(1602 S. K. m. 20)
Davacı vekili, 5.9.1997 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 29.6.1985 tarihinde Lv. Maliye Ok ve Eğt.Mrk.K.lığında kalorifer ateşçisi olarak görev başladığını ve bu tarihten itibaren ısı merkezinde çalıştığını, çalıştığı iş ortamının zehirli ve boğucu gazlara maruz bir mahal olduğunu, bu nedenle müvekkilinin 5434 Sayılı Kanunun 32 nci maddesinde öngörülen fiili hizmet süresi zammından yararlandırılması gerektiğini, nitekim Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyelerince hazırlanan bir teknik raporla da bu durumun tespit edildiğini, başvurdukları KKK.lığı ve T.C.Em.Snd.Gn.Md.lüğünün anılan yasa maddesinde ısı merkezi tabiri geçmediği gerekçesiyle bu konudaki istemlerini kabul etmediklerini, oysa maddede belirtilen ısı santralinde yapılan bütün işlerin aynen müvekkilinin görev yaptığı ısı merkezinde bilfiil ifa edildiğini, dolayısiyle davalı idarece tesis edilen işlemin hukuka aykırılıkla sakatlandığını belirterek; iptalini talep ve dava etmiştir.
Bilindiği gibi, Anayasanın 157, 1602 Sayılı AYİM Kanunun 20 nci maddelerine göre; Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin bir davaya bakabilmesi için, dava konusu idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesi zorunluluğu bulunmaktadır.
Gerçekten davacının, 1602 Sayılı Kanunun 2568 Sayılı Kanunla değişik 20 nci maddesinde sayılan kişilerden Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli sivil memur olması nedeniyle, 1602 Sayılı Kanun açısından asker kişi olduğu konusunda kuşku bulunmamaktadır.
Bu durumda, bu koşulun yanısıra gerekli olan, işlemin askeri hizmete ilişkin olması koşulunun, davada mevcut olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir. Esasen AYİM'in başlıca kuruluş amaçlarından birisi de kendisine özgü ve genel hukuk kuralları dışında, diğer mesleklerden farklı, hiyerarşik düzene sahip bir kamu hizmeti kolu olan askerlikle ilgili işlem ve eylemlerin yargı denetimini özel ihtisası gerektiren bir kuruma bırakmak olduğuna göre, böyle bir belirlemenin ne denli önem arzettiği izahtan varestedir.
Bu sorunun çözümünde, işlemi tesis eden makamın askeri olup olmadığının önemi yoktur. Önemli olan işlemin askeri hizmete ilişkinlik öğesi taşıyıp taşımadığının saptanmasıdır. Bunun için de, ister askeri makamca ister askeri olmayan makamlarca tesis edilsin; bir işlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığını saptamak için, işlemin özelliğine, bir başka deyişle niteliğine bakmak gereklidir. İdare, işlem tesis ederken kanunda sayılan bu asker kişilerden herhangi birini gözönünde tutmuş, bu kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerini, tutum ve davranışlarını, askeri geçmişini, askeri kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerini; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural, gerek ve geleneklerini gözönünde tutarak değerlendirmiş ise, bu idari işlem askeri nitelikli bir işlemdir. Bu belirlemeye uygun işlemi tesis eden makam askeri olmayan bir makam olsa bile, durum değişmez. Bu şartlarda böyle bir işlemde menfaati ihlal edilen kişi sivil olsa, açtığı dava Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde görülebilecektir.
İdari işlemin yargısal denetiminde, askerlik mesleğinin gereklerini yakından bilmenin önem taşımadığı hallerde, işlem askeri makamlarca tesis edilmiş olsa bile, daya görevli idare mahkemesinde çözümlenecektir. Bu durumda, bir davanın AYİM'nde çözümlenip çözümlenemeyeceği meselesinde ölçünün, idari işlemi tesis eden makam yönünden ayırıma tabi tutulmayıp, yapılan işlemin niteliğinin askeri olma vasfının ağırlıklı olup olmadığına bakılması görevli mahkemenin tayininde en doğru yol olmak gerekmektedir.
Böylece yukarıdaki açıklamaların ışığında, inceleme konusu olayda, davacının ısı merkezinde geçen hizmetinin, fiili hizmet zammı verilmesini gerektirip gerektirmeyeceğine ilişkin sorunun, askeri hizmetle bağlantılı bir yönü bulunmamaktadır. Davacı hakkında tesis edilen işlem, hizmet gerekleri gözetilmeksizin, salt genel idari ölçü ve gereklere göre tesis edilen niteliği ve özellikte bir işlemdir. Bu nedenle de, askeri idari yargının konusu dışında genel idari yargı denetimine tabi bir işlemdir. Dolayısıyla de AYİM'nin bu davaya bakmakla görevli olduğunu kabul etmek mümkün bulunmamaktadır.
Kaldı ki, Uyuşmazlık Mahkemesinin, konuya ilişkin 28.5.1989 gün ve 20178 Sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 10.4.1989 tarih ve E. 1989/7, K. 1989/8 sayılı kararı da kabul biçimimizi teyit eder mahiyettedir.
Açıklanan nedenlerle; askeri hizmete miskinlik unsurunun mevcut bulunmaması nedeniyle dava konusunun genel idari yargının görev alanı içerisinde olduğu, işlemin görüm ve çözümünün mahkememizin görevi dışında kaldığı kanaatine varıldığından, davanın görev yönünden REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy