(2709 S. K. m. 125) (Subay Sicil Yönetmeliği m. 4, 26)
Davacı, 20 Şubat 1997 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; Bugüne kadarki meslek hayatında düzenlenen tüm sicil not ve kanaatlerinin çok iyi olduğunu, 1996 yılı 1 nci sicil amirinin bazı sübjektif kanaatlerle kendisine düşük not verdiğini, sicil yönetmeliğine aykırı olan 1996 yılı 1 nci sicil üst not ve kanaatin iptalini dava ve talep etmiştir.
Subay Sicil Yönetmeliğinin sicil üstlerinin görev ve sorumluluğu başlıklı 4 ncü maddesinde sicil üstleri amiri altındakiler hakkında sicil düzenlerken; üstlük ve komutanlığın en önemli olan özel yetkilerinden birini kullanırlar. Sicil üstleri bu görevin önemini gözönünde tutarak, emri altındakiler hakkında sicil düzenlerken, sicil belgelerindeki niteliklere tam bir tarafsızlık, adalet ve vicdani kanaatle not takdir etmelidirler... sicil üstleri düzenledikleri sicillerdeki isabet derecesine göre kendileri hakkında da hüküm verileceğini gözden uzak tutmamalıdırlar... denilmekte; aynı yönetmeliğin 26 nci maddesinin 3 ncü fıkrasında da Üçüncü sicil üstleri, her iki üstün verdiği notları inceler, lüzum gördüklerinde kendisine ait haneye sicil notu yazarlar. Üçüncü sicil üstleri... 1 nci ve 2 nci sicil üstlerinin not toplamları arasında 20 ve daha fazla not farkı bulunan sicillere mutlaka kanaat yazarlar. Üçüncü üst, yaptığı incelemede 1 nci ve 2 nci sicil üstlerinin not toplamları arasında 20 ve daha fazla not farkı görürse, bu farklılığın nedenlerini araştırarak, sicil üstlerinin astlarını kıymetlendirme yeteneği hakkında karar sebebi olur... hükmü yer almaktadır.
Bilindiği üzere sicil; askerlik müessesesinde her türlü yükselme, taltif, üst görevlere liyakat öğrenim, kurs, yurtdışı daimi görev ve özellik isteyen görev yerlerine almada temel kriter ve esas teşkil etmektedir. Bu bakımdan tüm sicil üstlerinin bu maddi ve hukuki gerçeğin bilincinde ve idrakinde olarak, sicil yönetmeliğinin işaret edilen hükümlerine uygun şekilde, maiyetindeki astlarına objektif olarak sicil takdir etmeleri gerekir ve zorunlu bulunmaktadır. Bu kural ve esasların ihlali ve sübjektif değerlendirmeye dayalı sicil düzenlenmesi hali, hukuka aykırılıkla sakatlanacağı gibi, sicil üstlerine tanınan bir yetkinin bu şekilde hukuka aykırı kullanılması aynı zamanda o kişi yönünden bir değerlendirme zaafı teşkil eder ve bu sicil üstünün sicil üstleri de o kişi hakkında bir kanaat edinerek, gereken değerlendirmeyi yapmak ödeviyle karşı karşıya kalırlar. Bunun yanısıra, eğer bu hukuka aykırı yetki kullanımı kin, garez, öç alma, zarar verme vs. saik nedenlere dayalı ise bu takdirde bir salt kişisel kusurun varlığı ve kişisel sorumluluk hali de sözkonusu olacaktır ve bu takdirde de artık bu sicil üstü, Anayasa'nın 125 nci maddesinin son fıkrasının koruma alanından çıkarak, kamu görevlisi (idare ajanı) sıfatını sağladığı Devlete idareye kanalize edilmiş sorumluluk tan yararlanma imkanını yitirerek, doğrudan ve ferden sorumluluk yaptırımı ile karşı karşıya kalacaktır.
Bu hukuki açıklamalar ışığında dava konusuna dönüldüğünde davacının mesleğinin ilk yılları hariç diğer sicil safahatının çok iyi düzeyde olduğu, bu çok iyi düzeyde olan sicillerden 4 tanesinin tam (mükemmel) sicili bulunduğu, 1995 yılında 1 nci sicil amiri tarafından tam puan verilip çok iyi kanaat belirtilmesine rağmen, aynı görevi yapmakta iken aynı sicil amiri tarafından iyi kanaatler yazılmasına ve sicil dönemi içerisinde 2 adet takdir almasına karşın önceki sicilden %15 farklı bir not 1996 yılında verildiği, daha sonraki yıl yine davacının mükemmel sicil aldığı görülmektedir.
Mahkememizin muhtelif kararlarında da belirtildiği üzere, her sicil dönemi bir önceki ve sonrakinden bağımsız olup, çok iyi düzeyde seyreden bir sicilin, haklı ve makul sebepleri belgelenmek koşuluyla, aniden düşmesi yada aksinin olması mümkündür. Yeter ki bu konuda denetim yapacak olan idari yargı organı, özlük ve sicil dosyalarında bu konuda objektif davranıldığını görüp, saptayabilsin. Aksi halde, salt bu konudaki takdir hakkı na sığınılarak, ilgili kişinin tüm istikbaline mal olabilecek bir keyfiliğe yol açılmış olabilecektir ki Hukuk Devleti ilkesinin buna imkan tanıyamayacağı kuşkusuzdur.
Dava konusu 1996 yılı sicili incelendiğinde; bu sicil yılında (hatta tüm meslek yaşamında) davacının herhangi bir disiplin işlemine maruz kalmadığı, yazılı olarak herhangi bir konuda uyarılmadığı emsallerinin arasında temayüz ederek yurt dışı görevine seçilip 3 yıl ülkemizi çok iyi düzeyde temsil ettiği, davacının çok iyi düzeyde seyreden sicilinin bu derece düşünülmesini haklı kılacak hiçbir bilgi ve belge bulunmaksızın salt takdir hakkına dayalı olarak düzenlenen sicilin objektifliğini ortaya koyucu herhangi bir bulgunun bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Davacı ile 1996 yılında 1 nci sicil üstü arasında cereyan eden ihtilaf nedeniyle, bu sicil üstünün yukarıda belirtildiği üzere dayanaksız şekilde verdiği sicilin, tam bir tarafsızlık adalet ve vicdani kanaatle takdir edilmiş objektif bir sicil olarak kabulüne hukuken imkan bulunmadığı kanaatine ulaşılmıştır. 1996 yılı 2 nci sicil amiri de 1 nci sicil amirinin notunun etkisinde kalıp objektif sicil vermediği düşünülmüştür.
Davacı dava dilekçesinde 1996 sicil yılında salt 1 nci sicil üstünce verilen sicilin iptali isteminde bulunmuşsa da; Dairemizce 2 nci sicil üstünce takdir edilen sicilinde iptali yoluna gidilmiştir. İdare hukuku kuramı yönünden sicil, mahiyeti itibariyle bir birleşme işlem olup, iptal davasına konu olabilme bakımından, normalde iptali istenen yılın ortalama sicilinin esas alınması gerekli bulunmaktadır. Ne var ki ayrılabilir işlem kuramını benimseyen ve uygulayan mahkememiz, bu yöndeki talepler üzerine, münferit olarak birinci, ikinci yada üçüncü sicil üstlerince verilen sicillerin ve/veya kanaatlerin gruplar halinde yada ayrı ayrı dava konusu yapılmasını kabul etmektedir. Ancak dava konusunda olduğu gibi, eğer davacı yalnız birinci sicil üstünün düşük not verdiği düşüncesiyle salt bu sicilin iptalini talep etmekte ise ve ikinci sicil üstünce verilen sicil de birinci sicil üstünce düzenlenen gibi sübjektif mahiyette ise Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, ayrılabilir işlemlerin salt iptali ile yetinmemekte ve kamu düzeni açısından bizzat tesbit ettiği bu açık hukuka aykırılığı da çözümlemekte ve iptal kararını o yılki sicilin tamamına (birleşme-işleme) sirayet ettirmektedir. (Bu yöndeki AYİM. Kararları AYİM. 1.D. 26.5.1992; E. 991/ 2185, K. 992/885; AYİM. 1.D. 14.1.1992; E. 991/1582, K. 992/208, AYİM. Drl.Krl. 17.11.1996 E;1996/40, K;1996/74) Bu davada da aynı yerleşik uygulamayı benimseyen dairemiz, 1996 yılı 2 nci sicil amirinin düzenlendiği düşük sicili, 1 nci sicil üstünden etkilenmek suretiyle ve somut sebep ve gerekçeleri ortaya konulmaksızın verilmiş ve objektif olarak nitelendirilmeyecek bir sicil olarak değerlendirildiğinden, bu sicilin de iptali yoluna gidilmiştir.
Açıklanan nedenlerle,
1) Davacının 1996 yılı 1 nci ve 2 nci sicil amirlerince verilen sicil notlarının İPTALİNE.
2) Davacı hakkında 1996 yılında olumsuz kanaat yazılmadığı anlaşıldığından yasal dayanaktan yoksun davanın bu kısmının REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy