(1602 S. K. m. 42)
Davacı vasi, 25.12.1996 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; vasisi olduğu ağabeyi Lv. Astsb. Kd. Bşçvş. Recep SAZAK'ın duçar olduğu ruhi rahatsızlık nedeniyle 16.12.1991 tarihinde adi malûl olarak emekliye ayrıldığını, ağabeyi hakkında GATA K.lığı tarafından verilen 24.4.1990 tarihli rapora yapılan itiraz üzerine verilen ikinci raporun farklı olması nedeniyle hakem hastaneye AYİM kararıyla şevkinin yapıldığını, bu hastanece verilen raporun ilk rapor sonucunu değiştirmediğini ağabeyine davalı kurumca yapılan tam ve daimi Maluliyet yardımının, bu ödemenin yapıldığı 1.7.1994 tarihindeki miktarlara göre değil, 16.12.1991 tarihindeki alınan maaş tutarına göre belirlendiğini, bu işlemin iptali için AYİM'de açtıkları davanın ve akabinde ki karar düzeltme istemlerinin redle sonuçlandığını, oysa ağabeyinin bu nedenle büyük maddi ve manevi zarara uğradığını belirterek; 900.000.000. TL. maddi ve 500.000.000. TL. manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte hükmen tazminini talep ve dava etmiştir.
Dava dosyasında yer alan bilgi ve belgelerin müştereken değerlendirilmesinden;
GATA Sağlık Kurulunun 20.4.1990 tarih ve 2577 sayılı raporuyla Psikonevrotik reaksiyon (karışık tip) müzmin ve devamlı kazanmış teşhisiyle, D/16 Pl TSK'de görev yapamaz kararı verilen ve bu karar üzerine davacının vaki itirazı üzerine Malatya Askeri Hastanesi Sağlık Kurulunun 26.2.1991 tarih ve 160 sayılı raporu ile Delüzyonel (paranold) bozukluk teşhisi ile D/15 F1 Askerliğe Elverişli Değildir raporu düzenlenen raporu takiben davalı idarece adi malulen emekliliğe sevk edilerek 16.12.1901 tarihinde TSK. ile ilişiği kesilen davacının; her iki rapordaki teşhis ve tanı farklılığı nedeniyle Hakim muayenesine sevk edilmesi isteminde bulunduğu, bu isteminin olumsuz cevaplanması üzerine AYİM'de açtığı davanın AYİM. 2. D.nin 10.3.1993 tarih ve E. 1992/569, K. 1993/206 sayılı kararıyla iptalle sonuçlandığı ve anılan Dairece alınan kararla hakem hastane olarak tayin edilen 600 Yataklı Askeri Mevki Hastanesi Sağlık Kurulunun 22.9.1993 tarih ve 8427 sayılı raporu ile Psikonevrotik reaksiyon (karı şık tip) kronik nitelik kazanmış teşhisiyle D/16 F1 TSK.'de görev yapamaz kararı verildiği, bu arada davacının ilk iki rapor üzerine davalı kurumdan tam ve daimi maluliyet yardımı yapılması isteminde bulunduğu, bu isteminin davalı kurumca değerlendirilmesi amacıyla Malatya Askeri Hastanesi Baştabipliğinden zeyl raporunun istendiği, adı geçen hastane baştabipliğinin 27.11.1991 tarihli cevabi yazısı ile davacının sürekli ilaç kullanması ve kontrol altında olması şartı ile fikren ve bedenen bir işle meşgul olma imkanından kesin olarak mahrum kalmadığının belirtilmesi nedeniyle, 4.12.1991 tarihli işlemle davacının tam ve daimi Maluliyet yardımı yapılması isteminin reddedildiği, AYİM. 2. D.nin aldığı karar doğrultusunda verilen hakem muayenesi sonucu düzenlenen raporu takiben yine davalı kurumca 600 Yt. Mevki As. Hat. Bştbp. liginden yeniden zeyl raporu istendiği ve anılan hastane sağlık kurulunun 1.6.1994 tarihli zeyl raporu ile, davacının bu hastalıktan dolayı fikren ve bedenen bir işle meşgul olma imkanından kesin olarak mahrum kaldığının bildirilmesi üzerine kendisine TSK. ile ilişiğinin kesildiği 16.12.1991 tarihi esas alınarak tam ve daimi maluliyet yardımı yapıldığı, davacının 5.8.1994 tarihli dilekçesi ile davalı kuruma yazılı olarak başvurarak, kendisine en son aldığı Maluliyet raporu tarihi esas alınarak, bu tarihten geçerli olan rakamlara göre tam ve daimi Maluliyet yardımı yapılması gerekirken, 16.12.1991 tarihine göre söz konusu yardımın yapılmasının yanlışlığından bahisle, bu yönde istemde bulunduğu bu istemin 11.8.1994 tarihli işlemle reddedildiği, davacının bu menfi işlemin iptali için 13.9.1994 tarihinde AYİM'de dava açtığı, AYİM. 1. D.'nin 30.5.1995 tarih ve 1995/243-586 Esas ve Karar sayılı kararı ile bu davanın redle sonuçlandığı, davacının bu karara karşı vaki karar düzeltme isteminin de AYİM. 1. D.'nin 17.10.1995 tarih ve 1995/ 965-939 Esas ve Karar sayılı kararı ile süre yönünden reddedildiği, davacının 25.12.1995 tarihinde bu kez aynı fiil ve olaylardan bahsederek toplam 1.400.000.000.TL. maddi-manevi tazminat istemli tam yargı davasını açtığı anlaşılmaktadır.
Dava, idari işlemden doğan bir tam yargı davası formunda açılmış olup; maddi ve manevi zarara yol açtığı ileri sürülen idari işlem ise tam ve daimi maluliyet yardımının eski tarihli rapor esas alınarak eksik şekilde ödenmesi iddiasını içeren idari işlemdir. Bu dava konusunda davacının maddi tazminat isteminin dayanağı ve hukuki sebebi, 1.6.1994 tarihli zeyl raporu tarihi esas alınarak tam ve daimi maluliyet yardımının buna göre, belirlenmesi gerekirken: 16.12.1991 tarihli ilk rapor tarihindeki kıstas aylığın dikkate alınması suretiyle halatı ve eksik ödeme yapıldığı iddiasıdır. Oysa, bu iddia davacının açtığı ve Dairemizin 30.5.1996 tarih ve 1995/243-586 Esas ve Karar sayılı red kararı ile sonuçlanan iptal davasındaki hukuki sebebin aynısıdır. Ne var ki davacı reddedilen ilk davasını bir tam yargı davası şeklinde açıp eksik ödenen yardım miktarını talep edebilecekken; davayı mahkememizin kimi kararlarında belirtilen nitelendirmeyle iptal davası kılığına bürünmüş tam yargı davası şeklinde açmış ve bu dava retle sonuçlanmıştır. Görülmekte olan bu davada ise davacı aynı hukuki sebebe dayanmakta, ancak bu kez davasını maddi ve manevi tazminat istemli bir tam yargı davası şeklinde ikame etmektedir.
Bilindiği üzere açılan bir davada kesin hüküm bulunmaması olumsuz dava şartlarındandır. Bir dava karara bağlanıp hüküm kesinleştikten sonra, aynı taraflar arasında, aynı konuda ve aynı dava sebebine dayanılarak yeni bir dava açılamaz. Açılırsa, ikinci dava kesin hüküm sebebiyle, esasa girmeden dava şartı yokluğundan dolayı reddedilir. Kesin hüküm dava şartı olduğundan, diğer dava şartları gibi esasa girilmeden önce inceleme konusu yapılmalıdır, öte yandan, kesin hüküm kamu düzeninden olduğu için, davanın her aşamasında da incelenebileceği kuşkusuzdur. Yeni açılan davada taraflar kesin hüküm itirazını ileri sürmekten feragat etseler dahi, mahkeme kesin hükmün varlığını tespit edince davaya bakamaz. Buna karşılık mahkeme, kesin hükmün bulunmadığı sonucuna ulaşır ve buna ilişkin itirazı reddederse, davayı esastan hükme bağlar.
Bu açıklama ışığında her iki davanın mukayeseli bir incelemesi yapıldığında; bu davaların taraflarının aynı olduğu, keza dava sebeplerinin ayniyet gösterdiği (tam ve daimi Maluliyet yardımının 16.12.1991 tarihi esas alınarak ödenmesi işleminin hukuka aykırı olduğu vakıası) görülmektedir. Kesin hükmün varsayılabilmesi için gerekli bulunan üçüncü koşul olan müddebihlerin aynı olmasına gelince: Öğretide genel kabul gördüğü üzere müddeabih, dava konusu yapılmış olan hak, yani dava ile elde edilmek istenen sonuçtur, ilk bakışta Dairemizce reddedilen ilk davanın tam ve daimi Maluliyet yardımının hatalı şekilde belirlenmesi işleminin iptali; derdest olan bu davanın ise maddi ve manevi tazminat talebini içerdiği, dolayısıyla müddeabihlerinin farklı olduğu düşünülebilirse de; davaların içerikleri dikkatle incelendiğinde durumun bu şekilde olmadığı anlaşılacaktır, iptal davası formunda açılan ilk davanın konusu, aslında tam ve daimi Maluliyet yardımının son rapor tarihi esas alınarak yapılmaması işleminin iptali olarak mahkememiz önüne getirilmişse de; yakanda açıklandığı üzere belli bir maddi değerin elde edilmesine yönelik olan mahiyeti itibariyle, iptal davası kılığına bürünmüş bir tam yargı davası olarak nitelendirilmesi gerekli bulunmaktadır. Bu davada da maddi tazminat yönünden, reddedilen önceki davadaki dava sebepleri burada da tekrarlandığı gibi; elde edilmek istenen sonuçta aynı olup, aynı maddi yarardan ibarettir. Dolayısıyla, kesin hükmün her üç koşulu da davada gerçekleşmiştir. Bu bakımdan, davacının maddi tazminat istemi yönünden ortada bir kesin hükmün varlığı kuşkusuzdur.
Ancak, davacımı manevi tazminat istemi yönünden aynı kesin hükmün varlığını söyleyebilmek mümkün değildir. Gerçekten, reddedilen ilk davanın manevi tazmini de kapsayan bir iptal davası kılığına bürünmüş tam yargı davası olduğu kabul edilemez. Bu nedenle, 1602 Sayılı Kanunun 42 nci maddesine göre, davacının açtığı ilk iptal davasının, akabin de vaki karar düzeltme isteminin 17.10.1995 tarihinde reddi üzerine 60 günlük dava açma süresine bağlı kalınarak, 25.12.1995 tarihinde açılan ve davalı kurumca tesis edilen olumsuz işlemden doğan manevi tazminat istemli tam yargı davasının esas açısından incelenmesi gerekli bulunmaktadır.
Dairemizin 30.5.1995 tarih ve 1995/243-586 Esas ve Karar sayılı kararında, davacıya son raporun düzenlendiği 1.6.1994 tarihi değil, TSK. ile ilişiğinin kesildiği 16.12.1991 tarihindeki kıstas aylığın dikkate alınarak tam ve daimi Maluliyet yardımı yapılmasına ilişkin davalı kurum işleminin bütün unsurları itibariyle hukuka uyarlı olduğu kabul edildiğinden; ortada hukuka aykırılık ve dolayısıyla hizmet kusuru kuramının tatbikini gerektiren sebepler yoktur. Bir idari işlem nedeniyle kusursuz sorumluluk kuramının uygulanabilmesi içinse, öğretide ve uygulamada varlığı gerekli görülen idari risk (toplum yararına tesis edilen hukuka uygun bir işlemden herkes yararlanırken, belirli bir yada birkaç kişinin özet ve olağandışı zarar görmesi) ve sebepsiz iktisap (muteber olmayan veya amaçlandığı şey gerçekleşmemiş olan yada hukuki varlığı sona ermiş bulunan idari işlemlere dayanılarak, kişilerden idarenin mal, para yada hizmet edinmesi ve bu yolda patrimuanında çoğalma meydana gelmesi) hallerinden hiçbirisi dava konusunda söz konusu olmadığından, davacının bu idari işlem nedeniyle bir manevi zarara uğradığını kabul etmek mümkün görülmemiş ve manevi tazminat istemli davasının reddi cihetine gidilmiştir.
Açıklanan nedenlerle;
1- Davacının maddi tazminat isteminin kesin hüküm nedeniyle REDDİNE,
2- Davacının manevi tazminat isteminin REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy