(2004 S. K. m. 16, 337, 354) (926 S. K. m. 35, 36, 83) (1632 S. K. m. 23)
Davacı vekili, 12.9.1995 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; müvekkili astsubayın Batman İl J. K.lığı emrinde görev yapmakta iken, bir şahıstan taksitle ev eşyası satın aldığını, ancak borcun vadesi tarihinde operasyon görevinde bulunduğundan borcunu ödeyemediğini, alacaklının bu durumu bilmediği için müvekkili aleyhinde Ankara 23. İcra Dairesi kanalı ile icra takibine başladığı, bu takip sırasında mal beyanında bulunmamadan dolayı da vaki şikayet üzerine Ankara 7. İcra Tetkik Hakimliğince 10 gün hafif hapis cezasına mahkum edildiğini, ancak müvekkilinin bu cezanın infazından önce borcunu ödediğini, ancak bu tarihte İzmir-Menemen'de görevli olması nedeniyle borcun ödendiğine dair bilginin, taşra ilamat bürosundan cezanın infazını yapacak makama (Ankara'ya) bildirilmemesinden ötürü, 18.8.1894 - 13.6.1991 tarihleri arasında müvekkilinin hafif hapis cezasının infazı yoluna gidildiğini oysa İcra iflas Kanununun 354 ncü maddesine göre borcun ödenmiş olması nedeniyle hükmedilen hafif hapis cezasının bütün sonuçlarıyla birlikte düşmesi gerektiğini, verilen ceza ve davanın hukuk aleminde yok hükmünde olduğunu belirterek; müvekkili aleyhine tesis edilen aleyhe nasıp düzeltme işleminin iptalini takip ve dava etmiştir.
Dosyada yer alan bilgi ve belgelerden; Davacı astsubay hakkında borcunu ödemediği için alacaklının başvurusu üzerine Ankara 23 ncü icra Dairesince icra takibinin başlatıldığı, bu takip sırasında davacının mal beyanında bulunmaması üzerine yine alacaklının şikayeti üzerine Ankara 7. İcra Ceza Hakimliğinin 2.3.1994 tarih ve 1994/265-384 Esas ve Karar sayılı kararı ile İcra İflas Kanununun 337 nci maddesi gereğince 10 gün hafif hapis cezası ile mahkumiyetine karar verildiği, bu kararın 11.3.1994 tarihinde kesinleştiği söz konusu karar uyarınca davacının 18.6.1994 - 13.6.1994 tarihleri arasında Mamak Özel Askeri Cezaevine kapatılarak, cezasının infaz edildiği, akabinde de, içişleri Bakanlığının 3.5.1995 tarihli onayı ile, davacının infazda geçen (5) günlük süre kıdeminden indirilerek 30.8.1991 olan astsubay çavuşluk nasibinin 4.9.1991 tarihi olarak düzeltildiği, bu işlemin 13.6.1995 tarihinde davacıya tebliğ edildiği, davacı ve kilinin adli tatili takip eden bir hafta içinde 12.9.1995 tarihinde açtığı bu dava ile söz konusu menfi işlemin iptali isteminde bulunduğu anlaşılmaktadır.
Dairemizin 16.1.1996 tarihli ara kararı ile davacı ile ilgili icra takip ve icra ceza dosyalarının celbi kararlaştırılmışsa da; akabinde davacı vekilinin her iki makama ilişkin resmi olaylı belgeleri dilekçesi ekinde ibraz etmesi ve bu belgeler içeriğinin dava konusunu aydınlatıcı mahiyette olması karşısında; söz konusu kararımızdan sarfınazar edilerek, davanın esasına geçilmiştir.
Bilindiği üzere; 926 sayılı TSK. Personel Kanununun 83 ncü maddesinin atfı nedeniyle aynı kanunun 36/a maddesi astsubayların kazai kararlar nedeniyle nasıp düzeltmeleri konusunda da, tatbik edilecek yasal dayanağı oluşturmaktadır. Aynı husus Astsubay Sicil Yönetmeliğinin 35 nci maddesinde de kapsamlı bir şekilde düzenlenmiştir. Bu mevzuat hükümlerine göre; kısa hapis cezaları tecil edilen tedbire veya para cezasına çevrilen cezalar hariç olmak üzere, astsubayların şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkumiyetleri halinde, infaz süresi de dikkate alınarak gözaltı, tutukluluk ve hükümlülükte geçen süreleri kıdemlerinden düşülecektir.
Başsavcılık düşüncesinde, icra iflas Kanunu gereğince verilen hafif hapis cezalarının, ceza hukuku yönünden teknik olarak bir hapis cezası sayılmaması gerektiği, bunun borçluya borcunu ödettirmeye matuf bir tazyik hapsi olduğu, dolayısıyla 926 sayılı kanunun 36 ncı maddesinde belirtilen türden olmayan bu ceza nedeniyle nasıp düzeltilmesi yaptırmaması gereği ifade edilmişse de, Kanun koyucu istisna teşkil eden cezaları 36 ncı madde de teker teker sayma yoluna gitmiş olup, hafif hapis cezalarına 36 ncı madde de herhangi bir istisna tanınmamıştır. Bu cezanın, Askeri Ceza Kanununun 23 ncü maddesinde belirtilen kısa hapis cezaları nevinden sayılması da mümkün olmadığında hürriyeti bağlayıcı nitelikleri gözönüne alınarak, infazı halinde nasıp düzeltme işlemine esas almaları gerektiği tabiidir. Nitekim, mahkememizin yerleşik kararları da bu doğrultudadır. (AYİM. 1. D. 24.1.1984, E. 1984/54, K. 1984/19) Bu bakımdan salt hafif hapis cezasının mevcudiyeti, nasıp düzeltilmesini gerektirmez şeklinde bir sonuca varmak mümkün değildir.
Davada asıl çözümü gereken husus, İcra İflas Kanununun sistematiğine göre hükmedilen hafif hapis cezalarının hukuki mahiyeti ve bu cezaların borç ile ilişkilendirilmesi konusunda öngörülen sistemin irdelenmesinden ibaret bulunmaktadır.
İcra ve iflas Kanununun Cezai Hükümler başlıklı 16 ncı Babı (Madde 331-354) bu kanunda belirtilen kurallara aykırılıklara ilişkin yaptırımları düzenlemekte ve bu meyanda davacı hakkında tatbik edilen 337 nci madde de Mal beyanı için gelmeyenler ve beyanda bulunmayanların ve istenen malı teslim etmeyenlerin cezası öngörülmektedir. Buna göre, kanun, süresi içinde mal beyanında bulunulmamasını kabahat niteliğinde ayrı bir suç saymıştır. Bu suçun unsurları şunlardır:
Borçlunun, ödeme emrinde ihtar edilmiş olmasına rağmen süresi içinde beyanda bulunmak üzere icra dairesine gelmemiş ve yazılı olarak da mal beyanında bulunmamış olması.
Borçlunun mal beyanında bulunmamasının bir özre dayanmaması,
Alacaklının, borçlunun süresinde mal beyanında bulunmamış olmasından şikayetçi olması gerekir. Bu suç takibi şikayete bağlı bir suç olup, ancak alacaklının şikayeti üzerine borçluya ceza verilebilir.
Bu suçun cezası, on günden bir aya kadar hafif hapistir. (Baki KURU, İcra ve İflas Hukuku, Ankara 1986, S. 210-211)
Davacı, bu madde gereğince Ankara 7. İcra Ceza Hakimliğinin 2.3.1994 tarihli kararı ile 10 gün hafif hapis cezası ile mahkum olmuş ve ceza 17.3.1994 tarihinde kesinleşmiştir. Esasen, bu konuya ilişkin olarak taraflar arasında herhangi bir ihtilaf da söz konusu değildir. Sorun, aynı Kanunun 354 ncü maddesinin, ceza infazı karşısında ne şekilde uygulama kabiliyeti olduğu hususunda düğümlenmektedir.
İcra İflas Kanununun belirtilen 16 ncı Babının son maddesi olan 354 ncü madde Davanın ve cezanın düşmesi başlığını taşımakta olup; Kanunun bu babında yazılı suçlardan takibi şikayete bağlı olanların müştekisi feragat eder veya borcun itfa edildiği sabit olursa dava ve bütün neticeleriyle beraber ceza düşer... hükmünü içermektedir. Görüldüğü üzere, yasakoyucu İcra İflas Kanununda öngörülen suçlar nedeniyle verilen cezalar yönünden, bir ayırım yapmış ve bu suçlardan takibi şikayete bağlı olanlarda (ki bunlar için kanunda hafif hapis cezaları öngörülmüş tür) dava aşamasında müşteki alacaklının feragati ile davanın düşmesini keza borçlunun dava aşamasında borcunu ödemesi halinde aynı şekilde davanın düşmesini; dava sonuçlanmış ve cezaya hükmedilmişse, borcun ödenmesi halinde söz konusu cezanın bütün sonuçlarıyla birlikte düşmesi hükme bağlanmıştır. (Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku, c. l, İstanbul 1996, s. 609; Baki Kuru, İcra ve iflas Hukuku, Ankara 1986, s. 210-211) yasanın açık metninden anlaşıldığı üzere, yasa koyucu takibi şikayete bağlı olan suçlarla borç arasında doğrudan bir ilişki kurmuş ve borcun her halikarda ve her ne safhada olursa olsun ödenmesi halinde bu borca bağlı suçun ve bu suçun cezasının tüm hukuki sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılmasını arzulamıştır. Yasa koyucunun açık iradesi bu olduğuna göre davacının özel durumunun da bu çerçevede ele alınıp değerlendirilmesi gerekli bulunmaktadır.
Davacı vekilinin 15.1.1996 tarihli dilekçesi ekinde ibraz ettiği Ankara 23. İcra Müdürlüğünün 11.10.1995 tarihli belgesinde, davacı hakkındaki 1993/8252 sayılı icra takip dosyasında davacının 3.183.300 TL. tutarındaki borcunu 21.4.1964 tarihinde ödediği ve borcunun kalmadığı ifade edilmektedir. Bu bölge kapsamından davacının kendi hakkında mal beyanında bulunmamak suçundan dolayı İİK.'nun 337 nci maddesi uyarınca Ankara 7. İcra Ceza Hakimliğince 2.3.1994 tarihinde verilen ve 17.3.1994 tarihinde kesinleşen 10 gün hafif cezasının infazından çok önce 21.4.1994 tarihinde takip konusu borcunu ödediği anlaşılmaktadır. Diğer bir deyişle, takibi şikayete bağlı olan bu suçtan dolayı verilen cezanın infazından önce borcun ödendiği sabit bir vakıadır. Yine davacı ve kilince aynı dilekçe ile ibraz edilen Ankara 7. icra Ceza Hakimliğinin 12.1.1996 tarihli yazısında (belgesinde) aynen İİK. 354. madde gereğince, icra Mahkemelerinde, icra takiplerine ilişkin ödeme emirlerine karşı mal beyanında bulunmamaktan dolayı verilen hapis cezaları hüküm verilip kesinleştikten sonra dahi, borç ödendiği takdirde, düşünülmesine karar verilmekte ve ceza, bütün neticeleri ile ortadan kaldırılmaktadır. Şayet Celal GENÇ, borcunu icra dairesine ödediğinde, mahkememize başvursa idi, cezası bütün neticeleri ile ortadan kaldırılacak, cezası infaz edilmeyecek, siciline de işlenmeyecekti... denilmek suretiyle yukarıda yapılan açıklamaların uygulama ile de uyum halinde bulunduğu açıkça ifade edilmektedir.
Şu halde, İİK. nun 354 ncü maddesinin amir hükmü uyarınca, davacı hakkında aynı kanunun 337 nci maddesi gereğince Ankara 7. icra Ceza Hakimliğince mal beyanında bulunmamak suçundan dolayı 2.3.1994 tarihinde verilen ve 17.3.1994 tarihinde kesinleşen 10 gün hafif hapis cezasını havi mahkumiyet kararından sonra, 21.4.1994 tarihinde davacı tarafından borcun tamamen ödenmesi karşısında, kesinleşen bu cezanın infazına geçilmemesi gerekirken; borcun ödendiği icra mercii ile cezayı veren icra ceza hakimliği arasındaki bilgi ve haberleşme kopukluğu nedeniyle, ödeme tarihinden yaklaşık iki ay kadar sonra 8.6.1994 tarihinde aslında hukuk aleminde varlığını kaybeden ve asla infazı gerekmeyen düşmüş olan bu cezanın infazına geçilmiş ve 13.6.1994 tarihinde de davacı meşruten tahliye edilmiştir.
Yargı mercileri arasındaki irtibat kopukluğunun yol açtığı bu aksaklık nedeniyle, hukuken infazı gerekmeyen ve artık mahkumiyet olarak da nitelendirilmesi mümkün olmayan bu suçun cezasının infazı ile yaratılan fiili durumun, 926 sayılı kanunun 36 nci maddesinin (a) bendinde belirtilen şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkumiyet in infazı olarak kabulü söz konusu edilemeyeceğinden; salt bu sebebe dayalı kıdem indirimi suretiyle aleyhe nasıp düzeltilmesi işlemi de sebep unsuru yönünden hukuka aykırılıkla sakatlanmış bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle; davacının hakkındaki hükmün infazından önce borcunu ödemesi karşısında ortada infazı gerekli bir şahsi hürriyeti bağlayıcı cezanın varlığından söz edilemeyeceğinden; bir dizi kopukluk ve irtibatsızlık nedeniyle davalı idarece ortada infazı lüzumlu bir ceza varmışçasına, davacının (5) günlük hafif hapis cezasının infazı sonucu yaratılan fiili durumun bir kıdem indirimine yol açması düşünülemeyeceğinden, davacının 30.8.1991 olan astsubay çavuşluk nasibinin 4.9.1991 tarihine götürülmesine ilişkin dava konusu işlem hukuka aykırı görülmekle işlemin İPTALİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy