(334 S. K. m. 140) (211 S. K. m. 6, 7) (1602 S. K. m. 26/c) (2709 S. K. m. 157) (486 S. KHK. m. 22) (5434 S. K. Ek. m. 2)
Davacı 17 Mayıs 1996 tarihinde İstanbul Birinci İdare Mahkemesi, 24 Mayıs 1996 tarihinde de AYİM kayıtlarına geçen dava dilekçesinde özetle; TSK. lerinde 47 yıl 3 ay hizmet yaptıktan sonra Tnk. Kd. Bşçvş. rütbesi ile adi malûl olarak emekli olduğunu, adi malûl olmasından 15 gün önce ve 30.8.1995 tarihi itibariyle Emekli Sandığı Kanunun 49 ncu maddesi uyarınca 55 yaşını doldurduğundan yaş haddinden emekliliğe hak kazandığım, 5434 sayılı kanunun 486 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değişik 22 nci maddesi uyarınca Yukarıdaki fıkraya göre emekliye ayrılanlara, emekli edildikten veya aylıklarının bağlandığı tarihi ta kip eden ilk katsayı artışından doğan ikramiye farkları ayrıca ödenir amir hükmü uyarınca Kasım 1995 tarihinde gerçekleştirilen katsayı artışından doğan ikramiye farkımın kendisine ödenmesi gerekirken ödenmediğini, ödenmeme işlemine gerekçe olarak ta adi malûl olarak emekli edilmesinin gösterildiğini, halbuki 30.8.1995 tarihi itibariyle yaş haddini doldurduğundan bu nedenle doğan nemalardan yararlandırılmasının kazanılmış hakkı olduğunu, kaldı ki 486 sayılı KHK. nin 22 nci maddesinin emeklilikte hiçbir ayırım yapmadığını, böylece yaş haddini dolduran emekli ast subayların, bu yasal düzenlemeden yararlandırılıp, kendisinin yararlandırılmaması doğrultusunda tesis olunan 7.5.1996 tarih ve B.07.1: EMS. 10.06.01/40.554-020 sayılı işlemi hukuka aykırı bulunduğundan iptaline karar verilmesi dava ve talep edilmiştir.
Bilindiği gibi Anayasanın 157 ve 1602 sayılı Askeri Yüksek idare Mahkemesi Kanununun 20 nci maddesine göre, Askeri Yüksek idare Mahkemesinde bir davaya bakılabilmesi için, dava konusu işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve Askeri hizmete ilişkin bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
Davaya konu edilen uyuşmazlık adi malûl olarak emekli edilen davacının 5434 sayılı kanunun 486 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değişik 22 nci maddesi uyarınca emekli edildikten sonra, ilk katsayı artışından doğan ikramiye farkının ödenmemesine ilişkin işlemin iptaline karar verilmesi istemidir.
Anılan uyuşmazlığa konu işlemin AYİM'de görüm ve çözüme kavuşturulabilmesi için öncelikle AYİM'in görev alanına girmesi gerekmektedir. Bunun içinde bahsi geçen işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin olması zorunludur.
Uyuşmazlık konusunun asker kişiyi ilgilendirdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır.
Burada üzerinde durulması gereken sorun, uyuşmazlık konusunun askeri hikmete ilişkin olup olmadığının saptanması sorunudur.
İdari işlemin askeri kişiyi ilgilendirir olması, o işlemden dolayı açılacak davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nde açılabilmesi için yeterli bulunmamaktadır. 1961 Anayasası'nın 140 nci maddesinde yapılan değişiklikte bu unsura yer verilmemişti, bu koşulun ilk kez 1602 sayılı yasada yer aldığı görülmektedir. Yasa koyucu Anayasa'da yer alan geniş kap samlı Mukime dayanılarak yasal düzenlemeye gidildiğinde istem dışı da olsa, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin kuruluş amacı dışına çıkıldığını göz önünde bulundurarak, buna yeni bir unsur eklemeyi uygun görmüş ve bu amaçla askeri hizmete ilişkin olma koşulunu getirmiştir.
Her ne kadar yasa ile askeri hizmete ilişkin olma koşulu getirilmiş bulunmakta ise de, bir idari işlemin askeri hizmete ilişkin olmasından ne anlaşılması gerektiği konusunda açıklık bulunmamaktadır. Öğretide, 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 6 ve 7 nci maddeleri esas alınmak suretiyle mevzuat uyarınca askeri otoritelerce tesis edilen işlemler ile gerçekleştirilen eylemlerin bütününün, askeri hizmetin gereği olan vazifenin yerine getirilmesinden ibaret bulunduğunu, bu nedenle askeri otoritelerin, askeri hizmetler dışında kanuni açıdan başkaca hayatiyetlerinin düşünülemeyeceği görüşü savunulmuştur. Geçmişte, idari işlemin askeri hizmete ilişkin olması koşulundan ne anlaşılması gerektiğine gerek Danıştay ve gerekse Askeri Yüksek idare Mahkemesi, işlemin tesis edildiği makamın askeri makam, olması gerekir şeklinde cevap ver ine eğilimi göstermişlerdir.
Ancak, 1602 sayılı yasanın hiçbir değişikliğe uğramamış olan 26 nci maddesinin (c) bendi, Bakanlar Kurulu kararı aleyhine açılacak davaların, Askeri Yüksek idare Mahkemesi Daireler Kurulunca karara bağlanacağını hükme bağlamış bulunmaktadır. Bu hüküm karşısında, idari işlemlerin tesis edildiği makamların, her halükarda askeri makam olması gerektiği görüşümü haklı bulmak kanımızca mümkün değildir. Kaldı ki, Askeri Yüksek idare Mahkemesi, Ordu Yardımlaşma Kurumu'nun sosyal yardıma ilişkin konularda ve üyeleriyle olan ilişkilerinde, bir kamu kurumu niteliğinde olduğunu kabul etmiş, anılan kurumun maluliyet yardımı ile ilgili olmak üzere tesis etmiş bulunduğu işlemini yargısal dene time tabi tutmuş bu konuda çıkan olumsuz yargılama yetkisi uyuşmaz lığında, Uyuşmazlık Mahkemesi de aynı yargılama yetkisinin Askeri Yüksek Hare Mahkemesine ait bulunduğunu kabul etmiştir.
Belirlenen yasal duruma ve ilgili yüksek yargı organlarının içtihatları uyarımca askeri hizmete ilişkin olma koşulunun, işlemin askeri makamlarca tesisi gerektiği biçiminde anlaşılmış bulunmasına rağmen, ayrıca 1602 sayılı kanunun 20 nci maddesine askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa faile biçiminde bir açıklama eklenmesi lüzumu hisse dilmiş, aynı metne 1982 Anayasasının 157 nci maddesinde de yer verilmiştir.
Askeri Yüksek idare Mahkemesinin yargılama yetkisini düzenleyen metinlerden, bu yüksek mahkemenin kurulmasında, denetlenecek olan idari işlemlerin özel niteliğine sahip olmalarının etken olduğu görülmektedir. Bu durum karşısında Askeri Yüksek idare Mahkemesinin yargılama yetkisini tespitte, birincisi tesis eden makamın askeri makam olma sına göre askeri hizmete ilişkin, diğeri ise niteliğine göre askeri hizmete ilişkin olmak üzere 2 ayrı türde idari işlemden bahsedilemez. O halde idari işlemler, yargılama yetkisine sahip yargı organının saptanması bakımından, idari işlemler ya askeri nitelikli idari işlemler yada sırf idari işlemler olarak ayrılabilir. Birinci kategoriye giren idari işlemlerin yargılama yetkisi askeri idari yargıya ikinci kategoriye giren idari işlemlerin yargılama yetkisi ise genel idari yargı kuruluşlarına ait olmak gerekir, ister askeri makamlarca ister askeri olmayan makamlarca tesis edilsin, bir işlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığını saptamak için işlemin özelliğine, başka bir anlatımla niteliğine bakmak gerekir. Böylece tesis edilen idari işlem bir asker kişinin askeri yetenek ve yeterlilikleri, tutum ve davranışları askeri geçmişi, hak, ödev ve sorumlulukları gibi durumların, askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural, gelenek ve gerekleri göz önünde tutularak tesis edilmiş ise o işlemin askeri hizmete ilişkin olduğunu kabul etmek gerekmektedir.
İsteme konu ikramiye farkının ödenmemesine ilişkin işlemin görüm ve çözümünde askeri görev yerlerinin önceden askeri kural ve askerlik hizmeti sırasındaki hizmet safahatı, askerlik hizmetinin amacı asker olmasından dolayı askerlik hizmet süresinin saptanmasında uygulanan veya uygulanması gereken düzenlemelerde yer alan kuralların bütünü bir arada değerlendirilmek gerekeceğinden anılan işlemin askeri hizmet işleri bir işlem olmadığını da kabul etmek gerekmektedir.
Netice olarak yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere Türk Silahlı Kuvvetlerinde Astsubay olarak görev yapmakta iken adi malûl olarak emekli edilmesi suretiyle TC. Emekli Sandığı Kanunun 486 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değişik 22 nci maddesi uyarınca emekli edildikten sonra ilk katsayı artışından doğan ikramiye farkının ödenmemesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada, 1602 sayılı kanunun 20 nci maddesi uyarınca emekli astsubay olan davacının askeri şahıslar arasında sayılmış olması karşısında anılan işlemin asker kişiyi ilgilendirdiği konusunda kuşku bulunmamakla birlikte; askeri hizmete ilişkin bir işlem olmadığı gözönünde alındığında yargılama görevi genel idari yargı yerine ait bulunduğundan davanın görev yönünden REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy