(5434 S. K. m. 44, 45, 48)
Davacılar vekili, 25.9.1996 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin ortak çocuğu olan müteveffa üsteğmen Cengiz Ulusinan'ın Seferihisar'da görevli liken 22.8.1994 tarihinde eğitim sırasında emri altında bulunan erlerden bin tarafından vurularak öldürüldüğünü, bu ölümün vazife başında ve vazifenin ifası sırasında meydana geldiğinin tartışmasız bir şekilde ortada olduğunu, oysa davalı kurumun bunun tam aksını yaparak, gerek mevzuatta ve gerekse uygulamada görülmediği üzere müteveffanın nasıl öldüğü, hatta öldüren şahsın bu eylemi neden ve nasıl bir psikoloji içinde yaptığını araştırarak bir karar verdiğini, bununsa bu Kurumun anlam ve ama çının dışına çıkması demek olduğunu, dolayısıyla tesis edilen işlemin hukuk aykırı bulunduğunu belirterek iptalini ve öncelikle yürütmenin durdurulmasın: talep ve dava etmiştir.
Davacının yürütmenin durdurulması istemi Dairemizin 15.10.1996 tarihli kararı ile reddedilmiştir.
Dava dosyası ile tahsis dosyasında yer alan bilgi ve belgelerin incelenmesinde: davacıların oğlu müteveffa J. Mu. Ütğm. Cengiz Ulusinan'n Seferihisar J. Mu. Er. Eğt. Tb, K. lığı emrinde görevli iken, 22.8.1994 tarihinde saat 12.25 sıralarında Bölükte mevcut erbaş ve erlerin nişan vaziyetleri eğitimi esnasında, verilen görevi (tuvalet temizliği) yapmayan yemekhaneci J. eri Ziyaettin Bengi'yi disiplin amacıyla dövdüğü ve eğitimdeki erat'a toplan komutu verdiği esnada, daha önceden Kendisinin de müteveffa subay tarafından dövülmesine içerleyen ve arkadaşının dövülmesine dayanamayarak hamili olduğu tüfeğe tam dolduruş yaparak, koşarak müteveffa subaya yönelen J. Mu. Onb. Şahin Karataş'ın müteveffaya silahıyla 4 el ateş etmek suretiyle ağır yaraladığı, ambulansla derhal 9 Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesine kaldırılarak ameliyat edilen müteveffanın aynı gün saat 18.05 sıralarında vefat ettiği, davacıların oğullarının ölümü sonucunu doğuran olayla ilgili olarak yapılan hazırlık soruşturması sonunda Güney Dz. Sh. K. lığı As. Savcılığının 23.9.1994 tarih ve 1994/1310-530 Esas ve Karar sayılı iddianamesi ile, sanık J. Mu. Onb. Şahin Karataş hakkında silahlı fiilen taarruz sonucu amirini öldürmek suçundan kamu davası açıldığı, müteveffanın anne ve babası olan davacıların 24.10.1994 tarihli dilekçeleri ile davalı sandığa başvurarak, oğullarından dolayı kendilerine aylık bağlanması talebinde bulundukları, yapılan yargılama sonunda Güney Dz. Sh. K. lığı Askeri Mahkemesinin 10.2.1995 tarih ve 1995/176-26 Esas ve Karar sayılı kararı ile adı geçen sanık onbaşının, haksız tahrik altında silahla fiilen taarruz sonucu amirini öldürmek suçu sabit görülerek, neticelen 30 yıl ağır hapis cezasıyla mahkûmiyetine Karar verildiği, Emekli Sandığı Yönetim Kurulunun 25.12.1995 tarih ve 1842 sayılı kararı ile, ilgilinin (müteveffa üsteğmenin) 3 ay önce ayaklarına tekme vurmak suretiyle dövdüğü J. Mu. Onb. Şahin Karataş'ın, olay günü başka bir arkadaşının (J. eri Ziyaettin BENGİ) etkin bir şekilde dövülme olayının üzerinde yarattığı şiddetli elem ve gazabın husule getirdiği haksız tahrik sonucu öldürüldüğünün anlaşıldığı, ölüm olayı her ne kadar görevli bulunduğu bir sırada meydana gelmiş ise de, zaman zaman acımasızca er dövmesinin oluşturduğu tahrikten kaynaklandığı gözönünde bulundurularak, hakkında 5434 sayılı yasanın vazife malûllüğü ile ilgili hükümlerinin uygulanmasına imkan bulunmadığının belirtildiği, akabinde de 7.2.1996 tarihinde müteveffanın 9 yıl 18 gün olan fiili hizmeti karşılığı 57.905.000. TL. toptan ödemenin davacılardan İsmail Ulusinan'a havale edildiği, davacıların kendilerine aylık bağlanmamasına ilişkin menfi işlemin iptali için 11.3.1996 tarihinde Ankara 5. İdare Mahkemesine dava açtıkları, anılan mahkemenin 5.7.1996 tarih ve 1996/305-717 Esas ve karar sayılı kararı ile davanın AYİM'nin görev alanına girdiği belirtilerek, görev yönünden davanın reddine karar verildiği, bu kararın 26.8.1996 tarihinde tebliğini müteakip, davacıların vekilleri marifetiyle bu davayı 25.9.1996 tarihinde ve süresinde AYİM'de açtıkları anlaşılmaktadır.
Davalı Kurumun tesis ettiği işlemin gerekçesinde; davacıların oğlunun ölüm olayı her ne kadar müteveffanın görevli bulunduğu bir sırada meydana gelmişse de, olayın müteveffanın zaman zaman acımasızca er dövmesinin oluşturduğu tahrikten kaynaklandığı gözönünde bulundurularak, ilgilinin ölüm olayının astlarına askeri nizamlara ve askerlik kaidelerine aykırı muamelede bulunmasının bir sonucu olduğu, 5434 sayılı Kanunun 48/b maddesi kapsamına giren bu hal karşısında müteveffa hakkında 5434 Sayılı Kanunun vazife malûllüğü ile ilgili hükümlerinin uygulanmasına imkan bulunmadığı belirtilmektedir.
Davacıların oğulları müteveffa J. Mu. Ütğm. Cengiz Ulusinan'ın olay tarihinde takım komutanı olarak bölüğün başında erat'a nişancılık eğitimi yaptırdığı maddi bir vaka olup; 5434 Sayılı Kanunun 45/a maddesinde belirtilen vazifesini yaptığı sırada... halinin gerçekleştiğinde bir kuşku yoktur. Müteveffanın, aynı şekilde eğitim sırasında bölük personelinden bir erbaşın silahlı taarruzu sonucu vefat ettiği de bir gerçek olduğundan, aynı maddede (45/a) belirtilen vazifelerinden doğmuş olma koşulunun da gerçekleştiği açıktır. Diğer bir deyişle, müteveffanın vazifenin sebep ve tesiriyle öldüğü açıkça gözlenmektedir. Bu durumda, olayda davalı Kurumun öne sürdüğü ve vazife maluliyetine engel olucu bir durum olan Kanun, tüzük ve emir dışında hareket etmiş olma halinin (5434 Sayılı Kanun Madde 48/b) sözkonusu olup olmadığının irdelenmesi gerekli bulunmaktadır.
Burada hemen işaret etmek gerekir ki, müteveffa subay olay günü kendisini tüfekle vurarak öldüren J. Mu. Onb. Şahin KARATAŞ'ı dövmüş yada fena bir muamelede bulunmuş değildir. Müteveffanın, adı geçen sanığı olay tarihinden 3 ay kadar önce dövdüğü anlaşılmakta ve olay anında bir başka askeri (J. eri Ziyaettin BENGİ) verdiği görevi yapmadığı gerekçesiyle bölük önünde dövmesine hiddetlenen sanık onbaşının, 3 ay önceki dayak yeme hadisesinin ve olay anında gördüğü manzaranın etkisi ve ruh aleminde yarattığı şiddetli elem ve gazabın tesiriyle öldürme fiilini işlediği görülmektedir. Her ne kadar bu durum, ceza yargılamasını yapan Güney Dz. Sh. K. lığı Askeri Mahkemesince sanık yönünden bir haksız tahrik olarak kabul edilmişse de; bir başka erin uğradığı müessir fiil eyleminin, müteveffanın diğer bir onbaşı tarafından tüfekle vurularak öldürülmesi eylemi bakımından vazife maluliyetinde illiyet bağını kesici bir hal olarak kabulüne imkan bulunmamaktadır. Yani, davacıların oğullarının dövdüğü er tarafından vurulması halinde 5434 Sayılı Kanunun 48/b maddesi hali tartışma konusu yapılabilirse de; müteveffanın uğradığı vazife maluliyeti hali kendisine karşı son 3 aydır herhangi bir kötü davranışta bulunmadığı bir erbaşın suç teşkil eden eyleminden kaynaklandığından, bu vazife maluliyeti halini ortadan kaldıran ve 5434 Sayılı Kanunun 48/b maddesi kapsamına giren Kanun, tüzük ve emir dışı herhangi bir davranışın varlığından sözetmeye hukuken imkan bulunmamaktadır. Hal böyle olunca da, davalı idarenin tesis ettiği işlemin sebep unsuru yönünden hukuka aykırılıkla sakatlandığı açıkça görülmektedir.
Davacılardan baba ve anaya birlikte (ayrı ayrı) yetim aylığı bağlanabilmesi için 5434 Sayılı Kanunun 72 nci maddesinin son fıkrası kapsamındaki durumların (2330 Sk. kapsamında mütalaa edilen görevler ile 5434 Sk. 64/a, b, c, ç, d ve e maddesindeki durumlar) gerçekleşmesi gerekli olduğundan ve dava konusunda bu hallerin hiçbiri sözkonusu bulunmadığından; aynı maddenin (5434 Sk. 72. Md.) ilk fıkrası uyarınca yetim aylığının ana-babadan, ancak muhtaç ve 65 yaşını doldurmuş (ya da çalışamayacak derecede malûl) babaya bağlanabileceği açıktır. Dava dosyasından, davacı babanın muhtaç (tahsis dosyası dizisi 5) ve malûl (tahsis dosyası dizi 53) olduğu anlaşıldığından; davacılardan baba yönünden aylık bağlanması için Kanunda öngörülen tüm koşullar gerçekleşmiş bulunmaktadır. Aynı yasal düzenleme karşısında, davacılardan ananın eşi sağken 5434 Sayılı Kanunun 72/son maddesindeki haller de sözkonusu olmadığından, yetim aylığı alabilmesine imkan bulunmadığı da açıktır.
Açıklanan nedenlerle; davacı baba İsmail Ulusinan'a vazife maluliyetinden yetim aylığı bağlanmaması işlemi sebep ve maksat unsurları yönünden hukuka aykırı görüldüğünden İPTALİNE,
Diğer davacı ana Ayşe Ulusinan'a aylık bağlanmaması işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığından, bu konudaki DAVANIN REDDİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy