(1602 S. K. m. 21) (926 S. K. m. 118) (AYİM 1. D. 23.01.1996 T. 1996/28 E. 1996/59 K.)
Davacı, 17.10.1996 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde ve 7.3.1997 tarihli cevaba cevap layihasında özetle; Güney Özel görev için tefrik edilen ve filotilasına ait olmayan TCG. Yavuz, TCG. Turgutreis ve TCG. Piyalepaşa'nın Aksaz'a intikal ettirilmesi görevinin Harp Filosu Komutanlığınca kendisine tevdi edildiğini, kendisinin intikalde TCG. Yavuz'da bulunmayı uygun gördüğü ve bu intikalle ilgili kapsamlı görev emrini emrindeki gemi komutanlıklarına yayınlandığını, 12.8.1996 günü saat 11.30'da Gölcük'ten hareket edip, Çanakkale boğazından çıkıldığını, kendisinin 13.8.1996 günü saat 01.00'e kadar köprüüstünde bulunarak, filotilasına mensup olmayan bu üç geminin imkan ve kabiliyetlerini tanımaya çalıştığını ve özellikle de sancak gemisi olarak seçtiği TCG. Yavuz gemisinin başta komutanı olmak üzere tüm personelini gözlediğini, Midilli Adası batısında TCG. Turgutreis'in ayrılacağı noktaya kadar istirahate çekildiğini, bu arada gemilerin rota ve intikalleriyle ilgili son emirleri verdiğini, intikal süresince TCG. Yavuz'un Çanakkale Boğaz geçişi, Çeşme Kanalı ve Dilek Boğazı geçişlerinde komutan ve seyir timinin hassas ve dikkatli çalışmalarını müşahade ettiğini, saat 21.50 sularında kendisini köprü üstünden çağırdıklarını, sonradan Türk Mayın Gemisi olduğu anlaşılan iki geminin teşhisi yapılamadığı için gerekli işlemlerin yapılıp, durumun aydınlatıldığını, akabinde birliği öngörülen rota üzerinden iskeleye çark ettirip sürati 11 mile düşürdüğünü, çarkı müteakip bir müddet daha köprü üstünde kaldığını, gerekli direktifleri verdiğini ve tuvalete gitmek maksadıyla köprü üstünden ayrıldığını, bu esnada köprü üstünde komutan, seyir subayı ve vardiye subaylarının tamamının görev başında olduğunu, 15-20 dakika kadar sonra gemiden ardarda iki silkeleme sesi geldiğini, gemi komutanının gemiyi demirletip yaptırdığı İskandilde sığ sularda olup, geminin İstanköy Adası Kumburnu Sığlığı önünde sonradan teşekkül ettiği sanılan bir kum tepesine sonar domundan yaslandığı kanaatine vardıklarını, durumu ivedilikle telefonla Donanma Kurmay Başkanı ve Harp Filosu Komutanına bildirdiğini, geminin 14.8.1996 günü öğlen saatlerinde Yunanlılarla koordinesi kendisi tarafından yapılan müşterek bir çalışma ile derinsuyu çekildiğini ve TCG. Gazal Yedeğinde, TCG. Ege refakatinde Gölcük'e intikal ettirildiğini, bu olaydan bir hafta kadar sonra Dz.K.K.lığınca TCG, Yavuz Komutanı, seyir subayı ve seyir astsubayıyla birlikte, henüz idari soruşturma bitmeden, komodorluk görevinden alınarak Yıldızlar Su üstü Eğitim Merkezi Komutanlığı Eğitim Başkanlığı görevine atandığını, bu atama ile idari soruşturma bitmeden ve hiçbir yargılama yapılmadan kusurlu bulunduğunu, atandığı görev yerinin rütbedeki kıdemi dikkate alınmadan ve teamüllere aykırı bir şekilde belirlendiğini, bu atamayla deniz görevinin emsallerinden geri bırakıldığını, kamuoyuna ve basına da yansıyan bu atama nedeniyle haksız, yere rencide edildiğini, oysa son görevi olan 3.Muhrip Filotilası Komondorluğu sırasında gerek kendisinin gerekse bağlı gemilerin üstün performans gösterip başarı kazandığını, ayrıca aynı kaza nedeniyle Dz.K.K. tarafından imzalanan bir kişiye özel uyarı aldığını, bir komodor olarak seyir emniyeti ile doğrudan ilgili olmamasına, gemi personeli dışında özel ve ayrı bir komodorluk seyir timi bulunmamasına rağmen, geminin yanlış mevki koyması nedeniyle karaya oturmasından doğrudan sorumlu tutulmasının hukuki bir dayanağının bulunmadığını, TCG. Yavuz personelinin büyük ölçüde yeni atanmış, deneyimsiz, eğitimsiz, geminin makina arızası nedeniyle 3,5 ay tersanede kalmasının kazada etkin olduğunu, nitekim kaza sonrası TCG. Yavuz'un 10 gün kadar havuzda kalmayı müteakip, personelin üç haftalık seçilmiş tazeleme eğitimine tabi tutulduğunu, komodorların bağlısı gemilerin eğitim ve harbe hazırlanmalarından sorumlu olduğunu, bu durumda filotillası mensubu olmayan, doğru mevki koyamayan söz konusu geminin eğitim eksikliğinden sorumlu tutulamayacağın, yazılı uyarıda sözü geçen müttefik talimnamenin milli olarak uygulanmasına ilişkin bağlayıcı bir emrin bulunmadığını, kaldı ki anılan talimnamede belirtilen ve komodorun sorumluluğunda olduğu belirtilen genel emniyet hususlarının, muharebe veya taktik bir harekatın icrası sırasında geçerli olduğunu, hiçbir harekatın icra edilmediği bir intikal seyrinin bu sorumluluk dışında tutulması gerektiğini, bir olayın icrasına müdahil olunması mümkün değilse, bu konuda bir insanın sorumlu tutulmasının tüm hukuk kurallarına aykırı olduğunu, mevcut talimnamelere göre her gemi komutanının, gemisinin emniyetle seyir ve rehberlenmesinden sorumlu ve kendi gemisini veya diğer gemileri tehlikeye düşürmekten sakınacak gerekli önlemleri almakla yükümlü olduğunu, esasen genel bir prensip olarak bir sorumluluğun iki ayrı kişiye verilemeyeceğini, bu olayda (kazada) geminin mevkii yanlış koyduğunu ve köprü üstüne yanlış bilgi verdiğini, haritaya göre geminin rota üzerinde ve dönüşe 1800 yarda var gözükmesine rağmen, gerçekte yaklaşık 2 mil (3800 yarda) daha ilerde olduğunu, harita üzerinde herhangi bir anormallik ve karasuyu ihlali görülmediğini, komodorun sorumluluklarını ve sancak gemisi görevleri ile sancak gemisi komutanı komodor arasındaki ilişki, yetki ve sorumlulukları detaylı olarak açıklayan herhangi bir resmi doküman/emir olmadığında, istendiğinde teamül ve uygulana gelen usullerin görmezlikten gelindiğini, komodor atamaları sonunda görev öncesi yapılan Komodor Kurs Müfredatında da seyir emniyetiyle ilgili bir hususun normal olarak yer almadığını, kaldı ki bu kazadan sonra Filo Komutanlıkları Görev Yönergesinin Dz.K.K.lığınca değiştirilerek, Filotilla Komodoru Görevlerine açıklık getirdiğini ve komodorun, görev teşkilatı içerisinde kendisine görev verildiği veya Filotillası veya emrine verilen gemilerle denizde eğitim veya bir görev icra ettiği zaman Taktik Komutan olarak görev yapacağının yönergeye açıkça eklendiğini, dolayısıyla komodorluk görevinden alınarak Gölcük garnizonunda bir göreve atanması işleminin hukuka aykırı düştüğünü belirterek; bu atamanın iptalini, konuyla ilgili olarak Dz.K.K.nınca verilen yazılı uyarının iptal edilerek şahsi dosyasından çıkarılmasını ve öncelikle yürütmenin durdurulmasını talep ve dava etmiştir.
Davacının yürütmenin durdurulması istemi Dairemizin 28.1.1997 tarihli kararı ile reddedilmiştir.
Dosyada yer alan bilgi ve belgelerin müştereken değerlendirilmesinde; davacı kurmay subayın 111. Muhrip Filotillası Komodoru olarak görev yapmaktayken, Harp Filosu Komutanlığınca TCG. Yavuz, TCG, Turgutreis ve TCG. Piyalepaşa'dan müteşekkil birliğin 12-14 Ağustos 1996 tarihleri arasında Gölcük'ten Aksaz'a intikal ettirilmesi görevinin davacıya verildiği, davacının sancak gemisi olarak TCG. Yavuz'u seçtiği, 13.8.1996 tarihinde saat 23.00 sıralarında TCG. Yavuz'un İstanköy Adası Kumburnu mevkiinde Yunan karasularında karaya oturduğu, ertesi gün Türk-Yunan müşterek çalışması sonucu geminin kurtarılarak yedekte Gölcüğe çekildiği, kazayı müteakip derhal Harp Filosu Komutanlığınca teşkil ettirilen Kaza Tetkik Kurulunca kazanın soruşturulduğu ve 17.8.1996 tarihinde düzenlenen Kaza Tetkik Kurulu Raporu nun Harp Filosu Komutanlığınca Donanma Komutanlığına sunulduğu, Donanma Komutanlığının 27.8.1996 tarihli yazısı ile de söz konusu raporun Dz.K.K.lığına iletildiği, bu arada Dz.K.K.lığının 20.8.1996 tarih ve (16/96) sayılı Subay Atama Emri ile davacının bir yıldır ifa etmekte olduğu III.Muhrip Filotillası Komotorluğu görevinden alınarak, Gölcük Yıldızlar Suüstü Eğitim Mrk.K.lığı Eğt.Bşk.lığı görevine atandığı, 29.8.1996 tarihinde komodorluk görevinden ilişiğinin kesilerek yeni görevine katıldığı, Gnkur.Bşk.lığı Genel Sekreterliğince 4.9.1996 tarihinde yayınlanan 227 sayılı Basın Bülteninde ...kaza ile ilgili idari soruşturma tamamlanmak üzeredir... şeklinde kamuoyuna açıklamada bulunulduğu, bu arada Deniz kuvvetleri Komutanının 6.9.1996 tarihli Kişiye Özel yazılı uyarısıyla, yanlış sevk ve idare sonucu Yunan karasularının ihlal edilmesi dolayısıyla yürürlükteki emirlere riayet edilmemesi ve birliğin genel emniyet sorumluluğunun komodora ait olması nedeniyle, birliğin zamanında yeni rotaya döndürülmeyişi karşısında davacının görevini icrasını kontrol etmediği, dolayısıyla bu iki konuda eksek yetersiz kaldığı belirtilerek, müteakip görevlerde yeterli titizliği göstermesinin istendiği, davacının hakkındaki atama işlemi ile Deniz Kuvvetleri komutanının verdiği yazılı uyarının iptali istemiyle 17.10.1996 tarihinde ve süresinde mahkememizde bu davayı açtığı, Dairemizin 5.11.1996 tarihli ara kararı ile TCG. Yavuz'un Gölcük'ten Aksaz'a intikal seyri esnasında 13.8.1996 günü İstanköy Adası açıklarında Yunan karasularında karaya oturması ile ilgili olarak yaptırılan idari soruşturma sonucu düzenlenen rapordan bir nüshanın gönderilmesinin davalı Milli Savunma Bakanlığından istendiği, ara kararımız gereğinin yerine getirilerek Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kaza Tetkik Kurulunun düzenlediği ve 19.12.1996 tarihini taşıyan raporun mahkememize gönderildiği anlaşılmaktadır.
Davacı, 7.3.1997 tarihli dilekçesi ile duruşma talep ettiğinden mahkememizce 16.9.1997 tarihine duruşma günü verilmiş; bu arada Dz.K.K.lığının 4.9.1997 tarihli yazısı ile davacının Dz.K.K.lığının 7.8.1997 tarihli Subay Atama Emri ile Yıldızlar Suüstü Eğitim Merkezi Komutanlığı Eğitim Başkanlığından (Gölcük), Dz.K.K.lığı İstihbarat Daire Başkanlığı görevine (Ankara) atandığı ve 13.8.1997 tarihinde yeni görevine katıldığı bildirilmiştir. Davacı da duruşmada bu bilgiyi doğrulayıp, Dz.K.K.lığındaki görevine başladığını ifade etmiştir.
Davanın sonuçlanmasından önce davacının bir başka garnizona ve görev yerine Dz.K.K.lığınca atandırılması maddi gerçeği karşısında, davanın atama ya ilişkin kısmı yönünden konunun öncelikle ehliyet açısından incelenmesi zorunlu bulunmaktadır:
Bilindiği üzere, iptal davası açısından davacıda bulunması gereken ve iptal davasına özgü olan koşul menfaat koşuludur. İptali istenen işlemin, davacının hukuken korunmaya layık, güncel bir menfaatini ihlal etmiş olması ve işlemin iptalinde davacının yararının bulunması gereklidir.
1602 sayılı Kanunun 21 nci maddesinden de anlaşılacağı üzere, idari kararlara karşı herkes yargı yoluna gidemez. Ancak, bu karardan doğrudan doğruya menfaati haleldar olanlar dava açabilirler. Uygulama ve öğretide, menfaatin davanın açıldığı tarihte mevcut olmasının yeterli olmadığı, bu menfaatin dava süresince devam etmesi gerektiği ve hatta davanın karara bağlandığı anda dahi bu menfaat ilişkisinin devam etmesi koşulunun aranması gerektiği genel kabul görmüştür. Diğer bir deyişle, menfaat ilişkisinin meşru ve kişisel olması yanında güncel olması da şarttır. Bu görüşün temelinde, iptal davası sonunda verilecek yargı kararının sonuç yaratmayacak olması halinde, böyle bir yargı kararının hiç verilmemesinin daha doğru olacağı düşüncesi yatmaktadır. Gerçekten, yargı kararları uygulanmak için verilir ve uygulanmak suretiyle de taraflar arasındaki uyuşmazlığı ortadan kaldırırlar. Uygulanabilme olanağı bulunmayan yargı kararı vermenin hiçbir anlamı olamayacağı şüphesizdir. Çünkü iptal davalarının konusu artık uygulanmayan işlemler değil; uygulanmakta olan ve hukuki sonuçlar doğurmaya devam eden idari işlemlerdir. Uygulaması bitmiş bir idari işlemin iptal davası çerçevesinde yargı denetimine tabi tutularak davanın reddedilmesinin veya işlemin iptal edilmesinin bir hukuki yarar sağlayacağı söylenemez.
Mahkememizin uygulamaları da öğretide ifade edilen ve yukarıda özetlenen görüşler doğrultusunda olup; menfaat ilişkisinin davanın karara bağlanması anına kadar devam ediyor olması genel bir koşul olarak aranmaktadır. Bu bakımdan, davacının III. Muhrip Filotillası komodorluğundan, görev süresi tamamlanmadan alınarak, Gölcük garnizonunda bir kara görevine atanması işleminin, davacının bir yıl sonra yine Dz.K.K.lığınca Ankara garnizonunda bir başka göreve (Dz.K.K.İsth.D.Bşk.lığı) atanması işlemiyle artık davacı bakımından güncel menfaat yönünden bir anlam ifade edip etmediği hususu kurulumuzca etraflıca irdelenmiş ve tartışılmıştır. Yapılan kapsamlı değerlendirme sonunda; bir kurmay subay olup, yetişme paternine göre müstakbel terfi ve komuta aşamasından önce Dz.K.K.lığı teamüllerine göre belirli süre komodorluk yapma durumunda olan davacının; bu süre tamamlanmadan bir deniz kazası ve yapılan idari soruşturma gerekçe gösterilerek komodorluk görevinden alınarak bir başka göreve atanması işleminin, onun ileride yapılacak yükselme değerlendirmesi açısından da bir zaafiyet ve nakise olarak kabul edilme olasılığı, keza komutanlık görevinde başarısız sayılarak, bu durumun terfi etmediği sürece albay rütbesi boyunca varlık ve etkisini sürdürerek olumsuz bir vasıf olarak nitelendirilmesi ihtimali karşısında, davacının güncel menfaat ilişkisinin halen devam etmekte olduğu kanaatine varılmış ve bu dava konusunun mahkememiz yerleşik uygulamasına konu davalarla benzeşmediği, davacının konumu ve davanın mahiyeti itibariyle menfaat ilişkisinin geniş şekilde değerlendirilmesinin hukuki bir zorunluluk olduğu kabul edilerek, davanın esasının incelenmesine geçilmiştir.
III. Muhrip Filotillası Komutanı olan davacıya, Harp Filosu Komutanlığınca 7.8.1996 tarihli mesaj emri ile Güney Özel Görevi Devir-Teslimi için 12-14 Ağustos 1996 tarihleri arasında l ve IV. Muhrip Filotillalarına mensup (davacının filotillasına dahil olmayan) TCG. Yavuz, TCG. Turgutreis ve TCG. Piyalepaşanın Gölcük'ten Aksaz'a intikali görevi verilmiş ve davacı tarafından yayınlanan 9.8.1996 tarihli OPGEN emri ile de, anılan görevin kapsamı ve ayrıntıları, emrine verilen her üç gemiye bildirilmiş ve emrin içeriğinde gemiler tarafından yabancı ülke karasuları/hava sahasının ihlal edilmeyeceği, Gölcük'ten hareketten önce gemi komutanlarınca Dz.K.K.Ege Direktifi Dokümanı içeriği ve hazır olunması gereken hususlar konusunda gemi personeline brifing verilmesinin sağlanacağı ifade edilmiş; akabinde de görev hazırlıkları tamamlanarak 12.8.1996 günü saat 11.30'da Gölcük'ten hareketle görevin icrasına başlanmıştır. Davacının sancak gemisi olarak TCG. Yavuzu seçtiği, Çanakkale Boğaz geçişi, Çeşmi Kanalı ve Dilek Boğazı geçişlerinin öngörüldüğü gibi düzenli bir şekilde ifa edildiği, davacının da gemide bulunduğu esnada 13.8.1996 günü saat 23.00 sıralarında TCG. Yavuzun İstanköy Adası Kumburnu mevkii civarında Yunan karasularında karaya oturduğu maddi bir vakıadır.
Davalı idare savunmasında; söz konusu kaza ile ilgili idari soruşturmanın tamamlanmasını müteakip, davacının yürürlükteki mevcut yönetmelik, yönerge ve emirlere uygun şekilde görevini yapamadığının tespit edilmesi sonucunda; görevde kalmasının hizmetin gerekleri, askeri disiplinin tesisi yönünden sakınca arz edeceği değerlendirildiğinden, 926 sayılı Kanunun 118, TSK. Atanma ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinin 24/j,m maddelerinde belirtilen İdari, asayiş, zaruri sebepler in varlığı dolayısıyla kurmay albay rütbesine uygun başka bir göreve atandığı ifade edilmektedir. Oysa, ara kararımız üzerine gönderilen ve Harp Filosu Komutanlığı Kaza Tetkik Kurulunca düzenlenen 17.8.1996 tarihli rapor incelendiğinde; raporun sonuç ve karar bölümünde kazanın meydana gelişinde etken olduğu belirtilen hususlar içinde (Doğrudan Nedenler-Tali Nedenler) komodora atfedilen hiçbir kusurun yer almadığı, olayın meydana gelmesinde tespit edilen en önemli faktörün, köprü üstünde fenerlerden kerteriz alan seyir astsubayının ve harita üzerinde mevki koyan seyir astsubayının fenerleri karıştırması, aynı zamanda radar ve GPS gibi diğer seyir yardımcılarından faydalanmamaları olduğu, gemiye yeni atanan subay sayısının fazlalığı (11 subay) ve bunlardan bir bölümünün tecrübe eksikliklerinin göz önüne alınmaması, seyir subayının seyir personeli üzerinde gerekli kontrol ve murakabe eksikliği, seyir emniyeti konusunda ilgili birimler arasındaki koordinasyonsuzluk, boğaz kanal geçişlerinde ve dar sularda seyredilirken uygulanacak usullere riayette eksiklikler, radar astsubayları noksanlığı vb. nedenlerin kazaya yol açan nedenler arasında gösterildiği anlaşılmaktadır. Donanma Komutanlığı da 27.8.1996 tarihli üst yazısında, kaza ile ilgili raporların ve delillerin incelenmesi sonunda, kazanın 2500 yardası Türk karasuları, diğer 2500 yardasu Yunanistan karasularından oluşan dar bir kanalda meydana geldiğini, böyle dar bir kanalda mesafeler ve gemi sürati dikkate alındığında saniyeler ile ölçülebilecek bir sürede geminin Yunan karasularına girebileceğini, ayrıca bu bölgenin elde mevcut harita bilgileri dışında hassas derinlik değerlerinin bulunmadığını, bölgedeki derinliklerin dip tabiatının kum olması açısından değişme göstermesi ve derinliğin sığ olmasının bu değişkenliği artırdığını, kısa sürede olayın farkına varıldığını, geminin alabanda ile iskeleye döndürülmekle beraber topuğa dokunmasına engel olunamadığını, ancak büyük bir hasarın meydana gelmesinin önlenebildiğini, kazada ilgili personel arasındaki olması gereken koordinasyon eksikliği dolayısıyla gerekli önlemlerin alınacağını biletilerek; söz konusu Kaza Tetkik Kurulu raporunu gereği için Dz.K.K.lığına göndermiştir. Ne var ki, henüz bu rapor gönderilmeden önce davacının III. Muhrip Filotillası Komodorluğu görevinden alınarak Gölcük'te kara görevine atandığı da açıkça görüldüğünden; neye ve hangi hukuki nedene dayanılarak atamasının tesis edildiği, bu tarihe kadar görevini yapamadığı ya da kusurluluğu yönünde hiçbir rapor ve belgede adı geçmezken, bu tespit ve belirlemenin hangi esasa göre yapıldığı sorusunun cevabı mevcut belgelerden belirlenememiştir. Hal böyle olunca da, 926 sayılı Kanunun 118 ve Atama Yönetmeliğinin ilgili maddelerinde belirtilen İdari, asayiş, zaruri nedenlerdin varlığı nedeniyle atamanın tesis edildiği iddiası da soyut ve mücerret bir beyandan ibaret kalmıştır.
Gerçekte, davacının komodor sıfatıyla kendisine tevdi edilen intikal seyri esnasında görevini bihakkın yerine getirmeyerek kusurlu hareket ettiği iddiası, davacının atamasından, hatta mahkememizde dava açmasından çok sonra, ara kararımız üzerine gönderilen ve 19.12.1996 tarihini taşıyan Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kaza Tetkik Kurulu Raporu nda ilk kez yer almıştır. Diğer bir deyişle, davacı ortada kendisini kusurlu bulan hiçbir belge ve beyan yokken komodorluk görevinden alınarak atama işlemine tabi tutulmuş; bu atamasından yaklaşık dört ay kadar sonra düzenlendiği anlaşılan ve Harp Filosu Komutanlığı Kaza Tetkik Kurulu Raporunun değişik bir özeti mahiyetinde nitelendirilebilecek olan Dz.K.K.lığı Kaza Tetkik Kurulu Raporunun Sonuç ve Karar bölümünde Sorumlu Personel başlığı altında TCG, Yavuz'un komutanı, seyir subayı, köprüüstü vardiya amiri, kıdemli seyir astsubayı ile birlikte kazadan doğrudan sorumlu tutulmuştur. Anılan raporda davacıyla ilgili olarak:
Komodor;
(a) Birliğin dönüş noktasında bulundurmaktan,
(b) Birliğin dönüş noktasında olduğundan emin olmaktan,
(c) Birliğe dönüş noktasında dönüş emretmekten sorumludur.
Komodor bu görevini yerine getirmemiş ve Yunan karasularını ihlal etmiştir. Bu nedenle hakkında idari işlem yapılmasını. şeklinde bir değerlendirme ve kanaate ulaşıldığı görülmektedir.
Savunmada da, mevcut taktik talimnamenin (ATP.1 Cilt 1 Mel. 1215) taktik komuta yetkisi ile birlikte sorumluluğu gemi komutanlarına verdiği, ancak birliğin genel emniyetinin sorumluluğunu taktik komutana yüklediği, bu sorumluluk kapsamında birliğin zamanında yeni rotaya döndürülmeyişi ve dolayısıyla de davacının görevin icrasını kontrol etmediği ifade edilmektedir.
Kazanın vuku bulduğu sırada yürürlükte olan ilgili yönergede (DNY 202-2) Filotilla Komodorunun görevleri sayılırken, Filotillasının taktik ve idari komutanıdır. denildikten sonra, filotillasının harbe hazır halde tutulması için yapması gereken hususların sıralandığı görülmektedir. Keza, savunmada aynı yönergenin Taktik Komuta başlıklı bölümüne atıfta bulunulmakta ve nihai sorumluluk komutanlarda olmasına rağmen taktik komuta nın, tahsis edilen birliklerin genel emniyeti ile ilgili sorumluluğu da kapsayacağı hususunun düzenlenmiş olduğu belirtilerek, davacının emrindeki gemilerin genel emniyet sorumluluğunu yerine getirmediği iddia edilmektedir.
Davacının 7.3.1997 tarihli cevaba cevap layihası ekinde sunduğu Donanma Komutanlığının 31.10.1996 tarihli emrinden; TCG. Yavuzun yaptığı kaza sonrasında Donanma Komutanlığı Filo Komutanlıkları Görev Yönergesinde (DNY 202-2) Filotilla Komodoru Görevlerinde değişiklik yapıldığı ve önceki metinde sal Filotillasının taktik ve idari komutanıdır şeklinde geçen hususun, yaşanan olaylar da dikkate alınarak Temil sorumluluk; idari kuruluş içerisinde emrine verilmiş olan gemilerin birlik komutanıdır. Bu yönden emrindeki gemilerin toplu eğitimlerinin planlanmasından, ferdi eğitimlerin kontrolünden, gemilerin harekata hazır olmasını teminden sorumludur. Görev teşkilatı içerisinde kendisine görev verildiği veya Filotillası veya emrine verilen gemilerle denizde eğitim veya bir görev icra ettiği zaman taktik komutan olarak görev yapar... şeklinde detaylı olarak açıklanarak düzenlendiği görülmektedir. Yapılan bu değişiklikten da açıkça anlaşılacağı üzere, kaza tarihinde bir komodorun kendi filotillasına mensup olmayan gemilerle bir intikal görevi esnasında taktik komutan olarak görev yapıyor sayılıp sayılmayacağı konusunda herhangi bir düzenlemenin bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Öte yandan, yürürlükteki mevcut yönerge (DKY 202-1) geminin emniyetle sevk ve idaresini sağlamaktan ve gemi seyir yardımcılarından azami ölçüde faydalanılarak hassas mevki konulmasının sağlanmasından gemi komutanını sorumlu tutmaktadır. Bu durumda seyir emniyeti sorunluluğunun doğrudan gemi komutanına verildiği yadsınamaz.
Dava dosyası ve mevcut raporlardan; davacının görev öncesi emrine verilen gemilerin izleyecekleri rotaları ve hareket tarzlarını önceden bir emirle gemi komutanlarına duyurduğu, bir intikal seyri olması itibariyle olay tarihinde normal olarak muharebe veya bir taktik harekatın icrasında geçerli olması gereken genel emniyet sorumluluğunun davacı bakımından söz konusu edilemeyeceği, kazanın TCG. Yavuzun yanlış mevki koyması ve köprüüstüne hatalı bilgi verilmesinden kaynaklandığı, haritaya göre geminin normal rotası üzerinde ve dönüş noktasına 1800 yarda var şeklinde görülmesine, haritada herhangi bir olağandışı durum ve karasuları ihlali gözlenmemesine rağmen, personel zaafiyeti ve eğitim eksikliğinden kaynaklanan yanlış mevki saptama nedeniyle gerçekte geminin rotasından 3800 yarda (iki mil) daha ileride bulunulduğu, komodor sıfatıyla davacının sancak gemisi komutanına OPGEN emrinde öngörülmeyen ve sorumlu sayılmasını gerektirecek olağandışı herhangi bir manevra vb. emri vermediği, teknik olarak geminin koyduğu mevkiye itibar etmek durumunda olan ve başkaca bir olanağı da bulunmayan komodorun, birliğin zamanında yeni rotaya döndürülmemesi ve Yunan karasularına girerek TCG. Yavuzun karaya oturması hadisesinden sorumlu tutulmasını gerektirir somut hiçbir nedenin bulunmadığı, esasen kendi filotillası mensubu olmayan ve emredilen intikal görevine hareketten birkaç gün önce tanıma durumunda olduğu gemilerin, kaza tetkik kurulu raporları ile sabit eğitim eksiklikleri ve personel zaafiyetleri/hatalarından dolayı komodor sıfatıyla davacının kusurlu sayılmasına objektif kurallar çerçevesinde hukuken imkan bulunmadığı, böylesine bir kabul ve düşünce şeklinin, Silahlı Kuvvetlerde bir kaza hadisesinin meydana geldiği her üniteden doğrudan sorumlu tutulması hukuken mümkün kişiler dışında, zincirleme olarak tüm komuta mevkiindeki şahısların sorumlu sayılmaları sonucunu doğuracak ve hukuken tevcih edilemeyecek bir illiyet bağının kabulü gibi aykırı bir noktaya varılabileceği, dolayısıyla sorumluluğun ancak mevzuatla ve TSK.'nin iç düzenlemeleriyle belirlenen kişi ve makam sahipleriyle sınırlı tutulması gerektiği, bu bakımdan dava konusunda, gemi komutanında temerküz eden sorumluluğun bir kademe ilerletilerek davacının, söz konusu kaza nedeniyle sorumlu tutulması ve komodorluk süresi dolmadan bu görevden alınarak bir başka göreve atanması işleminin sebep ve amaç unsurları yönünden hukuka aykırılıkla sakatlandığı kanaatine ulaşılmıştır.
Üye Kur.Kd.Alb. Himmet YONAR, bu kanaate katılmayarak karşı oy kullanmıştır.
Davacının diğer istemini, Dz.K.K.tarafından bu kaza nedeniyle kendisine verilen kişiye özel uyarı yazısının iptali oluşturmaktadır.
Deniz Kuvvetleri Komutanınca 6.9.1996 tarihinde davacıya Kişiye Özel olarak gönderilen bu yazılı uyarıda, TCG. Yavuz'un yaptığı kaza dolayısıyla davacının da bir denetim ve murakabe kusurunun bulunduğu belirtilerek, sonuçta Görevinizi icra ederken yukarıda belirtilin iki konuda eksik/yetersiz kaldınız. Müteakip görevlerinizde yeterli titizliği göstererek daha başarılı olmamızı rica ederim. denilmektedir.
Davacının dava konusu yaptığı bu yazı, öğretide uyarıcı nitelikteki işlemler kategorisine girmektedir. Bunların bilgi verici işlemler arasında yer almakla beraber, ikiye ayrılarak incelendiği, bu meyanda birinci kategoride bulunanların bir yasal metne ya da idari süreç içindeki bir işlemin hukuki sonuçlarına aykırı bir durumun saptanarak belirtilmesi ve bu konuda ilgililere uyarıda bulunulması neticesinde oluşan işlemler olduğu, bunların ilgilileri çeşitli yasal düzenlemelere uygun biçimde hareket etmeye davet eden uyarıcı nitelikteki işlemler şeklinde de tanımlanabileceği ve sadece bilgi verici etkileri dolayısıyla bu tür işlemlerin iptal davasına konu oluşturamayacakları; uyarıcı nitelikteki işlemlerin ikinci kategorisinde yer alan işlemlerin ise kişileri belirli bir yönde davranma konusunda yaptırım tehdidi ile uyaran, zorlayıcı nitelikte işlemler olduğu ve bunların iptal davasına konu yapılabileceği, ifade edilmektedir. (Celal ERKUT, İdari İşlemin Kimliği, Ankara 1990, s.145)
Dava konusu yapılan işlemin ilk kategoriye girdiği, davacıyı yaptırım tehdidi ile uyaran, zorlayıcı bir mahiyetin bulunmadığı açıkça anlaşıldığından; bu niteliği itibariyle bir iptal davasına konu yapılamayacağı açıktır. Esasen gerek Danıştay (Dnş. 5.D.30.6.1976 tarih ve E.1973/5065, K.1976/4276; Danıştay 5.Daire kararları, Birinci Kitap, Cilt II, Ankara 1983, s.593) gerekse mahkememizin kararları bu doğrultuda bulunmaktadır. (AYİM.1.D.23.1.1996 tarih ve E. 1996/28, K.1996/59 sayılı kararı; AYİM Dergisi, Sayı:11, Ankara 1997, s.270). Bu nedenle, davacının bu konuda açtığı davanın inceleme kabiliyetinin olmadığı ortadadır.
Ne var ki, davacının atama işlemine gerekçe gösterilen hususlarda dava konusu yapılan uyarı yazısının içeriği tam bir ayniyet gösterdiğinden ve davacıya yöneltilen kusurluluk iddialarının doğru olmadığı kurulumuzca kabul edildiğinden; söz konusu uyarı yazısının içeriğinin davacı yönünden gerçekleri yansıtmadığın maddi bir vakıa olup, davalı idarece anılan uyarı yazısının yetkili makamca her zaman geri alınması ya da gelecekteki idari işlemler yönünden bir zaafiyet veya olumsuzluk belgesi gibi değerlendirilmemesi imkanının mevcut olduğuna işaret etmek zorunlu görülmüştür.
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının III. Muhrip Filotillası Komodorluğundan alınarak bir başka göreve atanması işlemi sebep ve maksat yönlerinden hukuka aykırı görüldüğünden İPTALİNE,
2. Davacıya Deniz Kuvvetleri Komutanınca verilen kişiye özel uyarı yazısının bir iptal davasına konu teşkil etmesi mümkün görülmemekle, buna yönelik İNCELEME KABİLİYETİ BULUNMAYAN DAVANIN REDDİNE,
KARŞI OY GEREKÇESİ
Dz.K.K.lığı Kaza Tetkik Kurulu Raporunda benimsendiği üzere, davacının komodor görevlerini bil hakkın yerine getirmediği, birliğin genel emniyet sorumluluğu kendisinde olmasına rağmen gerekli kontrol ve murakabeyi zamanında gerektiği gibi yapmamak suretiyle meydana gelen kazadan dolayı kusurlu olduğu, dolayısıyla kendisinin komodorluk görevinden alınarak kara görevine atanmasının hukuka uyarlı bulunduğu kanısında olduğumdan; aksi yöndeki sayın çoğunluğun kararına katılamayarak karşı oy kullandım. 16.09.1997 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy