(1602 S. K. m. 42)
Davacı vekilleri, 31 Mart 1997 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkilleri Azmi Cem ORÇUN'un, Genelkurmay Başkanlığının 9 Aralık 1996 gün ve PER.: 4031-683-96/Per.D.Gen.Amiral 2 (1134921) sayılı atama emri ile Lahey Askeri Ataşeliğine Askeri Ataşe olarak atandığını ve atama emrinin kendisine tebliğ edildiğini, atama emrine göre müvekkilinin görev süresi 2 yıl olup, göreve 30 Ağustos 1997 tarihinde başlayacağı ve gerekli devir teslim işlerini yapabilmesi için en geç 20 Ağustos 1997 günü atandığı görev yerinde bulunacak şekilde hareket edeceğinin bildirildiğini, Yurtdışı Sürekli Görevler Yönergesi uyarınca.yurt dışı sürekli görevlere seçilen personele, gerekli ortak bilgilerin kazandırılması ve atandırılan kadro yerleri ve atama yapılan ülkeler hakkında yeterli bilgi verilmesi için oryantasyon kurslarının açıldığını, yurt dışı sürekli göreve seçilen ve atama emri kendisine tebliğ edilen müvekkillerine, yukarıda sözü edilen kursun başlamasından önce Deniz Kuvvetleri komutanlığının 27 Şubat 1997 gün ve PER.:4031-234-97/Sb.Atm.ve Kd.Ş. (Atm.İşl.) sayılı emrinin tebliğ edildiğini ve bu emirde yurt dışı sürekli görev atamasının iptal edildiğinin belirtildiğini, müvekkillerinin yurt dışı sürekli göreve atandığı 9 Aralık 1996 günü ile atamasının iptal edildiği belirtilen 27 Şubat 1997 günü arasında daha önceden belirlenen niteliklerinde herhangi bir değişiklik olmadığını, atamanın iptalini gerektiren herhangi bir durumun ortaya çıkmadığını, Silahlı Kuvvetler personelinin yurt dışı sürekli görevlere seçimi, atanması, atanmadan sonra yapılacak işlemlerin Genelkurmay Başkanlığınca yayınlanan (MY 52-1) sayılı Yurtdışı Sürekli Görevler Yönergesinde gösterildiğini, Yönergenin ikinci bölümünde, yurt dışı sürekli göreve gönderilecek personelde aranacak niteliklerin; a. Temsil Yeteneği, b. Ahlaki Sağlamlık, c. Mesleki Bilgi ve Yeterlilik, d. Dil Bilgisi, olarak sıralandığını, müvekkillerinin bu niteliklerin tümünü taşıdığını, yapılan çok titiz bir inceleme ve değerlendirme sonucu, Yönergede öngörülen nitelikleri taşıdığı belirlendiği için Lahey Askeri Ataşeliğine seçildiğini ve daha sonra da aynı göreve atandığını, nitekim müvekkillerinin aralarında Deniz Kuvvetleri Komutanı ve Harp Filosu Komutanı tarafından verilenler de dahil olmak üzere almış olduğu pek çok takdirnamesinin bulunduğunu, ayrıca müvekkillerinin meslek kurslarının tamamına yakın bir bölümünü ve İngilizce dil kursunu gördüğünü, değişik sicil üstlerinden aldığı sicillerinin tam not ve tam nota çok yakın olduğunu, müvekkillerinin Lahey Askeri Ataşeliğine atandığı tarihten, atanmasının iptal edildiği güne kadar niteliklerinde herhangi bir değişiklik de olmadığını, müvekkillerinin komutanı olduğu TCG. Yavuz (F-240), 13 Ağustos 1996 tarihinde İstanköy Adası yakınlarından yanlış mevki koyma sonucu Yunan karasularına girerek topuk atladığını, bu nedenle müvekkillerine 6 Eylül 1996 günü yazılı uyarı yapılmışsa da, bunun yurt dışı göreve atanmasının iptali nedeni olmasının mümkün olmadığını, çünkü bu olayın 13 Ağustos 1996 günü meydana geldiğini, yazılı uyarının 6 Eylül 1996 günü yapıldığını, bu gelişmeler bilindiği halde, müvekkillerinin 9 Aralık 1996 günü atamasının yapıldığını ve atama emrinin 24 Aralık 1996 günlü yazı ile kendisine tebliğ edildiğini, idarenin daha önce tesis ettiği idari işlemi, hukuka uygun geçerli nedenlerin varlığı halinde her zaman geri alabileceğinin idare hukukunun bilinen kurallarından olduğunu, ancak yukarıda değinildiği gibi müvekkillerinin atanma işleminin iptalini gerektiren geçerli bir nedenin bulunmadığını, bu nedenle atamanın iptali işleminin sebep unsuru yönünden hukuka aykırı olduğunu, müvekkillerinin görgü kurallarına uyumu, terbiye, nezaket ve alçak gönüllülüğü, fizik yapısı, arkadaş edinme ve geçinme yeteneği, temizlik ve giyimine özeti, genel kültürü, tutum ve davranışlarındaki olgunluğunun kusursuz ve ülkeyi yurt dışında üst düzeyde temsile yeterli olduğunu, müvekkillerinin Silahlı Kuvvetlerdeki hizmeti boyunca emsali arasında temayüz etmiş ve yüksek siciller aldığını, nitelik belgesine olumlu kanaatler ve yüksek notlar yazıldığını, ahlaki sağlamlığının tam olduğunu, Hava Lisan Okulundaki dil kursunu gördüğünü, yurt dışındaki hizmet kadrosunun gerektirdiği yabancı dil baraj notunu aştığını, dil bilgisi sorununun olmadığını, mesleki bilgi ve yeterlilikle ilgili olarak Yönergede yapılan açıklamada, Dış görevlerin selameti ve ülkenin yararları bakımından, özellikle gideceği yere ve vazifeye uygun şahısların aday gösterilmesinde azami titizlik gösterilir. denildiğini, müvekkillerinin atama işlemi 13 Ağustos 1996 günlü kazaya bağlı olarak iptal edilmiş ise, işlemin konu yönünden sakat olduğunu, çünkü sözkonusu kaza müvekkillerinin atandığı dış görevli ülkenin yararlarına uygun biçimde yürütmesini ve görevin selametini engelleyen bir olgu olarak değerlendirilemeyeceğini, müvekkillerinin Lahey Askeri Ataşeliği görevini, ülkenin üstün yararlarına uygun biçimde yürütecek mesleki bilgi birikimine ve yeterliliğe sahip bulunduğunu, öte yandan başarılı bir kurmay subay olan müvekkillerinin, dış görev atamasının iptal edilmesinin kamu yararına ve hizmet gereklerine uygun olduğunun da söylenemeyeceğini, müvekkillerinin kazada kusurlu bulunduğu kabul edilse bile, böyle bir kusur nedeniyle, hakkında uygulanacak yaptırımın bu denli ağır olmaması gerektiğini, işlemin bu hali ile amaç unsuru bakımından da idare hukuku ilkelerine aykırı olduğu iddia ve belirlemeleriyle tesis edilen işlemin iptalini talep ve dava etmiştir.
Dava dosyası ve gönderilen Gizli gizlilik dereceli belgelerin incelenmesi sonucu;
Davacı 16.1.1996 tarihinde Yavuz Firkateyni Komutanlığına atanmıştır.
9.4.1996 tarihinde yurt dışı sürekli görevlere aday personel seçiminde, 30.8.1997 tarihinde göreve başlamak üzere Lahey Askeri Ataşeliği Askeri Ataşe kadrosuna aday seçilmiştir. 13.8.1996 günü Gölcük'ten Aksaz'a intikal; sırasında, komutanı olduğu Yavuz gemisinin İstanköy adası Kumburnu mevkiinde Yunan karasularında uygun deniz ve hava koşullarına rağmen topuk atlamasına (karaya oturmasına) sebebiyet vermiştir. 17.8.1996 tarihinde tamamlanan idari soruşturma sonucu kusurlu görülmüş, 23.8.1996 tarihinde Gemi komutanlığından alınmış ve tanzim edilen ayrılış sicilinde bazı sicil amirleri ve Kuvvet komutanı tarafından hakkında olumsuz kanaatleri içeren sicil düzenlenmiştir.
Bu olay nedeniyle davacıya 6.9.1996 tarihinde uyarı yazısı yazılmıştır.
Davacının daha önce 9.4.1996 tarihinde Askeri Ataşe kadrosuna aday seçilmiş olması nedeniyle sürdürülen işlemler sonucu, Genelkurmay Başkanlığınca 9.12.1996 tarihinde Gölcük'teki görevinden; 30.8.1987 tarihinde göreve başlamak üzere Lahey Askeri Ataşeliğine ataması yapılmıştır.
Atama işleminden 10 gün sonra 19.12.1996 tarihinde, Topuk Atlama olayı ile ilgili olarak Deniz Kuvvetleri Komutanlığınca Kaza Tetkik Kurulu Raporunun sonuçlanması ve davacının kusurlu görüldüğünün nihai aşamasından sonra, Deniz Kuvvetleri Komutanlığının 12.2.1997 tarihli, Genelkurmay Başkanlığına yazdığı davacının atamasının iptal edilmesi yolundaki teklif yazısı üzerine, Genelkurmay Başkanlığınca 27.12.1997 tarihinde atanma işlemi iptal edilmiştir. Bu işlem davacıya 16.3.1997 tarihinde tebliğ edilmiştir. 31.03.1997 tarihinde vekil vasıtasıyla anılan işlemin iptali için mahkememizde dava açılmıştır.
Konuya ilişkin mevzuatın incelenmesinde;
Yurtdışı Sürekli Görevler Yönergesinin (MY-52-1) II.B bölümünde yurt dışı sürekli görevlere seçilecek ve atanacak personelde olması gerekli nitelikler özetle şu şekilde belirtilmiştir.
1. 1. Temsil yeteneği,
2. 2. Ahlaki sağlamlık.
3. 3. Mesleki bilgi ve yeterlilik,
4. 4. Yabancı dil bilgisi;
Topuk atlama olayına kadar davacıda tüm bu niteliklerin olduğu konusunda taraflar arasında herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Nitekim davacının;
a. 9.4.1996 tarihinde Askeri Ataşe kadrosuna aday seçilmesi;
b. 9.12.1996 tarihinde bu kadroya atamasının gerçekleştirilmesi;
Bu hususun tartışmasız gösterge ve kanıtıdır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 13.8.1996 tarihindeki topuk atlama olayından sonra doğmuştur. İdare, bu olguyu neden ve gerekçe göstererek atama işlemini geri almıştır. Vekil ise; yurt dışına atanacak olan personelde aranan niteliklerin müvekkilinde bu topuk atlama hadisesinden önce mevcut olduğunu, aday kadroya seçilmiş olması ve idarenin de bu tarihe kadar bu niteliklerin mevcut olduğu konusunda herhangi bir itirazı olmaması karşısında, bu topuk atlama olayından sonraki safhanın değerlendirilmesi gerektiğini, bu konuda da;
1. 1. Müvekkilende yurt dışı sürekli görev için tüm niteliklerin bulunduğunu;
2. 2. Topuk atlama hadisesinin, atama işleminin geri alınmasına neden ve konu teşkil edemiyeceğini;
3. 3. Topuk atlama hadisesi nedeniyle atama işleminin geri alınmasının hukuki ve mantıki izahının yapılmasının dahi mümkün olmadığını, zira bu hadise idarece bilinmesine rağmen, idarece atamanın gerçekleştirildiğini, topuk atlama hadisesinin 13.8.1996 tarihinde meydana gelmiş olmasına karşın; atamanın 5 ay sonra 9.12.1996 tarihinde gerçekleştirilmiş olmasının bu iddiasına mesnet teşkil ettiğini;
4. 4. İşlemin hukuki dayanağının bulunmadığını;
5. 5. Topuk atlama olayı nedeniyle müvekkiline verilen 6.9.1996 tarihli uyarı cezasının da, işlemin tesisine yeterli bir neden teşkil edemeyeceğini;
6. 6. Eğer müvekkili temsil niteliğini yitirmiş ise; bu olaydan sonra bir yurt dışı toplantısına nasıl gönderildiğini;
7. Yurt dışı sürekli görevlere atanmış olanların tekrar yurda geri çekilmesinin, müvekkilinin durumuna örnekseme olamayacağını; niteliklerin değişmesi ve yetirilmesi sonucunu da doğuracağının kaçınılmaz bir istidal ve mantıki bir çıkarım olduğu;
k. Yurt dışındaki sürekli görevdeki personelin geri döndürülmesinin, olayın somutuna elbette ki örnekseme olmayacağı; savunmada kastedilenin yurt dışına sürekli göreve gönderilmiş olanın niteliklerini yitirme halinde geri çekilmesi hak ve yetkisine sahip olan idarenin, niteliklerini yitirmiş olan personeli evveliyetle yurt dışına göndermeme hak ve yetkisine sahip olacağı hususu olduğu; esasen bu konunun yukarıda mevzuat hükümleri verilir iken idarenin belirttiği maddelere ilave olarak zikrettiğimiz maddeler karşısında hiçbir tereddütlü yönünün kalmadığı;
l. Atama işleminin geri alınmasının Deniz Kuvvetleri Komutanlığının teklifi üzerine, atamayı gerçekleştirmiş bulunan Genelkurmay Başkanlığınca yapılmış olması dolayısıyla, konunun idarenin bütünlüğü ilkesi ile hiçbir ilgisinin olmaması; velakin kendisinin dahi böyle bir iddiayı ileri sürmemesine karşın, müvekkilin duruşma sırasında savunma sadedinde dile getirmesi;
m. Yurt dışı sürekli görev ile bir yurt dışı toplantıya katılmayı temsil yönünden özdeş ve koşut saymanın asla mümkün olamayacağı, farklı özellik ve niteliklerin oluşumundan kaynaklanan böylesine birbirine benzeştirilmesi bir zorlamadan ibaret iki konum ve yapıyı örneksemenin, bizahi kendisinin heterodox bir düşünce olması;
n. Vekilin savunmaya yönelik olarak ileri sürdüğü rutin; kamu beklentisinin atamada etmen olduğu şeklindeki savunmada ileri sürülen görüşlerin idare hukuku ilkeleri ile bağdaşmayacağı savı tamamen haklı ve yerinde ise de; savunmanın bütünlüğünü bozan ve konunun özüne etkili bir husus olmaması nedeniyle, açıklanmasına gidilmesi ve cevaplandırılmaya gerek bir mevzu olarak ele alınmasına lüzum görülmemesi;
o. Davacının yurt dışı sürekli görev kadrolarına aday seçiminin 9.4.1996 tarihinde yapılmış olması; topuk atlama hadisesinin 13.8.1996 tarihinde meydana gelmesi; atamasının 9.12.1996 tarihinde gerçekleştirilmiş olması; atamadan 10 gün sonra 19.12.1996 tarihinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde Kaza Tetkik Kurulu Raporunun kesinleşme ve sonuçlandırılmasından sonra, iki ay gibi kısa bir sürede Deniz Kuvvetleri Komutanının 12.2.1997 tarihli teklifinden 15 gün sonra 27.2.1997 tarihinde atama işleminin geri alınmış olduğu şeklinde gözardı edilmek istenen maddi gerçeklerinin değerlendirilmesi sonucu; idari istikrar ve güven ilkesinin nasıl ve ne şekilde çiğnenmiş olduğunun hiçbir maddi kanıt ve hukuki gerçeklik ve geçerliliğin bulunmaması; gibi hususların topluca değerlendirilmesi sonucu, yurt dışı sürekli görevlere atanacak personelde aranan niteliklerin bir kısmını, temsil yeteneği ve mesleki bilgi ve yeterlilik vasfını yitirmiş bulunan davacının yürürlükteki mevzuata uygun olarak atama işleminin geri alınmasında hukuka aykırı hiçbir yönü bulunmamaktadır.
Sonuç olarak; yasal dayanaktan yoksun bulunan davanın REDDİNE, 1602 sayılı Kanunun 71
1. Davacının komutanı olduğu geminin yaptığı kaza nedeniyle onun mesleki kariyerinde ve müstakbel görev ve yükselme durumunda bunun bir etkisinin olması ihtimali düşünülebilirse de; sözkonusu olayla tefrik edildiği yurtdışı daimi görev arasında uygun bir illiyet bağı sözkonusu olamaz. Bu, bir olay nedeniyle bir kişi hakkında sürekli ve birden fazla sonuçlar çıkarılmasından öte bir anlam taşımaz. Davacının kaza sonrası, Dz.K.K.ca kişiye özel bir yazı ile uyarıldığı, gemi komutanlığından alınarak kara görevine atandığı, siciline menfi kanaat belirtildiği maddi bir vakıadır. Tüm bu işlemler sonuçlandıktan sonra, aynı olaydan dolayı yeniden ve mükerreren tecziyesi anlamına da gelebilecek olan yurtdışı atamasının iptali işlemi, bu yönü itibariyle tipik bir yetki saptırması teşkil etmektedir.
Şüphesiz, gemi komutanı, komutası altındaki geminin yaptığı ya da yapamadığı her şeyden sorumludur. Ne var ki, bu sorumluluk dava konusunda olduğu gibi, birbiri ardına teselsül eden pek çok ihmali davranışın bir sonucu
ise; bu olay nedeniyle yapılması gereken idari işlemler dışında (davacının gemi komutanlığından alınması, Dz.K.K.ca kişiye özel bir yazı ile uyarılması) artık, onun tüm mesleki beklentisi ve safahatını etkileyebilecek ve esasen gerekli bulunmayan işlemlerin idarece tesis edilmemesi gerekir. Çünkü bu durumda artık kamu yararı çizgisinden uzaklaşılmış ve sübjektif sebeplerin egemen olduğu bir amaca yönelinmiş demektir. Dolayısıyla, tesis edilen işlem bu yönü itibariyle hukuka aykırıdır.
2. Sözkonusu kaza nedeniyle davacının yurtdışı daimi göreve tefrik edilecek bir subayda aranacak Temsil Yeteneği ve Mesleki Bilgi ve Yeterlilik niteliklerini kaybetmiş olduğu görüşüne de itibar etmek mümkün değildir.
Yurtdışı Sürekli Görevler Yönergesi'nin 13/e maddesinde, yurtdışı daimi göreve seçim işlemi tamamlandıktan sonra zorunlu nedenlerle bu atamanın iptal edilebileceği ifade edilmekte; ancak bu zorunlu nedenlerin ne olduğu konusunda herhangi bir açıklamaya yer verilmemektedir. Bu durumda, idarenin bu konuda bir takdir hakkına sahip olduğu anlaşılmaktadır. Kuşkusuz, bu takdir yetkisinin kamu yararına, objektif, genel ve eşitlik ilkesini ihlal etmeyecek şekilde kullanılması hukuki bir zorunluluktur.
Anılan yönergenin 6/a maddesinde Temsil yeteneği; şahsın ve ailesinin görgü kurallarına vukufiyeti, terbiye, nezaket ve tevazuu, fiziki yapısı, muhite intibak, arkadaş edinme ve geçinme kabiliyeti, temizlik ve giyimine itina derecesi, genel kültür düzeyleri, tutum ve davranışlarındaki olgunluk ölçülerine göre belirlenir. Kendisi ve ailesinin, ahlaki nitelikleri bakımından ülkeyi yurt dışında üstün bir düzeyde temsile yeterli olması aranır. denilmektedir.
Davacının, yönergede tanımlanan sözkonusu özelliklerden herhangi birisini kaybettiğine ilişkin dosyada hiçbir bilgi ve belge olmadığı gibi; meydana gelen gemi kazasının da böyle bir sonuca yol açmasına hukuken imkan yoktur.
Yine aynı yönergenin 6/c maddesi Mesleki Bilgi ve Yeterlilik niteliğini tanımlamakta ve Dış görevlerin selameti ve ülkenin yararları bakımından, özellikle gideceği yere ve vazifeye uygun şahısların aday gösterilmesinde azami titizlik gösterilir. denilmektedir.
Davacının dış görev seçilmesi anına kadar mesleki bilgi ve yeterliliğinde herhangi bir zafiyetinin bulunmadığı kuşkusuzdur.
Ceza yargılamasına konu yapılmayan, kasdi bir davranışa dayanmayan, önemli ölçüde mesleki bilgi ve yeterlilik zafiyeti olarak nitelendirilmesine imkan olmayan ve yaşamın olağan akışında kimi ihmali davranışların teselsülü halinde her zaman her deniz subayının başına gelebilme ihtimali bulunan sözkonusu gemi kazası; o tarihe kadar parlar ve başarılı bir hizmet safahatı olan bir kurmay subayın, mesleki bilgi ve yeterliliğini o anda tamamen kaybettiğini ya da önemli ölçüde yitirdiğini ortaya koyamaz
Şu halde, davacının sözkonusu kazadan sonra temsil yeteneğini ve mesleki bilgi ve yeterliliğini kaybettiği gerekçesiyle tesis edilen ve zorunlu herhangi bir nedene dayanmayan dava konusu işlem, bu yönü itibariyle de hukuka aykırıdır. Davalı idarenin, sözkonusu takdir hakkını kullanırken objektiflik ve kamu yararına uygunluk ilkelerine riayet etmediği görülmektedir.
3. Konunun diğer bir cephesi, 9.4.1996 tarihinde La Haye Askeri Ataşeliğine seçim işlemi yapılmış olan davacının; 13.8.1996 tarihindeki gemi kazasından sonra hakkındaki yurtdışı sürekli göreve atama prosedürüne son verilmemesi, aksine bu prosedürün devam ettirilmesi maddi vakıasıdır. Kazadan sonra davacıya 6.9.1996 tarihinde Dz.K.K.ca yazılı uyarı verilmiş, daha önce Gemi K.lığından alınarak kara birliğine atanmış, 17.8.1996 tarihinde Donanma K.lığı Kaza Tetkik Kurulu raporunu hazırlamış, davacı 19.12.1996 tarihinde idarece yurtdışı daimi göreve tefrik edilmiş, Dz.K.K.lığı Kaza Tetkik Kurulu raporu 19.12.1996 tarihinde imzalanmış, tüm bu gelişmelerin ardından Dz.K.K.lığınca 12.2.1997 tarihinde Gnkur.Bşk.lığına yapılan teklifle davacının bu atamasının iptali talep edilmiş, 27.2.1997 tarihli işlemde de sözkonusu atama iptal edilmiştir.
Diğer bir deyişle, bir yandan davacının yaptığı gemi kazası nedeniyle idarece kusurluluğu kabul edilirken, diğer taraftan bu kaza başlangıçta onun yurtdışı atamasına engel bir hadesi olarak değerlendirilmeyip, yurtdışı atama ile ilgili işlemler devam ettirilip sonuçlandırılmış; atamanın tesisinden 2 ay 7 gün sonra her nedenle aynı kaza yurtdışı sürekli görevi engelleyici mahiyette değerlendirilerek bu kez atamanın iptali yolunda teklifte bulunulmuştur. İşlemlerin bu seyri dahi idari istikrar ve idareye güven ilkelerinin ihlal edildiğini göstermeye yeterli bulunmaktadır. Ayrıca, Dz.K.K.lığı ile Gnkur.Bşk.lığının idarenin bütünlüğü ilkesi çerçevesinde, birbirleriyle koordineli ve paralel şekilde konuya yaklaşmaları gerekirken; bir yandan kaza tarihinden 4 ay sonra davacının yurtdışı sürekli göreve atandırılmış olması, diğer yandan uzun süre bu konudaki gelişme bilinip izlenmesine rağmen, herhangi bir girişimde bulunulmayıp, atamanın tesisinden çok sonra iptali teklifinde bulunulması İdarenin bütünlüğü ilkesine de aykırı düşmektedir.
4. Açıkladığım nedenlerle; davacı hakkındaki işlemi sebep ve özellikle amaç unsurları yönünden hukuka aykırı gördüğümden, iptali gerekirken aksi kanaatle davanın reddine karar veren sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edemedim. 9.12.1997 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy