(2709 S. K. m. 125) (1602 S. K. m. 21)
Davacı, 26.11.1996 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; 18.8.1992 tarihinde GES. K.lığındaki tahsis edilen lojmana girdiğini, bu konutta oturmaktayken Dz. K.K.lığının 21.8.1996 tarihli atama işlemi ile Dz. K.K.lığı MEBS. Bşk.lığı emrine atandığını, lojmandan lojmana nakil yazısı ile birlikte 4.9.1996 tarihinde yeni görevine katıldığını, GES. K.lığındaki lojmanında 5 yıllık yasal oturma süresini tamamlamadığından, sürenin sonuna kadar aynı lojmanda oturmak isteğini yazılı olarak ilettiğini, ancak GES. K.lığının 20.11.1996 tarihli işlemiyle bu konudaki talebinin reddedilerek, lojmanı tahliye etmesinin istendiğini, isimlerini verdiği bazı subaylarla aynı durumda olduğunu ve bu kişilere komutanlık tasarrufuyla GES.K.lığındaki konutlarında oturmalarına müsaade edildiğini, ayrıca GES K.lığındaki astsubaylara tahsisli konutlarda fazla olduğundan, 20 adedinin şartlı olarak sivil memurlara verildiğini, yani lojman fazlası olduğunu, kaldı ki 1997 yılbaşında emekli olacağı için lojmanı boşalttığında maddi ve manevi zarara uğrayacağını belirterek; lojmandan tahliyesi yolundaki işlemin iptalini ve öncelikle yürütmenin durdurulmasını talep ve dava etmiştir.
Davacının yürütmenin durdurulması istemi Dairemizin 3.12.1996 tarihli kararı ile kabul edilmiş; bu kararın kaldırılması yolundaki davalı idare istemi, dava devam ederken davacının emekli olması nedeniyle bu istem konusunda bir karar verilmesine yer olmadığına ilişkin 29.4.1997 tarihli Dairemizin kararıyla uygun görülmemiştir.
Dava konusunun aydınlatılması amacıyla Dairemizce alınan ara kararlarına verilen cevaplardan, davacının istekle emeklilik talebi üzerine 22.1.1997 tarihinde emekliye ayrılarak 27.1.1997 tarihinde TSK. ile ilişiğinin kesildiği, ayrıca GES K.lığındaki oturduğu konutu 13.4.1997 tarihinde tahliye ettiği anlaşılmıştır.
Davanın sonuçlanmasından önce davacının emekliye ayrılması ve TSK. ile ilişiğinin kesilerek statüsünün son bulması karşısında, konunun öncelikle ehliyet açısından incelenmesi zorunlu bulunmaktadır.
Bilindiği üzere, iptal davası açısından davacıda bulunması gereken ve iptal davasına özgü olan koşul menfaat koşuludur. İptali istenen işlemin, davacının hukuken korunmaya layık, güncel bir menfaatini ihlal etmiş olması ve işlemin iptalinde davacının yararının bulunması gereklidir.
1602 Sayılı Kanunun 21 nci maddesinden da anlaşılacağı üzere, idari kararlara karşı herkes yargı yoluna gidemez. Ancak, bu karardan doğrudan doğruya menfaati haleldar olanlar dava açabilirler. Uygulama ve öğretide, menfaatin davanın açıldığı tarihte mevcut olmasının yeterli olmadığı, bu menfaatin dava süresince devam etmesi gerektiği ve hatta davanın karara bağlandığı anda dahi bu menfaat ilişkisinin devam etmesi koşulunun aranması gerektiği genel kabul görmüştür. Diğer bir deyişle menfaat ilişkisinin meşru ve kişisel olması yanında güncel olması da şarttır. Bu görüşün temelinde, iptal davası sonunda verilecek yargı kararının sonuç yaratmayacak olması halinde, böyle bir yargı kararının hiç verilmemesinin daha doğru olacağı düşüncesi yatmaktadır. Gerçekten, yargı kararları uygulanmak için verilir ve uygulanmak suretiyle de taraflar arasındaki uyuşmazlığı ortadan kaldırırlar. Uygulanabilme olanağı bulunmayan yargı kararı vermenin hiçbir anlamı olamayacağı şüphesizdir. Çünkü, iptal davalarının konusu artık uygulanmayan işlemler değil; uygulanmakta olan ve hukuki sonuçlar doğurmaya devam eden idari işlemlerdir. Uygulaması bitmiş bir idari işlemin iptal davası çerçevesinde yargı denetimine tabi tutularak davanın reddedilmesinin veya işlemin iptal edilmesinin bir hukuki yarar sağlayacağı söylenemez.
Davacının açtığı davada da durum budur: Davacının davasını açtığı 26.11.1996 tarihinde davada menfaat ilişkisinin bulunduğunda, hatta dava devam ederken emekliye ayrılarak TSK. ile ilişiğinin kesildiği 27.11.1997 tarihine kadar güncel menfaat ilişkisinin devam ettiğinde kuşku yoktur. Ne var ki, davacının isteği üzerine emekliye ayrılarak TSK. mensubu astsubay statüsünden çıkması karşısında, dava konusu lojmandan tahliye yolundaki işlemin, halen yürürlükte bulunan ve hukuki sonuçlarını devam ettiren bir idari işlem olma niteliği ortadan kalkmış bulunmaktadır. Bu nedenle de artık davaya iptal davası olarak devam edilmesi, geçmişte kalan işlemin denetimi değil; ileride tesisi muhtemel işlemin nasıl olması gerektiğine yargı organınca işaret edilmesi anlamına gelecektir ki bunun da anlamı idari işlem niteliğinde yargı kararı vermektir ve gerek Anayasanın 125 nci maddesi, gerekse 1602 Sayılı kanunun 21 nci maddesi bu hususu açıkça yasaklamaktadır. Şu halde, idari yargının özelliği ve iptal davasının niteliği açısından; karar tarihinden önce davacının iptali istenen işlemle olan güncel menfaat ilişkisinin kesilmesi karşısında, artık bu işlemin iptal davasına konu olamayacağını kabul etmek gerekli bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle; davanın EHLİYET YÖNÜNDEN REDDİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy