(743 S. K. m. 27) (1086 S. K. m. 41) (1602 S. K. m. 61) (AYİM. İBK. 07.02.1977 T. 1974/3 E. 1977/3 K.)
Davacı, 13.2.1996 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; 1995 yılı sicil döneminde 1 sicil üstünün atamalı olduğu görev yerindeki üsteğmen olması gerekirken, şifahi komutanlık emriyle 20.2.1995 tarihinde tim komutanlığına getirilen astsubayın kendisine sicil düzenlediğini bilahare öğrendiğini, en az üç ay birlikte çalışmadıkları halde, bu astsubayın 2.5.1995 tarihi itibariyle kendisine düzenlediği sicilin yetki unsuru yönünden hukuka aykırı olduğunu, bu hatanın düzeltilmesi için 27.11.1995 tarihinde idareye yaptığı müracaatın 20.12.1995 tarihinde reddedildiğini belirterek; 1995 yılı sicilinin iptalini talep ve dava etmiştir.
Davacının 1 nci sicil üstü ile birlikte üç ay çatışmadığına ilişkin iddialarının araştırılması 8.10.1996 tarihli ara kararımızla davalı idareden istenmiş; J. Gn. K.lığının 28.11.1996 tarihli cevabı yazısı ile davacının belirttiği 1 nci sicil üstü astsubayın 18.2.1994 tarihinde göreve başladığı bildirilmekle beraber, davacının 2.11.1996 tarihinde görevde şehit düştüğünün belirtildiği görülmüştür.
Bilindiği üzere, gerçek kişilerin kişiliği ve medeni haklardan yararlanma ehliyeti, Medeni Kanunun 27 nci maddesi hükmü uyarınca ölüm ile son bulduğundan; ölü bir kimsenin davada taraf olma ehliyeti ortadan kalkar ve dolayısıyla onun temsili de düşünülemez. Çünkü dava ehliyeti, bir kimsenin bizzat veya iradesi ile tayin ettiği bir temsilci vasıtasıyla kendi adına bir davayı yürütmesi ve buna ilişkin işlemlerini yapmasıdır. Bu nedenle, dava açılmadan önce mirasçılara intikal etmeyecek haklardan dolayı miras bırakanın vefatından sonra mirasçıların dava açmaları imkanı yoktur. Ancak, taraflardan birinin dava görülmekte iken ölmesi halinde, davaya mirasçılarının devam etmesine imkan sağlayan HUMK.'nun 41 nci maddesinin bu geniş kapsamlı kuralı, 1602 sayılı Kanunun 61 nci maddesinde özel biçimde düzenlenmiş ve yalnız öleni ilgilendirenlerin dışında kalan davaların takip hakkının başkalarına geçebileceği hükme bağlanmakla beraber; bunların hangi tür davalar olduğu konusuna açıklık getirilmemiştir.
AYİM'nin kuruluşunu takip eden yıllarda bu konuda doğan ihtilaflar ve farklı içtihatlar nedeniyle, sorun bir İçtihadı Birleştirme Kararı ile çözüme kavuşturulmuştur. Buna göre; emeklilik, sicil, nasıp, terfi, istiklal madalyası ve benzeri işlemlerle ilgili olarak açılan iptal davalarının karara bağlanmasında önce davacının ölümü halinde işlemlerin iptali mirasçılarına maddi olanak sağlayacak nev'iden ise davayı takip hakkının mirasçılarına geçeceği ve bunların müracaatlarına kadar dosyanın işlemden kaldırılması kararının verilmesi gerektiği; davanın sadece öleni ilgilendirdiği anlaşılmaktaysa, dilekçenin iptaline karar verileceği sonucuna varılmıştır. (AYİM. Gen. Krl. nun 7.2.1977 tarih ve E. 1974/3, K. 977/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı; RG. 30.3.1977, s.15894)
Bu açıklamalar ışığında dava konusuna dönüldüğünde; müteveffa davacının iptalini istediği 1995 yılı sicili, sicil tam notunun %60'ının üzerinde bulunması itibariyle, onun kademe ilerlemesine, dolayısiyle de yükselmesine yeterli bir sicil mesabesindedir. Bu nedenle, açılan bu iptal davasının kabulü halinde davacının aylığında herhangi bir artma vs. söz konusu olmayacağı gibi; salt sübjektif mahiyetteki bir sicilin müteveffa davacının mirasçılarına herhangi bir maddi olanak sağlayacak bir yönünün bulunmadığı da açıktır. Dolayısiyle, ortada mirasçıların takibini gerektirir bir hak söz konusu olmayıp; salt öleni ilgilendiren bir konunun (davanın) bulunduğu anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle; dava konusu itibariyle salt müteveffa davacıyı ilgilendiren bir davanın mevcudiyeti karşısında, 1602 sayılı Kanunun 61 nci maddesi gereğince dava dilekçesinin İPTALİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy