(1602 S. K. m. 35, 44, 45, 48)
Davacı vekili, 22.1.1997 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin babası müteveffa Top. Yb. Abdülkadir Atlığ'ın 7.9.1938 tarihinde isteği üzerine emekli olduğunu, akabinde 19.12.1940 - 18.6.1943 ve 7.8.44 - 25.3.1947 tarihleri arasında iki kez seferberlik hizmeti için yeniden silah altına alınıp görev ifa ettiğini, 1949 yılında da vefat ettiğini, toplam fiili hizmet süresinin ise 58 sene 3 ay 14 gün olduğunu, o tarihlerdeki terfi sürelerinin günümüzdeki rütbe bekleme sürelerine oranla çok daha fazla uzun olması nedeniyle, müteveffanın bugünün koşullarında kıdemli albay rütbesine tekabül eden bir hizmet süresinin mevcut bulunduğunu, dolayısıyla müvekkilinin babasının yarbay olan nasbinin kıdemli albay olarak düzeltilmesi gerektiğini, bu amaçla KKK.lığına yapılan başvurulara herhangi bir cevap alınamadığını belirterek; aksi yönde tesis edilen zımni red kararının iptalini ve müvekkilinin babasının kıdemli albaylığa terfi ettirilip, buna dayalı olarak müvekkilinin emekli aylıklarının bu rütbe üzerinden ödenmesi ve makam tazminatı verilmesinin hüküm altına alınmasını talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili dava dilekçesinde duruşma isteminde bulunmuş ve 1602 sayılı AYİM Kanununun 48 nci maddesinde taraflardan birinin isteği üzerine duruşma yapılacağı öngörülmüş ise de; davanın, dava açma süresinin geçirilmesinden sonra açıldığının belirlenmesi halinde duruşma yapılması zorunluluğu bulunmamaktadır. Kurulumuz bu kabulünü 1602 sayılı Kanunun 44 ve 45 nci maddelerine dayandırmaktadır. Çünkü dava dilekçesi İİK inceleme aşamasında Genel Sekreterlikçe süre yönünden incelemeye tabi tutulmakta, davanın süresi geçirildikten sonra açıldığı kanısına varılırsa, ilgili Daireden veya daireler Kurulundan bu konuda bir karar verilmesi istenilmekte, ilgili kurul da aynı görüşe ulaşırsa Kanunun 45/A maddesi uyarınca, davacı duruşma istemiş olsa bile, duruşma yapılmadan davanın süre yönünden reddine karar verilmektedir. Genel Sekreterliğin başlangıçta böyle bir talepte bulunmaması ve dava dilekçesinin tebliğe çıkarılması, sonucu değiştirecek bir durum değildir. Başlangıçta gözden kaçmış olan süre yönünden inceleme, davanın esasına geçilmeden önce kuşkusuz yapılacak davanın süresinde açılıp açılmadığı incelenecektir. Kaldı ki dava açma süresi idari yargıda hak düşürücü nitelikte olduğundan, davanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden gözönünde tutulacak bir hukuki durumdur.
Bu nedenlerle, aşağıda açıklanan nedenlerle, davanın süresi geçirildikten sonra açıldığını uyuşmazlığın esasını incelemeye geçmeden önce belirleyen kurulumuz, 1602 sayılı Kanunun 44 ve 45/A maddelerini de gözönünde tutarak, duruşma yapmadan dava dilekçesini süreden reddetmesinin, yasa koyucunun amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olduğu sonucuna ulaşmış ve duruşma yapılmamasını kararlaştırarak hükme gitmiştir.
Davacının babası müteveffa Tob.Yb.Abdülkadir Atlığ'ın Başsavcılıkça getirilen özlük dosyasının incelenmesinde; müteveffanın kızı olan davacının 11.7.1996 tarihli dilekçesiyle KKK.lığı Personel Daire Başkanlığına başvurarak, dava konusu istemlerinin belirttiği, davalı idarece bu başvuruya herhangi bir cevap verilmediği, davacının 18.11.1996 tarihli ikinci dilekçesiyle yeniden KKK. Pers. D.Bşk.lığına başvurduğu ve aynı istemlerini tekrarladığı, bu dilekçeye de idarece herhangi bir cevap verilmediği, davacının vekili marifetiyle sözkonusu zimmî red kararının iptali için 22.1.1997 tarihinde AYİM'de bu davayı açtığı görülmektedir.
Davacının 11.7.1996 tarihli başvurusu, 1602 sayılı Kanunun 35/b maddesi uyarınca yapılmış bir talep mahiyetinde olduğundan; davacının 60 günlük bekleme süresinin akabinde 60 günlük dava açma süresi içerisinde AYİM'de bu davasını ikame etmek zorunluluğunda olduğu açıktır. Oysa davacı bu süreleri geçirdikten sonra 18.11.1996 tarihinde yeniden davalı idareye başvurmuş, bu başvurusunu da cevap alamaması üzerine bu kez 22.1.1997 tarihinde AYİM'de dava açma yolunu tercih etmiştir. Davacının 18.11.1996 tarihli ikinci başvurusunu esas alarak bu davanın açıldığı iddiasının da bu maddi gerçeği değiştirici mahiyeti bulunmamakta, 11.7.1996 tarihli ilk başvuru sonrasında geçirilen 60+60 günlük sürelerin 18.11.1996 tarihli ikinci başvuru üzerine ihyası hukuken mümkün bulunmamaktadır.
Öte yandan, 1602 sayılı Kanunun 35/b maddesinde belirtilen ...davanın altmış günlük süre geçtikten sonra açılması sebebiyle dilekçenin reddi halinde, altmış günlük süresinin bitmesinden sonra cevap verilirse, bunun tebliğinden itibaren dava açma süresi yeniden işlemeye başlar... şeklindeki açık hüküm karşısında: davanın süreden reddi değil, dava dilekçesinin süreden reddi yoluna gidilmiş böylelikle idarece bu kararımızdan sonra dahi cevap verilmesi halinde, sükût eden dava süresinin yeniden işlemeye başlayacağı hususunun hatırlatılmasında yarar görülmüştür.
Açıklanan nedenlerle; davacının 11.7.1996 tarihli ilk başvurusu üzerine cevap verilmemesi üzerine 60 günlük bekleme süresinin hitamından başlayan 60 gün içinde davasını açması gerekirken, bu süreleri fazlasıyla geçirerek 22.1.1997 tarihinde mahkememizde dava açtığı anlaşılmakla: 1602 sayılı Kanunun 35/b maddesi uyarınca dava dilekçesinin süre nedeniyle REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy