(66 S. K. m. 1, 3, 4)
Davacı, 11.12.1995 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; tabası Mustafa Öztürk'ün 6 Eylül 1332 tarihinde askerlik yapmak üzere Emirdağ Askerlik Şubesinden Eskişehir Kalem Başkanlığına sevkedildiğini, 1. Dünya Savaşında görev yaparken Basra'da esir düğünü, esaret dönüşü bu sefer İstiklal Savaşına iştirak ederek 14 ve 57. fırka, 39. Alay, 2. Tb. 7. Bl.'de görev yaptığını, 1339 yılında İstiklal Savaşının bitiminde Çeşme'de terhis olduğunu, bu bilgileri Askerlik Belgesi ve Askerlik Cüzdanındaki bilgilerin doğruladığını, 1. Dünya Savaşında görev yapan 1300-1315 doğumlular terhis olmadan doğrudan İstiklal Savaşına katıldıklarından, aynı durumda olan babasının İstiklal Madalyasından mahrum kılınmasının doğru olmadığını, kaldı ki İstiklal Madalyası Kanununda terhisi olup, duhulü olmayan eratın emsalinin duhul tarihi esas alınarak işlem göreceği hususunun belirtilmiş olduğunu, bu nedenle duhul aranmadan İstiklal Madalyası verilmesi gerektiğini belirterek; İstiklal Madalyası verilmemesi işleminin iptalini talep ve dava etmiştir.
66 Sayılı İstiklal Madalyası Kanununun, 4.12.1940 tarih ve 525 Sayılı Kanunla değişik 1 nci maddesinde kimlere istiklal madalyası verilebileceği belirtilmiş, 3 ncü maddesine göre de, bu madde kapsamındaki kişilerin ne sebeple (hangi gerekçeyle) madalyaya müstehak oldukları konusundaki inhaların Bakanlar Kurulunca incelenip, uygun görülmesini takiben TBMM. ne göndereceği, meclisin kabulü halinde hak sahibine madalya verilebileceği öngörülmüş; 12 Kanunuevvel 1339 (1923) tarih ve 381 sayılı 66 sayılı İstiklal Madalyası Kanununa Müzeyyel Kanunla, 66 Sayılı Kanunun 1 nci maddesi kapsamındaki kişilerin 15 Mayıs 1335 (1919) 1 Teşrinisani 1339 (1923) tarihleri arasındaki faaliyetlerinin madalya verilmesinde esas alınacağı hükmü getirilmiştir.
Ancak, uygulamada 66 Sayılı Kanunun 1 nci maddesinde sayılan (sivil-asker) kişilerin kahramanlık ve fedakarlıklarını kanıtlayan rapor ve belgelerin bulunamayışı, geçen zaman içerisinde kimi belgelerin kaybolması gibi sebeplerle, hak sahibi pek çok kişi fedakarlık ve kahramanlıklarının kanıtlanamaması dolayısiyle istiklal madalyası alamayıp, mağdur duruma düşünce, 30.5.1926 tarih ve 869 Sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle, Milli Orduda görev yapan asker kişilerin 15 Mayıs 1335 (1919)-9 Eylül 1338 (1922) tarihleri arasındaki hizmetlerinin madalya için yeterli olduğu belirtilmiş; aynı Kanunun 4 ncü maddesiyle de bu asker kişilere madalya verilmesi TBMM. nin görevi dışına çıkarılarak, Mili Savunma Bakanlığının sorumluluğuna bu görev devredilmiş, ancak madalya onayının Cumhurbaşkanınca yapılacağı hüküm altına alınmıştır.
Öte yandan, evvelce madalya verilmesi için yapılmış olan başvurular gözönüne alınarak 26.2.1927 tarih ve 977 Sayılı Kanun kabul edilmiş ve bu Kanunun 1 nci maddesiyle, 66 Sayılı İstiklal Madalyası Kanununun 3 ncü maddesi uyarınca yapılan müracaatların (yani 869 Sayılı Kanun kapsamı dışında kalan, diğer bir deyişle Milli Orduda bilfiil belirtilen tarihler arasında görev yapan asker kişiler dışındaki sivil kişilerin) 1 Teşrinisani 1926 tarihine kadar kabul olunacağı, bu kişilerin başvurularının TBMM. nce sonuçlandırılacağı esası getirilmiştir.
Yukarıda belirtilen açıklamaların ışığında, 869 Sayılı Kanun kapsamı dışındaki kişilerin 1 Teşrinisani 1929 tarihinden sonraki müracaatlarının inceleme kabiliyeti bulunmamakta olup, bu tarihe kadar başvuranların durumları da TBMM. since incelenmiş olacaktır. 381 ve 977 Sayılı Kanunlar birlikte değerlendirildiğinde; 15 Mayıs 1335 (1919)- 1 Teşrinisani 1339 (1923) tarihleri arasında 66 Sayılı Kanunun 1 nci maddesinde belirtilen şekilde ülke savunmasına katkısı olan ve 869 Sayılı Kanun kapsamı dışındaki sivil kişiler en son 1 Teşrinisani 1926 tarihine kadar kendilerine madalya verilmesi için başvurmak mecburiyetindedirler. Ve bu kişilere madalya verilip verilmeyeceğine TBMM. karar verecektir. 869 Sayılı Kanun kapsamındaki yani Milli Orduda asker olarak bilfiil görev ifa edenler ise, 15 Mayıs 1335 (1919)- 9 Eylül 1338 (1922) tarihleri arasında silah altında bulunma yeter şartı ile İstiklal Madalyasına hak kazanabileceklerdir. (66 S.K. 7 md. de öngörülen firar vs. gibi engel hali olanlar hariç). Bu gibi kişilerin madalya istemi konusunda sayılan kanunlarda sınırlandırıcı bir tarih kovulmadığından, bunlar her zaman hak iddiasında bulunabileceklerdir.
66 Sayılı İstiklal Madalyası Kanununa göre, babanın İstiklal Madalyasına hak sahibi olduğunun söylenebilmesi ve iddianın kabulü için, öncelikle babanın 15 Mayıs 1335-9 Eylül 1338 tarihleri arasında Milli Orduda görev yapmış asker veya orduda görevli sivil personelden olduğunun kanıtlanması gerekmektedir.
Dava dilekçesi ekindeki nüfus kayıt örneğinden 1314 doğumlu olup 11.5.1975 tarihinde vefat ettiği anlaşılan davacının babası Mustafa Öztürk'ün, yukarıda belirtilen tarihler arasında Milli Orduda görev yaptığının anlaşılması halinde, müteveffanın büyük oğlu olan davacının babasından dolayı İstiklal Madalyası almaya müstahak olacağı; aksinin anlaşılması halinde ise bu konudaki isteminde haklılık olamayacağı aşikardır.
Dava dosyasında, bu sorunun çözümüne esas olmak üzere üç belge yer almaktadır. Bunlardan ilki, Emirdağ Askerlik Şubesinin 1080-İhtiyat Mustahfaz Defterinin 31 nci sayfasındaki kayıt olup; burada Mansur oğlu, 1314 doğumlu Lazmansunoğullarından 39. Alay, 2. Tabur, 7. Bölük efradından piyade neferi Mustafa'nın Tarihi Duhulü ve Tarihi Terhisi: 18. T.evvel 1339 tarihli af kanunu mucibince terhis edildiği belirtilmekte, askerlik duhul tarihi olarak başkaca bir ibare yer almamaktadır. Aynı kayıtta, ilki 29 Mayıs 1926 da başlayan ve 1942 yılında son bulan yedeklik yoklamalarına ilişkin açıklamalar görülmektedir. İkinci belge, Emirdağ Askerlik Şubesine ait Muamele ve Muayene-i Askeriye Defterinin 22 nci sahifesindeki kayıt olup; yukarıdaki künye bilgilerinin yanısıra Amedi: 3 Eylül 1332 ve Mülahazat: Şevki Eskişehir Kalem Riyasetine 6 Eylül 1332 şeklinde bir açıklama yer almaktadır. Üçüncü belge ise davacının babasının nüfus cüzdanının Muvazzaflık Devrine Ait Sütun olup; 27.7.1942 tarihinde Şube Başkanı tarafından yazılıp imza altına alınan bu sütunda, duhul ve terhis tarihlerine ilişkin yerlere herhangi bir ibare yazılmamış, ancak sahifeyi boydan boya kapatacak şekilde ...defterin 547 sırasında 6 Eylül 332 Kalem Riyasetine Şevki, 9 Mart 337 berayi muayeneye (okunamadı) şevki 5 Haziran'337 kıt'asına şevki 14 ncü fırka karargahında iken (okunamadı) Hastahanesi Müd. 22 Haziran 336 gün 90239/13884 sayılı terhis varakasından anlaşıldığı kaydıdır şeklinde bir meşruhat düşülmüştür.
Bu mevcut belgeleri değerlendiren davalı idare, 10.10.1995 tarihli olumsuz işlemine gerekçe olarak ...Mansur oğlu Mustafa Öztürk'ün kıt'aya şevki olup, duhulü mevcut değildir. Oysaki o tarihlerde uygulanan Askerlik Kanunu uyarınca askerlik hizmeti kıt'aya duhulle başlamaktadır. Ayrıca terhis tarihi de As.Şb. kayıtlarında yoktur. Sadece nüfus cüzdanında ve Af Yasası uyarınca yazılmış terhis tarihi vardır. Bu bilgiler Mustafa Öztürk'ün İstiklal Savaşına katıldığını kanıtlamaya yeterli olmadığından madalya verilemez şeklinde bir sebep gösterilmiştir.
Davacının, babasının 1. Dünya Harbinde silah altında iken Basra'da esir düşüp, esaretinin 32 ay devam etmesinden sonra yurda dönüp 5 Haziran 1337'de kıt'asına (14. fırka karargahına) sevkedildiğini ileri sürmesi nedeniyle; davacının babasının esaret kaydının olup olmadığı ara kararımızla Kızılay Genel Müdürlüğünden sorulmuş, ancak 9.12.1996 tarihli cevabi yazı ile yapılan araştırmada bu konuda herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanmadığı bildirilmiştir. Ayrıca, davacının bu yöndeki ısrarlı beyan ve iddiaları nedeniyle, kayıtların yeniden araştırılması ara kararımızla MSB. Arşiv Müdürlüğünden istenmiş; 31.10.1996 tarihli cevabi yazı ile daha evvel gönderilenlerin dışında başka bir bilgi ve belgeye rastlanmadığı ifade edilmiştir.
Emirdağ Askerlik Şubesinin İhtiyat Mustahfaz Defterinin 31 nci sahifesinde, davacının babası Mustafa ile ilgili olarak 18 Teşrinievvel 1339 tarihli af kanunu mucibince terhis edildiğine ilişkin şerh nedeniyle, mevzuat külliyatından bu tarihe tekabül eden anılan kanun araştırılmış ve bu kanunun 18 Teşrinievvel 1339 tarih ve 358 sayılı 97:317 (dahil) tevellütlü firar, bakaya, tecavüzü müddet, ademi icabet ve nüfusu mektume erbabı haklarında yapılacak muameleyi natık kanun olduğu anlaşılmıştır. (Bkz. Düstur S.Tertip, C. 5, Sh. 388-390)
Anılan Kanunun 1 nci maddesi 97:315 (dahil) tevellütlü mükellefinden ve silahendazandan ademi icabet, bekaya, firar, tecavüzü müddet ve nüfusu mektume erbabile işbu ef'alden dolayı fer'an zimmethal bulunan ve ceraimi mezkureye merbut ve müteferrik olarak faili asli addedilen bilumum eşhasın işbu hareketlerinden dolayı haklarında takibattan veya işbu hareketlerinden mütevellit her nevi mücazat ile kanunen ifasına mecbur bulundukları hizmeti askeriyelerinden ve her ne sebebe mebni olursa olsun hizmeti fiiliyeleri tehir edilmiş bulunanların mevaddı atiyede muharrer şeraite muallak olmak üzere hizmeti askeriyelerinin icrasından ve müecceliyeti askeriye vergilerinin istifasından bir defaya mahsus bulunmak üzere, sarfı nazar olunarak efradı mezkürenin müstahak oldukları sınıflara kayıt ve nakillerinin ifasile iktifa ve halen müstahdem bulunanları terhis olunur hükmünü amir bulunmaktadır.
Yukarıda belirtilen her üç belgeden de davacının babasının askerlik hizmetine ilişkin kesin bilgilere ulaşmak mümkün bulunmamaktadır. Gerçekten, Emirdağ As. Şb. Muamele ve Muayene-i Askeri Defterinde 6 Eylül 1332 tarihinde Eskişehir Kalem Riyasetine sevkedildiği belirtilmekle birlikte, kıt'asına katılıp katılmadığı hususu yer almamakta; aynı şube ihtiyat Mustahfaz Defterinde de yalnızca 39. Alay, 2. Tabur, 7. Bölük efradından iken 18 Teşrinievvel 1339 tarihli Af Kanunu mucibince terhis edildiği ifade edilmektedir. Nüfus cüzdanına Şube Başkanınca 27.7.1942 tarihinde düşülen meşruhatta ise 6 Eylül 1332 tarihinde Kalem Riyasetine sevkedildiği hususu tekrarlanmakla beraber, 5 Haziran 1337'de kıt'ası olan 14. fırka karargahına ikinci bir şevkten sözedilmekte ve bu tarihlerle uyum içinde olmayan 22 Haziran 1336 tarihli terhis varakasından bahsedilmektedir. Kaldı ki bu son kaydın ne müstenidatı ne de dayanağı mevcut bulunmayıp; davacının babasının 1339 olan terhis tarihinden 19 yıl sonra Şube Başkanınca düzenlenmesi itibariyle, diğer iki belgeye nazaran içeriği kuşkuyla karşılanmalıdır.
Bu üç belgeden en sıhhatlisi ve mahkememizce itibar edilen İhtiyat Muhtahfaz Defterinin, davacının babasının terhis tarihi olan 1339 (1923) yılından itibaren 1942 yılına kadar düzenli şekilde tutulduğu ve 29.5.1926, 28.11.1926, 16.1.1929, 20.7.1929, 18.1.1930, 22.3.1936, 7.3.1939, 12.9.1941 ve 1942 tarihlerinde düzenli yedeklik yoklamalarının işlenmiş olduğu görülmektedir. Hal böyle olunca, bu belgedeki terhis tarihinin 18 Teşrinievvel 1339 tarihli Af Kanunu mucibince işlendiği ibaresi, davacının babasının askerlik hizmetinin normal bir yükümlülük şeklinde tamamlanmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Çünkü, yukarıda metnine yer verilen 18 Teşrinievvel 1339 tarih ve 358 Sayılı Kanun, 1297-1317 doğumlular arasındaki yükümlülerden (davacının babası da 1314 doğumlu olması itibariyle bu kanun kapsamındadır) firar, bakaya, geç iltihak bakayası ve saklı durumda olanların herhangi bir cezai takibattan ve askerlik mükellefiyetinden aflarını ve bu konumdakilerden halen silah altında olanların terhislerini amaçlayan bir kanun olup; kıt'asından (39. Alay, 2. Tabur, 7. Bölük) terhisi bu Kanun hükümlerine göre yapıldığından, davacının babasının 66 Sayılı İstiklal Madalyası Kanununda belirtilen 15 Mayıs 1335-9 Eylül 1338 tarihleri arasında Milli Orduda İstiklal Madalyası Kanununda öngörülen şekilde görev yaptığını kabul etmek mümkün değildir. Diğer bir deyişle, davacının babasının terhisi normal bir terhis olmayıp; suç teşkil eden ve askerlik mükellefiyetini bihakkın yerine getirmeyenlere mahsus olmak üzere çıkarılan bir Af Kanunu gereğince yapılmıştır. Bu bakımdan, ilgilinin anılan tarihler arasında Milli Orduda İstiklal Madalyası verilmesine engel bir hali bulunmaksızın (Firar vb. aynı kanunda belirtilen nedenlerle) görev ifa ettiği kabul edilememiştir. Kaldı ki, davacının babasının anılan tarihler arasında herhangi bir askeri birliğe katıldığına ilişkin hiçbir kaydın bulunmayışı da varılan bu sonucu doğrulamaktadır.
Açıklanan nedenlerle; davacıya babasından dolayı istiklal madalyası verilmemesine, ilişkin idari işlemde hukuka aykırı herhangi bir yön görülmemekle, yasal dayanaktan yoksun DAVANIN REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy