(2709 S. K. m. 125) (1602 S. K. m. 35, 42)
Davacı, 18 Kasım 1997 günü kayda geçen yenileme dava dilekçesinde özetle; Tıp Fakültesini bitirerek 30.8.1967 tarihinde tabip subay nasbedilmesine ve buna göre 31 yıllık hizmeti dolmadan 27 nci hizmet yılında 4 yıl önceden kadrosuzluk nedeniyle resen emekli edilmesi sonucu uğradığı maddi zararının bir kısmı olan 760.000.000.-TL ile 20.000.000.-TL manevi zararının davalı idareden tazminine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı kadrosuzluk nedeniyle erken emekli edildiği iddiasını öne sürerek bundan doğan zararlarının giderilmesini ve maddi-manevi tazminat ödenmesine hükmedilmesini istediğinden, dava işlemden doğan tam yargı davası niteliğinde olup uyuşmazlığın süre yönünden 1602 Sayılı Kanunun 42 ve 35 nci maddelerine göre ele alınması gerekmektedir.
Anayasanın 125 nci maddesinin son fıkrası, İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür kuralını koymakta; 1602 Sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 42 nci maddesinde idari işlemlerden, 43 üncü maddesinde de idari eylemlerden doğan zararların karşılanması amacıyla açılacak tam yargı davalarının açılma yöntem ve süresi gösterilmiş bulunmaktadır.
İptal ve Tam Yargı Davaları başlığını taşıyan ve İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi, ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgilinin 35 nci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır. hükmünü koyan 42 nci maddeye göre tesis ve tebliğ edildiği tarihten itibaren maddi ve manevi zararlar doğuran işlemlerden dolayı ilgili doğrudan doğruya tam yargı davası açabileceği gibi iptal ve tam yargı davasını birlikte de açabilir ya da önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın tebliğinden itibaren de dava süresi içinde tam yargı davası açma yoluna gidebilir.
42 nci maddenin son tümcesinin yollamada bulunduğu 35/a maddesi üst makamlara başvurmayı düzenlemekte olup İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır. hükmünü taşımaktadır.
42 nci maddede belirtilen seçeneklerin dışında dördüncü bir seçeneği daha düzenlemiş bulunmakta ve ilgililerin ...bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabileceklerine işaret etmektedir. 42 nci maddenin sözü geçen tümcesinde yer alan işlemin icrası sözcükleriyle yasa koyucunun tesis edilmekle hemen zarara yol açmayan, başka bir ifadeyle, tesisi ile zarar doğurucu sonuçları yaratan uygulaması farklı zamanlara rastlayan halleri kast ettiğinde kuşkuya yer yoktur. Madde gerekçesinde; Diğer taraftan şahsın hakkının, her zaman, işlemin tesis edildiği tarihte ihlal edilmediği ancak, işlemin icrası sırasında zararın meydana gelebildiği de bir vakıadır. Bu gibi hallerde açılacak tam yargı davasının süresinin başlangıcının nasıl tayin edileceği uygulamada tereddütleri mucip olduğundan bu hususta da maddeye açıklık getirilmiştir.
Hakkın ihlali işlemin tesis tarihinde değil de bu işlemin icrası (yürütmesi) tarihinde vuku bulmuş ise, tam yargı davası işlemin icrası tarihinden itibaren 60 gün içinde açılabilecektir. denmektedir.
Dava, 42 nci madde de öngörülen seçeneklerden, önce iptal davası açılması ve bu davanın sonuçlanması, kanun yoluna başvurulması üzerine bu kararın tebliği üzerine açılan tam yargı davası türündendir. Bu yöntemle açılan tam yargı davası, kanun yoluna başvurulması üzerine verilen kararın tebliğ tarihinden itibaren başlayacak dava açma süresine tabidir. Davacı tarafından başvurulan karar düzeltme isteminin reddine ilişkin Dairemizin 19 Aralık 1995 tarihli kararının, 30 Ocak 1996 günü davacıya tebliğ edildiği tartışmasızdır. Buna göre anılan 42 nci maddenin açık hükmü gereği en geç 2 Mart 1996 gününe kadar ki dava açma süresi içinde emeklilik işleminden doğan zararının tazmini talebiyle tam yargı davası açması veya aynı süre içinde 35/a maddesi uyarınca ihtiyari başvuru ile zararının karşılanmasını idareden istemesi gerekirken dava açma yolunu tercih etmeyen davacının idari başvuru hakkını da kullanmadığı, 16 Eylül 1997 tarihinde kayda geçen ve reddedilen dilekçesiyle açtığı işlemden doğan tam yargı davasında açık bir süre aşımı bulunduğu görülmektedir.
İptal davasının reddi kararının düzeltilmesi talebinin de reddinden sonra ve 1602 Sayılı Kanunun 42 nci maddesinde öngörülen dava açma süresi geçirilerek kimi hallerle sınırlı olarak tamamen ayrı bir süreye tabi olan olağan dışı kanun yolu konumundaki yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunması, yasal dayanağı bulunmayan bu talebinin reddinden sonra yöntemine uymayan karar düzeltme isteminde bulunması ve bu isteminin de reddi ile geçmiş olan dava açma süresinin ihya olmayacağı da açıktır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davanın süre aşımı nedeniyle REDDİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy