(1602 S. K. m. 40)
Davacı, 10.12.1998 tarihinde AYİM kayıtlarına geçen dava dilekçesinde özetle; 16.4.1997 tarihinde emekliye ayrıldığını ve Emekli Sandığının 29.4.1997 tarihli yazısında belirtildiği gibi, kendisine 42 yıl 4 ay hizmet karşılığı aylık bağlandığını, hizmet süresinin hesaplanmasında 18.11.1991-16.4.1997 tarihleri arasında denizaltı kadrosunda görev yapmadığı gerekçesi ile bu döneme ilişkin 2 yıl 8 ay 14 gün ihtiyari hizmet süresinin emeklilik hizmet yılına ilave edilmediğini, bu hususta 21.9.1998 tarihli dilekçesi ile Emekli Sandığına yaptığı müracaatına Dz.K.K.lığının 22.10.1998 tarihli yazısı ile olumsuz cevap verildiğini, ilk dalış tarihi olan 4.9.1973 tarihinden 18.11.1991 tarihine kadar denizaltı kadrosu olan, 18.11.1991-16.4.1997 tarihleri arasında denizaltı kadrosu olmayan görev yerlerinde görev yaptığını, bugüne kadar denizaltıcılık vasıflarını koruduğu ve her yıl yıllık zorunlu dalışlarını yaptığını belirterek, 18.11.1991-16.4.1997 tarihleri arasında geçen süresinin denizaltıcılık hizmet süresinden sayılmaması ve buna bağlı emeklilikle ilgili itibari hizmet süresinin ilerletilmemesi işleminin iptalini talep ve dava etmiştir.
Bir davada süre kamu düzenine ilişkin hususlardan olup ayrıca davalı idarece de bu husus ileri sürüldüğünden öncelikle bu hususun değerlendirilmesi gerekmektedir.
Dava dosyasında mevcut bilgi ve belgelerden, 16.4.1997 tarihinde emekli olan davacıya, T.C.Emekli Sandığının 29.4.1997 tarihli yazısı ile 42 yıl 4 ay karşılığı maaş bağlandığının bildirildiği, davacının ilk aylığını da 15.5.1997 tarihi itibarı ile aldığı, bundan sonra denizaltı kadrosu olmayan görev yerlerinde 18.11.1991-16.4.1997 tarihleri arasındaki hizmetlerinin denizaltı hizmet süresinden sayılması için idareye müracaatına müteakip 30.11.1998 tarihinde Gölcük Asliye Hukuk Mahkemesi kayıtlarına geçen dava dilekçesi ile davasını açtığı açık bir şekilde anlaşılmıştır.
Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda davacının en geç maaşını aldığı 15.5.1997 tarihi itibarı ile denizaltı kadrosu olmayan görev yerlerinde 1-8.11.1991-16.4.1997 tarihleri arasındaki hizmetlerinin denizaltı hizmet süresinden sayılmadığını bildiği anlaşılmış olup, buna göre davacının 1602 sayılı Kanunun 40 ncı maddesi gereğince 15.5.1997 tarihinden itibaren 60 gün içerisinde iptal davasını açması veya 1602 sayılı Kanunun 35/a maddesi gereğine dava açma süresi içerisinde ihtiyari müracaatta bulunması gerekmektedir.
Bu durumda davacı 15.5.1997 tarihinden itibaren 60 gün içerisinde iptal davasını açması veya dava açma süresi içerisinde ihtiyari müracaatta bulunması gerekirken, bu tarihten çok sonraki bir tarih olan 30.11.1998 tarihinde iptal davasının açılmış olması karşısında, idari davalarda dava açma süresi hak düşürücü bir süre olarak kabul edildiğinden, 1602 sayılı Kanunun 40 ncı maddesinde ve 35/a maddesinde belirtilen süreler geçirildikten sonra açılan davanın reddi gerekmiştir.
Açıklanan nedenlerle; davanın süre yönünden REDDİNE.
KARŞI OY GEREKÇESİ
1- Denizaltı kadro görev yerleri dışında çalışılan sürelerin itibari hizmet müddetine dahil edilmemesi davalı idarece istikrar bulmuş bir uygulama iken ve bu konuda da herhangi bir ihtilaf vuku bulmamışken, açılan bir dava münasebetiyle ilk kez dairemizin 1995 yılındaki bir içtihadıyla sözkonusu görev yerlerinde çalışılan sürelerin de denizaltıcılık hizmetinden sayılması gerektiğine hükmedilmiş ve bu tarihten itibaren de dairemiz aynı içtihadını istikrarlı bir şekilde sürdürmüştür. Mahkememizin açılan pek çok davada aynı şekilde karara varması üzerine, davalı idarenin birimlerinden Dz.K.K.lığı, aynı konumdaki tüm personele bu uygulamanın teşmil edilmesi için durumu Maliye Bakanlığına iletmiş ve Dz.K.K.lığına aynı konuda Şifahi ya da yazılı başvuruda bulunanlara da, Maliye Bakanlığının cevabi yazısı geldiğinde, herkese bu uygulamanın yaygınlaştırılacağı ifade edilmiştir. Nitekim davacı bakımından da aynı şey olmuş ve emekli olduğunda davacı da aynı cevaba muhatap olmuş ve iyi niyetle idareye güven duyarak, lehine yapılacak uygulamaya beklemeye başlamıştır. Ne var ki uzun bir süre bu konuda olumlu bir gelişme olmayınca (nitekim Maliye Bakanlığı Dz. K.K.lığının yazısına menfi cevap vermiştir) davalılardan Emekli Sandığı Genel Müdürlüğüne başvurmak ve akabinde bu davayı ikame etmek mecburiyetinde kalmıştır. Bu durumda, 1602 Sayılı Kanunun 40 ncı maddesindeki süre"yi katı bir şekilde yorumlamamak ve idarenin başlangıçta iyi niyetli olarak takındığı tavrı oyalayıcı cevap kabul etmek ve nihayet olumlu bir gelişme olmayınca da yapılan başvuru üzerine açılan davayı süresinde kabul etmek hakkaniyet ve adalet ilkelerine daha uygun düşecektir.
2- Konunun diğer bir cephesi, denizaltıcılık hizmetine ilişkin olarak AYİM'ce 1995 yılından bu yana verilen iptal kararlarının objektif niteliğinin dikkate alınmadan Dairece süre olgusunun karara esas teşkil etmesidir.
Davalı idare, kendisine tebliğ edilen ve gereği de yerine getirilen iptal kararlarına muttali olmasına karşın, bir örneği bu dava olmak üzere, derdest diğer davalarda süre itirazında bulunarak, davanın bu nedenle reddini talep etmektedir. Süre, idare hukukunda kamu düzeninden olup, davanın her aşamasında re'sen gözönünde bulundurulmak zorunda olan bir müessesedir. Ancak, aşağıda kapsamlı bir şekilde açıklanan bilimsel görüşler uyarınca, dava konusu gibi sübjektif (sadece bir şahsı ilgilendiren) olmayan, objektif (genel) mahiyetteki benzer işlemlerin iptale konu olması halinde, aynı şey geçerliliğini yitirmekte ve kamu düzeni sürenin değil, objektif mahiyetteki iptal kararının mahiyetinin esas alınmasını gerekli kılmaktadır. Bu bakımdan, öncelikle iptal kararının sonuçları üzerinde durulması ve öğretinin konuya bakışının saptanması zorunlu bulunmaktadır:
- ...İptal edilen karar objektif bir mahiyet arz ediyor veya muhtelif kimseleri alakalandırıyor ise, bir davacı tarafından açılan dava üzerine sadır olan kararın iptali hükmü davada taraf olmayan ve fakat kararla alakası bulunan diğer Şahıslara da sirayet eder. Zira, kararın iptal edilmiş olması, salahiyetli kazai makamlarca bunun hukuk kaidelerine aykırı ve haksız olduğunu göstermiştir. Haksızlığı sabit olan bir kararı bir kısım Şahıslara tatbik etmekte devam etmek hakkaniyetle telif edilemez... (Sıddık Sami Onar, İdare Hukukunun Umumi Esasları, C.III, İstanbul 1966, 5.1785-1786.)
- ...İptal edilen karar genel mahiyette, davacıdan başka kişileri de ilgilendirecek nitelikte ise, davada taraf olmayan, fakat iptal edilen kararla ilgisi bulunan üçüncü kişileri de etkiler... (Şeref Gözübüyük, İptal Davasının Sonuçları, Yavuz Abadan'a Armağan, Ankara 1969, s.337.)
- ...İptal davasının amacı, idarenin hukuka ve kanuna aykırı işlemlerini ortadan kaldırmak suretiyle, onun hukuka bağlılığını sağlamak ve böylece hukuk düzenini korumaktır... İptal davasının sonunda verilen kararın, kural olarak salt kesin hüküm niteliğini taşıması ve sadece davacı için değil, herkes için geçerli olması da, iptal davasının objektif öğelerinden sonuncusunu teşkil etmektedir. Genellikle kabul edilen çözüm biçimi, iptal kararlarının genel bağlayıcılık etkisine sahip olması, bunun dışında davanın reddi kararlarının ise ancak davacıyı bağlamasıdır... (A.Ülkü Azrak, İptal Davalarının Objektif Niteliği Üzerine Düşünceler, Onar Armağanı, İstanbul 1977, s.149.)
- ...Mahkeme kararından davacıdan başka kimselerin yani üçüncü şahısların faydalanabilmesi için, mahkemece iptal olunan kararın umumi, objektif, gayri Şahsi olması gerekir. Sadece davacının Şahsını hedef tutan bir kararın iptalinden başkalarının faydalanmaları mümkün değildir... (Hamza Eroğlu, İdare Hukuku, Ankara 1985, s.445.)
- ...İptal kararı genel etkilidir. İşlem ortadan kalktığına göre, etkinin yalnız taraflar arasında kalması düşünülemez. İşlemin etkisi ne kadar ise, bu işlemin iptal sonucunda ortadan kalkmasının etkisi de en azından o kadar olacaktır... İşlem iptal edilip de dava ile güdülen sonuç elde edilince, bu sonuç bütün ilgililer için elde edilmiş demektir. İşlemin iptalinden bütün ilgililer aynı biçimde etkilenirler; dava açarak iptali elde etmiş ilgilinin bir ayrıcalıklı durumu yoktur... Genel etki, her şeyden önce işlemin yöneldiği kişiler için geçerlidir. Ancak genel etki bu nispeten dar alanda kalmaz. İptal kararının uygulanması dolayısıyla işlemin yönelmemiş olduğu kişilere ve işlemlere ve de dolaylı olarak, ilgili işlemlere de etki ulaşabilir... İptal kararının etkisinin genelliği ilkesi kişisel işlemler için de geçerlidir... Etkinin genelliği bakımından önemli olan işlemin genel ya da kişisel oluşu değil, işlemin iptalinin objektif oluşu ve işlemle ilgili olan herkesi etkileyeceğidir...Benzer işlemlerin (aynı sakatlığı taşıyan işlemler) dayandığı temel işlem iptal edilmiş ise, işlemler arasındaki benzerlik ilişkisine eğilmek gereği olmadan, sonuç işlemler dayanağı kalmadığından iptal ettirilebilir...Asıl ilginç sorun, benzer işlemlerden birine karşı dava açılmış ve iptal kararı alınmış iken, diğerlerine karşı dava süresi geçirilmiş ise ortaya çıkacaktır...İptalin benzer işlemlere etki yapması, eşitlik ilkesi ve iptal kararının genel etkisi bakımından da zorunludur. Genel etki kabul olunmaz ise, dava açarak iptal kararı elde etmiş olanlar dava süresini geçiren benzerlerine karşı bir ayrıcalık elde etmiş olacaklardır. Oysa idarenin sakatlığı anlaşılmış benzer işlemleri ortadan kaldırma görevi, benzer durumlarda herkese eşit davranma görevinin de bir gereğidir... Özetlemek gerekirse: Benzer sakatlıkları taşıyan işlemlerden birinin iptal edilmesi, diğerlerinin de sakat olduklarını ortaya koyar. Bu durumda idarenin görevi, ilgililerin dava açmasını beklemeden, onları çeşitli külfetler katlanma zorunda bırakmadan, kendiliğinden durumu düzeltmek, sakat işlemleri ve sonuçlarını ortadan kaldırmaktır. Bu görevini yerine getirmezse, her ilgili, idareden bu görevini yerine getirmesini isteyebilir ve işleme karşı dava süresi geçmiş de olsa ret işlemlerinin iptalini elde edebilir... (Yıldırım ULER, İdari Yargıda İptal Kararlarının Sonuçları, Ankara 1970, s.46, 64-68)
Belirtilen bu bilimsel açıklamaların ışığında dava konusuna dönüldüğünde, denizaltı kadrosu olmayan görev yerlerinde yapılan hizmetin denizaltıcılık hizmetinden sayılmamasına ilişkin işlemin iptali istemini havi bir davanın, salt zahiri görünüm itibariyle kişisel bir işlem olduğu söylenebilir. Ne var ki, 1995 yılından bu tarihe Dairemizce aynı konuda verilen ve sayıları yüzleri bulan iptal kararlarına konu kişilerin hukuki durumlarıyla davacının hukuki konumunun tam bir ayniyet gösterdiği, bu konudaki tüm davaların aynı hukuki sakatlıktan kaynaklandığı, tüm davaların aynı hukuki gerekçeye dayandığı maddi bir vakıa olduğundan; herhangi bir davacı yönünden verilen iptal kararının objektif mahiyet taşıdığı ve aynı konumdaki (denizaltı kadrosu olmayan görev yerinde çalıştığı gerekçesiyle, burada geçen hizmeti denizaltıcılık hizmetin sayılmayanlar) diğer kişileri de etkileyebilecek nitelik gösterdiği, anılan benzer işlemler den birinin iptal edilmesinin, diğerlerinin de sakat olduklarını ortaya koyduğu kuşkusuzdur. Bu hukuki tespit karşısında davalı idareye düşen ödev, aynı konumda olup dava açmayan tüm kişilere de iptal kararını teşmil etmek ve emekli aylıklarını buna göre yeniden düzenlemekten ibarettir. Bu, aynı zamanda teminatlı, düzenli ve basiretli idare ilkelerinin de tabii bir sonucudur.
Eşitlik ilkesi ve iptal kararının genel etkisi bakımından, iptal kararının benzer işlemler e etki yapması zorunlu olduğuna göre; artık aynı konuda gerek dava açanlar, gerekse dava açmayanlar yönünden bir süre sorunu söz konusu olamayacaktır. Mahkememizi iptal kararı sübjektif (sadece ilgili davacıyı ilgilendiren) olmayıp, bilakis objektif mahiyette bulunduğundan ve benzer işlemlerin dayandığı temel işlemin hukuka aykırı Tığı iptal kararımızla ortaya konulduğundan, bu davanın somutunda davalı idarenin vaki süre itirazının hukuki olmadığı ve öğretideki, kabul doğrultusunda böyle bir iddiaya itibar edilerek süre olgusunun tespiti yoluna gidilemeyeceği kuşkusuzdur.
3- Açıklanan nedenlerle, davanın esasına girilerek, davacının denizaltı kadrosu olmayan görev yerlerinde yaptığı hizmetlerinin denizaltıcılık hizmetinden sayılmaması işleminin iptaline karar verilmesi gerekirken; davanın süre yönünden reddine dair sayın çoğunluğun kararına katılamıyoruz. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy