(205 S. K. m. 1, 33)
Davacı, 23.8.1996 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; OYAK'ın yaptığı konutlardan bir daire için 15.7.1993 tarihinde kurum ile sözleşme yaptığını, Dairenin 8.9.1995 tarihinde kendisine teslim edildiğini, yapımda kullanılan kredi borcu nedeniyle konut üzerinde OYAK ve Vakıfbank lehine ipotek tesis edildiğini, kullanılan kredileri geri ödenmekte iken konutu 24.5.1996 tarihinde Şişli 2 nci Bölge Tapu Sicil Müdürlüğünde ipotekli olarak Kerem ÜÇELDAŞ isimli üçüncü şahsa sattığını, önce 13.6.1996 tarihinde Vakıfbank'a olan borçlarını ödemesi suretiyle bu bankanın ipoteğini kaldırdığını, bilahare 14.6.1996 tarihinde de OYAK Genel Müdürlüğüne aynı taleple müracaat ettiğini, ancak OYAK'ın 140.000.000 TL. borca karşılık, sözleşmenin 24 ncü maddesi hükmü neden gösterilerek borç dahil 382.000.000 TL. talep edildiğini, borcunu aynı gün ödeyerek, haksız olan bu işlemin iptalini ve fazla alınan miktarın yasal faizi ile tazminini talep ve dava etmiştir.
Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 1 nci Dairesince 10 Aralık 1996 gün ve 1996/924-1041 sayılı kararı ile davanın görüm ve çözümünün özel hukuk kurallarına göre yapılacağı ve bu nedenle görevli yargı yerinin adli yargı olduğu belirtilerek Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevsizliğine karar verildiği, daha sonra Ankara 5 nci Asliye Hukuk Mahkemesinin de görevsizlik kararı vermesi üzerine dosyanın görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine gönderildiği, Uyuşmazlık Mahkemesinin 8.5.1998 gün ve 1998/11-13 sayılı ilamı ile davanın askeri idari yargıyı ilgilendirdiği belirtilerek Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırıldığı, bu karar üzerine yeniden Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kayıtlarına giren dava ile ilgili Başsavcılıkça esasa ilişkin düşünce bildirilerek dava dosyasının esastan bir karar vermek için dairemize geldiği anlaşılmıştır.
Davacı OYAK'tan İstanbul Ayazağa 2 nci Kısım 200 konutluk Site'den Blok No:30, A Giriş Zemin kattaki daireyi, 15.7.1993 tarihli sözleşme ile satın almış ve yine aynı sözleşme ile OYAK'tan 90.000.000 TL. konut kredisi kullanmıştır. Söz konusu daire 8.9.1995 tarihinde davacıya teslim edilmiştir. Davacı tüm borçlarını belirlenen takvime göre öderken, 24.5.1996 tarihinde Şişli 2 nci Bölge Tapu Sicil Müdürlüğünde ipotekli olarak Kerem ÜÇELDAŞ isimli şahsa sattığı, 13.6.1996 tarihinde lehine ipotek bulunan Vakıfbank'a kalan borcunu defaaten ödeyerek kapattığı, 14.6.1996 tarihinde de Vakıfbank lehine olan ipoteğin kaldırıldığı, aynı gün OYAK'a yaptığı müracaatta, 140.000.000 TL. harca karşılık sözleşmedeki hüküm gereğince 382.000.000 TL. talep edilmesi üzerine ipoteğin kaldırılması maksadıyla bu miktarı ödediği, daha sonra 27.6.1996 tarihinde bu fazla tahsil edilen miktarın iadesi için OYAK'a müracaat etmesi üzerine 24.7.1996 tarihli cevapta sözleşmenin 24 ncü maddesi hükmü gereğince işlemin tesis edildiğini, talebin karşılanmasının mümkün olmadığı bildirilmesi neticesinde 23.6.1998 tarihinde davasını açtığı anlaşılmıştır.
Uyuşmazlık Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının incelenmesinde; davalı kurumla (OYAK'la) üye (davacı) arasındaki Konut Kredisi Sözleşmesinin bir özel hukuk sözleşmesi olmayıp, kurumun tek taraflı olarak kamu gücüne dayanarak re'sen tesis ettiği bir idari işlem teşkil ettiği açıkça vurgulanmıştır. Bu durumda, dava konusu ihtilafa uygulanacak durallar da kamu hukukuna özgü kural ve düzenlemeler olmak durumundadır. Bu nedenle, Başsavcılık düşüncesindeki Borçlar Kanunundan hareketle getirilen çözümün dava konusuna tatbiki mümkün değildir. Sıddık Sami ONAR'ın da işaret ettiği üzere ... İdare hukuku sahasına giren bir meselenin hallinde idari mevzuat kafi gelmediği takdirde, meselenin hükmünü Medeni Kanun veya Borçlar Kanununda aramaya imkan yoktur. Bu takdirde hukukun ana prensiplerine ve temel kaidelerine istinad edilerek, meselenin içtihat yoluyla halledilmesi icap edecektir... Medeni hukuk müesseseleri idare hukuku sahasına nakledilince, bu hukukun potasında ona uygun kalıplara girerek başka bir şekil ve mahiyette ortaya çıkarlar... (Sıddık Sami ONAR, İdare Hukukunun Umumi Esasları, İstanbul 1966, Cilt 1. S. 112) İdare Mahkemeleri birer hakkaniyet ve İçtihat Mahkemesi durumunda bulunduklarından, kodifike edilmemiş durum ve hallerin varlığı halinde, meseleye en uygun çözümü içtihat yaratma fonksiyonlarını kullanmak suretiyle üretirler. Nitekim, İdare hukukunu büyük ölçüde oluşturan ve geliştiren unsur da idari yargı içtihatlarıdır. Medeni Hukuk, Borçlar Hukuku, Ticaret Hukuku vb. hukuk dallan, İdare Mahkemesi bakımından birer esin kaynağı teşkil ederler. Ancak, bu hukuk dallarının öngördüğü kural ve düzenlemeler, İdare hukukunun bünyesi bakımından esin kaynağı olarak kullanıldıklarında da, bu yapıya uygun bir şekil ve tarzda meseleye tatbik edilmelidir. Aksine bir kabul, yukarıda belirtilen ana prensiplere aykırı düşer.
Davacı ile davalı kurum arasındaki ihtilafı, her ikisi arasında zahiride akdedilmişe olan Tahsis Ve Kredi Sözleşmesi'nin 24/b maddesinden kaynaklanmaktadır. Gerçekte ise bu Sözleşme, davalı kurumun tek yanlı kamu gücüne dayanak hazırladığı ve karşı taraf (üye) bakımından hiçbir tercih ve seçim iradesi tanınmadan dikte ettirilmiş bir idari işlemden başka bir anlam taşımamaktadır. Kurumca Kabul Edilen Konut Kredisi Yönetmeliğinin 27 nci maddesi temel alınarak sözleşmeye dercedilen 24/b maddesi bakımından üyenin (davacının) hiçbir çekince ve itiraz hakkı olmaksızın imzalattırılan bu metnin, tarafların hür ve serbest iradeleriyle imza altına alınan bir özel hukuk sözleşmesi olarak nitelendirilebilmesine hukuken imkan yoktur. Uzun yıllar sırasını beklemiş ve nihayet hak sahibi olduğunda da bir an önce bu hakkını kullanarak bir konut sahibi olmaktan başka bir düşüncesi olmayan üyenin, kurumun önceden üyeye danışmadan ve onun fikrini almadan saptayıp belirlediği sözleşme metnini imzalamaktan başka bir seçeneği olamamaktadır. Çünkü, ya bu sözleşmeyi tüm hüküm ve koşullarıyla kabul edip, imzalayacak ve konut kredisini alacak; ya da bu koşulları kabul etmeyerek, kredi hakkından yoksun kalacaktır. Üyenin, sözleşmede en küçük bir değişikliği teklife dahi hakkı bulunmadığına göre; artık özgür iradelere dayalı bir sözleşme den sözetmeye imkan olamayacağı izahtan varestedir.
Dava konusunun somutunda, borçlunun kuruma olan kredi borçlarını tamamen ödemeden kuruma ipotekli konutun mülkiyet veya kullanma hakkını kısmen veya tamamen eşi ve bakmakla yükümlü olduğu çocukları dışında herhangi bir kimseye satması veya hibe etmesi halinde kredi borcunun kalanının muaccel hale geleceği ve konut kredisi ile oluşabilecek diğer borçlarının tamamının, sözleşme tarihinden itibaren Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Kanununun gecikme zammı nisbet ve hesabını, düzenleyen hükmü esaslarına göre hesaplanarak defaten tahsil edileceğine ilişkin Tahsis Ve Kredi Sözleşmesinin (İdari işlemin) 24/b maddesi hükmünün ve bunun dayanağı olan Konut Kredisi Yönetmeliğinin 27/c maddesinin hukuka aykırılığı açıktır. Gerçekten, 205 sayılı Kanunun 33 ncü maddesinin (f), (g) ve (h) fıkraları ile davalı kuruma üyelerinin konut sahibi olmaları bakımından birtakım ödevler yüklenmiş bulunmaktadır. Bu ödevlerin yerine getirilmesinde de, aynı kanunun 1 nci maddesinde öngörülen sosyal yardım ana amacının gözetilmesi zorunludur. 205 sayılı Kanunda konut kredisi ile ilgili detayla bir düzenleme yer almadığından, bu husus OYAK Konut Kredisi Yönetmeliği ve bu konudaki OYAK Genel Kurulunca alınan kararlarla düzenlenmiş durumdadır. Kurumda belli süreyle üyelik yapanların yararlanabileceği Konut Kredisi imkanı yönünden davalı kurumca getirilen düzenleme ve kuralların, yukarıdaki yasal normlarla uyum içerisinde olması asıl ve zaruridir.
Dava konusu yapılan ihtilafa da (düzenlemeye) bu açıdan yaklaşmak gerekli olup; eş ve çocuklar dışındaki kişilere ipotekli konutun satılması halinde borcun muaccel hale geleceğine ilişkin öngörülen hükmün (düzenlemenin) 205 sayılı Kanunun 1 ve 33 ncü maddeleri ile bağdaşır tarafı görülmemiştir. Üyenin konutunu satın alan 3.kişi, kurum lehine tesis edilen ipoteği de kabul etmiş olacağından; bu devirde kurum kaynakları yönünden hiçbir etki sözkonusu olamaz. Kalan kredi borcu üye tarafından ödenmezse, kurum, her zaman için bu konutu üyeden satın alan 3.kişiye yönelerek, sahip olduğu ipotek hakkını dermeyan edebilir, konutu sattırabilir. Şu halde, dava konusu yapılan düzenleme olsa olsa yaptırım (ceza) amacına yönelik olabilir ve üyenin konut sahibi olduktan sonra konutunu kime satacağının takdiri ancak kendisine ait olabileceğinden; bu şekilde bir düzenlemenin kişi yararını ihlal edici, hakkaniyet ve adalet ilkelerine aykırı olduğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Bu düzenleme, aynı zamanda kurumun ana görevi olan sosyal yardım amacı ile de bağdaşmamaktadır. Bir yandan konut kredisi yoluyla üyeye bu yönde bir imkan tanınırken, diğer taraftan bu hakkın kullanımı, hakkın özünü zedeleyen birtakım tahdit ve yasaklamalarla sınırlandırılarak, kanunun amaç ve ruhuna aykırı hareket edilmektedir.
Yukarıdaki gerekçe ve kabulden hareket eden Kurulumuz, bir idari işlem mahiyetindeki sözleşmenin 24/b maddesindeki düzenlemenin 205 sayılı Kanuna aykırı olduğu kanaatine ulaşmış; sebep ve maksat unsurları yönünden hukuka aykırı olduğunu saptadığı düzenleme ile buna dayalı tahsil işleminin iptali yoluna gitmiştir.
Kurulumuz, dava konusu yapılmayan ve ilgili düzenlemenin (sözleşme'nin 24/b maddesinin) dayanağını teşkil eden Konut Kredisi Yönetmeliğinin 27/c maddesin de 205 sayılı Kanunun belirtilen hükümlerine aykırı olduğuna işaret etmeyi gerekli görmektedir.
Açıklanan nedenlerle;
1) Davacı ile davalı kurum arasında 15.7.1993 tarihli tahsis ve kredi sözleşmesinin 24 ncü madde (b) fıkrasının İPTALİNE,
2) Davacıdan fazla tahsil edilen 242.991.317 TL. (İkiyüz kırkikibin dokuzyüz doksanbirbin üçyüzonyedibin lira)'ya 14.6.1996 tarihinde, 31.12.1997 %30, 1.1.1998 ödeme tarihine kadar %50 yasal faiz uygulanarak TAZMİNİNE (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy