(3269 S. K. m. 12)
Davacı vekili 28.4.1995 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin Bolu 2.Komd.Tug.1.Komd.Tb.2.BI.K.lığı emrinde P.Kom.Uzm. Çvş. statüsüyle görev yapmakta iken, iki yıllık sözleşme süresi dolmadan 21.3.1995 tarihinde herhangi bir sebep gösterilmeden, sözleşmesinin feshedildiğinin bildirildiğini, haklı ve yasal bir nedene dayalı olmayan sözleşme fesih işleminin hukuka aykırılıkla sakatlandığını belirterek, işlemin iptalini ve öncelikle yürütmenin durdurulmasını talep ve dava etmiştir.
Davacının yürütmenin durdurulması istemi, Dairemizin 23.5.1995 tarihli kararı ile reddedilmiştir.
Dava dosyası ile savunma ekinde gönderilen gizlilik dereceli belgelerin incelenmesinde; Hozat 10.J.Komd.Tb.K.lığında vatani görevini ifa eden davacının 27.8.1991 tarihinde terhis olduğu, terhis sonrasında uzman erbaş olmak üzere yazılı başvuruda bulunması üzerine KKK.lığınca 31.12.1993 tarihinde Bolu 2.Komd.Tug. Komd. Tb.3.BI.Komd.Tk.Tim.K.lığına P.Uzm.Çvş. olarak atandırıldığı, 27.1.1994 tarihinde Bolu Noterliğince sözleşmesinin yapıldığı ve 31.1.1994 tarihinde Bolu'daki birliğine yeni görevine katıldığı, davacının sözleşmesinin feshine ilişkin herhangi bir belgenin şahsi evrakları arasında yer almadığı, yalnız 2.Komd.Tug.K.lığının KKK.Tayin D.Bşk.lığına yazdığı 14.4.1995 tarihli yazıda ...2.Komd.Tug.K.lığı ile yapmış olduğu sözleşmeleri feshedilen aşağıda kimlikleri yazılı uzman erbaşların dosyası ek'te gönderilmiştir... denildiği ve davacının adının sözleşmesi feshedilenler arasında yer aldığı, dava dilekçesinde ise davacı vekilinin müvekkilinin (davacının) sözleşmesinin 21.3.1995 tarihinde feshedildiğinin kendisine bildirildiğini beyan ettiği, Başsavcılıkça davacının sözleşmesinin feshi konusunda ilgili evrakın (sicil belgelen, ceza ve ödüller vs. gibi) gönderilmesi için davalı idare üç kez istilam yazılmasına ve bir yıla yakın bir süre somut bir bilgi ve belge elde edilebilmesi için çaba gösterilmesine rağmen, savunma ekinde gönderilen ve yukarıda temas edilenler dışında herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığının bildirilmesi karşısında, fiilen yargısal denetim yapılması mümkün olmayan uyuşmazlık konusu hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği düşüncesinin serdedildiği anlaşılmaktadır.
İdare hukuku öğretisinde ve idari yargı uygulamasında tartışmasız bir şekilde kabul gören ilkelerden birisi de, sebepsiz işlem olamayacağı ve her işlemin mutlaka bir sebebi bulunması zorunluluğudur. İdare hukukunda işlemler kendilerinden önce gelen ve objektif kurallarla belirlenmiş bulunan bir sebepe dayanmalıdırlar. Sebep, objektif bir nitelik taşır; çünkü, işlemi yapan kendi düşüncesinde yer alan ve bu nedenle yeğlediği bir husus değil, onun dışında kalan ve objektif ortaya koyduğu bir neden veya objektif hukuka uygun maddi bir olgudur. Objektif hukukun öngördüğü bir neden veya maddi olgu yoksa, işlem sakat, dolayısıyla hukuka yakın olur. (İl Han ÖZAY, Günışığında Yönetim, İstanbul 1996, s.356)
Öte yandan, takdir yetkisinin en fazla görülüğü ve sorunlara neden olduğu alanın sebep unsurunda bulunduğuna hemen işaret etmek gerekir. Ne var ki, idarenin sahip olduğu takdir yetkisinin, hukuk kuralları içinde hareket özgürlüğü demek olduğunu da gözden uzak tutmamak lazımdır. Yeri gelmişken belirtmek gerekir ki, bir işlemi oluşturan unsurların tümünün takdir yetkisi alanı içinde bulunması mümkün değildir. Buna karşılık, bir unsurda takdir yetkisinin sözkonusu olması işlemin tümüne yansımaz ve onu tamamen takdiri bir işlem haline getirmez. (Sıddık Sami ONAR, İdare Hukukunun Umumi Esasları, İstanbul 1966, C.l, s.426)
İdare hukukunun Kozalist ve Finalist olma özelliği açısından konuya yaklaşıldığında da benzer sonuçlara varmak mümkündür. İdare hukukunun kozalist niteliği, bu hukuk dalı içinde yer alan tüm hukuksal varlıkların, her ne şekilde olursa olsun bütün davranışlarının hukuka uygun bir sebebe dayalı olma zorunluluğudur. İdarenin sebepsiz hiçbir davranışı olamaz ve bütün davranışlarının her sebebi de mutlaka hukuka uygun olmak zorundadır. Bu, aynı zamanda Kamu yararı denilen bir amaca yönelik olarak ortaya çıkmış ve ancak o amaca ulaşılmasının gerekli ve zorunlu kıldığı bir sebep olabilir. İdare hukukunun Finalist olma şeklinde ifadesini bulan bu ikinci temel özelliği, İdarenin hiçbir davranışı, hiçbir zaman ve hiçbir koşulla kamu yararı amacının dışında bir amaca yönelik olamaz şeklinde formüle edilebilir. Kamu yararına yabancı her unsur idarenin davranışını sakatlar ve hukuka aykırı bir hale getirir. (İl Han ÖZAY, Günışığında Yönetim, s.301-302)
Bu hukuki açıklamalar ışığında dava konusuna dönüldüğünde, davacının uzman erbaş sözleşmesinin feshedildiği konusunda bir kuşku bulunmamakla beraber; bu fesih işleminin hangi hukuki sebebe dayalı olduğu belli değildir. Başsavcılıkça yapılan tüm araştırmaya rağmen, işlemin hukuki sebebi ortaya çıkarılamamış, esasen davalı idare de bu konuda hiçbir somut açıklama dahi getiremeyerek davacının sözleşmesi, Uzman Erbaş Kanunu ve Yönetmeliği ile Uzman Erbaş Yönergesinin esasları dahilinde feshedilmiştir... şeklinde soyut ve belirsiz bir gerekçenin dışında herhangi bir beyanda bulunamamıştır. İdare hukukunun kozalist niteliği, her idari işlemin bir hukuki sebebe dayalı olmasını gerekli kıldığından; objektif hukukun (Uzman Erbaş Kanunu ve Yönetmeliğinde öngörülen fesih nedenleri) öngördüğü bir sebepten yoksun olan dava konusu işlemin, hukuka aykırılıkla sakatlandığı bariz şekilde açıktır. Diğer taraftan, dava konusu işlemin salt takdir yetkisi ile açıklanabilmesi de mümkün değildir. Takdir yetkisi, ancak hukuk kuralları içinde hareket özgürlüğü demek olduğundan ve idare hukukunda salt takdire dayalı bir işlem kategorisi yer almadığından; kamu yararına kullanıldığı konusunda en küçük bir belirti dahi bulunmayan sözleşmenin feshine ilişkin takdir yetkisinin, idare hukukunun finalistlik özelliği ile de tam bir tezat içinde olacağı kuşkusuzdur.
Başsavcılık düşüncesinde, işlemin hukuki sebebinin belirlenememesi dolayısıyla iptal davası yönünden hukuki denetim yapılamayacağı ileri sürülmekteyse de; yukarıda belirtilen açıklamalar ışığında, işlemin hukuki sebepten yoksun oluşu halinde asıl olan, işlemin hukuka aykırılıkla sakatlanmış sayılması olduğundan, bu görüşe iştirak edilememiştir. Ancak, belli bazı işlemlerde işlemin kendisi mevcut değilse, elbette bir hukuki denetim yapılamaz. Örneğin, bir sınavda alınan not dava konusu ise ve sınav evrakı ortada mevcut değilse; bu takdirde kuşkusuz artık bir iptal kararı vermek mümkün değildir ve işlemin hukuki denetimi yapılamadığından, bu konuda yalnız bir tam yargı davasının açılabilmesi mümkündür. Oysa, dava konusunda sözleşme feshi şeklinde hukuk alemine çıkan bir idari işlem mevcut olduğundan, bu işlemin iptal davasına konu yapılacağı kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle; davacı hakkında tesis edilen sözleşme feshi işlemi sebep ve maksat unsurları yönünden hukuka aykırı bulunduğundan İŞLEMİN İPTALİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy