(926 S. K. m. 35, 64) (1602 S. K. m. 40, 45)
Davacı 25.11.1996 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; 1.4.1992 - 31.3.1993 tarihleri arasındaki yedek subaylık hizmetinin ardından tabip teğmen olarak muvazzaf subaylığa nasbedildiğini, TSK. Personel Kanununun 35/d-2 maddesinde uzman tabiplerin GATA mezunu emsaliyle aynı nasba getirilmesinin öngörüldüğünü, uzman tabiplere ayrıcalık tanıyan bu hükmün anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olduğunu, uzman olmayan tabip subayların nasıplarının da GATA Tıp Fakültesi mezunu emsalinin nasıp tarihine götürülmesi gerektiğini, kendisi 1990 yılında Tıp Fakültesinden mezun olduğu için GATA Tıp Fakültesinden 1990 yılında mezun olan tabip subaylarla aynı nasıplı kabul edilmesi gerektiğini, bu konudaki 2.7.1996 tarihli başvurusunun K.K.K. lığının 11.9.1996 tarihli işlemiyle reddedildiğini ileri sürerek TSK. Per. K.nun 35/d-2 maddesinin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmasını ve üst rütbeye yükselmede esas alınan nasıp tarihinin 30.8.1990 olarak düzeltilmemesi işleminin iptaline karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Dava dosyasındaki belgelere göre, davacının yedek subaylık hizmetinin ardından tabip teğmen olarak 11.2.1994 tarihinde muvazzaf subaylığa nasbedilmesinden sonra 30.8.1994 tarihinde üsteğmenliğe yükseltildiği ve bu tarihten itibaren aradan iki yıldan fazla bir süre geçtikten sonra 25.11.1996 tarihinde dava açtığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda davanın yasal süresi içinde açılmadığı sonucuna varılmaktadır. Çünkü bilindiği gibi 1602 Sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 40 ncı maddesine göre her çeşit işlemlerde yazılı bildirim tarihinden itibaren altmış gün içinde dava açılması gerekmektedir. Olayda dava konusu yapılan işlem, davacının üst rütbeye yükselmesinde esas olacak nasıp tarihinin belirlenmesine ilişkin idari işlemdir. Bu işlemle belirlenen itibari nasıp tarihini davacı üst teğmenliğe yükseltildiği 30.8.1994 tarihinde kesin olarak öğrenmiş olmaktadır. Çünkü davacının teğmen rütbesindeki bekleme süresinin başlangıcını bu nasıp tarihi oluşturmakta ve üst teğmenliğe yükseltileceği tarih buna göre belirlenmektedir. (TSK. Per. K. M. 35/e, 64) Bu bakımdan, davacının 3330.8.1994 tarihinde üst teğmenliğe yükseltilmesi işlemiyle birlikte itibari nasıp tarihi de hukuken belirlenmiş ve kendisine bildirilmiş olmaktadır.
Bu nedenle olaydaki iptal davasının, davacının itibari nasıp tarihini belirleyen bu idari işleme karşı 30.8.1994 tarihinden itibaren 1602 Sayılı yasanın 40 ncı maddesi gereğince altmış gün içinde açılması gerekirken bu süre geçtikten sonra açıldığı anlaşılmaktadır.
Davacının 2.7.1996 tarihinde idareye yapmış olduğu başvuru 30.8.1994 tarihinden itibaren altmış günlük dava açma süresi geçtikten sonra yapıldığından 1602 Sayılı Yasanın 35/a maddesi gereğince dava açma suresinin işlemesini durduracak bir ihtiyari başvuru niteliğini taşımadığı gibi geçirilmiş olan dava açma süresini canlandırması da söz konusu olamaz. Bir an için davacının bu başvurudan önce 1602 Sayılı Yasanın 35/a maddesine uygun olarak altmış günlük dava açma süresi içinde ihtiyari başvuruda bulunduğu kabul edilse bile gene de sonuç değişmeyecektir. Çünkü bilindiği gibi altmış günlük dava açma süresi içinde idareye başvuruda bulunulması durumunda, işlemeye başlamış olan dava açma süresi başvuru tarihinde durmakta, bu tarihten itibaren altmış içinde red cevabı verilirse bu red cevabının tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içinde cevap verilmezse bu altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi tekrar işlemeye başlamakta ve başvuru tarihine kadar geçmiş olan süre de hesaba katılmaktadır. (1602 SK. M. 35/a) Bu hesaplamaya göre ise davanın gene 25.11.1996 tarihinden önce açılması gerekecektir.
Davacının 2.7.1996 tarihli başvurusunun hakkında idari davaya konu olabilecek bir işlemin yapılması için idari makama başvuru (1602 Sk. M. 35/b) niteliğinde olduğu kabul edilerek bu başvuru üzerine tesis edilen 11.9.1996 tarihli olumsuz işleme karşı iptal davası açmasına hukuken olanak yoktur. Çünkü davacının 2.7.1996 tarihli başvurusunun 1602 Sayılı Yasanın 35/b maddesi gereğince hakkında idari davaya konu olabilecek bir işlemin yapılması için idari makama başvuru niteliğinde olabilmesi için bu başvurunun itibari nasıp tarihi konusunda henüz ortada idarece tesis edilmiş bir işlem yokken yapılmış olması gerekmektedir. Oysa olaydaki durum böyle değildir: Ortada davacının itibari nasıp tarihi konusunda idarece asa gereğince (TSK. Per. K. M,..35/e, 64) tesis edilerek 30.8.1994 tarihinde hukuken kendisine bildirilmiş olan bir işlem vardır. Yani 1602 Sayılı Yasanın 35/a maddesinde belirtilen anlamda idarece resen tesis edilen bir işlem söz konusudur. Davacı bu işleme karşı iptal davası açma süresini geçirdiği için itibari nasıp tarihi konusundaki hukuki durumu kesinlik kazanmış olmaktadır. Bu bakımdan, davacının kesinleşen bu hukuki durumunu daha sonraki bir başvurusu üzerine tesis edilen olumsuz işlem sebebiyle dava konusu yapmasına artık hukuken olanak yoktur.
Bütün bu açıklamalara göre olayda davanın yasal süresi içerisinde açılmadığı sonucuna varılmaktadır. Yasal süresi içinde açılmayan idari davanın dinlenmesine ise hukuken olanak yoktur. Çünkü bilindiği gibi idari yargıda dava açma süresi olan altmış günlük süre hak düşürücü nitelikte olup kamu düzeniyle ilgilidir. Bu bakımdan yasal süre geçtikten sonra açılan davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, 1602 Sayılı Yasanın 45/A maddesi gereğince Davanın Süre Yönünden REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy