(2937 S. K. m. 11) (926 S. K. m. 118, 119, 121, 124)
Davacı, 25.6.1996 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; 1994 yılında MİT. Ankara Teşkilatı emrine atandığını, bu görevinde başarılı olmasına rağmen garnizon hizmet süresi dolmadan 1996 yılı atamalarında Hayramolu'ya atandığını, MİT'de görev yapan subay ve astsubaylardan atama sırası gelenlerin atamalarının MİT'in olumlu mütalaası alındıktan sonra yapılmakta olduğunu, kendisi için bu usule uyulmadığını, ayrıca eşinin hayati önemi haiz sağlık durumunun gözetilmediğini ileri sürerek, hakkındaki 20.4.1996 tarihli atama işleminin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Dosyadaki belgelere göre, davacının 1994 yılından beri görev yapmakta olduğu Milli İstihbarat Teşkilatı/Ankara emrinden K.K.K.lığının 20.4.1996 tarihli atama işlemiyle 95 nci Zh.Tug. 1Top.Tb.Hrk. ve Eğt.Sb.V.liği/ Hayrabolu görevine atandığı anlaşılmıştır.
Davanın dayandırıldığı bu olgulara göre, dava konusu atama işleminden önce davacının Silahlı Kuvvetler kadroları dışındaki bir hizmette görevlendirilmesi söz konusudur. Bilindiği gibi, subay ve astsubayların Silahlı Kuvvetler kadroları dışındaki Devlet hizmetlerinde görevlendirilebilmeleri Bakanlar Kurulu Kararı ile mümkün olmaktadır (TSK. Per. K.m.124; Subay-Astsubay Atanma ve Yer Değiştirme Yönetmeliği, m.31/1). Ancak 2937 sayılı Devlet istihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 11/2 nci maddesinde: Subay ve astsubayların MİT'de görevlendirilmelerinde 926 sayılı Türk Silahlı kuvvetleri Personel kanununun 124 ncü maddesinde öngörülen Bakanlar Kurulu kararı almak şartı aranmaz. hükmü getirildiğinden, subay ve astsubayların gerek Milli İstihbarat Teşkilatı emrine, gerekse bu Teşkilat emrinden tekrar Silahlı Kuvvetler kadrolarına atanmalarında da, as-teğmen-albay rütbelerindeki subayların atamalarının Kuvvet Komutanlıklarınca yapılmasını öngören genel yetki kuralının (TSK. Per. K. m. 121/ a; Atama Yönetmeliği, m.8/a) uygulanması gerekmektedir. Bu bakımdan, davacının MİT emrinden tekrar Silahlı Kuvvetler kadrolarındaki bir göreve Kara Kuvvetleri Komutanlığınca yapılan dava konusu atama işleminin yetki ve biçim öğeleri yönünden hukuka uygun olduğu sonucuna varılmaktadır.
Esas yönünden incelemeye gelince; davalı idarenin savunmasına göre dava konusu atama işlemi İdari zaruret nedenine dayandırılmıştır. Bilindiği gibi İdari, asayiş ve zaruri sebepler (hizmetin zorunlu kıldığı durumlar), 926 sayılı TSK. Personel Kanununun 118/c maddesi ile bu kanunun 119 ncu maddesine dayanılarak çıkarılmış olan Subay ve Astsubayların Atanma ve Yer Değiştirmeleri Hakkındaki Yönetmeliğin 3/f ve 12/g maddelerinde bir atama nedeni olarak kabul edilmiştir. Eğer hizmetin zorunlu kıldığı durumlar söz konusu ise, Atama Yönetmeliğindeki düzenlemeye göre böyle durumlarda subay ve astsubaylar bulundukları bölge ve garnizonlarda hizmet sürelerini bitirmeseler bile (m.12/g) her zaman atamalarının yapılması mümkün bulunmakta (m.24/2-1, m); idari, asayiş ve zaruri sebeplerle atama yapıldığı takdirde aynı derecede diğer bir garnizona atandırılmaları gerekmektedir, (m.13).
Hizmetin zorunlu kıldığı durumların (idari, asayiş ve zaruri sebepler) neler olduğu, açıklanan bu yasal ve yönetsel düzenlemede belirtilmediğinden, bu sebeplerin hukuki ve maddi vakıa olarak ne zaman gerçekleşmiş sayılacağı ve böylece atamanın gerekli olup olmadığı konusunda idareye takdir yetkisi tanındığı anlaşılmaktadır. Ancak bu durum, idarenin dilediği zaman dilediği gibi atama yapabileceği anlamına gelmemektedir. Çünkü, diğer bütün kamusal yetkiler gibi idari takdir yetkisi de kamu yararı amacıyla ve hizmet gerekleriyle sınırlı bulunmaktadır. Bu bakımdan idari takdir yetkisinin de hizmet gereklerine göre ve kamu yararına yönelik olarak kullanılması gerekmektedir.
Herhangi bir olayda takdir yetkisinin bu şekilde kullanılıp kullanılmadığı konusunda, işlemin dayandırıldığı somut olgu ve nedenleri bilmeden bir sonuca varmaya olanak yoktur. Bu nedenle, yerleşik yargı kararlarında vurgulandığı üzere idare, takdir yetkisini hangi somut olgu ve nedenlere dayanarak kullandığını; başka bir deyişle, kendisini somut olaydaki işlemi yapmaya yönelten nedenleri yargı organı önünde açıklamak ve kanıtlamak durumundadır. Aksine bir kabul, bizi hem idarenin takdir yetkisini dilediği gibi kullanabileceği sonucuna götürür; hem de işlem üzerinde yargı denetimini olanaksız kılar. Böyle bir durumun ise, idarenin bütün işlemlerinin hukuka uygun olmasını zorunlu kılan hukuk devleti ilkesiyle bağdaştırılmayacağı açıktır.
Davalı idarenin savunması ve ekli gizli belgeler bu açıklamalara göre incelendiğinde, dava konusu işlemin kamu yararı ve hizmet gerekleriyle ilgili hiçbir somut olgu ve nedene dayandırılmadığı, işlemin nedeninin açıklanmadığı görülmektedir. Gerçekten, incelenen belgelere göre, davacının hizmete zarar veren davranışları, hizmette başarısızlığı ve yetersizliği, uyumsuzluğu, bulunduğu görevde kalmasını sakıncalı kılan başka davranışları gibi, herhangi bir somut neden sözkonusu değildir. Bu durumda, atama işleminin kamu yararı ve hizmet gerekleriyle ilgili ciddi ve somut nedenlere dayandığının ve takdir yetkisinin hukuka uygun olarak kullanıldığının kabulüne hukuken olanak yoktur. Bu nedenle, dava konusu atama işleminin sebep ve amaç öğeleri yönünden hukuka aykırı olduğu ve iptaline karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davacının MİT Ankara Bölge Teşkilatı emrinden, 95 nci Zh.Tug.1Top.Tb.Hrk. ye Eğt.Sb.V.liği/Hayrabolu görevine atanmasına ilişkin İşlemin İPTALİNE.
KARŞI OY YAZISI
MİT'deki hizmetin önemi ve özelliği ve davacının Ankara garnizonundaki hizmet süresinin tamamlanmasına altı yıl gibi uzun bir süre varken buradan alınarak tekrar Silahlı Kuvvetler kadrolarındaki bir göreve ve başka bir garnizona atanmış olması yapılan atamanın kamu yararı ve hizmet gereklerine dayandığını açıkça göstermektedir. Belirtilen bu olgular karşısında dava konusu atamanın başka bir açıklaması olamaz. Bu nedenle çoğunluğun işlemin iptali yönünde oluşan kararına katılmıyoruz. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy