(926 S. K. m. 68) (2709 S. K. m. 125) (1602 S. K. m. 35, 40)
Davacı 17 Temmuz 1996 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; Askerlik hizmetinde geçen sürenin kıdeminden sayılarak, nasıp düzeltme işleminin yapılması için ilgili idareye yaptığı başvurusu yerinde görülmediğinden istemin reddedildiğini, 926 Sayılı TSK. Personel Kanununun değişik 68/a maddesinin bu konuda düzenleme getirdiğini, idarenin bahsi geçen yasanın 1982 tarihinde yürürlüğe girmesi nedeniyle kendisine uygulama kabiliyeti bulunmadığından istemin reddedildiğini, halbuki bu yasa 1982 yılında çıkarılmış ta olsa Lehe Olan Kanun Hükmü Geçmişe Etki Eder kuralı gereğince kendisine de uygulanması gerektiğinden, aksine tesis olunan işlemin iptaline karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Dosyadan, davacı Lv. Kad. Bşçvş. Mustafa Bağcı'nın askerlik hizmetinde geçen 25.07.1977-27.07.1978 tarihleri arasındaki sürenin kıdeminden sayılması istemiyle, 25.04.1996 tarihinde 600 Yataklı Mevki Asker Hastanesi Baştabipliğine müracaat ettiğini, bu istemin yetkili makam olan K.K.K. lığının, 16 Mayıs 1996 gün ve PER: 4123-184-96/Tay. D.Sb. ve Astsb.Kd.Ş.Astsb.Ks. (712) Sayılı yazısı ile reddedildiği; istemin reddedilmesi üzerine, söz konusu menfi işlemin iptaline dair iş bu davayı 17.07.1996 tarihinde kayda geçen dava dilekçesiyle AYİM'de açmış olduğu görülmektedir.
1) Usul Yönünden
a. Gerçekten bilindiği üzere, Anayasanın 125 ve 1602 sayılı yasanın 40 ncı maddelerinde, dava açma süresinin her çeşit işlemlerde yazılı bildirim tarihinden itibaren başlayacağı ve bu sürenin 60 gün olduğu belirtilmiştir. Yine 1602 sayılı yasanın 35/b maddesine göre İlgililer hakkında idari davaya konu olabilecek bir eylem veya işlemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler. Bu halde yetkili makamlar en çok 60 gün içinde bir cevap vermek durumundadırlar. Bu süre içinde cevap verilmez ise, istek reddedilmiş sayılır. İlgililer 60 günün bitiminden itibaren idari dava açma süresi içinde AYİM'de dava açabilirler hükmünü taşımaktadır.
Davacı askerlik hizmetinde geçen sürenin kıdeminden sayılması istemiyle 25.04.1996 yılında Komutanlığına dilekçe ile müracaatta bulunmuş 16.05.1996 tarihinde yetkili makamın cevabı gelmiş, 25.05.1996 yılında yetkili makamın cevabı davacıya tebliğ edilmiştir. Davanın menfi cevabın kendisine tebliğinden itibaren başlayan yasal 60 günlük süre içinde; 17 Temmuz 1996 tarihinde kayda geçen dava dilekçesi ile AYİM'de dava açmış olduğu 25 Mayıs 1996 tarihi ile 17 Temmuz 1996 tarihi arasında 60 günlük sürenin geçmemiş olduğu görülmekle de iş bu davanın süresinde açılmış olduğu şüpheden varestedir.
b. Her ne kadar davacının talebi ile ilgili 2642 sayılı kanun, 30.3.1982 tarihinde yürürlüğe girdiği, davacının ilk talebini 25.4.1996 tarihinde sözkonusu talebini içeren dilekçe ile komutanlığına yapmış olduğu ve 30.3.1982- 25.4.1996 tarihleri arasında 14 yıllık bir sürenin geçmiş olduğu görülmekle birlikte, kanunun müracaat için belli bir süre öngörmemiş ve usul bir prosedürü başlatmamış olması, dava açma süresinin kanunun yürürlüğe girdiği tarih ile ilgisinin bulunmaması ve mezkur kanunun 926 sayılı TSK. Personel Kanununun 68/a-2 madde ve fıkrasının halen yürürlükte olması sebebiyle de davacının bu talebinin açık yada zımni reddi halinde yukarıda (a maddesinde) açıkladığımız 1602 sayılı kanunun 40 ncı maddesinde zikredilen sürede dava açıldığından, 17.7.1996 tarihinde açılan davanın süre yönünden KABULÜNE,
2) Esas Yönünden
2642 Sayılı Kanunun 30.3.1982 tarihinde yürürlüğe girdiği ve 926 Sayılı Personel Kanununun 68/a-2 maddesinde değişiklik yaparak, yürürlük tarihinden itibaren, etkisini göstermekte olduğu, sözkonusu kanunda yasa koyucunun kanun hükümlerinin geçmişe uygulanması yönünde bir iradesinin olmadığı, Davacının 1982 yılında er veya erbaş iken astsubaylığa geçirilenlerin rütbelerinden muvazzaf askerlik müddetinin düşüleceği hükmünü getiren 2642 Sayılı Kanundan önce, 1979 yılında T.S.K. dahil olduğu ve getirilen yeni düzenlemenin evvelce bu şekilde astsubaylığa geçenlere de uygulanacağına dair bir yasa hükmünün bulunmaması nedeniyle, idarece tesis edilen işlemde herhangi bir hukuka aykırılıktan bahsetmenin mümkün olmadığı,
Her ne kadar davacı, 2642 Sayılı Kanunun getirdiği düzenleme ile aynı statüdeki kişiler arasında eşitsizlik yaratıldığını belirtmekte ise de, mezkur kanun ile Anayasal anlamda bir eşitsizliğin getirilmediği, kanun ile uygulama tarihinden itibaren eşit statüdekilere eşit olmayan bir uygulamanın yapılmadığı, Kanunun uygulandığı zaman dilimi itibariyle de bir kısım personelin kıdemlerinin düzeltilmesi, bir kısmının düzeltilmemesi şeklinde bir hükmü ihtiva etmemiş olduğu, sadece sorunun evvelce aynı durumdaki kişilerin en son düzenlemeden yararlandırılması yolunda ek bir düzenlemenin getirilmeyişinden kaynaklandığı, bunun ise yasa koyucunun iradesine taalluk eden bir konu, olması ve bu iradenin yerindeliği denetiminin mahkememizin inceleme konusu dışında olması sebepleriyle tesis edilen işlemde anayasaya ve anayasanın eşitlik ilkesine de aykırı bir yön olmadığı. Sonucuna varılmıştır.
Neticede yukarıda açıklanan nedenlerle davacı hakkında tesis edilen işlem hukuka uygun bulunduğundan yasal dayanaktan yoksun davanın esastan REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy