı Kuvvetler men suplarının siyasi parti veya derneklere girmeleri, bunların siyasi faaliyetleri ile münasebette bulunmaları yada her türlü siyasi gösteri, toplantı işlerine karışmaları ve bu maksatla nutuk veya beyanat vermeleri dahi yasaklanmış ve bunun müeyyidesi ise Askeri Ceza Kanununun 148 nci maddesinde gösterilmiştir. Mensuplarının yasal siyasi faaliyetlere dahi karışmasını men eden ve bunu ceza yaptırımı ile müeyyidelendiren Türk Silahlı Kuvvetlerinin; aynı kişilerin hukuk düzenince dahi uygun görülmeyen yasa dışı siyasi vs ideolojik faaliyetlerini hoşgörmesi düşünülemez. Yalnız, 99/e maddesinde belirtilen yasa dışı kavramının da, salt ceza hukuku yönünden değerlendirilmemesi, idari kanun ve düzenleyici tasarruflarla kamu görevlileri yönünden yasaklanmış fikir akımları ve ideolojik görüşlerin bu kapsam içinde mütalaa edilmesi gerektiğine hemen işaret etmek gerekir. Yoksa, bir ideolojik fikrin salt ceza kanunun da suç olarak gösterilmediği gerekçeleriyle, kamu görevlisinin kamu hizmetinin ifasında bunu serbestçe yayabileceği bu düşüncesi doğrultusunda faaliyetlerde bulunabileceği gibi sakat ve çarpık bir sonuca ulaşmak mümkündür. Nitekim, İç Hizmet Kanun ve Yönetmeliği ile TSK. mensuplarının ordu içinde siyasi faaliyetlerde bulunmaları, bu yönde ima ve davranışları dahi yasaklanmış olduğundan ceza kanunlarında bir suç olarak gösterilmese dahi, yıkıcı, bölücü, irticai ve ideolojik görüşlerin Silahlı Kuvvetler bünyesi açısından yasa dışı olduğunda kuşku yoktur, önemli olan, salt bu tür ideolojik fikir ve düşüncelere sahip olmak, bu tür faaliyetlerde bulunmak veya karışmak unsurlarının gerçekleşmesidir.
Öte yandan, Anayasa'nın başlangıç bölümünde, laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının devlet işlerine karıştırılamayacağı belirtilmekte; Anayasanın 2 nci maddesinde de, Türkiye Cumhuriyetinin laik bir hukuk devleti olduğuna işaret edilmektedir. Aynı şekilde Anayasanın 24 ncü maddesinin son fıkrasında, Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz denilmektedir.
Ülkemizde 1961 ve 1982 Anayasalarıyla kabul edilmiş olan laiklik ilkesi, geçirilen tarihi tecrübelere, inkılaplara, ulusun dini veya siyasi özelliklerine ve yurdumuz koşullarına uygun bir anlam taşımaktadır. Anayasa'nın 2 nci maddesinde yer alan laiklik ilkesi, Devletin niteliklerinden birini açıklar ve belirler. Anayasanın 24 ncü maddesinin son fıkrası hükmü ise, Anayasadaki laiklik ilkesinin, dinin Devletin işlerine karışamayacağı anlamında olduğunu açıkça göstermektedir. Bir Anayasa Mahkemesi kararında da açıkça işaret edildiği üzere, din özgürlüğünün Anayasa ile çizilen sınırlarının ihlali; dinin sömürülmesi ve kötüye kullanılması, Devletin laiklik esasına dayanan düzenine karşı gelinmesi anlamını taşı maktadır. (Any. Mah. 21.10.1971, E. 1970/53, K. 1971/76; RG. 15.6.1972 S. 14216) Bu nedenle, Anayasada din ve Devlet işleri tayin edilirken, din özgürlüğünün ferdin manevi hayatına ilişkin olanlarının dışındaki bölümleri için birtakım sınırlamalar getirilmiş ve kurulmuş olan laik devlet düzenini korumak için yaptırımlar konulmuştur.
Davacı hakkındaki ayırma işleminin, Subay Sicil Yönetmeliğinin 99/e bendinde sayılan hallerden yasa dışı irticai görüşleri benimseme ve faaliyetlerde bulunma vakıasına dayandırıldığı anlaşıldığından bu hususun varit olup olmadığı yolunda inceleme yapılmıştır.
Davacının arz ve sicil dosyalarının incelenmesinde; 15 yıllık subaylık safahatındaki sicillerinin genelde iyi düzeyde bulunduğu, ancak 1991 yılından itibaren muhtelif sicil üstlerince, kurum içerisindeki her türlü sosyal faaliyetlerden uzak kalacak derecede laiklik dışı görüş ve düşüncelere sahip bulunduğu, bu tür tutucu ve katı fikirlerini yayma çabası içerisinde olduğu şeklinde yazılı kanaatlerin belirtildiği bu kanaatleri doğrulayıp tamamlayıcı mahiyette bilgi ve belgelerin mevcut olduğu, bu meyanda 1981 yılında Çankırı'da görevli iken evinde yapılan (aramada irticai bir kısım yayın ve dokümanın bulunduğu, evli olanların eşleri ile birlikte katılmaları emredilmesine rağmen, okuldaki iki sosyal aile toplantılarına eşini getirmediği, bu nedenle 9.12.1993 ve 19.1.1994 tarihlerin de yazılı olarak uyarıldığı, 24.1.1995 tarihinde mesai saatleri içinde ibadet ederken okul komutanınca görülmesi üzerine bu konuda yazılı savunmasının istendiği, savunmasında belirttiği açıklamaların davacının düşünce sistemini açıkça ortaya koyduğu bu nedenle de Öğretim Başkanlığınca 21.2.1995 tarihinde tevfih cezası ile tecziye edildiği, okul komutanlığınca istenmesi üzerine hazırladığı 7.3.1994 tarihli el yazılı ifade beyanlarının da davacının ideolojik yönünü ortaya koyduğu, 28.2.1994 tarihinde okul sinema salonunda Laiklik konusunda konferans vermekte olan bir öğretim üyesine askeri öğrencilerin huzurunda yönelttiği sorular ve akabinde yine idarece istenmesi üzerine bu soruları sormasına gerekçe olarak gösterdiği el yazılı düşüncelerinin, bir subay için hoş görülmesi mümkün olmayan bir nitelik arzettiği, yine laiklik karşıtı bir yazarın kitabını okuması için okulda bulunan bir öğretmen subaya verdiğine ilişkin, görgü sahibi bir kişi tarafından tutulan tutanak muhteviyatının mevcut olduğu, ayrıca okuldaki yetkili amirlerince belgelere dayalı olarak tutulan rapor içeriğine göre de, davacının dozu giderek artan laiklik karşıtı bir tutum içerisine girdiğini, bunun yasadışı irticai görüş mahiyetine dönüştüğünü kabul etmek zorunlu bulunmaktadır. Mevcut bilgi, bulgu ve veriler, davacı hakkında Subay Sicil Yönetmeliğinin 99/e maddesi gereğince ayırma işlemi yapılmasına yeterli olduğu gibi; yukarıda açıklandığı üzere, davacının mutlaka bir ceza yargısı kararı ile söz konusu suçlamadan mahkum edilmesi zorunluluğu söz konusu edilemez, idare, davacının subaylık safahatı boyunca kendisini gözlemiş; başlangıçta yoğun olmayan laikliğe aykırı düşüncelerinden dolayı hemen işlem yapmamış, ancak özellikle son yıllarda bir askeri okul gibi ilim yuvasında dozu artan bir şekilde irticai görüşlere varan laiklik karşıtı tutum ve davranışlarına son vermemesi üzerine de, hakkında ayırma işlemi tesis etmiştir. Bu işlemin, belirtilen Anayasal ve yasal kurallarla uyum içerisinde olduğu ise açıktır.
Açıklanan nedenlerle; Davacı hakkındaki disiplinsizlik nedenine davalı ayırma işleminde hukuka aykırı herhangi bir yön görülmediğinden, yasal dayanaktan yoksun davanın REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy