(1602 S. K. m. 35)
Davacı vekilince düzenlenip 27.3.1998 tarihinde Edirne İdare Mahkemesi ve 1 Nisan 1998 tarihinde de AYİM. kayıtlarına geçen dava dilekçesinde özetle;
davacının babası ..........'in, Balkan Savaşı, 1 nci Dünya Savaşı ve İstiklal Savaşı gazisi olup, 1299 tarihinde Çankırı'da doğduğunu, 9.1.1904 tarihinde katıldığı Harp Okulu öğrenimini tamamlayarak, subay olarak katıldığı TSK.'nde son olarak 30.8.1934 tarihinde yarbay rütbesine yükselip, 16.8.1938 tarihinde emekli isteminde bulunup, 7 Eylül 1938 tarihinde bu istemi kabul edilerek terhis edildiğini, terhis edilmesini takiben 19.12.1940 ile 18.6.1943 tarihleri arasında seferberlik hizmeti için orduya katılıp bu hizmeti ifa ettiğini, 1949 yılında vefat ederek geriye 1929 doğumlu müvekkilesi ............. ile 1332 doğumlu .........'ı bıraktığını, Topçu Yarbay ..........'in Balkan Savaşı, 1 nci Dünya Savaşı ve İstiklal Savaşı gazisi olduğunu, orduda 58 sene 3 ay 14 gün hizmet ettiğini, ...........'in Türk Ordusunda görev yaptığı sırada terfi sürelerinin daha uzun olması, değişik yasal düzenlemelere göre terfi edilmesi nedeniyle belirtilen hizmet süresi içerisinde bugünkü koşullarda kıdemli albay olması gerekirken, o güne göre yarbay rütbesi ile emekliye ayrıldığını, daha sonraları rütbe bekleme süreleri kısaldığından, intibakların buna göre yapılarak ilgili subayların nasıplarının düzeltildiğini, bu durumlar karşısında davacının babasının nasbinin düzeltilerek kıdemli albay rütbesine yükseltilmesi ve albay makam tazminatının verilmesi gerektiğini, istem konusunun kabulü için MSB.lığı K.K.Personel D.Başkanlığına 30.12.1997 tarihinde yapılan başvuruya 6 Mart 1998 tarihinde cevap verildiğini, cevapta 22.1.1997 tarihinde dava konusu ile ilgili olarak dava açıldığı ve davanın süre yönünden reddine karar verildiğinin bildirildiğini, oysaki davacı tarafından değil ablası ........... tarafından açıldığını ve süre aşımı nedeniyle reddedildiğini, böylece hukuka aykırı bulunan kıdemli albay rütbesine yükseltilmeme işlemi ile kıdemli albay makam tazminatı verilmemesine ilişkin işlemin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Dosyadan, davacı vekili; müvekkilesi ............'ın babası ..........'ın 9.1.1904 tarihinde Harp Okuluna girdiğini ve 30.8.1934 tarihinde yarbay rütbesine yükseldikten sonra 16.8.1938 tarihinde kendi isteği ile emekli olduğunu ve 1949 yılında da vefat ettiğini, müteveffa ............'in Türk Ordusunda görev yaptığı sırada rütbelerin bekleme sürelerinin şimdiki bekleme sürelerine göre çok uzun olması ve değişik yasal düzenlemelere göre terfi ettirilmesi nedeni ile yaptığı hizmet süresi karşılığında bugünkü şartlarda kıdemli albay olması gerekirken, o güne göre yarbay rütbesiyle emekliye ayrıldığını, böylece ............'in nasbinin kıdemli albay olarak düzeltilmesi, maaş ve dereceleri ile makam tazminatının da buna göre yükseltilmesine karar verilmesini talep etmiş bulunmaktadır.
Öncelikle, davacı vekili davaya konu işlemle ilgili başvurusunu davalı idareye 30.12.1997 tarihinde yapmış, 6.3.1998 tarihinde red cevabı verilmesi üzerine, 27.3.1998 tarihinde açılan davanın süresinde açılmış olduğu konusunda kuşku bulunmamaktadır.
Aynı konu ve farklı hukuki sebeplerle davacı ............ vekili tarafından açılan davanın AYİM. Birinci Dairesinin 21.10.1997 tarih ve E.1997/205, K. 1997/726 sayılı kararı ile, dava dilekçesinin süre nedeniyle reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Böylece, davalı idare savunmasında, öncelikle kesin hüküm nedeniyle davanın reddi gerektiğini ileri sürmüş ise de; bilindiği üzere bir uyuşmazlığın yargı yerinde karara bağlanıp bu kararın şekli ve maddi anlamda kesinleşmesi, yani yargılama sürecinin sona ermesi, tüm kanun yollarının tüketilmiş olması yanında uyuşmazlık konusu maddi ve hukuki durum ve ilişkinin kararda çözümlendiği şekliyle gerçekliğinin kabulü ve bundan böyle tartışmazlığı sonucunu doğurur ki, bu kesin hüküm kavram ve kuvvetine vücut verir. Bu konuda mevcut kesin hüküm o konunun aynı taraflarca aynı hukuki sebebe dayalı olarak yargı mercii önüne getirilmesine engel teşkil eder, bir başka anlatımla kesin hüküm sonuçlarını doğurur.
İlk dava 1602 Sayılı Kanunun 35/b maddesi uyarınca dava dilekçesinin süre nedeniyle reddine şeklinde olup, dava konusu uyuşmazlığı yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda esastan çözen bir karar olmadığı bir yana, özellikle ve önemlisi de ilk davanın davacı tarafı, davamızın davacı tarafı ise Vedia'dır. Ayrıca her iki davanın dayandığı hukuksal nedenler de farklı bulunmaktadır. Dolayısiyle tarafları ve hukuki sebebi farklı olduğundan, dava konusu aynı olmasına rağmen tarafları ve hukuki sebebi farklı olan bu davada kesin hükmün varlığından sözetmek mümkün değildir.
Bunun yanında davacının; babası ............'in emekli olduğu tarih itibariyle mevzuatın yanlış veya noksan uygulandığı hususunda bir iddiada bulunmamaktadır. Sorun müteveffanın emekli olduğu tarihlerdeki terfi sürelerinin günümüzdeki rütbe sürelerine oranla çok daha uzun olması ve bugünün koşullarında kıdemli albay rütbesine tekabül etmesi nedeniyle bugünkü mevzuatın uygulanması suretiyle saptanan statüde, bir değişiklik yapılıp yapılamayacağı konusunu ilgilendirmektedir.
Yönetsel işlem yetkili imzanın atılması ile tamamlanır. Böylece, işlemin imza tarihi, yapılış ya da tamamlanış tarihidir. İşlemin yapılış tarihi denetimde uygulanacak kuralı belirleme bakımından önemlidir. Bilindiği gibi yönetsel işlemlerin hukuksal geçerlilikleri yapıldıkları tarihteki duruma, koşullara ve o tarihte yürürlükte bulunan mevzuata göre değerlendirilir. Yasaların geriye yürümezliği ilkesine rağmen, ilgilinin yararına yapılan düzenlemeler yasal dayanağı bulunmak koşulu ile geriye yürüyebilir. Yönetim hukukuna statüler hukuku denmektedir. Çünkü, yönetimin iradesi ancak objektif hukukun evvelce yaratmış olduğu hukuk aleminde esasen mevcut bir statüye intibak etmek ve o statünün hükümlerinin muayyen şahsa veya hale tatbik edilmesi neticesini doğurur.
TSK. personeli statüsünde subayların mesleğe alınması, sınıf ve derecelerinin tespiti ve bu sınıf ve dereceler içinde yükselme imkanları, meslek vecibeleri ve sağlayacağı menfaatler, emeklilik, disiplin ve meslekten çıkarılma gibi sorunlar önemli bir yer tutmaktadır. Bu statünün ana esasları da 926 Sayılı TSK. Personel Kanunu ile düzenlenmiş bulunmaktadır.
Davacının babası müteveffanın hizmet ve statüde iken rütbe terfi koşullarına göre mevzuata uygun bir şekilde gereğinin yapılarak yarbay rütbesine yükseldiği ve bu rütbede iken emekli edildiği, dolayısiyle yukarıdaki açıklamalar muvacehesinde kendisine uygulanması gereken mevzuat, emekli işleminin (yönetsel işlemin) yapıldığı tarihteki mevzuat olduğundan, personelin halen hizmet ve statüde imiş gibi kabulü ile hakkında rütbe terfi işleminin yapılmaması, emekli edildikten sonra mevzuatta lehine uygulanmasını gerektiren açık bir hükmün mevcut bulunmaması karşısında, Topçu Yarbay olarak emekli olan müteveffanın kıdemli albaylığa terfi ettirilmemesi ve buna dayalı olarak emekli aylıklarının bu rütbe üzerinden ödenmesi, kıdemli albay makam tazminatı verilmemesine ilişkin işlemler hukuka ve mevzuata uygun bulunmaktadır.
Netice olarak, yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; Topçu Yarbay olarak emekli olan müteveffa (............'in) babasının kıdemli albaylığa terfi ettirilmeme ve buna dayalı olarak emekli aylıklarının bu rütbe üzerinden ödenmemesine ve kıdemli albay makam tazminatı verilmemesine ilişkin işlemlerin iptali istemiyle açılan davanın görüm ve çözümü sonucunda, dava konusu işlemler hukuka ve mevzuata uygun bulunduğundan, yasal dayanaktan yoksun davanın REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy