(926 S. K. m. 94) (2946 S. K. m. 7) (1602 S. K. m. 62) (Kamu Konutları Yönetmeliği m. 33)
Davacı, 6.12.1996 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; 6.12.1993 tarihinde sıra tahsisli olarak konuta girdiğini, daha sonra garnizondaki konutların subay ve astsubay blokları olarak ayrıldığını ve oturmakta olduğunu konutun bulunduğu blok subay bloğu olarak tahsis edildiği için oturmakta olduğu konuttan çıkarak astsubaylar için ayrılan başka bir konuta geçmesinin istendiğini, konutta beş yıllık oturma süresini doldurmadığını, şartlı olarak girmediğini, kendisinden önce konuta girenler ve şartlı olarak girenler bulunduğu halde kendisinin konuttan çıkarılmasının TSK. Konut Yönergesinin 12 nci maddesine aykırı olduğunu ileri sürerek, subay bloğunda, oturmakta olduğu konuttan çıkarılması konusunda tesis edilen 28.11.1996 tarihli işlemin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Dava dosyasındaki belgelere göre; önceki yıllarda İncirlik Tesis Komutanlığına atamalı subay az olduğundan, subay kontenjanı olarak ayrılmış bazı konutların astsubaylara tahsis edildiği, bu arada davacıya da subay bloğunda bulunan 3208/2 no. lu konutun (4 ncü blok 2 no. lu daire) 6.12.1993 tarihinden itibaren sıra tahsisli olarak tahsis edildiği, ancak daha sonra atamalı subayların çoğalması üzerine İncirlik Tesis Komutanlığınca 19.12.1995 tarihinde yeni bir düzenleme yapılarak garnizonda mevcut toplam 73 konutun ayrılan kontenjanlara göre subay, astsubay, sivil memur ve uzman erbaşlar için ayrı ayrı bloklar olarak tahsis edildiği, subay kontenjanı olarak ayrılan konutlarda oturan dört astsubay hakkında, şartlı oturuyor kabul edildiği, subay kontenjanı olarak ayrılan konutlarda oturan dört astsubay hakkında, şartlı olarak oturdukları belirtilerek 1996 yılı genel atamalarında birliğe atanan subaylara lojman tahsis edilebilmesi için konuttan çıkarma işlemi yapıldığı, davacı hakkında ise Astsubay bloklarından 5/2 numaralı dairenin boşaldığı, bu dairenin bir subaya verilmesi halinde blokların tekrar karışacağı, karışıklığa meydan verilmemesi için halen subay bloğu olan 4 ncü blok 2 numaralı dairede tek astsubay olarak oturmakta olan Kd.Bçvş. ................'ün... gününe kadar 5/2 numaralı daireye taşınacağı, taşınmadığı takdirde TSK. Konut Yönergesinin 35 nci maddesi gereğince çıkarılma işlemine tabi tutulacağı belirtilerek, dava konusu 28.11.1996 tarihli işlemin tesis edildiği anlaşılmıştır.
Davanın dayandırıldığı bu olgulara göre, davacıya baştan beri subay kontenjanı olarak ayrılmış olan konutlardan birinin tahsisi söz konusudur. Başka bir anlatımla, davacının oturmakta olduğu konut tahsis tarihi olan 6.12.1993 tarihinde de subay kontenjanı içerisinde yer almaktadır. Yani subay kontenjanına 19.12.1995 tarihli yeni düzenlemeyle sonradan dahil edilmiş değildir. Zira, İncirlik Tesis Komutanlığının 13 Nisan 1993 tarihli Konut Özel Yönergesinde dava konusu konutun bulunduğu 4 ncü bloğun subay bloğu olarak belinlendiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, dava konusu konutun davacıya şartlı olarak tahsis edilmiş olması gerektiği ilk anda akla gelmektedir. Çünkü, bu konuda TSK. Konut Yönergesinin 12 nci maddesinde: Konut, ayrılan kontenjana göre personel olmadığı için tahsis edilemiyorsa, diğer kontenjanlardaki personele şartlı olarak tahsis edilir. Şartlı girenlerin tahliyesi gerektiğinde, tahliye tarihi itibariyle konuta giriş puanı en az olandan, puanların eşit olması halinde önce girenden başlamak üzere yeteri kadar konut tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde tahliye ettirilir. hükmü yer almaktadır. Ancak dava dosyasındaki 3 Aralık 1993 tarihli konut tahsis kararı incelendiğinde, bu kararda 3802/2 no. lu konutun davacıya TSK. Konut Yönergesinin 12 nci maddesi gereğince şartlı olarak tahsis edilmiş olduğu konutta hiçbir nedenle ikametine devam ettirilmesi mümkün değildir.
Davacı vekili, 14 Şubat 1997 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; Astsubay Sicil Yönetmeliğinin 53 ve 54 ncü maddeleri gereğince hakkında disiplinsizlik sicili düzenlendiğinden TSK. Personel Kanununun 94 ncü maddesinin (b) fıkrası gereğince TSK. nden ihraç edildiğini, bu işlemi 8.1.1997 tarihinde tebellüğ ettiğini, bu işlem aleyhine açtığı iptal davasının 1997/65 Esas No ile halen görülmekte olduğunu, bu nedenle ihraç işleminin henüz kesinleşmediğini, ihraç edilmezden önce sıra tahsisli olarak oturduğu ve henüz beş yıllık süreyi doldurmadığını, lojmandan idarece tahliyesinin istendiğini, lojmandan çıkarılma işleminin TSK. nden ihraç işlemine dayanılarak yapılacağını, oysa disiplinsizlik nedeni ile ayırma işlemi hakkında açılan iptal davasının henüz sonuçlanmadığını, bu dava sonuçlanmadan haksız bir idari işleme dayanılarak yapılacak lojmandan çıkarma işleminin de hukuka aykırı olacağını belirterek; lojmandan çıkarılma işleminin iptalini, ayrıca disiplinsizlik nedeni ile ihraç işlemi aleyhine açılan davanın iptal kararı ile sonuçlanması durumunda bu ikinci dava konusuz kalacağından işlemin iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı idarenin savunmasına göre bu işlem, 2946 Sayılı Kamu Konutları Kanununun, bu kanuna göre çıkarılan Kamu Konutları Yönetmeliğinin ve TSK. Konut Yönergesinin açık hükümleri ile Bir idari işleme karşı dava açılması o idari işlemin yürütülmesini durdurmaz prensibine dayandırılmıştır. Gerçekten 2946 Sayılı Kamu Konutları Kanununun 7/b maddesi, Kamu Konutları Yönetmeliğinin 33/b maddesi ve TSK. Konut Yönergesinin 30/b maddesi, sıra tahsisli konutlarda oturanların emeklilik, istifa, başka bir yere nakli ve her ne şekilde olursa olsun memuriyet sıfatı kalkanların ilişiklerinin kesildiği tarihten itibaren iki ay içinde konutları boşaltmak zorunda olduklarını belirtmektedir. Bu nedenle lojmandan çıkarılma işleminin yasal ve yönetsel düzenlemelere aykırı hiçbir yönü yoktur.
Diğer taraftan davacı vekili, her ne kadar lojmandan çıkarılma işleminin, disiplinsizlik sebebiyle emekliye sevk edilme işleminin bir sonucu olduğu, bu işlem aleyhine açılan davanın henüz sonuçlanmamış olmasının tesis edilen idari işlemi kesinleştirmediği ve dolayısı ile kesinleşmemiş bir idari işleme dayanarak yeni bir idari işlem yapılamayacağını iddia etmişse de, bu iddiaya itibar etmeye imkan yoktur. Zira kişilerin idari işlemlere karşı dava açmaları üzerine, idari işlemin yürütülmesinin kendiliğinden durması yolunun benimsenmesi veya bu idari işleme bağlı diğer işlemlerin yapılmasının askıya alınması idarenin işlerini güçleştirir ve kimi durumlarda idareyi çalışamaz duruma getirebilir. İdari işlem, idarenin tek yanlı iradesi ile ilgilinin hukuksal durumunda değişiklik yapan hukuki tasarruflardır ve ilgiliye bildirmesi ya da yayınlanması ile yürütülebilir hale gelir ve kendisine bağlı ikinci bir hukuki işlemin yapılması da dahil tüm hukuki sonuçlarını doğurur. Yoksa davacı vekilinin iddia ettiği gibi idari işlemlerin kesinleşmesi için bir yargı kararına gerek yoktur. Nitekim 1602 Sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 62 nci maddesinin birinci fıkrası Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde idari dava açılması ve kanun yollarına başvurulması itiraz olunan idari işlemlerin veya yargı kararlarının yürütülmesini durdurmaz diyerek bu prensibi açıkça belirtmiştir. Bu itibarla, vekilin bu iddiası da geçersiz bulunmaktadır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, hukuki dayanaktan yoksun DAVANIN REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy