(205 S. K. m. 26)
Davacı, 17.10.1997 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde ve 18.12.1997 tarihli cevaba cevap dilekçesinde özetle; uzun yıllardır duçar olduğu hipertansiyon rahatsızlığı nedeniyle sürdürülen tıbbi tedavilerinin bir sonuç vermediğini ve sonuçta GATA Haydarpaşa Eğt.Hst.Sağlık Kurulunun 12.3.1997 tarih ve 452 sayılı raporuyla 1. D/42 F-1 TSK.da görev yapamaz. 2. Fikren çalışır, bedenen çalışamaz. 3. Vücut fonksiyon kayıp oranı %60tır kararı verildiğini, bu karar uyarınca da malûlen emekliye ayrıldığını, 4.7.1997 tarihinde davalı kuruma yazılı olarak başvurarak kendisine tam ve daimi malûliyet yardımı yapılması isteminde bulunduğunu, ancak 4.8.1997 tarihli işlemle kendisine kısmi malûliyet yardımı yapılamayacağının bildirildiğini, oysa durumunun 205 Sayılı Kanunun 26/a maddesi kapsamına girdiğini, davalı kurumun hatalı değerlendirme ile kısmi malûliyete göre işlem tesisinin hukuka aykırı düştüğünü, öte yandan kati sağlık kurulu raporunda ayrıca vücut fonksiyon kayıp oranının % 60 olarak belirtilmesinde de hukuka uyarlık bulunmadığını, TSK. Sağlık Yeteneği Yönetmeliğinde sağlık kurullarına ve hekimlere düzenleyecekleri raporlarda, vücut fonksiyon kayıp oranlarının belirtilmesine ilişkin bir yetki verilmediğini, kaldı ki hakkındaki görev yapamaz hükmüne rağmen, fonksiyon kayıp oranının %60 olarak belirtilmesinin, bu kararla tenakuz teşkil ettiğini, dolayısıyla OYAK Gn. Md. lüğünün isteği üzerine sağlık kurulu raporlarına koyulan bu şerhin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, ayrıca hipertansiyon rahatsızlığının göz ve böbrek harabiyetine yol açması nedeniyle, kati olarak bir işle meşgul olmaktan mahrum durumda bulunduğunu belirterek; kendisine tam ve daimi malûliyet yardımı yapılmamasına ilişkin işlemin iptalini talep ve dava etmiştir.
Dosyanın incelenmesinde, davacının albay rütbesindeyken GATA Haydarpaşa Eğt.Hst.Sağlık Kurulunun 12.3.1997 tarih ve 452 sayılı raporuyla Komplikasyon yapmış (retinopati ve nefropatiye neden olmuş) esansiyel hipertansiyon teşhisiyle 1. D/42 F-1 TSKda görev yapamaz. 2. Fikren çalışır, bedenen çalışamaz. 3. Vücut fonksiyon kayıp oranı %60tır. kararı verildiği, bu raporun 17.6.1997 tarihinde onaylandığı, davacının 4.7.1997 tarihinde davalı kuruma yazılı olarak başvurarak, kendisine tam ve daimi malûliyet yardımı yapılması isteminde bulunduğu, OYAK Gn. Md. lüğünün 4.8.1997 tarihli işlemi ile 37.OYAK Olağan Genel Kurulunda alınan karar gereğince kısmi malûliyette kaza dışındaki hallere yardım yapılması uygulamasına son verildiği, bu nedenle davacıya da bu yardımın yapılamayacağının 19.8.1997 tarihinde bildirildiği, bu arada davacı hakkında adi malûlen emeklilik işlemi tesis edildiği ve davacının kendisine tam ve daimi malûliyet yardımı yapılmaması işleminin iptali için 17.10.1997 tarihinde ve süresinde AYİMde bu davayı açtığı anlaşılmaktadır.
205 sayılı OYAK Kanununun 26/a maddesinde düzenlenen tam ve daimi malûliyet yardımını doğuran hukuki nedenler kaza, hastalık veya sakatlık olmak üzere üç halde de gerçekleşebilir. İki paragraf halinde düzenlenen bu fıkrada her iki paragrafa da eşit şekilde etkili kurucu unsur; kaza, hastalık veya sakatlığın bir işle meşgul olmak imkanından kati surette mahrum kalma sonucunu doğurması ve bu halin bir sağlık kurulu raporuyla ortaya konulmuş olması koşuludur. Bu nedenle, anılan fıkranın (26/a) ikinci paragrafında belirtilen tedavisi gayri kabil daimi hastalıklar ve tedavisi gayri kabili tedavi olduğu sağlık kurulu raporuyla belirlenip, kurumca da vazifeye devamına imkan olmadığı kabul edilen sair hastalıklar da da söz konusu ortak unsur un gerçekleşip gerçekleşmediği aranmak durumundadır.
Davacının sağlık kurulu raporuyla saptanan arızası hastalık kaynaklı olup; hastalığının tedavisinin mümkün olmadığı ve kurumca da vazifeye devamına imkan vermediği anlaşıldığından, kendisine bu hastalığı nedeniyle tam ve daimi malûliyet yardımı yapılabilmesi için gerekli olan kurucu unsur un da mevcudiyetine bakılması gerekli bulunmaktadır.
Bu durumda ise karşıya çözümü gereken iki husus çıkmaktadır: Birincisi, sağlık kurulu raporunda belirtilen Fikren çalışır, bedenen çalışamaz ibaresine ne anlam verilmelidir? İkincisi, rapora düşülen Vücut fonksiyon kayıp oranı %60tır şerhinin, söz konusu saptamaya etkisi var mıdır, varsa ne ölçüdedir?
Sırasıyla bu sorunları ele alıp irdelemekte yarar görülmektedir.
Birinci sorunun çözümünde dikkate alınması gereken ana unsur, 205 sayılı Kanunun 26/a maddesinde belirtilen bir işle meşgul olmak imkanından kati surette mahrum kalma halinin gerçekleşmesi gerekliliğidir. Nitekim, davacı hakkında düzenlenen sağlık kurulu raporunda bedenen çalışamaz denilmek suretiyle, davacının bedenen bir işle meşgul olma imkanından yoksun olduğu açıkça ifade edilmiştir. Ne var ki, fikren çalışabilir ibaresi, soruna yeni bir alt sorun açabilecek mahiyettedir. Davacı Harp Okulu mezunu bir subay olup, ihtisası topçu sınıfındadır ve meslek yaşamı boyunca da sınıfının meslek programı çerçevesinde görev ifa etmiştir. Diğer bir deyişle, TSK. bünyesindeki eğitimi ve yetiştiriliş amacı itibariyle, ordu bünyesi dışında bedeni çalışması haricinde fikri olarak ifa edebileceği bir formasyonu haiz değildir.
Esasen, 205 sayılı Kanunun 26/a maddesinde yer almayan, davalı kurumca geliştirilen ve ilgili hastane sağlık kurullarından sürekli istenmesi nedeniyle, bu makamlarca da raporlara dercedilmesi usul haline gelmiş söz konusu ibarenin (fikren çalışabilir/çalışamaz) bir işle meşgul olmak imkanından kati surette mahrum kalma halinin tamamlayıcı bir unsuru gibi değerlendirilmesinin hukuki dayanağı olmadığı açıktır. Dolayısıyla de, davacı yönünden sağlık raporuna dercedilen fikren çalışabilir ibaresinin, bir önemi olmadığı kuşkusuzdur. Şu halde, saptanan hastalığı itibariyle bedenen çalışma imkanını yitirdiği anlaşılan davacının, bir işle meşgul olma imkanından kati surette mahrum kaldığını kabulde hukuki zaruret bulunmaktadır.
İkinci soruna gelince: Vücut fonksiyon kayıp oranlarını belirten tespitlerin başlıca uygulama alanı, kısmi malûliyet halinde, ödenecek kısmi malûliyet yardımı oranını göstermesi gibi bir kolaylığa imkan vermesidir. Diğer bir deyişle, sözgelimi davacının arızası kaza kaynaklı olup, kazanın sebebiyet verdiği rahatsızlık %60 vücut fonksiyon kaybına yol açsaydı; bu saptama bir anlam ifade edecek ve yapılacak kısmi malûliyet yardımı bu orana göre saptanacaktı. Ne var ki, dava konusunda olduğu gibi, ortada bir tam ve daimi malûliyet hali söz konusuysa; artık yazılan bu nevi bir ibare ya da tespit bir anlam ifade edemeyecektir. Bir işle meşgul olmak imkanından kati surette mahrum kalma hali ile vücut fonksiyon kaybı arasında bir illiyet bağı kurulması gerekli olmadığı gibi, bu halin gerçekleşmesi için vücut fonksiyon kaybı oranının %100 olması gerektiği gibi bir düşünceye hukukilik atfedilemez. Çünkü vücut fonksiyon kaybı ile bir iş yaparak hayatını kazanma tamamen farklı kavramlardır ve kişinin yaşamını sürdürebilmesi için gerekli bazı işleri (yemek yeme, tuvalet, basit ihtiyaçlarını karşılama vb.) yapabilmesi, 205 Sayılı Kanunun 26/a maddesi anlamında onun bir işle meşgul olmak imkanından kati surette mahrum kalmadığını ortaya koymaz. Dolayısıyla, davalı idarenin aksi yöndeki beyanlarına itibar edilememiştir.
Şu halde, davacı yönünden tam ve daimi malûliyet yardımı yapılması için yasada öngörülen tüm koşullar yerine gelmiş olduğundan; davacının iddialarının hukuka uygunluğunda kuşku yoktur.
Açıklanan nedenlerle; davacıya tam ve daimi malûliyet yardımı yapılmaması işlemi sebep unsuru yönünden hukuka aykırı görüldüğünden İPTALİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy