(3269 S. K. m. 16) (1602 S. K. m. 42) (Uzman Erbaş Yönetmeliği m. 19)
Davacı vekili 21.3.1996 tarihinde kayda geçen dava dilekçesi ve 20.6.1996 tarihinde kayda geçen cevap dilekçesinde özetle; Davacının 8.6.1993 tarihinde sözleşme yaparak uzman erbaş olarak göreve başladığını, iki yıl sonra 8.6.1995 tarihinde sözleşmesinin uzatıldığını, ancak bu uzatmadan altı gün sonra kendisinden istifade edilemeyeceği gerekçesiyle sözleşmesinin feshedildiğini, oysa davacının hiçbir cezası olmadığı gibi başarılı ve disiplinli bir uzman erbaş olduğunu, bu bakımdan fesih işleminin kanuna aykırı olduğunu, sözleşmesinin feshedildiği tarihten bu yana birinci sözleşmesinde geçen hizmetine ilişkin ikramiyesinin ödenmediğini ve mağdur edildiğini ileri sürerek Hv. K.K. lığının 6 Mart 1996 tarihli işleminin iptaline ve davacının 8.6.1993 tarihli sözleşmesinde geçen hizmetine ilişkin özlük haklarının faiziyle birlikte ödettirilmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Dava dosyası ile özlük dosyası üzerinde yapılan incelemeye göre, davacının 8.6.1993 tarihinde sözleşme yaparak uzman erbaş olarak göreve başladığı, iki yıl sonra sözleşmesinin bir yıl uzatıldığı ve ardından 8 nci Ana Jet Üs Komutanlığının 20 Haziran 1995 tarihli işlemiyle sözleşmesinin feshedildiği ve 5 Temmuz 1995 tarihinde ilişiğinin kesildiği anlaşılmaktadır.
Dava dosyası ile özlük dosyası üzerinde yapılan incelemeye göre, davacının 8.6.1993 tarihinde sözleşme yaparak uzman erbaş olarak göreve başladığı, iki yıl sonra sözleşmesinin bir yıl uzatıldığı ve ardından 8 nci Ana Jet Üs Komutanlığının 20 Haziran 1995 tarihli işlemiyle sözleşmesinin feshedildiği ve 5 Temmuz 1995 tarihinde ilişiğinin kesildiği anlaşılmaktadır.
Dava dilekçesinde bu fesih işleminin hukuka aykırılığı irdelenerek belirtilmekle birlikte iptaline karar verilmesi istenmemiştir. Çünkü dilekçenin Talep Konusu ile Sonuç ve İstek bölümlerinde iptali istenen işlem olarak başka bir işlem belirtilmiş ve açıkça Hv. K.K. lığının 6.3.1996 tarihli işleminin iptaline ve davacının geçen hizmetine ilişkin özlük haklarının faiziyle birlikte ödettirilmesine karar verilmesi istenmiştir.
Ancak dava dilekçesinde 6.3.1996 tarihli işlemin nasıl, neden ve hangi konuda tesis edildiği açıklanmadığı gibi hukuka aykırılığı konusu da irdelenmiş değildir. Sadece Hv. K.K. lığının 6 Mart 1996 tarihli yazısının aslının dilekçeye eklenmesiyle yetinilmiştir.
Bu yazı incelendiğinde, 6 Mart 1996 tarihli işlemin davacının 29 Ocak 1996 tarihli başvurusu üzerine tesis edildiği ve sözleşmesi feshedildiği için kendisine herhangi bir tazminat ödenmesinin kanunen mümkün olmadığı yanıtının verildiği anlaşılmaktadır.
Belirtilen bu içeriğine göre, dava dilekçesinde fesih işleminin hukuka aykırılığı irdelenip ileri sürüldüğü halde fesih işleminin değil de hukuka aykırılığı irdelenmeyen 6.3.1996 tarihli başka bir işlemin iptalinin istendiği görülmektedir. Bu durumda acaba fesih işleminin iptali için de dava açıldığı kabul edilecek midir? Davalı idarenin savunmasında ve Başsavcılık düşüncesinde bu soruya olumlu yanıt verilmiştir.
Kurulumuz ise olayda sadece sözleşme süresine ilişkin ikramiyenin ödenmesi konusunda dava açıklığı sonucuna varmıştır. Çünkü davacı vekilinin gerek dilekçenin Talep Konusu ile Sonuç ve İstek bölümlerinde, gerekse davanın dayandırıldığı maddi vakıaların açıklandığı bölümde fesih işleminin iptali istemini belirtmesine engel bulunmadığı halde fesih işlemi hakkında dilekçenin hiçbir yerinde iptal istemini dolaylı olarak da belirtmediği, söz gelimi davacının göreve iadesini yada göreve döndürülmesini de istemediği ve tam tersine dilekçenin Talep Konusu ile Sonuç ve İstek bölümlerinde davanın konusunu açık ve kesin olarak 6.3.1996 tarihli işlemle sınırlandırdığı ve ödenmesi bu işlemle reddedilen ikramiyenin ödenmesine karar verilmesini istediği görülmektedir. Davanın konusu bu şekilde sınırlandırılmamış ve 6.3.1996 tarihli işlemin iptali istenmemiş olsaydı o zaman dilekçede fesih işleminin hukuka aykırılığının irdelenip ileri sürülmesi karşısında, iptal istemi olmasa bile fesih işleminin dava konusu yapıldığı ve iptalinin istendiği sonucuna varılması gerekirdi, oysa dava dilekçesinin içeriği böyle değildir. Açılan dava sözleşme süresine ilişkin ikramiyeyi elde etmeyi amaçlayan bir tam yargı davasıdır. Ancak 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanununun 16/3 ve Uzman Erbaş Yönetmeliğinin 19/2 nci maddelerine göre sözleşmenin feshi halinde ikramiye ödenmesi mümkün olmadığından ve davacının da ikramiye alması fesih işlemiyle engellendiğinden dava dilekçesinde fesih işleminin hukuka aykırılığı irdelenip ileri sürülerek davacının aslında ikramiye almaya hak kazanmış olduğu kanıtlanmak istenmektedir. Bu bakımdan dilekçede fesih işleminin hukuka aykırılığının ileri sürülmesinin iptal istemini çekmediği, sadece ikramiye ödenmesi konusunda tam yargı davası açıldığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen bu davanın idari işlemin uygulanmasından doğan bir tam yargı davası olduğu anlaşılmaktadır. İdari işlemin uygulanmasından doğan zararlardan dolayı açılacak bir tam yargı davasının ise 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 42 nci maddesi gereğince doğrudan doğruya veya iptal davası ile birlikte yada önce iptal davası açıp bu davanın karara bağlanmasından sonra açılması mümkün bulunmakla beraber herhalde altmış günlük dava açma süresi içinde açılması gerekmektedir. Çünkü bu konuda 1602 sayılı Kanunun 42 nci maddesinde: ilgililer, haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davaları ile birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı, icra tarihinden itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 35 nci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır hükmü yer almaktadır.
Olayda ikramiye ödenmesi konusundaki tam yargı davasının 6.3.1996 tarihli işlem üzerine 21.3.1996 tarihinde açılmış olmasına bakılarak yasal süre içinde açıklığı sonucuna varılamaz. Çünkü davacının ikramiye alma hakkını ihlal eden işlem 6.3.1996 tarihli işlem değil, 20.6.1995 tarihli fesih işlemidir. Şöyle ki; 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunun 16/3 ncü ve Uzman Erbaş Yönetmeliğinin 19/2 nci maddeleri sadece kendi kusurları olmaksızın hizmet süreleri uzatılmayan veya sözleşme süresini bitirip ayrılan uzman erbaşlara ikramiye ödenmesini öngördüğünden, idare kusurlu görerek sözleşmesini feshettiği bir uzman erbaşa ikramiye ödemeyecektir. Bu durumda o uzman erbaşın ikramiye alma hakkı fesih işlemiyle ihlal edilmiş olacaktır. Olayda da davacının ikramiye alma hakkı 20.6.1995 tarihli fesih işlemiyle ihlal edilmiştir. Çünkü ilişiği kesildiğinde davacıya sözleşmesi feshedildiği için ikramiye ödenmemiştir. Davacının ikramiyesinin ödenmesi konusundaki başvurusunun 6.3.1996 tarihli işlemle reddedilmesinin nedeni de fesih işlemidir. Şu hale göre, davacı ilişiğinin kesildiği 5 Temmuz 1995 tarihinde ikramiyesini alamamış ve böylece fesih işleminden dolayı zarara uğramış olmaktadır.
Bu durumda, olayda ikramiyenin ödenmesi konusundaki tam yargı davasının fesih işleminin uygulanma tarihi olan 5 Temmuz 1995 tarihinden itibaren 1602 sayılı yasanın 42 nci maddesi gereğince altmış gün içinde açılması gerekirken bu süre geçtikten sonra açıldığı anlaşılmaktadır.
Davacının 29.1.1996 tarihinde idareye yapmış olduğu başvuru 5.7.1995 tarihinden itibaren altmış günlük dava açma süresi geçtikten sonra (4.9.1995 tarihinden sonra) yapıldığından 1602 sayılı yasanın 35/a maddesi gereğince dava açma süresinin işlemesini durduracak bir ihtiyari başvuru niteliği taşımadığı gibi geçirilmiş olan dava açma suresini canlandırması da söz konusu olamaz. Bir an için davacının bu başvurudan önce 1602 sayılı yasanın 35/a maddesine uygun olarak altmış günlük dava açma süresi içinde ihtiyari başvuruda bulunduğu kabul edilse bile gene de sonuç değişmeyecektir. Çünkü bilindiği gibi, altmış günlük dava açma süresi içinde idareye başvuruda bulunulması durumunda, işlemeye başlamış olan dava açma süresi başvuru tarihinde durmakta, bu tarihten itibaren altmış gün içinde red cevabı verilirse bu red cevabının tebliğ tarihinden itibaren, altmış gün içinde cevap verilmezse bu altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi tekrar işlemeye başlamakta ve başvuru tarihine kadar geçmiş olan süre de hesaba katılmaktadır. (1602Sk. m. 35/a)
Bu hesaplamaya göre ise davanın gene 21.3.1996 tarihinden önce açılması gerekecektir.
Bütün bu açıklamalara göre olayda davanın yasal süresi içerisinde açılmadığı sonucuna varılmaktadır. Yasal süresi içinde açılmayan idari davanın dinlenmesine ise hukuken olanak yoktur. Çünkü bilindiği gibi idari yargıda dava açma süresi olan altmış günlük süre hak düşürücü nitelikte olup kamu düzeniyle ilgilidir. Bu bakımdan yasal süre geçtikten sonra açılan davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, 1602 sayılı Yasanın 45/A maddesi gereğince davanın süre yönünden REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy