(926 S. K. m. 41, 118, 121) (2709 S. K. m. 138) (1602 S. K. m. 63) (2577 S. K. m. 28)
Davacı, 16.5.1997 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde ve 12.8.1997 tarihli cevaba cevap dilekçesinde özetle: KKK. lığının 20.4.1996 tarihli atama emri ile Harita Genel Komutanlığından, Kara Kuvvetleri Eğitim ve doktrin Komutanlığına atanması üzerine bu işlemin iptali için AYİM'de açtığı davanın kabul edilerek, hukuka aykırı olduğu belirlenen bu atama işleminin iptaline karar verildiğini, bu karar sonrasında KKK. lığının 31.3.1997 tarihli atama emri ile aynı yere, bu kez Şube Müdürü olarak yeniden atandığını, oysa bu görev yerinin kadrosunun piyade albay, kendi sınıfı ve rütbesinin ise harita mühendis albay olduğunu, kaldı ki kendisine Gülhane Askeri Tıp Akademisince verilen Sağlık Kurulu raporunda Sınıfı görevini yapar kararının bulunduğunu, kendisinin yargı yolunu seçerek demokrasinin temeli olan hak arama ve şikayet etme özgürlüğünü kullanmasının, idarenin yetkili icra makamlarını rahatsız ettiğini, bu rahatsızlık nedeniyle de idarenin ajanlarının şahsına husumet duyarak, hukuk dışı ve yasalara açıkça aykırı idari işlemler tesisi yoluna gittiklerini, 926 sayılı Kanunun 41 nci maddesinin öngördüğü prosedür çerçevesinde onaylanmamış bir kadronun, sanki hukuken mevcutmuş gibi işleme dayanak yapılmasının hukuka aykırı olduğunu, Anayasa'nın 138/son maddesi hükmüne göre mahkeme kararlarının yasama, yürütme organları ile idari makam ve mercileri bağlayıcılığa açık olmasına rağmen, kendisinin yeniden aynı göreve atandırılmasının, idarenin tesis edilen atama işleminde şahsını hedef tutarak garez kastıyla hareket ettiğini ortaya koyduğunu, dolayısiyle tesis edilen atama işleminin hukuka aykırılıkla sakatlandığını belirterek; iptalini talep ve dava etmiştir.
Dava dosyası ile yine davacıya ilişkin Dairemizin 1995/1237, 1996/270, 1996/855 Esaslarına kayıtlı ve karara bağlanmış dava dosyaları ile AYİM. 2. Dairesinin 1996/897 Esasına kayıtlı karara bağlanmış dava dosyalarında yer alan bilgi ve belgelerin incelenmesinde; 1969 Harp Okulu neş'etli olan davacı harita mühendis subayın KKK. lığının 6.9.1969 tarihli atama emri ile Hrt.Gn.K.lığı emrine atandırıldığı, bu tarihten itibaren Harita Genel Komutanlarının muhtelif atama (görevlendirme) tasarrufları ile Hrt.Gn.K.lığı bünyesindeki muhtelif görev yerlerinde çalıştıktan sonra Hrt.Gn.K.lığının 26.10.1992 tarihli görevlendirme emri ile Harita Yüksek Teknik Okulu K.lığı emrine verildiği, yine Hrt.Gn.K.lığının 9.8.1993 tarihli görevlendirme emri ile Harita Yüksek Teknik Okulu K.lığı emrine verildiği, yine Hrt.Gn.K.lığının 9.8.1993 tarihli görevlendirme emri ile Harita Yüksek Teknik Okulu Komutan Vekilliği görevine getirildiği, bu görevi ifa etmekteyken 6-20 Ağustos 1995 tarihinde ailesi ile birlikte katıldığı MSB. Özel Eğt.Mrk.K.lığında (Erdek) müşahede ettiği kimi usulsüzlükleri (kamp ücreti dışında, elektrik, müzik, temizlik, meşrubat ve sıcak su adları altında ayrıca para tahsil edilmesi) 29.8.1995 tarihli dilekçesiyle Hrt.Gn.K.lığına bildirdiği 3.10.1995 tarihli dilekçesi ile 926 sayılı Kanunun 121 nci maddesi gereğince Hrt.Gn.K.lığı Kadrolarında mevcut makam ve görev yerlerine sınıfı rütbe ve kıdemine göre KKK.lığınca atandırılma isteminde bulunduğu, bu başvurusunun Hrt.Gn.K.lığının 27.10.1995 tarihli işlemi ile atama yetkisinin komutan tasarrufunda olup, kişilerin irade ve arzusuna göre işlem yapılamayacağı gerekçesiyle uygun bulunmadığı, akabinde de Hrt.Gn.K.lığının 26.10.1995 tarihli işlemi ile Harita Yüksek teknik Okul komutan Vekilliğinden alınarak, Denetleme ve Değerlendirme Kurulu Jeodezi Üyeliğinde görevlendirildiği, davacının bu işlemin geri alınması yolunda MSB.lığına yaptığı 1.11.1995 tarihli ihtiyari başvurunun, MSB.lığının 16.11.1995 tarihli işlemi ile ...Kara Kuvvetleri Komutanlığınca, Harita Genel Komutanlığı emrine atanmanız nedeniyle, Kurum amiri tarafından görev ihtiyacı, sınıf, rütbe ve kıdeminiz dikkate alınarak kurum içerisinde görevlendirilmenize hukuki bir engel bulunmadığı gibi, bu işlem bir atama işlemi niteliğinde de olmadığından, söz konusu işlemin Kara Kuvvetleri komutanlığınca yapılması gerekmemektedir. Belirtilen nedenlerle, ilgi (c) görevlendirme işlemi hukuka uygun olduğundan, dilekçenize yapılacak bir işlem bulunmamaktadır... gerekçesiyle kabul edilmediği, bu arada davacının 3.10.1995, 26.10.1995 ve 24.11.1995 tarihli dilekçeleriyle 29.8.1995 tarihli ilk dilekçesinde belirttiği hususları ısrarlı bir şekilde şikayet ettiği, bir sonuç alamayınca da içlerinde Harita Genel Komutanının da bulunduğu bazı görevliler hakkında Gnkur. Bşk.lığı Askeri Savcılığına suç duyurusunda bulunduğu, bu müracaatının usulsüz olduğu gerekçesiyle geri çevrilmesi sonrasında tevbih disiplin cezasıyla tecziye edildiği, davacının hakkındaki görevlendirme işleminin iptali için 29.11.1995 tarihinde AYİM'de dava açtığı, bu dava derdest iken KKK. lığının 29.4.1996 tarihli genel atamaları ile Hrt.Gn.K.lığından KK.EDOK Tek. ve Eğit. Ds. Bşk.lığı emrine (Simülasyon ve MIz.Ds.Ş. Müdürlüğünde görevlendirilmek üzere) atandırılması nedeniyle, Dairemizin 14.5.1996 tarih ve E. 995 /1237, K. 996 / 465 sayılı kararı ile, ilk işlemle ilgili davanın ehliyet yönünden reddine karar verildiği, davacının Hrt.Gn.K.lığı bünyesinden alınarak KK. EDOK K.lığı bünyesindeki belirtilen göreve atanması işleminin iptali için açtığı davanın Dairemizin 26.11.1996 tarih ve 1996 7370 - 1000 Esas ve Karar Sayılı kararı ile kabul edilerek, sözkonusu atama işleminin iptaline karar verildiği, görevlendirme işleminin iptali için açılan ve Dairemizce ehliyet yönünden redle sonuçlanan davaya ilişkin kararın 7.6.1996 tarihinde davacıya tebliğ edilmesini takiben, davacının
12.6.1996 tarihli dilekçesi ile sözkonusu görevlendirme işleminden doğan manevi zararın tazmini için 250.000.000 TL. manevi tazminat istemli tam yargı davasını açtığı, bu davanın da Dairemizin 21.1.1997 tarih ve E. 996/ 855, K. 997/62 sayılı kararı ile kabul edilerek, hizmet kusuru esasına göre davalı idarenin davacıya 25.000.000. TL. manevi tazminat ödemesi gerektiğinin hüküm altına alındığı, ayrıca davacının Hrt.Gn.K.lığından KK.EDOK.K.lığı bünyesindeki kadro görevine atanmasını takiben, davalı idarece önceden tahsisi yapılan MSB. Erdek Özel Eğit.Mrk.K.lığındaki motel tahsisinin iptal edilmesi işleminden doğan zararın tazmini için açtığı manevi tazminat istemli tam yargı davasının AYİM. 2.Dairesinin 7.5.1997 tarih ve E. 1996/897,K. 1997/414 sayılı kararı ile kabul edilerek, hizmet kusuru esasına göre davalı idarenin davacıya 20.000.000 TL. manevi tazminat ödemesi gerektiğinin hüküm altına alındığı, davacının Hrt.Gn.K.lığı emrinden K.K.EDOK Tek. ve Eğit. Ds. Bşk.lığı emrine (Simülasyon ve Mlz. Ds.Şb.Md.lüğünde görevlendirilmek üzere) atanması işlemi Dairemizce iptal edildikten sonra, KKK.lığının 31.3.1997 tarihli atama emri ile aynı yer Şube Müdürlüğüne (K.K.EDOK Tek. ve Eğt.Ds.Bşk.lığı Simülasyon ve MIz.Ds.Ş.Md.lüğüne) atamasının yapıldığı, davacının bu atama işleminin iptali için 16.5.1997 tarihinde ve süresinde AYİM'de bu davayı açtığı anlaşılmaktadır.
Mahkememiz iptal kararına rağmen, davacının aynı yere yeniden intibak atamasının yapılması karşısında iptal kararının hukuki mahiyeti ile yerine getirilmesi sorunu üzerinde durulması ve konuya ilişkin öğreti ve yargı kararlarının ne doğrultuda olduğu hususu üzerinde genel bir değerlendirme ve açıklama yapılması gerekli görülmüştür.
İptal Kararının Hukuki Mahiyeti Nedir?
Yargı kararlarına uyulması Hukuk Devletinin olduğu kadar, uygar bir toplum olmanın da temelidir. Anayasal sistemimizde, yargı kararlarına uyulması idare edenlerin takdirine veya beğenisine bağlı olmadığı gibi; iyi - kötü, beğenilen - beğenilmeyen kararlar gibi sübjektif değerlendirmelerden soyutlanılarak, herkesçe bu kararlara uyulması gereklidir.
Bir idari işlemin yetkili yargı organlarınca iptal edilmesi, bu işlemin, yasaca öngörülen koşulları taşımadığının saptanması demektir. Sakat idari işlem iptal kararına kadar uygulanmış; kesin hüküm niteliğindeki iptal kararı ile de idareyle davacı arasındaki hukuksal çekişmeye son verilmiştir. (Uğur Mumcu, Türk Hukukunda iptal kararlarının Yerine Getirilmesi ve Sorumluluk, AÜHF, Dergisi, C.XXVII, s.3-4, Ankara 1970, s.97)
Bir başka değerlendirmeyle iptal, bir idari tasarrufun (işlemin) hukuken imhasıdır. (Mukbil ÖZYÖRÜK, İdari Yargı Ders Notları - Teksik -, Ankara 1977, s.278)
İptal kararları, bir idari işlemi kökünden ortadan kaldırır, İdari işlemin yerine getirilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirtir ve bu niteliği yüzünden geriye yürür. En önemli yönlerinden birisi de, devletin bütün kuruluşlarını ve hele idareyi tümüyle bağlar. (Ahmet ERDOGDU, Yönetsel Yargı Kararlarının Yerine Getirilmesi, Danıştay Dergisi, s.1, Ankara 1971, s.13)
İptal kararı sakat işlemi geri yürür bir biçimde ortadan kaldırır. Sakat işlem ortadan kalkınca, hukuka aykırı olmayan, yani sakat işlemin yapılmasından bir an önceki duruma dönülmüş olur ya da dönülmelidir. (Yıldırım ULER, İptal Kararlarının Sonuçları, Ankara 1970, s.25)
Hüküm vermek yargının, bu hüküm doğrultusunda işlem tesis etmek idarenin görev ve işlevidir. (Ahmet Şükrü Özeren - Taci Bayhan İdari Yargı Kararlarının Uygulanması, Ankara 1992. s.49) İdari yargıda bir işlemin sakatlığının saptanması, idare için dolaylı bir biçimde kesin hükümdür. Bu kesin hükümden idareyi bağlayıcı sonuçlar doğar. Kesin hüküm, yargıcın inceleyip yargıya vardığı konu içindir. İdare açısından verilen iptal kararının gerekçesi de büyük önem taşır. Çünkü gerekçe, yargı yerinin hangi nedenle bu sonuca vardığını gösterir. Öte yandan, idari, idarenin denetimi görevini ifa ettiğinden, idarenin verilen karara bağlılığı, basit bir hüküm fıkrasına bağlılık olamaz. İdare, kendisine karşı verilmiş kararlarda kararın genel anlamı ile bağlıdır. Bu nedenle de, yargı kararlarının gereklerinin yerine getirilmesinde ve hukuka aykırılığın izlerini silmede bu anlayışla hareket etmek zorundadır. (Yıldırım Uler, age., s.70)
İptal Kararının Yerine Getirilmesi Ne Şekilde Olmalıdır?
Anayasa'nın 138 nci maddesinin son fıkrası Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir surette değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez hükmünü amir bulunmaktadır.
1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 63 ncü maddesinin ikinci fıkrasında da Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, altmış gün içinde işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. denilmektedir.
Anılan Anayasal buyruk ve yasal zorunluluk karşısında, idari yargı kararlarını olduğu gibi ve geciktirmeden yerine getirmenin idare için bir zorunluluk olduğu ortadadır. Hukuk Devleti ilkesinin doğal bir gereği olan bu zorunluluğa uyulmaması, idare tüzel kişiliğinin hukuki sorunluluğuna (tam yargı davası) yol açacağı gibi, az sonra açıklanacak koşulları mevcutsa idare ajanlarının da hukuki ve cezai sorumluluklarını doğurur.
İdari yargı yerlerince verilen kararların yerine getirilmesi, kural olarak davalı idareye düşen bir yükümlülüktür. Söz konusu kararların gereklerine göre idarece işlem veya eylem tesis edilmedikçe, verilen yargı kararı davacı açısından pratik bir sonuç doğurmaz. Uyuşmazlığın eylemsel olarak son bulması için, uyuşmazlıkları çözen kararların gereklerinin yerine getirilmesi, bunların uygulanmaları da zorunludur.
İptal davasında, davacıdan çok işlemin kendisi önemlidir. Çünkü, yargılama konusu olan işlemin kendisidir. Hukuk Devleti'nin temel güvencelerinden birisi de iptal davaları olduğunu (İlhan Özay, Günışığında Yönetim, İstanbul 1996, s.309) ve iptal davaları aynı zamanda idarenin hukuka bağlılığının aracı olduğuna göre, her iptal davasında aynı zamanda bir kamu yararı söz konusudur. İptal edilen işlemle, idarenin hukuk dışı tutumu saptanmıştır; yargılanan aynı zamanda idarenin kendisidir. (Uğur Mumcu, agm., s.108)
İdare Hukukunun genel ilkelerine göre, idari yargı organının vermiş olduğu iptal kararı idari işlemin yerine geçmez, onu tesis edildiği andan itibaren ortadan kaldırır, hukuken yok eder, ancak doğan boşluğa kendisi geçip oturmaz. (Ahmet Özeren, Taci Bayman, age., s.48) iptal kararları ile ilgili olarak uygulama görevi idareye ve idare adına eylem ve işlem yapanlara verilmiştir. İptal davalarında davalı mevkiini idare teşkil ettiğinden, hem haksız çıkan tarafa ve hem de uygulama ile görevli olana verilen emirler idare üzerinde toplanmaktadır.
İptal davalarının bu mahiyet ve amacından çıkan sonuç ise iptal kararlarının; ortadan kaldırılmış bulunan idari işlem yerine kaim olmaması ve idarenin iptal olunan karar yerine yeni bir karar alma vecibesi ile yükümlü bulunmasıdır. Diğer bir deyişle, iptal kararı üzerine idarenin yeni bir işlem veya eylem tesis etmesi ve Bu işlem veya eylemin, iptal kararının amaç ve gereklerine uygun olması gerekmektedir. İptal kararı üzerine bir işlem veya eylem tesis edilmekle birlikte, bunun, kararın hüküm kısmına, gerekçesinde belirtilen iptal nedenlerine ve kararla güdülen amaca uygun düşmemesi halinde, yine ortada yargı kararının yerine getirildiğinden söz edilemez ve idarenin tazmin sorumluluğu doğar. (Yüksel Esin, Danıştay'da Açılacak Tazminat Davaları, İkinci Kitap: Esas, Ankara 1976, s.403)
İptal kararı üzerine idareye düşen ödevlerden birincisi (olumsuz ödev), iptal karariyle ortadan kaldırılmış olan bir tasarruf veya kararın artık yerine getirilmemesini sağlamaktır. İptal kararına rağmen idare, yargı yerince ortadan kaldırılmış olan kararını yürütmekte, uygulamakla direnirse, kaldırılan kararın uygulanması için yaptığı bütün işlemlerin artık hukuki bir dayanağı yoktur. İptal kararını yerine getirmeyen yada kendi görüşü ve anlayış biçimi doğrultusunda ifa eden idareye karşı tazminat davası açılabileceği gibi, ilamı kişisel yada siyasal veya özel art düşünce ve amaçlarla yerine getirmeyen sorumlu ajanın (kamu görevlisinin) cezai ve tazmin sorumluluğu da sözkonusu edilebilir. İptal kararı üzerine idareye düşen ödevlerden ikincisi (olumlu ödev), iptal kararı uyarınca ilgili hakkında önceki duruma iade için yapılması gerekenleri hemen yerine getirmektir. Bu ödev bakımında da, yerine getirilmeme halinde yetkili ajanın bir kişisel kusuru varsa, fiilin niteliğine göre hakkında adli yargıda bir tazminat davası açılması veya ceza kovuşturması yapılması yolları açık bulunmaktadır. (Sıddık Sami Onar, İdare Hukukunun Umumi Esasları, C.III, İstanbul 1966, s.1998-1999)
İdarenin, iptal kararı üzerine yeni bir karar alması halinde; iptal kararının yukarıda temas edilen hukuki kavramını bir yana itip, görünüşte iptal kararını yerine getirir gibi davranıp, aslında ilamın amacını saptırması ve sözde iptal kararını yerine getirir görünmesi halinde, davacının bu yeni karara karşı da iptal davacı açabileceği, ancak bu hukuk dışı davranış şekli karşısında ilgililerin idare ile olan ihtilaflarının zincirleme şekilde devam etmesi ihtimali nedeniyle, bu tür hareket tarzının Hukuk Devleti İlkesi ile bağdaşamayacağı açıktır.
İdare, Anayasa gereği uymak zorunda olduğu yargı kararlarına uymuyorsa, bunları tam yada gereği gibi yerine getirmiyorsa, açılacak yeni iptal davaları ile bu davranışın hukuka aykırı olduğu bir kez daha ortaya konur; tazminat (tam yargı) davalarıyla doğmuş zararlar ödetilir. Ne var ki, yargı kararlarına uymama ve uygulamama devam ediyorsa, artık karşıya soyut bir kavram olarak idareyi almanın anlamı kalmaz. Bu halde, idare kavramının arkasındaki, idare mekanizması içinde gizlenen kişi yada kişileri (ajanlar) açığa çıkarıp, onların sorumlulukları yoluna gitmek gerekli ve zorunlu bulunmaktadır. İdare adına işlem yapan kişinin sorumluluğu konusunda çoğunluk görüşü, yargı kararlarının uygulanmamasını idare adına işlem yapan kişinin kişisel kusuru saymaktadır. Yargı kararını uygulamamak kişisel kusur sayılınca, ilgililer sorumlu kişiye karşı adli yargıda dava açarak uğradıkları zararları ona ödeteceklerdir. Öte yandan, yargı kararlarına aykırı davranışlar Türk Ceza Kanununun çeşitli hükümlerine de aykırı düştüğünden; ağırlık ve ihlal derecelerine göre Anayasayı ihlal, görevi ihmal ve görevi kötüye kullanma suçlarına da sebebiyet verirler. (Yıldırım Uler, age., s.128-141)
İdari yargı kararlarının olduğu gibi (aynen) uygulanması ve yerine getirilmesi bir Anayasal buyruk olduğundan, idarenin bu konuda bir mazeret ileri sürememesi kuraldır. Bununla birlikte ilamın icaplarının yerine getirilmemesi maddi, hukuki, zorunlu imkansızlık nedenlerine dayalı ise bu takdirde bir sorumluluk doğduğundan söz edilemeyeceği tabiidir. Ne var ki, idare, kendi tutum ve davranışları yüzünden kararın yerine getirilmesini olanaksız kılmışsa, sorumluluktan kurtulma hali sözkonusu olamaz. Diğer bir delişle, idarenin, sözkonusu imkansızlık hallerinin belirmesine kasden yardımcı olduğu veya imkansızlığı isteyerek kendisinin yarattığı haller, sorumsuzluk kapsamı dışındadır. (Yüksel Esin, age., s.404,432)
Konuya İlişkin Danıştay, Yargıtay Ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İçtihatları
Belirtilen kuramsal açıklamaların yüksek yargı organları içtihatlarındaki yansımasına bir göz atmak, konunun Türk hukukundaki yeri bakımından önem taşımaktadır. Bu nedenle, önce ilgili Danıştay kararlarına yer verilecektir:
...Olayda davacının, iptal kararı üzerin 1.3.1985 tarihinde göreve başlatıldığı ve 4.3.1985 tarihinde yeniden görevinden alındığı dosyadaki belgelerin incelenmesinden anlaşılmıştır. İdarece haklı nedenlerin gösterilmemesi ve kanıtlanmaması durumunda, iptal kararını etkisiz bırakma sonucunu doğuran bu yoldaki uygulamanın idare için hizmet kusuru teşkil edeceği açıktır. (Dnş.5.D.26.11.1987) tarih ve E. 1986/183, K. 987/1659 sayılı kararı; Danıştay Dergisi, s.70-71, Ankara 1988, s.265)
... Anayasa'nın 2. ve 138/son maddelerinin açık, kesin ve koruyucu hükümleri karşısında, idarenin maddi ve hukuki koşullara göre uygulanabilir nitelikte olan bir yargı kararını aynen ve gecikmeksizin uygulamaktan başka seçeneği bulunmamaktadır... (Dnş.5.D.K. 1/154; II. Ulusal İdare Hukuku Kongresi, Ankara 1994, s.31) ...İdare, yargı kararlarına uymak ve bu kararların gereklerine göre işlem ya da eylemde bulunmak zorundadır. Bu zorunluluk, aynı zamanda Hukuk Devleti İlkesinin de gereğidir. Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan bu ilke karşısında, idarenin mahkeme kararlarını aynen ve gecikmeksizin uygulamaktan başka seçeneği bulunmamaktadır. İYUK'da yer alan en geç 60 gün içinde ifadesinden, maddi ve hukuksal koşullara göre, uygulanabilir nitelikte olan bir kararı hemen uygulamaya koyup koymamak konusunda idareye bir takdir yetkisi yada uygulamayı bekletme yetkisi tanındığı sonucunu çıkarmak mümkün değildir. Karar, maddi koşulların elverdiği ölçüde hemen uygulanmalıdır. Hukukumuzda kararların makul süre içinde uygulanması yerleşik idare hukuku içtihadı olup, makulsüze yasanın uygulanması için gerekli idari işlem ve usulleri yerine getirebilme için idarelerin gereksinimi duyabilecekleri süredir. Bu süre, nihayet 60 günle sınırlandırılmıştır... (Drş.5.D.K. 7/1740); II. Ulusal İdare Hukuku Kongresi, Ankara 1994, s.33) ...2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun, karar tarihinde yürürlükte olan 27,28,54. Maddeleri hükümleri karşısında, Danıştay kararının kesin olduğu ve kanun yoluna gidilmiş olmasının kararın yürütülmesini durdurmayacağı açık olup; Anayasa ve İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümlerine rağmen kararın uygulanmaması Hukuk Devleti ilkesini zedeleyen ağır hizmet kusuru oluşturmaktadır... (Dnş.5.D.24.4.1991 tarih ve E. 1989/2113, K. 991/756)
... Danıştay kararının uygulanmasını geçerli bir hukuksal neden olmaksızın geciktiren veya sürüncemede bırakan memur görevini savsaklamış olur... (Dnş.2.D.15.11.1976 tarih ve E. 976/965, K. 1976/1458/Yasa Hukuk Dergisi, C.1, s.5, Ankara 1978, s.912-913)
...Olayda davacı Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Bölge Müdür Yardımcısı iken görevden alınma ile boşalan bölge müdürlüğüne atanmış; ancak görevden alınma işleminin İdare Mahkemesince iptali üzerine idare, bu kararı uygulamak amacıyla davacıyı müdürlükten alarak, eski görevi olan müdür iptali üzerine idare, bu kararı uygulamak amacıyla davacıyı müdürlükten alarak, eski görevi olan müdür yardımcılığına tekrar atamıştır. Davacı, bölge müdürlüğüne veya eşdeğer bir bölge müdürlüğüne atanması gerektiğinden bahisle, müdür yardımcılığına atanmasına ilişkin işlemin iptalini istemektedir. Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Bölge Müdürü olan kişinin görevden alınmasına ilişkin işlem idari yargı merciince iptal edilmiş bulunduğuna göre, idarenin bu karar gereklerine göre işlem tesis etmesi Anayasa'nın 2. ve 138. maddeleri ile 2577 sayılı yasanın 28. maddesinden kaynaklanan bir zorunluluktur. İdare, sözkonusu iptal kararını aynen uygulamak ve iptal kararlarının geriye yürümesinin (makable şamil olmasının) doğal sonucu olarak, iptal edilen işlemden önceki hukuki durumu yeniden tesis etmek; bir başka anlatımla görevden alınan bölge müdürünü eski görevine iade etmekle yükümlüdür. Bu uygulamayı gerçekleştirebilmek için idarenin, öncelik bölge müdürlüğü kadrosunu boşaltması gerektiğine göre, davacının bölge müdürlüğü kadrosundan alınmasının idare yönünden Anayasal ve yasal bir zorunluluk olduğunda herhangi bir kuşkuya yer yoktur. Öte yandan, iptal kararlarının geriye yürümesi, yani iptal edilen idari işlemin tesis edildiği tarihe kadar etkide bulunması, idare hukukunun bilinen bir kuralıdır. Dolayısiyle, iptal edilen karara dayanan veya onunla doğrudan doğruya ilişkisi bulunan diğer idari tasarrufların da iptal kararından etkilenmesi kaçınılmazdır... (Dnş.5.0.11.2.1991 tarih ve E. 991/112, K. 991/154; Ahmet Şükrü ÖZEREN - Taci BAYMAN, age., s.186)
... Davacının, Dairemizin iptal kararı üzerine eski görevine atanmasından sonra, müşterek kararname ile bu görevinden tekrar alınmasına hiçbir haklı neden gösterilmediği gibi, biçimsel nitelikli bu uygulamanın anılan iptal kararını etkisiz bırakmak amacını taşıdığı ve yine Anayasa'nın ve 2577 sayılı yasanın özüne ve sözüne aykırı bir uygulamayla Hukuk Devleti ilkesinin giderilmesi imkansız ölçüde ihlal edildiği açık olup; tesis edilen işlemlerde bu yönden de hukuka uyarlık görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle dava konusu müşterek kararname ile Bakanlık işleminin iptaline... (Dnş.5.D.6.6.1991 tarih ve E. 990/4974, K. 991/1101; Ahmet Şükrü Özeren - Taci Bayman, age., s.260)
Konuya ilişkin ve yargı kararını yerine getirmeyen kamu görevlisinin tazminat hukukuna ilişkin sorumluluğu konusundaki çarpıcı bir değerlendirmeyi, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 22.10.1979 tarihli kararında görüyoruz:
...Danıştay'ca verilen yürütmenin durdurulması veya iptal kararlarının yalnızca uygulanmaması, bu kararları uygulamayan kamu görevlilerinin tazminatla sorumlu tutulması için yeterlidir. Sorumluluk için ayrıca kin, garez, husumet ve benzeri duyguların etkisi altında hareket etmelerinin araştırılması gerekmez.
(Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 22.10.1979 tarih ve E. 978/7.K. 979/2 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı; Resmi Gazete: 29.11.1979, sayı: 16824)
Yargı kararını yerine getirmeyen kamu görevlisinin cezai sorumluluğu konusunda ise Yargıtay Ceza Genel Kurulu; yürütme organı ile idarenin, mahkeme kararlarına uymak zorunda bulunmasına ilişkin Anayasa buyruğunun, anılan organlara takdir hakkı tanınmadan uyulması zorunlu bir görev yüklediği, bu görevin yerine getirilmesinde ihmal gösterilmesi veya ısrarla bundan kaçınılması halinde, derecesine göre, görevi ihmal veya görevi kötüye kullanma suçlarının oluşacağı, bakılan davada yürütmenin durdurulması kararının 6 aydan fazla bir süre geçtiği halde uygulanmasının görevi ihmal suçuna sebebiyet verdiğine karar vermiştir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.9.1978 tarih ve E. 978/4230, K. 978/303 sayılı kararı; Ahmet Şükrü Özeren - Taci Bayman, age., s.355)
Konuya ilişkin mahkememizin kararlarına gelince:
...Davacının Deniz Lisesinde öğrenci iken, siyasi ve ideolojik nedenlerle vukua gelen bir arbedeye karıştığı gerekçesiyle Disiplin Konulu kararına istinaden okuldan çıkarıldığı ve bu işleme karşı Danıştay'da açılan davada önce yürütmenin durdurulmasına karar alındığı ve bilahare Danıştay 5. Dairesince işlem iptal edildiği halde, karar gereğinin yerine getirilmediği anlaşılmıştır... Anayasa'nın açık metni ve idare hukukunun genel ilkeleri karşısında idarenin yürütmenin durdurulması ve iptal kararlarını infaz edip etmemekte takdir yetkisine sahip olduğu kafiyen düşünülemez. Davalı idare yargı kararlarını uygulamamak suretiyle Anayasa'nın ve diğer kanunların hükümlerine ve idare hukuku kurallarına aykırı davranışlarda bulunmuş ve dolayısiyle davacının maddi ve manevi zararına sebep olmuştur... (AYİM. S.D.nin 2.12.1975 tarih ve E. 1975/3637, K. 975/2188 sayılı kararı)
...30 Ağustos 1968 tarihinde terfi sırasına girdiği halde terfi ettirilmeyen davacının açtığı dava Danıştay 5.Dairesince kabul edilerek, terfi ettirilmeme işlemi iptal olmuş; bu karar üzerine davacı 30.8.1968 tarihinden geçerli olarak 21.1.1970 gün ve 7927 sayılı kararname ile Tuğgeneralliğe terfi ettirilmekle beraber, fiili kadro bulunmaması nedeniyle yine 21.1.1970 gün ve 7928 sayılı kararname ile emekliye sevk olunmuştur... T.C. Anayasa'sının 132 nci maddesinin son fıkrasında, idarenin mahkeme kararlarına uymak zorunda olduğu, bu kararları hiçbir surette değiştiremeyeceği ve bunların yerine getirilmesini geciktiremeyeceği açıkça belirtilmiştir. Gerek Anayasa'nın bu hükmü, gerekse idare hukukunun bu konudaki genel ilkeleri karşısında, idarenin yargı organlarının kararlarını yerine getirip getirmeme hususunda bir takdir yetkisine sahip olacağı hiç kuşkusuz düşünülemez. Zira ülkemizde devlet idaresinin ve Devlet sınırları içinde yaşayanların şu veya bu kişi veya zümrenin arzu ve temayüllerine bağlı olmayan, kişilere tanınan hakları bir atıfet saymayan, devletin kuruluş ve fonksiyonunu, kişilerin hak ve ödevlerini belirleyen bir Anayasa düzeni hakimdir... Davacı hakkında Danıştay'ca tesis edilen iptal kararlarına davalı idare uymamakla, Anayasa'nın ve yukarıda bahsi geçen kanunların hükümlerine aykırı hareket etmiş ve ayrıca emeklilik işlemini zamanında tekemmül ettirmemek suretiyle davacının tazmini zorunlu maddi zararına yol açmıştır... (AYİM. S.D.nin 22.4.1975 tarih ve E. 1973/224-228, K. 975/825 sayılı kararı)
... Ankara 800 yataklı Mevki Askeri Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı olan davacı; 28 Şubat 1973 tarihli bir emirle bu görevinden alınarak, Ankara Fakülte ve Yüksek Okullar Askeri Öğrenci Komutanlığı Başmüzakereciliğine atandırılmış; davacının bu işlem aleyhine açmış olduğu dava AYİM. 1.Dairesinin 17.4.1974 tarih ve E. 973/1722, K. 974/532 sayılı kararı ile iptalle sonuçlanmıştır. Davalı idare, kararın infazı sırasında Mevki Hastanesi kadın ve Doğum Hastalıkları Mütehassıs kadrosunun dolu olduğunu, biri yarbay diğeri sivil olmak üzere iki kadın ve doğum uzmanı bulunduğunu, bu sebeple davacının Mevki Hastanesi kadın ve doğum mütehassıslığı kadrosuna atandırılmasının fiilen imkansız olduğunu dermeyanla, belirtilen idari zorunluluk nedeniyle davacının doğum mütehassıslığı kadrosu boş bulunan Hadımköy Askeri Hastanesine atandırıldığını belirtmiştir... Mevki Hastanesi nisaiye mütehassıslığı kadrosunun başka bir mütehassıs hekimle doldurulmuş olması, davacı hakkındaki iptal kararının amacına uygun olarak yerine getirilmesine engel değildir. İptal kararları geçmişe şamil olup, tasarrufun yapıldığı tarihe kadar olan durumları ortadan kaldırdığı cihetle, davacının öncelikle eski görev yerine atandırılması; buna mani fiili veya hukuki durumların idarece bertaraf edilmesi, bütün bunlara rağmen yine imkan bulunamaması halinde, davacının eski durumuna en yakın ve onu en az zarara sokan ve hizmete en elverişli bir statünün benimsenmesi gerekir ve idare hukuku ilkeleri de bunu amir iken, davalı idare iptal kararının hukuki kavramını bir yana itip, aldığı yeni kararla, görünüşte iptal kararını yerine getirir gibi davranıp, aslında ilamı amacından saptırmış bulunmaktadır... Yukarıdaki nedenlerle; kamu yararı, hizmet gerekleri ye idare hukuku ilkelerine aykırı bulunan atama işleminin iptaline (AYİM. 1.Dairesinin 18.6.1975 tarih ve E. 974/1384, K. 975/255 sayılı kararı)
...İptal kararları, iptali istenen işlemi tesis edildiği tarihten itibaren ortadan kaldırmış sayılacağı cihetle, dava konusu işlemlerin yapılmasından önceki hukuk durumun yürürlüğünü sağlayacağı ve esasen davalının bu hususta kendisine düşeni yapması idare hukukunun esaslarının kaçınılmaz gereğidir... Davacı hakkında tesis edilmiş bulunan ve Mahkememiz 1. Dairesince atama işlemi dolayısiyle verilmiş olan iptal kararlarını davalı idare uygulamamak suretiyle Anayasa'nın ve 1602 sayılı kararının yukarıda zikredilen hükümlerine ve idare hukuku esaslarına aykırı hareket etmiş ve böylece davacının manevi zarara uğramasına sebebiyet vermiştir. Davacının uğradığı bu zarar ile iptal kararlarının uygulanmaması arasında tam bir illiyet rabıtası bulunduğu açıktır. Davalı idarenin bu zararı tazmin etmesi doğaldır... (AYİM.3.Dairesinin 9.11.1976 tarih ve E. 1976/825, K. 1976/6286 sayılı kararı)
...Davacının Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevinden alınması yolundaki idari işlem Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Daireler Kurulu kararı ile iptal edilmiştir. Olayımızda davalı idarenin Askeri Yüksek İdare Mahkemesince verilen iptal kararına göre işlem tesis etmediği hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır... Kara Kuvvetleri komutanlığı için devamlılık ve etkinlik gerektiğinden, kısa bir süre için davacının bu göreve getirilmesinin kamu yararına uygun olduğu ileri sürülmektedir. Hukuk Devletinde yargı kararına uyulmaması, idare edenlerin takdirine ve beğenisine bırakılamaz. Yargı kararlarına uyulması Hukuk Devleti olmanın ve hukukun üstünlüğünün belirgin bir vasfıdır. Aksi takdirde hukuku güvensizliğe ve İdarede keyfiliğe yol açılacağından, kamu yararı daha çok sarara uğramış olur. Bu bakından, kamu yararı düşünülerek uygulama yapılmaması iddiasına katılmak olanaksızdır. Kaldı ki, iptal kararlarının uygulanmasında idarenin kamu yararı ve kişi yaran gibi bir ayırım yapması da olanak dahilinde değildir... İdare hukuku öğretisinde sözü edilen genel menfaatlerin kesinlikle zorunlu kıldığı istisnai, hallerde yürütme organının yargı kararını infaz edemez hale geleceğinin genellikle kabul edilmesi hususu, hukuken yerine getirilme olanağı bulunmayan hallere bağlı bulunmakla, olayımızda ise hukuken yerine getirilme olanağının bulunmaması hali gerçekleşmemektedir. Davacının görev talip olması, yargı kararının yerine getirilmesi zorunluluğu ile sıkı sıkıya bağlı olduğundan, yerine getirmeme nedeniyle davacının manen üzüleceği ve sarsılacağı kuşkusuzdur. Olayımızda, davalı idarenin Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Daireler Kurulunca verilen kararı yerine getirmediği ve yerine getirmenin hukuki esaslara dayanmadığı, Anayasa'nın 132. ve 1602 sayılı Kanunun 63. maddelerine aykırı düşen bu tutum ve davranışın ağır hizmet kusuru teşkil ettiği, ağır hizmet kusuru nedeniyle davacının uğradığı manevi zararı idarenin tazminle yükümlü olduğu sonucuna varılmış, yargı kararının uygulanmamasından ötürü davacının istemi haklı görülmüştür... (AYİM. 3. Dairesinin 8.11.1978 tarih ve E. 978/906, K. 978/4366 sayılı kararı)
...Hangi sebeple olursa olsun, idare görevlisi, kendi işlemlerinin yargısal denetimini yapan yargı yerlerinin kararlarının doğruluğunu tartışamaz. Anayasa, idareye yargı kararı doğrultusunda işlem yapma yükümlülüğünü vermiştir. Yasama ve yürütme organları ile idarenin, mahkeme kararlarına uymak zorunda oldukları, bu organlar ile idarenin mahkeme kararlarını hiçbir surette değiştiremeyecekleri ve bunların yerine getirilmesini geciktiremeyecekleri Anayasa'nın 132. maddesiyle benimsenmiş ve hukukun genel ilkeleri kapsamına temel olan bir Anayasal kuraldır. Bu hüküm karşısında, mahkeme kararlarını kısmen veya tamamen uygulamayan ve hatta uygulamada geciken kamu kuruluşları hukuk dışı davranışlarda bulunarak, ağır hizmet kusuru işlemiş sayılırlar... Bilindiği üzere, iptal kararları niteliği itibariyle genel ve makable şamil kararlardır. İptal edilen idari işlemlerin tesis edildikleri tarihten geçerli olarak hüküm ifade ederler. Bu nedenle, iptal kararlarının uygulanmasıyla birlikte, ortada sanki hiçbir işlem yokmuş gibi, idari işlemlerin ittihaz ve icrasından önceki hukuki durumun aynen varlığını ve dolayısiyle bir davaya dahi mahal kalmadan tüm zarar ve hakların otomatikman iadesini temin ederler. Şu hale göre, mahkememiz Daireler Kurulunda verilen iptal kararı infaz edilmiş olsaydı, hiç kuşkusuz davacıya geçmiş hakları geri verilecek ve emekli statüsünde kaldığı sürece uğradığı maddi zararları telafi edilmiş olacak ve böyle bir davanın açılmasına da gerek kalmayacaktı. İşte bu nedenledir ki, davacı Anayasa Mahkemesinin iptal kararından değil, o karardan kuvvet alan mahkememizin iptal hararına dayanarak maddi ve manevi tazminat davası açma konusunda haklı görülmüştür... (AYİM. 3. Dairesinin 27.11.1979 tarih ve E. 1978/1041, K. 1979/447 sayılı kararı)
...İptal kararları, idari işlemleri, iptal edildikleri tarihten değil, idarece tesis edildiği andan itibaren ortadan kaldırır. Diğer bir ifadeyle, iptal kararlarının geriye yürür olması, idareye, iptal edilen idari tasarruf vaki olmadığı takdirde nasıl bir durum ve ne şekilde müktesep bir vaziyet hasıl olacaksa, iptal edilen işlemin tesir alanı dışında kalan personel yürürlükteki hükümler karşısında ne gibi haklar ve durumlar iktisap etmişlerse; iptal edilen işlemden müteessir olanların da aynı duruma getirilmesi ve bunun için hukuku ve fiili bütün tasarrufların idarece yapılması lazımdır... Bu itibarla, iptal kararı doğrultusunda işlem ve eylem yapmaktan çekinen davalı idare aleyhine açılan dava haklı ve yerinde görülmüştür... (AYİM. 2 nci Dairesinin 3.3.1982 tarih ve E. 982/254 sayılı kararı)
Açıklanan İdari Yargı Kuramı Ve İçtihatlar Karşısında Dava Konusu Atama İşleminin Hukuki Mahiyeti Nedir?
Davacının Harita Genel komutanlığından alınarak KK. EDOK K.lığı emrine atanmasına ilişkin açılan davada verilen iptal kararının gerekçesinden önem taşıyan bölümleri burada tekrarlamakta yarar görülmektedir.
... Maddi vakıaları, davacının Hrt.Gn.K.lığı bünyesinden alınmasını gerektirir bir idari ve zaruri sebep teşkil edemez. Başta Anayasa'nın 74 ncü maddesi olmak üzere, İç Hizmet Kanununun 25, 26; 1602 sayılı kanunun 34 ve 35 nci maddeleri, her Türk vatandaşı gibi asker kişilere de başvuru (dilekçe) ve şikayet hakkını tanımıştır. Salt bu hakkın davacı tarafından kullanılması, başvurularına rağmen talep ve istemleri konusunda somut bir sonuçta alamaması nedeniyle davacının bu başvuru ve istemlerinde ısrarlı ve takipçi olması; albay rütbesine ulaşmış 27 yıllık bir subay olan davacının disiplinsizliğini yada uyumsuzluğunu göstermez. Bu bakımdan, dosyada ve savunma ekinde aksini gösterir somut herhangi bir belgenin de bulunmayışı nedeniyle, davacının Harita Genel Komutanlığından alınmasını gerektirir ve mevzuatın öngördüğü idari, asayiş ve zaruri herhangi bir nedenin mevcut olmadığı anlaşılmaktadır... Diğer taraftan öngördüğü idari, asayiş ve zaruri herhangi bir nedenin mevcut olmadığı anlaşılmaktadır... Diğer taraftan... bu atamanın ne Subay Meslek Programları Yönetmeliğinin 14 ncü maddesinde öngörülen, atanmada meslek programlarının maksadını tahakkuk ettirecek şekilde hazırlanmış sınıf/branş gelişme planına göre yapılacağına ne da Atama Yönetmeliğinin 3/d maddesinde belirtilen, atamada sınıf ve ihtisasın gözetileceğine dair hükümlerine uyarlı bulunmadığı açıktır. Yine mahkememizin istikrar bulmuş kararlarında, disiplin tesisi için atama yapılamayacağı, böyle bir davranışın atama işlemini amaç yönünden sakatlayacağı ifade edilmektedir. Bu bakından, disiplin tesisi nedenine dayanılarak ortada bir idari, asayiş ve zaruri bir sebebin bulunduğunu söylemek de mümkün değildir...
Gerekçesi son derece açık ve net olan sözkonusu iptal kararımız gereğinin idarece yerine getirilmesi aşamasında, salt kararın hüküm fıkrasındaki ...işlemin iptaline... şeklindeki ibarenin değil, kararın gerekçesinin dikkate alınması gerektiği, bunun idare ajanları yönünden uyulması zorunlu bir vecibe olduğu yakarıda öğreti ve yargı kararları uygulaması bölümlerinde izah edilmişti. Bunun doğal sonucu olarak da, davacı bakımından iptal kararı öncesi durumun yeniden ihyası ve davacının yeni bir işlemle eski görev yeri olan Harita Genel Komutanlığına atanmasının sağlanması, yegane hukuki yol bulunmaktadır. İptal kararı gereğinin yerine getirilmesi bakımından hukuka uyarlı ve doğru olan davranış biçimini ifadan sarfınazar eden davalı idarenin, hedef kadro uygulaması bahanesiyle mutasavver işlemle, iptal kararımız gereği yerine getirilmiş gibi gösterilmiş, gerçekte ise bu konudaki ilam amacından saptırılarak, verilen iptal kararı hiç yerine getirilmemek suretiyle bariz şekilde hukuka aykırı bir davranış biçimi sergilenmiştir.
Öte yandan, davacının eski görev yerine atanmasına mani fiili ve hukuki herhangi bir sebebin bulunmadığı, idarenin birimlerince öne sürülen atama nedenlerinin de bir idari, asayiş ve zaruri sebebe yol açamayacağı aynı iptal kararımız gerekçesinde ifade edildiğinden; davalı idarenin bir zorunlu imkansızlık gerekçesine dayanarak, iptal kararının aynen yerine getirilemediği bahanesine sığınabilmesine de imkan olmadığı açıktır. Ayrıca, böyle bir mazeretin öne sürülmesi halinde de, idarenin kendi tutum ve davranışı yüzünden iptal kararının yerine getirilmemesi durumu söz konusu olacağından, idarenin isteyerek kendi yarattığı bu tablonun sonuçlarına katlanması gerekeceği tabiidir. Kaldı ki, davalı idare savunmasında bu konulara hiç girilmemiş; sanki iptal kararının gereği yalnızca kadro değişikliği yapılmakla yerine getirilmiş sayılır düşüncesiyle hareket edilip, davacının iptal kararı öncesi duruma getirilmesi hiç düşünülmeyerek, Hrt.Gn.K.lığı bünyesindeki bir göreve atanması gereği hususu konusunda hiçbir değerlendirme yapılmadan konu meskut geçilmiş; Başsavcılık düşüncesinde isabetle belirtildiği üzere, dava konusu olayda görev yeri davacının özelliklerine uydurulmaya çalışılarak, daha önce verilen iptal kararının bertaraf edilmesi amacı güdülmüştür.
Davacının maruz kaldığı hukuka aykırı davranış biçimleri karşısında, hukuken tecviz edilmiş yegane yol olan dava açma yöntemine başvurması, mahkememizde açtığı ve başlangıçta özetlenen iptal ve tam yargı davalarının artarda kabulle sonuçlanması ve hukuki haklılığının tescil edilmesi üzerine, davalı idarece davacı hakkında tesis edilecek işlemlere daha fazla özen gösterilerek, hukuka aykırı davranışlardan kaçınılması gerekirken, yukarıda açıklandığı üzere, verilen son iptal kararının dahi geçersiz kılınmasına yönelik bir tutum takınılarak, aynı atamanın değişik gerekçeyle yeniden tesis edilmesi nedeniyle; dava konusu atama işleminin başta maksat unsuru olmak üzere, konu ve sebep unsurları bakırımdan açıkça hukuka aykırı düştüğü kanaatine ulaşılmış, bu açıklama ve kabul karşısında davalı idare savunmasına itibar edilmeyerek, 926 sayılı Kanunun 118, Atama Yönetmeliğinin 3/a-d maddelerine uyarlı düşmeyen atama işleminin iptali gerekli görülmüştür.
Açıklanan nedenlerle; mahkememizce verilen iptal kararı gereğini yerine getirmekten uzak ve konu, sebep, maksat unsurları yönünden hukuka aykırılıkla sakat olan atama işleminin İPTALİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy