(205 S. K. m. 33)
Davacı, 28.2.1996 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; S.S. OYAK Yeni Özen Kooperatifine 6.6.1988 tarihinde üye olduğunu, bir vekaletname ile OYAK Kredisi için kooperatife yetki verdiğini, kooperatifin kendi adına 26.8.1992 tarihinde OYAK kredisi için sözleşme imzaladığını, OYAK'ın geri ödeme planına bağlı olarak 1.12.1992 tarihinden 30.11.1995 tarihine kadar aksatmadan geri ödemelerini yaptığını, Eylül 1995 tarihinde kooperatif 7 nci yılını doldurmuş olmasına rağmen, henüz taahhüt ettiği konutlar üretmeyince, kendi isteği ile kooperatif üyeliğinden ayrıldığını, OYAK ile Kooperatif arasındaki yazışmalar sonunda 30.11.1995 tarihinde OYAK'a olan bakiye borcunu ödeyerek krediyi kapattığını, kooperatifin bütün kaynaklarının 122 parsel üzerine inşa edilen ve OYAK kredisi kullanan 30 daire için harcandığını, arsa sahiplerine yapılacak 18 dairenin hiçbir kaynağının kalmadığını ve üstelik yol katkı payı için 1, 2 Milyar lira gibi bir paranın talep edilmesi karşısında aciz kaldığını, çok sınırlı imkanlarla ve sosyal yaşamından kısarak bir ev sahibi olmak için 7 yılı aşan bir süredir verdiği mücadelenin, sonunda maddi ve manevi olarak kendisini dayanılmaz bir duruma getirdiğini, bu durumda daha fazla mağdur olmamak için kooperatif üyeliğinden ayrıldığını, üyelik hakkını devretmediği gibi bundan herhangi bir gelir de elde etmediğini, üyelikten ayrılmış olmasına rağmen halen biriken aidatlarını kooperatiften alamadığını, OYAK'ın sağladığı konut kredisini bir ev sahibi olmak için kullanmaya teşebbüs ettiğini, ancak yukarıda açıkladığı nedenlerle bu durumun gerçekleşmediğini, bu arada OYAK'a olan kredi borçlarını bu kurumun planına uygun olarak tam ve zamanında ödemek suretiyle kurumu maddi açıdan zarara uğratmadığını, 21 yıllık bir asker ve OYAK üyesi olarak bu kurumun sosyal güvenlik uygulaması olan, üyelerini ev sahibi yapma kolaylığını, yine kurumca tesis edilen olumsuz işlemle kurum adına aşırı korumacılık içeren bir maddesine bağlı olarak elinden alındığını belirterek; bir daha OYAK Konut Kredisinden yararlandırılmama işleminin hukuka aykırı bulunması itibariyle iptalini talep ve dava etmiştir.
Dosyanın incelenmesinde; davacının 6.6.1988 tarihinde İzmir-Güzelbahçe sınırları içinde faaliyet gösteren S.S. OYAK Yeni Özen Yapı Kooperatifine üye olduğu, 28.8.1992 tarihinde dava adına belirtilen kooperatif ile OYAK Genel Müdürlüğü arasında Konut Kredisi sözleşmesi düzenlendiği ve tapunun 122 ada 1 parselindeki 3205 m2 arsa üzerine tesis edilen kat irtifakı konutlardan kur'a sonucu çıkacak konutun tamamı üzerine ipotek konulacağının belirtildiği, kooperatifin 3.4.1993 tarihli toplantısında davacının kooperatif denetim kurulu asil üyeliğine iki yıl süre ile seçildiği, kooperatifin 24.6.1995 tarihli toplantısında asil denetim kurulu üyeliğine bir yıl süre ile yeniden seçildiği ve bu toplantıda söz alarak kooperatifin konut inşaatlarının gecikmesi ve 117, 122 olarak arsanın iki parsele bölünmesi ve OYAK'tan konut kredisi alınabilmesi için yapılan işlem ve gelişmeler konusunda kooperatif ortaklarına bilgi verdiği, bu arada kooperatif üyesi Murat Yılmaz'ın 29.6.1993 tarihli dilekçesiyle OYAK'a başvurarak, kooperatifin kuruma bildirdiği 30 ortağın dışında bulunan bazı kişileri de ortaklığa aldığını bildirerek, mağduriyetinin giderilmesi isteminde bulunduğu, OYAK'ın 2.7.1993 tarihli bir yazı ile kooperatiften bu konuda bilgi istemesi üzerine, kooperatifin 20.7.1993 tarihli cevabi yazısı ile ortada bir usulsüzlük bulunmadığının belirtilmesi üzerine, durdurulan konut kredilerinin, inşaat seviyesine göre yeniden ödenmesine başlandığı, kurumun da kooperatifçe arsa sahiplerine taahhüt edilen 117 no'lu parseldeki 18 daire ile ilgili olarak, ancak bu yazışmalarda bilgi sahibi olabildiği, davacının 22.9.1995 tarihli dilekçesi ile S.S.Yeni Özen Grup Arsa ve Konut Kooperatif Yönetim Kuruluna başvurarak, kooperatif üyeliğinden ayrılma isteminde bulunduğu, davacının bu tarihe kadar OYAK'ça kendi adına kooperatif hesabına gönderilen konut kredisinin tamamını 30.11.1995 tarihinde kapattığı, OYAK Gn. Md.lüğünün 28.12.1995 tarihli işlemi ile Konut Kredisi Yönetmeliğinin 5. maddesi gereğince, davacının bir daha konut kredisinden yararlandırılamayacağı hususunun davacıya bildirildiği, bu işlemin davacıya tebliğine ilişkin herhangi bir belgenin yokluğu karşısında; 28.2.1996 tarihinde sözkonusu menfi işlemin iptali için AYİM'de açılan bu davanın süresinde ikame edildiği ve davada süre bulunduğuna ilişkin davalı kurumun itirazında haklılık olmadığı anlaşılmaktadır.
205 sayılı OYAK Kanununun 33/f maddesinde, kurumun daimi üyelerine mesken inşaatı için gayrimenkul ipoteği karşısında krediler açmaya yetkili olduğu belirtilmektedir. Kanunun bu hükmü ile OYAK'a, üyelerini ev sahibi yapma amacına hizmet yolunda bir sorumluluk yüklenmiş; kanunun bu hükmüne işlerlik kazandırabilmek için de, önce 1964 tarihli Mesken Yardımı Yönetmeliği, bilahare bunun yerini alan 1983 tarihli Konut Kredisi Yönetmeliği kabul edilmiştir. Davacıya tatbik edilen sözkonusu son yönetmeliğin 5 nci maddesi ise, OYAK Yönetim Kurulunun 12.2.1988 tarih ve 5745 sayılı kararı ile değiştirilmiş olan yeni metindir. Daha evvelce kurumdan alınan kredilerin çeşitli nedenlerle iade edilmesi ve üyenin konut sahibi olmaması durumlarında, davalı kurum yönetim kurulunun objektiflikten uzak kimi kararlarıyla bir kısım üyelere yeniden konut kredisi verilmesi, bir kısım üyelerinde yargı (AYİM) kararı ile bu imkandan istifade etmesi üzerine, davalı kurum Yönetim Kurulunun 12.2.1988 tarihli kararı ile Konut Kredisi Yönetmeliğinin 5 nci maddesi, şekli anlamda her ne sebeple olursa olsun üyeye ikinci kez kredi verilemeyeceğini öngörür şekilde yeniden düzenlenmiştir. Yapılan bu düzenlemenin maddi anlamda ikinci kez kredi verilmesini engellediğini söyleyebilmek mümkün müdür? sorusunun cevabını araştırmak gerekmektedir.
205 sayılı Kanun ve Konut Kredisi Yönetmeliğinin birlikte yorumlanmasından, kurumun bu konuda üyeye vermek istediği hizmetin, üyenin konut sahibi olmasına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Hal böyle olduğuna göre, Konut Kredisi Yönetmeliği ile yapılacak düzenlemenin de bu amacı gerçekleştirmeyi öngörür şekilde olması ve kamu yararı kişisel yarar dengelenmesinin hassasiyetle uygulanması gerekli bulunmaktadır. Diğer bir deyişle Yönetmeliğin 5 nci maddesin üye her ne sebeple olursa olsun kredisini kullanmayıp kuruma iade ederse bir daha kendisine konut kredisi verilmez şeklinde anlayıp yorumlamak, 205 sayılı OYAK Kanununun ruhuna açıkça aykırı olur. Bu bakımdan, kamu yararı, kişisel yarar dengelemesi yapılırken bu konumdaki her üyenin durumu hassasiyetle incelenip araştırılmalı; spekülasyona yönelik, danışıklı, hileli, doğru olmayan sebep ve hallerin varlığı halinde elbette üyeye ikinci kez konut kredisi verilmemelidir. Ancak üyenin mali durumunun enflasyon karşısında kooperatif üyeliğine devama kati surette engel olduğunun belgelerle anlaşılması, beklenmeyen haller yada mücbir sebepler dolayısıyla üyeliğe devam imkanının kalmaması, şahsi yada ailevi durumunda doğması muhtemel fevkalade değişiklikler (ölüm, ağır hastalık, tabii felaketler) dolayısıyla, keza kooperatif üyeliğinin çekilmez duruma girmesi gibi hallerin varlığı ve kurumca yapılacak bu yöndeki soruşturma ve araştırmanın sayılan bu hususları teyit etmesi halinde, davalı kurum davacının konut sahibi olmadan kuruma faizi ile birlikte iade ettiği, diğer bir deyişle fiilen kullanmadığı konut kredisini yeniden üyeye vermekle yükümlüdür. Tabi ki kurumun, bu konuda bekleyen üyelerin haklarına tecavüz imkanı yaratılmaması açısından, her türlü suiistimal ve spekülasyon ihtimalini dikkatlice araştırması gereklidir. Bir üye kurumdan konut kredisi almış ve bununla edindiği konutu (örneğin kooperatif yoluyla) teslim almadan bir başkasına devretmişse, şüphesiz artık bu üyeyi konut kredisi kullanmamış, konut sahibi olmamış üye olarak kabul etmek imkansızdır. Bu ve benzeri durumlar teker teker kurumca araştırılacaktır. Öte yandan davacının da kendi içinde bulunduğu zaruri koşulları kanıtlaması gerektiği konusunda kuşku bulunmamaktadır.
Nitekim Dairemizin istikrarlı kararları da bu doğrultudadır. (AYİM. 1. D. 30.5.1989; E. 1989/39, K. 1989/243; AYİM. 1. D. 17.11.1992; E. 1992/1007, K. 1992/1354)
Bu açıklamalar ışığında dava konusuna dönüldüğünde; davacının üyesi bulunduğu S.S.Yeni Özen Grup Arsa ve Konut Yapı Kooperatifinde kooperatifteki gelişmelerden bihaber bir üye konumunda olmayıp, aksine kooperatif yönetimini ve hesaplarını kontrol ve denetlemekle görevli denetim kurulu üyesi sıfatıyla 3.4.1993-22.9.1995 tarihleri arasında iki dönem görev yaptığı, dolayısıyla dava dilekçesinde temas ettiği kooperatif arsası ile ilgili konularda esaslı bilgi sahibi bulunduğu, adı geçen kooperatifin davalı kurumla yapılan sözleşme gereği 30 konutluk inşaatın 23 üyeye OYAK Konut Kredisi kullandırılmak suretiyle devam ettirildiği, 122 ada 1 parseldeki bu konut inşaatının kooperatif üyelerine yapılması ve kredinin bu amaçla kullandırılması, kooperatifçe arsa sahiplerine verilmesi öngörülen 13 adet konutun yapılacağı 117 parsele inşaat ruhsatı alınabilmesi için Belediyece talep edilen 1, 2 milyar lira yol katkı payı ve ayrıca bu inşaatlar karşılığı hiçbir maddi kaynağın kalmaması konusunun, davacı yönünden bir meşru mazeret olarak kabulünün mümkün bulunmadığı, 1988 yılından beri kooperatif üyesi olan ve daha sonra Denetim Kurulunda görev almak suretiyle kooperatifin tüm hukuki sorunlarından haberdar olan davacının, kooperatif Genel Kurulunda da açıklamasını ve savunmasını yaptığı bu ihtilaf ve konulardan ötürü, bu kez artık kooperatif üyeliğinin kendisi yönünden çekilmez bir hal aldığı savının objektif hüsnüniyet kurallarıyla bağdaşmadığı, yönetim ve denetim kurullarında görev yapmayan bir üyenin, ayrıca bilgilendirilmediği sürece haberdar olamayacağı bu konulara (iki ayrı parsel oluşu, bu parsellerden birine ayrı yapılacak 18 adet dairenin bedelinin kooperatif üyelerince karşılanacağı hususu) muttali olur olmaz ödeme gücünü aşan bu zorlayıcı neden dolayısıyla kooperatif üyeliğinden ayrılması ve akabinde OYAK'ı da bilgilendirip ödenen konut kredisini faiziyle birlikte geri ödemesi halinde, basiretli kooperatif üyesi gibi davranması dolayısıyla artık davalı kurumca ikinci kez konut kredisinden yararlandırılması gerektiği söylenebilirse de, tüm gelişmelerden baştan beri bilgi sahibi olan ve muhtemel gelişmeleri de öngörebilecek konum ve pozisyonda olan davacı yönünden aynı sonuca varılamayacağı, yukarıda belirtilen değerlendirme ve kriterlere göre de davacıya yeniden konut kredisi verilmesini gerektirir bir durumun sözkonusu olmadığı ve ikinci kez konut kredisi verilmemesi yolundaki davalı kurum işleminde hukuki isabet bulunduğu kanaatine ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle; davacı hakkında tesis edilen OYAK Konut Kredisinden yararlandırılmama işleminde hukuka aykırı herhangi bir yön görülmediğinden, yasal dayanaktan yoksun davanın REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy