(1602 S. K. m. 42)
Davacı, 6.8.1996 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde ve 21.10.1996 tarihli cevaba cevap dilekçesinde özetle; psikolojik rahatsızlığı devam ettiği halde davalı idarece disiplinsizlik nedeniyle emekliye sevk edildiğini, bu işlemin iptali için açmış olduğu davanın AYİM. 1.Dairesince iptal edildiğini, bu karar sonrasında 23.9.1996 tarihinde yeniden göreve başlatıldığını ve açıkta statü dışında geçen sürelere ilişkin aylık ve özlük haklarının davalı idarece ödendiğini, ancak statü dışında geçirdiği iki yıla yakın süre içinde her türlü sosyal güvenlik haklarından mahrum bir şekilde ve sosyal çevresine karşı büyük bir eziklik ve manevi baskı altında kalmak suretiyle ağır manevi acı çektiğini, her türlü sağlık hakkından yoksun kaldığı için statü dışında geçen bu süre zarfında hastalığının tedavisini de yaptıramadığını, maddi durumunun kifayetsizliği dolayısıyla özel bir doktora da gidemediğini, TCK. 46. Maddesinden yararlanacak şekilde ruhi rahatsızlığı bulunduğundan kimsenin kendisine iş vermediğini davalı idarenin bu ağır şekilde hukuka aykırı olan işleminin kendisinin sosyal, maddi ve manevi tüm yaşantısını zedelediğini ve sağlığını tehlikeye soktuğunu belirterek; sözkonusu işlem nedeniyle uğradığını belirttiği manevi zarara karşılık olmak üzere 300.000.000 TL. manevi tazminatın hüküm altına alınmasını talep ve dava etmiştir.
Dava dosyası ile yine davacıya ilişkin Dairemizin 1995/294 Esasına kayıtlı ve karara bağlanan dosyada yer alan bilgi ve belgelerin incelenmesinde; davacı astsubayın Yozgat İl J.K.lığı emrinde görevli bulunduğu sırada, sıralı sicil üstlerince düzenlenen Silahlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir Sicil üzerine, İçişleri Bakanlığının 2.12.1994 tarihli işlemi ile disiplinsizlik nedeniyle ayırma işlemine tabi tutulduğu, davacının bu işlemin iptali için açtığı davanın AYİM. 1.D.nin 11.6.1996 tarih ve E. 1995/294, K. 1996/554 sayılı kararı ile kabul edilerek işlemin iptaline karar verildiği, bu kararın davalı idarenin 21.8.1996 tarihli işlemi ile yerine getirilerek yeniden astsubay statüsüne alındığı ve J.Gn. K.lığının 13.8.1996 tarihli işlemi ile Kütahya İl. J.K.lığı emrine atandığı ve 23.9.1996 tarihinde bu görevine başladığı, davacının henüz hakkındaki yargı kararı yerine getirilmeden önce, AYİM. 1.D. kararının kendisine tebliğinden itibaren 60 günlük süre dolmadan, 6.8.1996 tarihinde ve süresinde sözkonusu ayırma işleminden doğan bu manevi tazminat istemli tam yargı davasını açtığı anlaşılmaktadır.
Davacı, 1602 sayılı kanunun 42 nci maddesinde idari işlemlerden doğan tam yargı davaları için öngörülen dört yöntemden, iptal davası sonunda verilen kararı takiben tam yargı davası açma yolunu tercih etmiştir.
İdari işlemden doğan sorumlulukta, sorumluluğu doğuran nedenler yönünden idari eylemlere nazaran bir farklılık yoktur. Hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk kuram ve ilkeleri, genel çizgileriyle bu alanda da yürürlüktedir. Dava konusunda kusursuz sorumluluk kuramının tatbikini gerektirir hukuki nedenler gerçekleşmediğinden, konuya hizmet kusuru ilkesi yönünden yaklaşmak gerekli bulunmaktadır.
Bir idari işlemden dolayı hizmet kusuruna dayalı olarak tazmin sorumluluğundan söz edilebilmesi için hukuka aykırılığın varlığı şarttır. Genelde, idari işlemleri sakatlayan ağır ve önemli nitelikler, hukuki yanlışlık (hata) ve aykırılıklar, hizmet kusuru olarak nitelendirilebilir. İdari işlemlerin iptalini gerektiren nedenlerle, hizmet kusurunu doğuran nedenler arasında, bir bağlılık ve ayniyet olup olmadığı, yani bir işlemin herhangi bir yönden mevzuata ve hukuk kurallarına aykırı görülerek iptal edilmiş olması halinin, hizmet kusurunun varlığını kabule yeterli olup olmadığı konusunda öğretide bir birlik bulunmadığı görülmektedir. Ancak, bu konudaki baskın görüş, yetki ve yetki unsurlarındaki sakatlıklar (o da belli koşullarla mazur görülebilecek hukuki ve maddi tavsif, takdir hatalarında, iptal edilen kararın sahih ve muteber şekilde tekrar yapılması mümkün veya zaruri olan yada karar araya girmeseydi dahi zararın başka sebepten meydana geleceği hallerde) hariç; her iptal sebebinin idarenin hizmet kusuruna sebebiyet verdiği, dolayısıyla işlemden doğan bu zararı mutlak surette tazmini gerektiğidir.
Gerek AYİM'nin gerekse Danıştay'ın ağır kusur kriterine dayanarak verdiği kararlarda mevcut olmakla beraber; AYİM, iptal kararı ile hukuka aykırılığın ortaya konulması, kanunların ve genel hukuk ilkelerinin açıkça ihlali gibi halleri esasen bu kriter içinde değerlendirmektedir. Bu konudaki iki AYİM kararına işaret etmek gerekirse:
-... Bir işlemin yargı kararı ile ortadan kaldırılması, genellikle hizmetin kötü işlediğini kanıtlar. Her ne kadar Kamu hizmetlerinin kuruluş ve işleyişindeki her düzensizlik mutlaka idarenin sorumluluğunu gerektirmez ise de; iptalle sakatlığı ortaya konulan işlem nedeniyle davacının uğradığı zararın, hizmetten beklenen ihtimam ölçüsünü aşacak derecede özel bir ağırlık taşıyan hizmet kusurundan ileri geldiği anlaşılmaktadır...(AYİM. 3.D.8.11.1978; E. 1978/906, K. 1978/4366) -... kanunların ve genel hukuk ilkelerinin açıkça ihlali gibi haller, idari işlemi sakatlayan ağır ve önemli hukuki hata ve aykırılıklardır... (AYİM.2.D.27.12.1984; E. 984/141, K. 984/264, AYİM Dergisi, s.7, Kitap 2, ss.935-938)
Dava konusunda da davacı hakkında düzenlenen ayırma işleminin mahkememizce iptal edilmesi idarenin hizmet kusurunu ortaya koymaktadır. Gerçekten, duçar olduğu ruhi hastalık nedeniyle askeri sağlık ünitelerince tıbbi kontrol ve tedavi altında bulunan, aynı nedenle uzun süreli istirahatlar verilen davacı hakkındaki sağlık işlemlerinin sonuçlanmasının beklenmesi yerine, disiplinsizlik nedeniyle ayırma işlemine tevessül edilmesi, bu konudaki hizmetin kötü işleyerek, idarenin hizmet kusuru içinde bulunduğunu göstermektedir. Bunun doğal sonucu olarak da, davanın uğradığı manevi zararın davalı idarece tazmini gerekli bulunmaktadır.
Davacının sözkonusu hukuka aykırı ayırma işlemi nedeniyle, 1,5 yıldan fazla bir süre statü dışında kaldığı, bu süre zarfında statüsünün kendisine sağladığı kimlik kartı, silah taşıma yetkisi, askeri sağlık fişi vb. imkanlardan yoksun bulunduğu, sosyal güvenlik imkanlarından yararlanamadığı için tıbbi tedavisinin bir süre akamete uğradığı, statüden çıkarılmasından dolayı silah arkadaşları, çevresi ve ailesi nezdinde düştüğü zor durum nedeniyle bir elem ve üzüntüye maruz kaldığı dolayısıyla bir manevi zararının doğduğu kuşkusuzdur.
Davacının uğradığı bu manevi zararın tazmini yoluna gidilirken, Dairemizin manevi tazminat davalarındaki emsal uygulaması da gözetilmek suretiyle, istemi olan 300.000.000 TL.'ya değil 15.000.000 TL. manevi tazminata hükmedilmiştir.
Davacı, 6.8.1996 tarihli dava dilekçesinde talep ettiği manevi tazminata faiz işletilmesini talep etmeyip, 21.10.1996 tarihli cevaba cevap dilekçesinde hükmedilecek manevi tazminata ayırma işleminin tesis tarihinden itibaren faiz işletilmesini talep etmişse de; davacının söz konusu faiz istemi, Dairemiz iptal kararının davacıya tebliğ tarihinden itibaren 60 günlük süre geçirildikten sonra yapılmış olduğundan, iddianın genişletilmesi yasağı kapsamına girmekle, hükmedilen manevi tazminata faiz işletilmesine hukuken imkan bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle;
Davacının, hukuka aykırılığı Dairemiz kararıyla sabit olan ayırma işlemi nedeniyle duyduğu manevi acıya karşılık olmak üzere, davacıya 15.000.000 TL. (Onbeşmilyon lira) manevi tazminat verilmesine, fazlaya ait isteminin REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy