(926 S. K. m. 65, 85) (2709 S. K. m. 125) (1602 S. K. m. 35, 40)
Davacı 18.12.1996 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde ve davacı vekili 16.06.1997 tarihli cevaba cevap dilekçesinde özetle; amire hakaret suçundan 21.06.1994 tarihinde açığa alındığını, 02.11.1994 tarihinde açığının kaldırıldığını, bilahare söz konusu suçtan beraat ettiğini, 05.03.1996 tarihinde davalı idareye yazılı olarak başvurarak söz konusu yargılama nedeniyle uğradığı zararların giderilmesini talep ettiğini, idarenin 28.03.1996 tarihli yazısı ile talebinin gerekli makama havale edildiği şeklinde cevap verildiğini, 6 ay kadar beklemesine rağmen bir somut cevap alamadığından 25.08.1996 tarihinde dilekçe vererek talebini tekrarladığını, idarenin 10.10.1996 tarihli yazısı ile benzer bir cevap verdiğini, idarenin oyalayıcı cevaplarının kendi haklarının yerine getirilmesini engellediğini, bu cevaplara dayanılarak davada süre aşımının bulunduğundan söz edilemeyeceğini, bir an için sürenin kaçırılmış olduğu düşünülse bile, dava açıldıktan 9 gün sonra idarece 25.12.1996 tarihinde cevap verilmiş ve yeni bir işlem tesis edilmiş olmakla dava açma süresinin yeniden işlemeye başladığını, açığının kaldırıldığı dönemle bugüne kadar üç yılı, özlük hakları talebinin üzerinden 15 ayı geçtiği halde, taleplerinin hiçbirisinin yerine getirilmediğini, söz konusu haksız işlem nedeniyle maddi ve manevi zarara uğradığını belirterek; haksız olarak açıkta kalması nedeniyle 5 ay eksik aldığı maaşlar tutarı olan 85.000.000 TL. ile 30.08.1994 tarihinden geçerli olarak bir üst rütbeye terfi edememekten kaynaklanan 25.000.000 TL. nın (toplam 110.000.000 TL.) maddi tazminat olarak; hak etmediği halde açıkta kalması dolayısıyla askeri camia tarafından suçlu muamelesi görmesinden kaynaklanan elem ve ızdırabın giderilmesi için 85.000.000 TL. ile eşi ve çocuğu dolayısıyla yine kendisine yansıyan aynı haksız psikolojiye maruz kalmasından kaynaklanan elem ve ızdırabın giderilmesi için 25.000.000 TL. nın (toplam 110.000.000 TL.) manevi tazminat olarak yasal faizleriyle birlikte tazminini talep ve dava etmiştir.
Dosyanın incelenmesinde; 30.08.1991 tarihinde Kd.Üçvş. rütbesine terfi eden davacı astsubay hakkında amire hakaret suçunu işlediği belirtilerek dava açılması üzerine davalı Bakanlıkça 21.06.1994 tarihinde açığa alındığı, bu nedenle 30.08.1994 tarihinde Bşçvş. rütbesine yükseltilmediği, bu açığın davalı idarenin 02.11.1994 tarihli işlemi ile kaldırıldığı, yapılan yargılama sonunda 2.Kor. As. Mah.nin 20.03.1996 tarih ve E. 1996 / 295, K.1996 / 116 sayılı kararı ile müsnet suçtan beraat ettiği, davacının 05.03.1996 tarihli dilekçesiyle davalı idareye başvurarak yargılama nedeniyle eksik verilen özlük haklarının ödenmesini talep ettiği, bu başvuruya verilen 28.03.1996 tarihli cevabi işlemle davacının talebinin gerekli makama havale edildiğinin bildirildiği, başvurusuna uzun süre somut bir cevap alamayan davacının 25.08.1996 tarihinde yeniden dilekçe vererek eski istemini yenilediği, davalı idarenin 10.10.1996 tarihli cevabi yazısı ile evvelki gibi bir cevap verildiği, bu son işlemin oyalayıcı bir cevap mahiyetinde olduğunu değerlendiren davacının 16.12.1996 tarihinde AYİMde bu tam yargı davasını açtığı, davanın açılmasından sonra K.K.K.lığının 25.12.1996 tarihli işlemi ile davacının müsnet amire hakaret suçundan beraat etmesinden sonra yapılan değerlendirmede, Kd.Üçvş.rütbesine ilişkin sicilleri ortalamasının sicil tam notunun %60ının altında olması nedeniyle 926 sayılı Kanunun 85 nci maddesi uyarınca beraat kararının kesinleşme tarihinden geçerli olarak Başçavuş rütbesine yükseltilemediği, ancak açıkta geçen sürelerle ilgili mali hakların ödenmesi için resen emekli edildiği (davacı bu arada disiplinsizlik nedeniyle ayırma işlemine tabi tutulmuştur) 4.Mknz. P.Tug.K.lığına müracaat etmesi gerektiğinin bildirildiği, bu cevap üzerine davacının 11.01.1997 tarihli dilekçesiyle 4.Mknz. P.Tug.K.lığına başvurarak, açıkta geçen sürelerle ilgili mali haklarının kendisine ödenmesini ve mahkememize ibraz edilmek üzere bu ödemenin hangi aylara isabet ettiği, hangi oranda ödendiği şeklinde bir belgenin kendisine verilmesini talep ettiği anlaşılmaktadır.
Dava, idari işlemden doğan bir tam yargı davası formunda ikame edilmiş olup; davacı, uğradığını öne sürdüğü maddi - manevi zararlarının başlıca şu iki nedenden doğduğunu ifade etmektedir:
1) Bilahare yapılan yargılama sonucu beraat ettiği amire hakaret suçundan dolayı;
a) Açığa alınması nedeniyle duyduğu manevi acıya karşılık uğradığı manevi zararın tazmini istemi (85.000.000 TL. talep etmektedir),
b) Açığa alınması nedeniyle eşi ve çocuğunun duyduğu manevi acının kendisine yansıyan etkisi nedeniyle uğradığı manevi zararın tazmini istemi (25.000.000 TL. talep etmektedir),
c) 30.08.1994 tarihinde bir üst rütbeye (başçavuşluğa) terfi edememesi nedeniyle uğradığı maddi zararın tazmini istemi (25.000.000 TL. talep etmektedir.)
2) Açığa alınıp bilahare beraat ettiği suç nedeniyle, 21.06.1994 - 02.11.1994 tarihleri arasında açıkta geçen süreler içinde 1/3 oranında eksik ödenen aylıkları toplamı olan 85.000.000 TL. maddi zararının tazmini istemi.
Bu bakımdan, davacının tazminat istemleri de bu sırayla inceleme konusu yapılmıştır.
Davacının ilk başlıkta incelenecek (1 / a, b, c) tazminat isteminin kökeninde, bir yargı organınca tutuklanması ve hakkında soruşturma, akabinde yargılama icra edilmesi yatmakta; açığa alınma işlemi ise doğal olarak isnat edilen suçla doğrudan bağlantılı bulunmaktadır.
Bilindiği üzere, Türk Hukuk sisteminde yargısal kararlarla, bu kararların uygulanmasından doğan, yani yargı fonksiyonunun verdiği zararların tazmini mümkün olmayıp; bu zararlar kamunun zararı olarak değerlendirilir. Yargı yeri ve yargıç, bu faaliyetten dolayı kural olarak sorumlu tutulamaz.
Yargı faaliyetinden devletin sorumlu tutulamayacağı kuralının hukukumuzdaki tek istisnası, 07.05.1964 tarih ve 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan Veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesine Dair Kanun olup, kanunda gösterilen durum ve şartlar dışında tutuklananlar ile kanuna uygun olarak tutuklanıp hakkında kovuşturmaya son verme, beraat veya ceza verilmesine gerek olmadığına dair karar verilenler ve ayrıca mahkûmiyet hükmü olmakla beraber tutukluluk süreleri mahkûmiyet süresinden fazla olanların uğramış oldukları zararlar Devlet tarafından karşılanmaktadır. Bu konudaki davalar Adli yargıda görülmektedir.
Davacının açığa alınması, tutuklanması ve 30.08.1994 tarihinde başçavuş rütbe terfi sırasında olmasına rağmen terfiinin yapılamaması, hep hakkındaki suçlama (amire hakaret) nedeniyle ceza yargılamasına bağlı bulunduğundan, davacının iddia ettiği maddi ve manevi zararları varit olsa bile, bu, koşulların varlığı halinde ancak adli yargı yerinde görülüp sonuçlandırılacak haksız tevkif tazminat davasına konu olabilir. Bunun doğal sonucu olarak da idari eylem ve hele idari işlem olarak düşünülmesi mümkün olmayan ceza yargılaması sebebiyle idarenin tazminat sorumluluğu da söz konusu olmaz. Çünkü Anayasanın 125 nci maddesi idareyi, ancak kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlü kılmıştır. Hal böyle olunca da, davacının ilk başlıkta (1 / a, b, c) incelenen maddi ve manevi tazminat istemlerinin hukuki dayanaktan yoksun olduğu açıkça görülmektedir.
Davacının ikinci başlıkta incelenerek tazminat isteminin ise açıkta geçen beş ay süresince aylıklarından 926 sayılı Kanunun 65 / f-2 maddesi gereğince kesilen 1/3 maaş tutarları toplamının tazmini olduğu açıkça anlaşıldığından ve klasik bir idari işlem olan açık aylıklarından yapılan kesintinin beraat kararı sonrasında davacıya ödenmemesi işleminden doğan maddi zararın bir tam yargı davasıyla tazmininin istenebilmesi idare hukuku ilkelerine uygun bulunduğundan; bu konudaki tazminat isteminin inceleme konusu yapılacağı tabiidir.
Ne var ki, bu konudaki davanın esasına girilmeden önce kamu düzeninden olan ve davanın her aşamasında resen gözetilmesi gereken süre konusunun ele alınması ve davanın süresinde açılıp açılmadığının incelenmesi gerekli bulunmaktadır.
Bu yönde yapılan incelemede; davacının amire hakaret suçundan beraat etmesinden sonra açık aylıklarından yapılan kesintilerin iadesi istemiyle 05.03.1996 tarihinde davalı idareye yazılı başvuruda bulunduğu, 28.03.1996 tarihli idari işlemle dilekçesinin gerekli makama havale edildiğinin bildirildiği, davacının başvurusuna 60 gün içerisinde cevap alamaması üzerine takip eden 60 gün içinde işlemden doğan bu tam yargı davasını açması gerekirken, bu süreyi çok geçirerek 18.12.1996 tarihinde davasını ikame ettiği, böylelikle davanın 1602 sayılı Kanunun 40 ve 35 nci maddelerinde öngörülen süreler dışında açılmış olduğu anlaşılmaktadır.
Davacı cevaba cevap dilekçesinde söz konusu dava açıldıktan sonra idarenin 25.12.1996 gün ve PER:4123 - 604 / 96 sayılı yazıyla cevap verdiğini ve dava açma süresinin yeniden işlemeye başladığını iddia etmişse de yapılan incelemede idarenin cevabının davacının 25.08.1996 tarihli ikinci dilekçesinin 10.10.1996 tarihinde MSB. lığınca Kara Kuvvetleri Komutanlığına gönderilmesi üzerine verilen bir cevap olduğu görülmektedir. Davacının yararlanmak istediği 1602 Sayılı AYİM. K.nun 35.madde idari makamların sükutu başlıklı (b) fıkrasının 2. bent son cümlesindeki Dava açılamayan haller ile davanın altmış günlük süre geçtikten sonra açılması sebebiyle dilekçenin reddi halinde altmış günlük sürenin bitmesinden sonra cevap verilirse, bunun tebliğinden itibaren dava açma süresi yeniden işlemeye başlar hükmü idarece verilen cevabın davacının ilk dilekçesine verilmiş bir cevap olması halinde işleyecek bir kural olması nedeniyle, davanın yukarıda izah edildiği üzere süre geçirildikten sonra açılmış olma vasfını değiştirmemektedir.
Açıklanan nedenlerle;
1- Davacının bilahare yapılan yargılama sonucu beraat ettiği amire hakaret suçundan dolayı gerek açığa alınması nedeniyle kendisinin ve aile bireylerinin duyduğu manevi acıya karşılık olmak üzere talep ettiği manevi ve gerekse 30.08.1994 tarihinde Başçavuş rütbesine terfi edememesi nedeniyle uğradığı maddi zararın tazminine ilişkin davanın inceleme kabiliyeti bulunmadığından REDDİNE,
2- Davacının bilahare beraat ettiği suç nedeniyle açıkta geçirdiği süre zarfında noksan ödenen özlük haklarının maddi tazminat olarak ödenmesine ilişkin davanın SÜRE YÖNÜNDEN REDDİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy