(926 S. K. m. 45) (Subay Sicil Yönetmeliği m. 4, 14, 19, 23, 24, 28)
Davacı 13.7.1995 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; görevinde başarılı bir subay olduğunu, 1995 yılında kendisine olumsuz sicil veren Tabur Komutanının 19.6.1995 tarihinde takdir verdiğini, önceki yıllarda hiçbir cezası bulunmadığını, 1994 ve 1995 yıllarındaki cezalarının ise disiplin sınırları içerisinde olduğunu, kademe ilerlemesini engelleyecek nitelikte olmadığını, Taburda bir huzursuzluk bulunduğunu ve bu huzursuzluğun Tabur Komutanından kaynaklandığını, bu yüzden Taburdaki subay ve astsubaylardan büyük bir bölümünün psikiyatrik rahatsızlıklar sonucu istirahat, dava değişimi ve hatta sınıf değişikliği raporları aldıklarını ileri sürerek 1995 yılı sicilinin ve 1995 yılından kademe ilerlemesi yaptırılmaması işleminin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Subayların sicillerinin düzenleniş usul ve esasları Subay Sicil Yönetmeliğinde ayrıntılı kurallara bağlanmış bulunmaktadır. Düzenlenen sicilin yetki ve biçim yönünden geçerli olabilmesi için yönetmelikte belirtilen (Mad. 517) yetkili sicil üstlerince ve yönetmeliğin öngördüğü biçimde (Mad. 2128) düzenlenmesi, sicil üstünün hakkında sicil düzenlenecek subay ile beraber en az üç ay görev yapmış olması (Mad. 14), sicil düzenlenecek subayın da o sicil süresi içerisinde en az üç ay görev yapmış olması gerekmektedir (Mad. 23). Davacının özlük dosyasının incelenmesinden, dava konusu 1995 yılı sicilinin yetkili sicil üstlerince ve yönetmeliğin öngördüğü biçimde düzenlendiği anlaşıldığından yetki ve biçim öğeleri yönünden hukuka uygun olduğu sonucuna varılmıştır.
Esas yönünden incelemeye gelince; bilindiği gibi, sicil belgeleri, personelin yeteneklerini, görevdeki başarı derecelerini saptamaya ve dolayısıyla her işi yeterli olana verebilmeye; yüksek seviyedeki işleri yapacak yetenekte olanları meydana çıkarmaya ve bu suretle Silahlı Kuvvetlerin Komuta zincirini düzenlemeye yaramaktadır. (Subay Sicil Yön. Mad. 19).
Bu kadar büyük önem taşıdığına göre, sicil belgelerindeki not ve kanaatlerin personelin gerçek durumunu yansıtmasına büyük bir özen gösterilmesi gerekmektedir. Nitekim bu nedenle Subay Sicil Yönetmeliğinin 4 ncü maddesinde; sicil üstlerinin, emri altındakiler hakkında sicil düzenlerken üstlük ve komutanlığın en önemli olan özel yetkilerinden birini kullandıkları, bu bakımdan bu görevin önemini göz önünde tutarak, emri altındakiler hakkında sicil düzenlerken sicil bölgelerindeki niteliklere tam bir tarafsızlık, adalet ve vicdani kanaatle not takdir etmek, sicil düzenlenecek astı çok iyi tanımak, bu nedenle sicil düzenleyecekleri kişinin günlük 'eğitim ve çalışmalarını, tavır ve hareketlerini disiplin ve itaatim izlemek, yazılı ve sözlü sınavlar, verecekleri özel görevler ile yapacakları haberli veya habersiz denetlemeler sonucu tutum ve durumu ile yeterlik ve yetenekleri hakkında tam bir kanaat edinmek zorunda oldukları belirtilmiştir.
Sicil üstleri yönetmeliğin kendilerine yüklediği bu son derece önemli görev ve sorumluluğun bilincinde oldukları ve bu görevlerini yukarıda açıklanan biçimde yerine getirdikleri sürece sicil belgelerindeki not ve kanaatler personelin gerçek durumunu yansıtmış olacaktır. Tersi durumda ise, yani tam bir tarafsızlık, adalet ve vicdani kanaat ilkelerini bir yana iterek personele gerçek yetenek ve niteliklerini ve bunların gerçek düzeyini yansıtmayan not takdir etmeleri durumunda sicil belgelerindeki not ve kanaatler personelin gerçek durumunu yansıtmamış olacaktır.
Şu hale göre, sicil belgesinin bir idari işlem olarak sebep ve amaç öğeleri yönünden hukuka uyarlı olup olmadığının anlaşılabilmesi için belgede yazılı not ve kanaatlerin personelin gerçek durumunu yansıtıp yansıtmadığının saptanması gerekmektedir. Böyle bir saptama aslında sicil üstünün takdir yetkisi alanına girmekte ise de bu takdir yetkisinin hukuka uygun olarak kullanılması gerektiği, bu açıdan yargı denetimine tabi olacağı da kuşkusuzdur.
Gerçekten takdir yetkisinin kamu yararına aykırı olarak ya da belirgin biçimde yanlış kullanıldığını gösteren somut olgu ve nedenlerin bulunması durumunda yargı organı idarenin bu yetkisine müdahale edebilecektir. Sözgelimi yukarıda açıklandığı üzere tam bir tarafsızlık, adalet ve vicdani kanaat ilkeleri bir yana itilerek çeşitli duygusal nedenlerle personele gerçek yeterlilik düzeyinin altında sicil notu verildiği kanısını uyandıran somut olgu ve nedenler varsa takdir yetkisinin kamu yararı amacına aykırı olarak kullanıldığı, sicilin sebep öğesi yönünden de hukuka aykırı olduğu sonucuna varılacaktır. Öte yandan personelin genel yeterlilik düzeyini yansıtan geçmiş safahatı ile açıkça çelişen biçimde sicil notu takdir edilmiş ve bu takdirin gerçek ve haklı nedenlere dayandığı belgelenememişse yine takdir yetkisinin yanlış ya da amacına aykırı olarak kullanıldığı sonucuna varılacaktır. Çünkü personele hemen her sicil döneminde değişik sicil üstlerince aynı ya da birbirine yakın düzeyde olumlu sicil notu takdir edilmiş olması, ya da başka bir deyişle meslek yaşamı boyunca takdir edilen sicil notları ve kanaatlerin genellikle personelin gerekli yetenek ve niteliklere sahip olduğunu yansıtır nitelik ve düzeyde olması, aralarında önemli farklılıklar bulunmaması; personelin meslek yaşamı boyunca sürekli olarak gelişme gösterdiği, belli bir yeterlilik düzeyine ulaşmış olduğu, yeterlilik için gerekli yetenek ve niteliklere sahip olduğu anlamına gelecektir. Bu bakımdan personelin genel yeterlilik düzeyi ile çelişen sicil notu ve kanaatin haklı nedenlerinin somut olaylara dayalı olarak belgelenmesi gerekmektedir.
Bütün bu açıklamalara göre davacının durumu incelendiğinde; değişik sicil üstlerince takdir edilen sicil notlarına göre 1994 yılı sicil dönemine kadar iki sicil dönemi dışında genel yeterlilik ve başarısının yüksek düzeye yakın olduğu, 1994 yılından itibaren ise yeterlilik ve başarı düzeyinde büyük bir düşme olduğu, 1994 yılında sicil notunun olumsuz olmamakla birlikte çok düşük düzeyde takdir edildiği, dava konusu 1995 yılı sicil döneminde ise olumsuz sicil notu takdir edildiği, ayrıca bu son iki sicil döneminde Bölük Komutanlığı görevindeki yetersizliğinin sicil üstlerince gözlemlenerek sicil belgelerinde açıklandığı, davacının da 7.1.1994 tarihli dilekçesinde Kh. Bl. K. lığı görevinde yeterli olamadığını belirterek başka göreve verilmesini istediği, 10 ncu Zırhlı Tu°ay Komutanlığının 18.1.1994 tarihli yazısı ile davacıdan bu dilekçesi hakkında açıklama istenmesi üzerine davacının 19.1.1994 tarihli yazısında Bölük Komutanlığı yapma konusunda kendisini yetersiz gördüğünü belirterek yine görev değişikliği yapılmasını istediği, bunun üzerine 10 ncu Zırhlı Tugay Komutanlığının 28.3.1994 tarihli emriyle Kh. Bl. K. lığı görevinden alınarak Tb. Kh. da görevlendirildiği, ancak kısa bir süre sonra Tugay Komutanlığının 26.5.1994 tarihli emriyle tekrar Kh. Bl. K. lığı görevine verildiği, bunun üzerine davacının 8.6.1994 tarihli dilekçesiyle başvuruda bulunarak aynı yerde aynı personel ile aynı şartlar altında çalışmasının kendisini manevi açıdan sarsarak emir komuta zincirinde zafiyet doğuracağını, sorunlar çıkaracağını, doğabilecek olaylardan sorumlu tutulmak istemediğini bildirdiği, bu şekilde görev ve sorumluluğu üstlenmekten kaçındığı için Tugay Komutanı tarafından 9.6.1994 tarihinde 8 gün oda hapsi cezasıyla cezalandırıldığı, ayrıca Ocak Şubat 1994 aylarında erat maaşlarını zamanında dağıtmadığı için 10 ncu Zırhlı Tugay Komutanlığı Disiplin Mahkemesinin 10.6.1994 tarih ve 1994/110110 sayılı kararıyla 10 gün göz hapsi cezasıyla cezalandırıldığı, daha sonra Babaeski Belediyesindeki memurlar önünde Belediye Başkanını suçlayıcı konuşmalarıyla TSK. nin saygınlığını zedelemesinden dolayı Tugay Komutanı tarafından 8.3.1995 tarihinde 3 gün göz hapsi cezasıyla cezalandırıldığı, buna kargılık 12.6.1995 tarihindeki denetlemedeki başarısından dolayı 19.6.1995 tarihinde Tabur Komutanı tarafından takdirname verildiği anlaşılmıştır.
Ortaya çıkan bu durumu kargısında, 1995 yılı sicil döneminde sicil üstlerinin tam bir tarafsızlık, adalet ve vicdani kanaat ilkelerine uygun olarak davacıya sicil dönemindeki gerçek yeterlilik düzeyini yansıtan sicil takdir ettikleri sonucuna varılmaktadır. Şöyle ki bilindiği gibi, bir sicil üstü sicil belgesinde belirtilen her niteliğe 10 üzerinden not vermekte ve bu notların toplamı o sicil üstünün verdiği notu oluşturmaktadır. (Subay Sicil Yön. Mad. 24) Bu bakımdan bir sicil üstü, belli bir sicil döneminde emrindeki astının niteliklerine ayrı ayrı not verirken astının hangi olumlu ve olumsuz niteliklere ve hangi yeteneklere sahip olduğunu, bu nitelik ve yeteneklerin yansıması olan tutum ve davranışlarını, askeri hizmete olan yarar ve katkısını, bu yarar ve katkısının düzeyini göz önüne alarak bir değerlendirme yapmakta ve astına ona göre not vermektedir. Sözgelimi astının disiplin kurallarına uyarlığı ve itaati tam ise bu niteliğe tam not (10) vermekte, düşük düzeyde ise düşük bir not (örneğin 6) vermektedir. Bunun gibi, sicil belgesinde belirtilen diğer niteliklere de (Genel görünüşü, sosyal durumu ve temsil yeteneği, Hak ve adalet prensiplerine uyarlığı, meslek bilgisi, temel askeri bilgi düzeyi ve genel kültürü v.b.) benzer şekilde not vermektedir. Ancak sicil üstleri sicil belgesindeki 1, 3, 5 ve 6 numaralı niteliklerden herhangi birine 5'den aşağı not verdikleri takdirde ya da sicil üstüne ait not toplamının sicil tam notunun % 60'ından aşağı düşmesi halinde, sicil belgesine o sicil süresi içerisinde düzenlenmiş belge eklenmesi gerekmektedir. (Subay Sicil Yön. Mad. 28)
Davacının durumu bu açıklamalara ve kanıtlanan olgulara göre incelendiğinde, dava konusu 1995 yılı sicil döneminde Bl. K. lığı görevinde yetersizliğini görev değişikliği isteyerek yaptığı yazılı başvurularında açıkça kendisinin de kabul etmesi bir yana, yapılan görev değişikliğinden kısa bir süre sonra tekrar aynı göreve verildiğinde 8.6.1994 tarihli dilekçesiyle başvuruda bulunarak görev ve sorumluluğu üstlenmekten kaçındığı, böylece dava konusu sicil dönemi içerisinde askerliğin temel gereklerine (mutlak itaat, göreve bağlılık) aykırı bir tutumu benimsediği açıkça anlaşılmaktadır. Davacının bu tutumu sicil dönemi içerisindeki disiplin cezalarıyla da kanıtlanmaktadır. Böyle bir tutum içerisindeki bir subayın askeri hizmete bir yarar ve katkısının olamayacağı kuşkusuzdur. Davacıya 19.6.1995 tarihinde verilmiş olan takdirname, tutumunda bir değişiklik olduğunu göstermekte ise de, bu takdirname dava konusu sicilin düzenlendiği 2.5.1995 tarihinden sonraki süreye ilişkin olduğundan sicilin düzenlendiği tarihe kadar gerçekleşen somut olguları ortadan kaldıracak nitelikte değildir. Kaldı ki davacı bu takdirnameyi dava konusu sicil dönemi içerisinde almış olması da sonucu değiştiremezdi. Çünkü bu takdirnamenin ilişkin olduğu süre ve görev bütün sicil dönemini kapsamamaktadır. Davacının dava konusu sicil dönemindeki yeterliliği, bu dönem içerisinde salt kısa süreli bir görevdeki başarısı velev ki bu başarısından dolayı kendisine takdirname verilmiş olsun ile ölçülmemekte, yukarıda yasal düzenlemeyle ilgili bölümde açıklandığı üzere sicil üstlerinin bir sicil dönemi ki bu süre bir yıldır içindeki gözlem, izlenim, denetleme ve sınamalarına göre saptanmaktadır. Davacı hakkında sicil üstlerinin dava konusu 1995 yılı sicil dönemindeki gözlem, izlenim, denetleme ve sınamaları sonucu verdikleri sicillerin ise davacının sicil dönemi içerisindeki yetersizliğini kanıtlayan somut olgularla tutarlı ve uyumlu olduğu görülmektedir. Ayrıca bu sicil notları ve kanaatlerin Subay Sicil Yönetmeliğinin 4 ncü maddesinde belirtilen tam bir tarafsızlık, adalet ve vicdani kanaat ilkeleri bir yana itilerek bazı duygusal nedenlerle takdir edildiği kanısını uyandıracak somut olgu ve nedenler de ileri sürülüp kanıtlanmış değildir. Bütün bu açıklamalara göre davacıya 1995 yılı sicil döneminde takdir edilen not ve kanaatlerde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
Davacıya 30.8.1995 tarihinde kademe ilerlemesi yaptırılmaması işlemi de hukuka uygun bulunmaktadır. Çünkü davacının 1995 yılında kademe ilerlemesi yapabilmesi için o yıla ait sicil notunun sicil tam notunun % 60 ve daha yukarısı olması gerekirken (926 sayılı TSK. Per. K. Mad. 45 sicil tam notunun % 60'ının altında kaldığı, bu nedenle 30.8.1995 tarihinde kademe ilerlemesi yaptırılmasına yasal olarak bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davacının 1995 yılı sicilinde ve 30.8.1995 tarihinde kademe ilerlemesi yaptırılmaması işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığından yasal dayanaktan yoksun olan DAVANIN REDDİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy