(2709 S. K. m. 125)
Davacı vekili, 16.7.1997 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin uzman erbaş sözleşmesinin feshedilmesi işleminin AYİM. 1. Dairesince iptali üzerine, davalı idarece 1.7.1997 tarihinde yeniden göreve başlatıldığını, müvekkilinin hukuka aykırılığı mahkeme kararı ile sabit olan bu idari işlem nedeniyle statü dışında kaldığı süre zarfında maaş, TSK. tazminatı, OYAK, Emekli, Zorunlu tasarruf, Vergi ve sair kesintileri itibariyle toplam 1.000.000.000. TL. maddi zarara uğradığını, ayrıca haksız olarak TSK.'den çıkarılmakla sosyal çevresi ve emsalleri içinde küçük düşmesi, haysiyet ve onurunun kırılması nedeniyle de bir manevi zarara uğradığını, bunun için de davacıya 50.000.000. TL. manevi tazminat verilmesinin uygun olacağını belirterek; sözkonusu maddi ve manevi zararların 6.6.1996 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tazminini talep ve dava etmiştir.
Dosyanın incelenmesinde; davacının 31.8.1992 tarihinde P.Uzm.Çvş.rütbesiyle uzman erbaş statüsüne girdiği SS.Mknz.P.Tug.K.lığı emrinde görev yapmaktayken 6.6.1996 tarihinde sözleşmesinin feshedildiği, sözkonusu işlemin iptali için açılan davanın kabul edilerek AYİM. 1. D.nin 1.4.1997 tarih ve E. 996/598, K. 997/280 sayılı kararı ile idari işlemin iptal edildiği, kararın 11.6.1997 tarihinde davacı vekiline tebliğ edildiği, iptal kararının davalı idarece yerine getirilerek davacının 1.7.1997 tarihinde yeniden statüye alındığı, davacı vekilinin davacının statü dışında geçirdiği 6.6.1996-1.7.1997 tarihleri arasındaki dönemde yoksun kaldığı maaş ve özlük hakları toplamı olarak öne sürdüğü 1.000.000.000. TL. nın maddi tazminat olarak; 50.000.000. TL. nın da uğradığını öne sürdüğü manevi tazminat olarak tazmini için 16.7.1997 tarihinde AYİM'de bu davayı açtığı anlaşılmaktadır.
Davacı vekili bu davasını, işlemden doğan bir tam yargı davası olarak ikame etmiş ve tespit ettiği maddi manevi zararlar toplamı (1.050.000.000. TL.) üzerinden de gerekli harcı (10.100.000. TL.) yatırmış bulunmaktadır.
1602 sayılı Kanunun 42 nci maddesinin kendisine tanıdığı imkandan istifade eden davacı vekili, aynı maddede idari işlemlerden doğan tam yargı davaları için öngörülen dört yöntemden, iptal davası sonunda verilen kararı takibin tam yargı davası yolunu tercih etmiştir. Tercih edilen bu yöntem üzerine, davanın istem gibi bir tam yargı davası şeklinde sonuçlandırılabileceği kuşkusuz olup; Dairemizin yerleşik uygulaması da bu doğrultudadır. Ne var ki, özellikle son zamanlarda açılan bu tür davaların fazlalığı, davalı idare ile özlük hakları konusunda yapılan yazışmaların çok uzun süre alıp, davacıların haklarının yerine getirilmesinde gecikmelere yol açılması ve çoğu kez vekiller aracılığıyla açılan bu tür davalarda, statü dışında geçirilen dönemdeki yoksun kalınan aylık ve özlük hakları toplamı talep edilirken yalnızca ifasının dikkate alınıp, yasal kesintilerinin (Emekli Sandığı kesintisi ve kurum karşılıkları, zorunlu tasarruf ve kurum katkısı, gelir vergisi, damga vergisi, varsa OYAK kesenekleri vb.) dikkate alınmaması ve dava dilekçesinde ifası kesinti toplamı vb, herhangi bir tefrik yapılmaksızın belli bir para miktarının maddi tazminat olarak talep edilmesi nedeniyle, salt davacı yönünden saptanan özlük hakları zararı miktarına (ifasına) hükmedilmesi halinde, davacının statü dışında geçirdiği dönemin emeklilik hizmeti yönünden değerlendirilebilmesi imkanının ortadan kalkacak olması gibi nedenleri değerlendirip dikkate alan Kurulumuz; bu konudaki içtihadını geliştirmiş ve dava konusunda olduğu gibi, statü dışına çıkarma ayırma işlemleri nedeniyle statü dışında geçen süreyi kapsayan dönem için yoksun kalınan aylık ve özlük hakları (maddi tazminat) istemli tam yargı davalarının, davacılar lehine olarak bir iptal davası şeklinde değerlendirilerek, buna göre hüküm tesisinin uygun olacağını kararlaştırmıştır.
Kurulumuzun bu değerlendirmesine haklılık kazandıracak diğer bir olgu, davacıların statü dışında geçen dönemdeki müstahak olup ta yoksun kaldıkları aylık ve özlük hakları miktarlarının değişmezliğidir. Diğer bir deyişle, davacıların aynı dönemdeki emsallerinin aldıkları aylık ve özlük hakları ne olacak idiyse, davacılara da aynı tutarda ödemede bulunulması gerektiği, keza aynı oranda kanuni kesintilerin yapılacağı kuşkusuzdur. Bu nedenledir ki, statü dışında geçen döneme ilişkin müstahak olunan aylık ve özlük haklarının tahakkuk ettirilmemesi, ilgiliye ifasının ödenmemesi ve kanuni kesintilerin yapılmayıp ilgili kurumlara (Emekli Sandığı, OYAK, Ziraat Bankası vb.) gönderilmemesi, sonucu, açıkta (statü dışında) geçen bu sürenin aynı zamanda emeklilik yönünden değerlendirme dışı bırakılması şeklinde tecelli eden davalı davacıların bu konuda uğradıkları tüm zararların giderilmesi de sağlanmış olacaktır. Oysa, titiz bir inceleme yapılmadan ilgililerince açılacak bu konudaki bir tam yargı davası ile sözkonusu zararların tam olarak giderilmesi, çoğu kez mümkün olmayacaktır.
Aynı işlem nedeniyle açılan manevi tazminat istemli tam yargı davaları ise eski uygulama gibi istem doğrultusunda sonuçlandırılacaktır.
Belirtilen nedenlerle, davacının maddi tazminat istemi, bir iptal davası şeklinde değerlendirilerek inceleme konusu yapılmıştır:
Esasen, iptal kararı tesis edilen işlemi tesis tarihinden itibaren ortadan kaldırdığında; statü dışında geçirilen sürelerin statüde imiş gibi değerlendirilmesi ve bu statüye bağlı aylık vb. özlük haklarının ilgilinin iptal kararı sonrasında yeniden göreve başlamasını takiben, idarece ayrıca herhangi bir yargı kararma gerek olmaksızın tahakkuka bağlanması, gerekli kanuni kesintiler yapılıp ilgili kurumlara (Emekli Sandığı, OYAK, Ziraat Bankası vb.) gönderildikten sonra, toplam ifasının ilgiliye re'sen ödenmesi gerektiği idare hukuku öğretisi ve kökleşmiş idari yargı içtihatları ile düzenli ve basiretli idare ilkelerinin tabii bir gereği olmasına karşın; davalı idarece bu konuda müspet bir davranış biçiminin ortaya konulmaması dolayısıyla, sözkonusu menfi eşlemin sebep ve maksat unsurları yönünden hukuka aykırılıkla sakatlandığında kuşku bulunmadığından, işlemin iptali gerektiği açıktır.
Davacının manevi zararına gelince:
Davacının hukuka aykırılığı Dairemiz kararıyla saptanan bir idari tasarrufla, uzman erbaş statüsüne son verilip yaklaşık bir yıl süresince statü dışında kaldığı maddi bir vakıadır. Davalı idare ajanlarınca davacı hakkında sübjektif değerlendirmeye dayalı olumsuz sicil düzenlemek suretiyle uzman erbaş sözleşmesinin feshedilmesi, idarenin hizmet kusurunu ortaya koymaktadır. Davalı idare ajanlarınca ilgili mevzuat hükümlerinin çiğnenerek, sübjektif değerlendirmeye dayalı sicil takdiri; davalı idare ajanlarının yeterince iyi yetiştirilmediğini, dolayısıyla bu konudaki hizmetin kötü işleyerek, idarenin hizmet kusuru içinde bulunduğunu göstermektedir. Diğer bir deyişle, kamu hukukundan doğan bir yetkinin (sicil düzenleme) idare ajanlarınca (ilgili sicil üstlerince) kullanılmasından doğan ve dosya kapsamına göre de ilgili ajanın/ajanların kişisel sorumluluğunu (salt kişisel kusur) gerektirmediği anlaşılan, bu mahiyeti itibariyle de bir görev kusurunun sebebiyet verdiği zararın hizmetten ayrılması mümkün olmayıp; davalı idarece üstlenilmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Davacının sözkonusu menfi ayırma işlemi nedeniyle bir yıl süresince statü dışında kaldığı ve bu dönem süresince bir elem ve üzüntüye, dolayısıyla bir manevi zarara uğradığı açık olduğundan, hizmet kusuru esasına göre bu zararının tazmini yoluna gidilmiş; ancak takdir zaafına dayalı işlemin mahiyeti ve bu konudaki iptal kararımızın münhasır niteliği de dikkate alınarak, davacı tarafından talep edilen miktar kadar değil, Dairemizin emsal davalarda belirlediği düzeyde manevi tazminata hükmedilmiştir.
Açıklanan nedenlerle;
1- Davacının, hukuka aykırılığı Dairemiz iptal kararıyla sabit olduğu üzere 6.6.1996-1.7.1996 tarihleri arasında statü dışında geçirdiği dönem boyunca müstahak olduğu görev aylıklarının tahakkuk ettirilmemesi, bu aylıkları üzerinden kanuni kesintiler yapılıp ilgili kurumlara gönderilmemesi ve kanuni kesintilerden sonraki net ifasının kendisine ödenmemesi işlemi sebep ve maksat unsurları yönünden hukuka aykırılıkla sakatlandığından; İŞLEMİN İPTALİNE,
Sözkonusu aykırılıkların ayrı ayrı tahakkuk ettikleri tarihler itibariyle, bu tarihlerden ödeme tarihine kadar %30 (Yüzde otuz) YASAL FAİZ YÜRÜTÜLMESİNE,
2- Davacıya duyduğu manevi acıya karşılık olmak üzere 5.000.000. TL. (Beşmilyonlira) MANEVİ TAZMİNAT VERİLMESİNE, fazlaya ait isteminin REDDİNE,
Hükmedilen manevi tazminat miktarına işlemin tesis tarihi olan 6.6.1996 tarihinden ödeme tarihine kadar %30 (Yüzde otuz) YASAL FAİZ YÜRÜTÜLMESİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy