(926 S. K. m. 94) (1602 S. K. m. 34, 35) (765 S. K. m. 47) (Astsubay Sicil Yönetmeliği m. 53, 54)
Davacı vekili 3 Şubat 1997 tarihinde AYİM kayıtlarına geçen dava dilekçesinde özetle; davalı idarece tesis olunan disiplin yoluyla emekli edilme işleminin davacıya 1.10.1996 tarihinde tebliğ olunduğu 1602 Sayılı Kanunun 34 ve 35 nci maddeleri uyarınca yaptığı başvuruya davalı idarece hiçbir yanıt verilmediği, başvurudan sonra 60 gün beklenip takiben yeniden başlayan dava açma süresi içerisinde bu davanın 3 Şubat 1997 tarihinde açıldığını, 30.8.1990 tarihinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığında Deniz Torpido Astsubayı olmak üzere TSK. lerine katılıp, öğrenim sonucu 30.8.1994 tarihinde Dz. Torpido Astsb.Kd.Çvş. olarak göreve katılan müvekkilinin, görevinde başarılı olmak için üstün gayretler sarf etmesine rağmen, her davranışını suç merceğinden geçiren bir komutanla çalışmak durumunda kaldığından hiçbir anlayış ve tolerans gösterilmeden yasaların ağır yaptırımları uygulanıp M.S.B.lığının 28.08.1996 tarih ve 1996 Astsb. 31 - 190 sayılı onay emri ile TSK. lerinden emekli edildiğini, 1.10.1996 tarihinde bu kararı tebliğ eden müvekkilinin TSK. lerinden ilişiğinin kesildiğini, müvekkilinin menfi sicil yoluyla emekli edilmiş ise bunun yasalara aykırı bulunduğunu, bu nedenle haksız işlem sonucu emekliye sevk edilen müvekkiline 800.000.000 TL. maddi 200.000.000 TL. manevi ve Toplam 1.000.000.000 TL. tazminatını 01.10.1996 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Dosyadan, davacı vekilinin dilekçesinde özetle; davacı ................ın 30.08.1990 tarihinde Torpido Astsubayı olarak Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde göreve başladığını, lakin kendisinden hoşlanmayan bir Komutanla çalışmak zorunda bırakıldığından devamlı cezalandırıldığını ve çalışma şevkinin kırıldığını ve netice olara da başlatılan ayırma işlemi neticesi 01.10.1996 tarihinde sicilen TSK.den çıkarıldığını belirterek ve işlemin haksız bir uygulama olduğunu iddia ederek 800.000.000 TL. maddi ve 200.000.000 TL. manevi tazminat istemli işbu tam yargı davasını AYİMde açtığı görülmektedir.
Öncelikle belirlenmesi gereken olgu, söz konusu, TSK.den resen ayırma işlemine karşı iptal davası açılmaksızın tam yargı davası açılıp açılamayacağı sorunudur.
Bilindiği üzere idari yargıda iptal davalarının yanında tam yargı davalarının da bulunduğu; ilgililerin haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla doğrudan doğruya tam yargı davası açabilecekleri gibi iptal ve tam yargı davalarını birlikte de açabilecekleri veya ilk önce iptal davası açıp davanın karara bağlanması üzerine tam yargı davası açma imkanına sahip bulundukları 521 ve 1602 sayılı kanunlarda gösterilmiştir. İlgili kişi iptal davası açmadan doğrudan doğruya tam yargı davası açma yolunu seçtiği takdirde idari yargı organının idari işlemi sanki bir iptal davasını incelermişçesine hukuki uygunluk denetimine tabi tutacağı, işlemin hukuka aykırı olduğu sonucuna varacak olur ise işlemden doğan zararların giderilmesi için tazminata hükmedeceği, doğrudan doğruya tam yargı davası açabilmesinin tabii bir sonucu ve uygulanmakta olan bir hukuki durumdur.
Açıklanan nedenlerle, davacıya ait özlük ve sicil dosyaları celp olunarak incelenmiş olup buna göre, 1990 yılında Astsubay Çvş. rütbesiyle Türk Silahlı Kuvvetlerinde göreve başlayan davacının Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayrılması işleminin de 09.05.1996 tarihinde sıralı sicil amirlerince düzenlenen Türk Silahlı Kuvvetlerinde Kalması Uygun Değildir sicilinin düzenlenmesi ile başlatıldığı ve Astsubay Sicil Yönetmeliğinin 54 ncü madde (a) fıkrasına göre düzenlenen ve yürütülen işlemin 28.08.1996 tarihinde kesinleştirilerek, 926 Sayılı Kanunun 94 ve Astsubay Sicil Yönetmeliğinin 53 ncü madde (a) ve (b) fıkralarına istinaden 14.10.1996 tarihinde Silahlı Kuvvetlerden ilişiğinin kesildiği anlaşılmaktadır. Astsubay Sicil Yönetmeliğinin 53 ve 54 ncü maddeleri birlikte mütalaa edildiğinde; ayırma işleminin sıralı sicil üstlerince başlatılması halinde ilgilinin son rütbeye ait durumu değerlendirmeye tabi tutulacağından, ayırma işlemi sırasında Astsb. Kd.Üçvş. rütbesinde olan davacının bu rütbeye terfi ettiği 30.08.1994 tarihinden Silahlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir sicilinin düzenlendiği 09.05.1996 tarihine kadar durumu değerlendirildiğinde disiplin amirlerinden değişik disiplin suçları nedeniyle 6 defa uyarı ve disiplin cezası aldığı, firar suçu nedeniyle ise Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 08.11.1994 tarih ve 1994 / 136 - 240 Esas ve karar sayılı kararında görüleceği üzere 3 ay 15 gün hapis cezası ve ayrıca Ticaretle iştigal suçundan da Gn.Dz.Sh.K.lığı Askeri Mahkemesinin 02.11.1995 tarih ve 1995 / 756, 1995 / 504 Esas ve Karar sayılı kararıyla 1 ay 20 gün hapis cezası verildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca davacının 1995 yılı sicilinin menfiye yakın 1996 yılı sicilinin de menfi olduğu açık bir biçimde müşahede edilmektedir.
Böylece davacının izah edilen ceza ve sicil durumlarına rağmen tutum ve davranışlarını düzenleyememesi üzerine davalı idarece 926 Sayılı Kanunun 94 / b ve Astsubay Sicil Yönetmeliğinin 53 (a) ve (b) ve 54 ncü maddeleri uyarınca tesis edilen disiplinsizlik nedeniyle ayırma işleminde hukuka ve ilgili yasal düzenlemelere aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna varılmış bulunmaktadır.
Yukarıda izah edildiği üzere davacı hakkında yapılan değerlendirmede hakkında tesis olunan işlemde kanuna ve yönetmeliğe aykırı bir yön bulunmadığı, böylece davacının TSK. den çıkarılma işleminde hukuka aykırılık görülmemiş olduğundan, idare açısından bir tazmin yükümlülüğünün söz konusu olamayacağı sonucuna ulaşılmış bulunmaktadır.
Davacı vekili 20.01.1998 tarihinde yapılan duruşma sırasında heyete sunduğu üç sayfalık dilekçesinde TCK. nun 47 nci maddesinden istifade edeceğine ilişkin ceza yargılaması aşamasında hakkında sıhhi kurul raporu düzenlendiğini iddia etmiştir.
Davacının Askeri Ceza Kanununa temas eden iki suçtan dolayı mahkum olduğu, ancak bir suçunun yargılaması sırasında TCK. nun 47 nci maddesinden yararlanacağını kabul etsek bile, ikinci suçundan dolayı yargılama sırasında TCK. nun 47 nci maddesinden yararlanacağına ilişkin rapor mevcut olmadığı gibi, ayrıca davacıda saptanan rahatsızlığın sağlık yönünden emekli edilmesini gerektirir nitelikte bir ruh rahatsızlığı olmadığı da kuşkusuzdur. Bu nedenle davacının sağlık yönünden emekli edilmesi mümkün olmadığından davacı vekilinin davacının sağlık nedenleriyle emekli edilmesi gerektiğine ilişkin iddiasına katılmak mümkün olmamıştır.
Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere disiplinsizlik yoluyla Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiğin kesilmesi doğrultusunda tesis olunan işlemden dolayı açılan 800.000.000 TL. maddi ve 200.000.000 TL. manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemli dava hukuka ve mevzuata uygun bulunmadığından yasal dayanaktan yoksun DAVANIN REDDİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy