(1602 S. K. m. 42, 71) (2709 S. K. m. 125) (492 S. K. m. 13)
Davacı, 19 Aralık 1996 günü kayda geçen dava dilekçesinde ve cevaba cevap layihasında özetle; eşinin albay rütbesinde iki yılını tamamladıktan sonra emekli iken vefat ettiğini, 499 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile albaylıkta iki yılını tamamlayan albayların kıdemliliklerinin onanmasına olanak sağlandığının ve kendisine ödenen albay dul eşi aylığının kıdemli albay aylığı esas alınarak yükseltilmesi talebiyle yaptığı başvurunun, eşi hakkında albay rütbesinde düzenlenmiş bir sicilinin bulunmaması nedeniyle kıdemliliğinin onanmasının ve kendisinin dul aylığının da kıdemli albay aylığı üzerinden ödenmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle reddedildiğini, bu red işleminin iptali için açtığı davanın liyakatin onanması açısından incelenebilecek sicil belgesinin yokluğu karşısında reddedildiğini, ancak red kararında açıkça idarenin hizmet kusurunun bulunduğunun ve bunun sonucu olan zararın idarece karşılanmasının hukuken gerekli olduğunun belirtildiğini, sonuç olarak 1.000.000.000.-TL (Birmilyarlira) maddi ve 250.000.000.-TL(İkiyüzellimilyonlira) manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
Davacının, müteveffa eşinin albay rütbesinde liyakatinin onanması isteminin reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açtığı davanın esası hakkında verilen Dairemizin 1 Ekim 1996 gün ve 1996/9-800 Esas ve Karar sayılı kararının davacıya tebliğ edildiği 23 Ekim 1996 tarihine göre tam yargı davasının açıldığı 19 Aralık 1996 tarihinin 1602 Sayılı Kanunun 42 nci maddesinde öngörülen süre içinde olduğu saptanmakla davalı idarenin süre itirazına itibar edilmemiş ve işin esasının incelenmesine geçilmiştir.
Anayasanın 125 nci maddesinin birinci fıkrasına göre idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açık olup, anılan maddenin son fıkrasına göre de idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. Kural, bu zararın idarenin kast veya ihmalinden veya bir oranda kusurlu hareketinden kaynaklanması koşulunu öngörmemektedir. İdarenin Anayasadan kaynaklanan ödeme yükümlülüğü için bir zararın bulunması, zararı doğuran eylemin idareye yüklenebilir nitelikte olması, zararla eylem arasında nedensellik bağının var olması gerekir. Nedensellik bağının kesilmiş sayılması için de zararın tümüyle idare tüzel kişiliğine ve hizmete yabancı unsurlardan kaynaklanması yeterli olmaktadır. Çağdaş yaklaşım, çok sınırlı haller için de olsa hukuka uygun eylem ve işlemlerden doğan zararların dahi idarece ödenmesinin gerektiği sonucuna ulaşmışken, davalı idarenin maddi ve manevi tazminata hükmetmek için normal ölçülerin üstünde kasta yakın ağır kusur unsurlarının bulunmasının gerektiği yolundaki savunmasına itibar etme olanağı görülmemiştir.
Davacının müteveffa eşi hakkında albay rütbesinde iken, iki yıldan fazla süre hizmetinin bulunmasına rağmen, hiçbir fiili ve hukuki engel yokken sicil belgesi düzenlenmemesi açık bir hizmet kusurunu oluşturmaktadır. Bu nedenle davacıya halen kıdemli albay dul eşi olarak değil de albay dul eşi olarak aylık ödenmekte olup maddi kaybının doğrudan idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığı ortadadır. Ve bu kayıp davacının maddi zararını oluşturmaktadır.
Öte yandan davacının, mevcut hizmet sefahatinde başarılı bir performansı olan müteveffa eşinin liyakatinin onanmaması karşısında, duyduğu üzüntü nedeniyle, yine idarenin hizmet kusuru sonucu manen de zarara uğradığı kabul edilmiştir.
Davacının uğradığı maddi zararını oluşturan ve aylık farkından ileri gelen miktar bilirkişi marifetiyle hesaplatılmış, taraflara tebliğ edilen raporun ve tespit edilen 659.570.248.-TL toplam maddi zararın yöntem ve esaslara uygun bulunduğu görülmüş, bu miktar maddi tazminata hükmedilmesi, fazlaya ilişkin istemin reddinin gerektiği kabul edilmiş, ayrıca kurulumuzca 5.000.000.-TL(Beşmilyonlira) manevi tazminat takdir edilmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1) Davalı tarafından davacıya 659.570.248.-TL (Altıyüzellidokuzmilyonbeşyüzyetmişbin- ikiyüzkırksekizlira) maddi tazminat ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,
2) Ayrıca 5.000.000.-TL(Beşmilyonlira) manevi tazminat ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, her iki tür tazminat miktarına dava tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına,
3) Yargılama giderlerinin 1602 Sayılı Kanunun 71 nci maddesi uyarınca davalı idareye yükletilmesine ve 5.000.000.-TL(Beşmilyonlira) bilirkişi ücreti ile 1.975.000.-TL (Birmilyondokuzyüzyetmişbinlira) posta giderinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, ancak 492 Sayılı Harçlar Kanununun 13/j maddesi uyarınca Genel Bütçeye dahil davalı idare harçtan muaf olduğundan, ayrıca harca hükmedilmesine yer olmadığına, davacının peşin yatırdığı 11.676.000.-TL (Onbirmilyonaltıyüzyetmiş altıbinlira) harcın istemi halinde kendisine iadesine,
4) Reddedilen maddi ve manevi tazminat miktarı üzerinden dava tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 26.925.000.-TL (Yirmialtımilyondokuzyüzyirmibeşbinlira) vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, gizli belgelerin iadesine, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy