(205 S. K. m. 26, 27)
Davacı vekili 1.12.1997 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin Siirt Pervari Doğanca karakolunda astsubay olarak görev yapmaktayken, 2.7.1993 tarihinde karakol güvenliğini sağlama faaliyeti esnasında mevziiye koşarken düşerek boynundan ağır şekilde yaralandığını, sürdürülen tedavi ve verilen istirahatlara rağmen iyileşemediği için GATA Sağ. Krl. nun 29.8.1996 tarihli raporuyla, hakkında TSK.de görev yapamaz kararı verildiğini, bu raporu takiben 5.9.1996 tarihinde KKK.lığına başvurarak müvekkiline OYAK malûliyet yardımı yapılması isteminde bulunduğunu, OYAK Gn. Md. lüğünün 11.11.1997 tarihli işlemiyle 205 sayılı Kanunun 27. maddesindeki bir yıllık hak düşürücü sürenin geçirildiği gerekçesiyle, davacıya malûliyet yardımı yapılamayacağının belirtildiğini, oysa AYİM. Drl.Krl.nun 10.7.1997 tarih ve 1997/86 - 71 Esas ve Karar sayılı örnek içtihadına göre OYAK dışındaki TSKleri kıta, birim ve kurumlarına süresinde yapılan malûliyet yardımı taleplerinin usulsüz olmayıp, davalı kurumca hak düşürücü sürenin hesabında buralara yapılan başvuruların tarihlerinin dikkate alınması gerektiğini, dolayısıyla müvekkili bakımından bir yıllık süresi içinde KKK.lığına yapılan başvurunun 205 sayılı Kanunun 27 nci maddesine uygun bulunduğunu, bu nedenle aksi kanıyla tesis edilen işlemin hukuka aykırılıkla sakatlandığını belirterek, iptalini talep ve dava etmiştir.
Dosyanın incelenmesinde; davacının astsubay statüsünde iken görevli bulunduğu OHAL bölgesinde 19.7.1993 tarihinde eğitim esnasında düşme sonucu boynundan ağır yaralandığı, uzun süreli tıbbi tedavi ve istirahatleri nihayetinde GATA Sağ. Krl. nun 29.8.1996 tarih ve 5471 sayılı raporuyla c 6 Tertra parezi teşhisiyle D/10 F.1 TSK.de görev yapamaz. Mevcut fonksiyon kaybı uzuv tadili niteliğindedir. %49dur. 90 gün iş ve gücünden kalır. Hayati tehlike geçirmiştir. Hastanın uçakla refakatli olarak Gaziantepe gitmesi uygundur. kararı verildiği, bu raporun 5.9.1996 tarihinde onaylandığı, davacı vekilinin 5.9.1996 tarihinde KKK.lığına yazılı olarak başvurarak bir kısım taleplerle birlikte, müvekkiline 205 Sayılı Kanunda öngörülen malûliyet yardımının yapılması isteminde bulunduğu, davacının 25.9.1997 tarihli MSB.lığı onayıyla 1.derece vazife malûlü olarak emekliye sevkedildiği ve 17.10.1997 tarihinde TSK. ile ilişiğinin kesildiği, KKK.lığının 30.10.1997 tarihli yazısı ile davacıya ilişkin tahsis belgelerinin OYAK Gn. Md. lüğüne gönderildiği, OYAK. Gn. Md. lüğünün 11.11.1997 tarihli işlemiyle, davacının malûliyetinin tespiti tarihinden itibaren bir yılı aşkın bir süre geçtiği için, 205 Sayılı Kanunun 27. maddesi uyarınca kendisine malûliyet yardımı yapılamayacağının bildirildiği, davacının söz konusu menfi işlemin iptali istemiyle vekili marifetiyle 1.12.1997 tarihinde AYİMde bu davayı açtığı anlaşılmaktadır.
Davada çözümü gereken ilk sorun, davacının söz konusu malûliyeti nedeniyle 205 sayılı Kanunun 27 nci maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü sürenin geçirilmiş olup olmadığıdır.
205 sayılı Kanunun 27 nci maddesinde malûliyet, tespiti tarihinden itibaren bir yıl, her halde malûliyeti tevlit eden hadisenin vukuu tarihinden itibaren beş yıl içinde malûliyete duçar olan üye veya kendisiyle ilgili diğer herhangi bir şahıs tarafından kuruma yazı ile bildirilmediği takdirde, malûliyet yardımı talep hakkı sükut eder. denilmektedir.
Davacının malûliyetini tevlit eden hadisenin vukuu tarihi 19.7.1993 olup; davacının bu tarihten, keza hakkındaki kati raporun onay tarihinden (5.9.1996) itibaren söz konusu 5 yıllık süre içerisinde 5.9.1996 tarihinde vekili marifetiyle KKK.lığına bir dilekçeyle başvurarak OYAK malûliyet yardımı talebinde bulunduğu hususu üzerinde bir ihtilaf ve itiraz söz konusu değildir. Davalı kurum, kendisine yöneltilmeyen bu başvuruyu hiç dikkate almamakta, davacının KKK.lığınca 1.derece vazife malûlü olarak emekliye sevkinden sonra 30.10.1997 tarihinde tahsis belgelerini kendisine göndermesinden sonra yaptığı değerlendirmede ise davacının kati raporunun onay tarihinin 5.9.1996 tarihini taşıması, kendisine KKKlığına iletilen başvurunun da 30.10.1997 tarihli olup, bir yıllık hak düşürücü süre dışında kalmasını gerekçe göstererek malûliyet yardımı istemini reddetmektedir.
Bu davranış biçiminden, davalı kurumun, malûliyete uğrayan üye veya kendisiyle ilgili diğer herhangi bir şahsın, 205 sayılı Kanunun 27.maddesinde belirtilen süreler içinde başka bir makama değil, sadece koruma yazı ile başvurmasının gerekli olduğu, üyenin yakınları, birliği vb. vasıtasıyla yapılacak başvurularda da söz konusu sürelerin geçirilemeyeceği, davacının kendi kurumları dışında bir başka makama yaptığı başvurunun kuruma geç ulaşmasında kendilerinin bir dahli ya da kusuru olamayacağı kanısında olduğu anlaşılmaktadır.
İnceleme konusuyla ayniyet gösteren bir davaya ilişkin olarak AYİM Daireler Kurulunca verilen 10.7.1997 tarih ve E.1997/86, K.1997/71 Sayılı Kararda da işaret edildiği üzere, 205 Sayılı Kanunun 27 nci maddesinin bu şekilde katı ve şekli bir yoruma tabi tutulması halinde, üyelerin bir takım hak kayıplarına uğraması ve bir sosyal güvenlik kurumu olup üyelerine kanunda öngörülen bazı yardım ve hizmetleri yapmakla görevlendirilmiş olan OYAKın söz konusu sosyal yardım görevlerinin bu nedenle gereğince yerine getirilememesi söz konusu olabilecektir. Bu nedenle, AYİM. Drl.Krl.nun söz konusu kararındaki gerekçeye aynen iştirak eden kurulumuz, bir OYAK üyesinin 205 sayılı Kanunun 26 ncı maddesinde doğan malûliyet yardımı talebini doğrudan OYAK Gn.Md.lüğüne yapmayarak, kıtası komutanlığına yapmasında herhangi bir hukuka aykırılık olamayacağı, aynı kanunun 27 nci maddesindeki süreler içinde yapılan bu nevi taleplerin kuruma süresinde yapılmış başvurular olarak nitelendirilmesi gerektiği kanısına ulaşmıştır. Bu nedenle de, davacının vekili marifetiyle bir yıllık süre içerisinde 5.9.1996 tarihinde KKK.lığına yaptığı malûliyet yardımı talebinin hak düşürücü süresi sınırları içinde kaldığı sonucuna kendiliğinden ulaşılmaktadır. Dolayısıyla, salt bu nedenle tesis edilen işlemin hukuka aykırılığı açıkça ortaya çıkmaktadır.
Davada ikinci sorunu, davacının malûliyetinin tam ve daimi malûliyet derecesinde olup olmadığının tespiti teşkil etmektedir. Bu sorunun çözümü için Dairemizce alınan ara kararı ile davacıya ait raporun GATA Sağlık Kurulunca incelenerek, duçar olduğu rahatsızlığın 205 Sayılı Kanunun 26/a maddesi kapsamında bir işle meşgul olma imkanından kati surette mahrum kalmasına yol açıp açamayacağının (davacının bedenen çalışıp çalışamayacağının) ek rapor halinde tespiti istenmiş; GATA K.lığının 31.7.1998 tarihli ek raporuyla ... hastanın bedenen bir işte çalışamayacağı kanaatine varılmıştır... şeklinde kanaat belirtilmiştir.
205 sayılı Kanunun 26/a maddesinde düzenlenen tam ve daimi malûliyet yardımını doğuran hukuki nedenler kaza, hastalık veya sakatlık olmak üzere üç halde de gerçekleşebilir. İki paragraf halinde düzenlenen bu fıkrada her iki paragrafa da eşit şekilde etkili kurucu unsur; kaza, hastalık veya sakatlığın bir işle meşgul olmak imkanından kati surette mahrum kalma sonucunu doğurması ve bu halin bir sağlık kurulu raporuyla ortaya konulmuş olması koşuludur. Dava konusunda da, davacının kaza kaynaklı malûliyetinin, sonuçta onun bir işle meşgul olma imkanından mahrum kalmasına yol açtığı son raporla (31.7.1998 tarihli ek GATA raporu) anlaşıldığından; davacının durumunun 205 Sayılı Kanunun 26/a maddesindeki tam ve daimi malûliyet haline uyduğu, bunun doğal sonucu olarak da tam ve daimi malûliyet yardımına müstahak olduğu anlaşılmaktadır.
Yeri gelmişken hemen işaret etmek gerekir ki 29.8.1996 tarihli kati rapora düşülen vücut fonksiyon kayıp oranı % 49dur ibaresinin, bu tespite herhangi bir etkisi söz konusu değildir. Gerçekten, Bir işle meşgul olmak imkanından kati surette mahrum kalma hali ile vücut fonksiyon kaybı arasında bir illiyet bağı kurulması gerekli olmadığı gibi, bu halin gerçekleşmesi için vücut fonksiyon kaybı oranının %100 olması gerektiği gibi bir düşünceye hukukilik atfedilemez. Çünkü vücut fonksiyon kaybı ile bir iş yaparak hayatını kazanma tamamen farklı kavramlardır ve kişinin yaşamını sürdürebilmesi için gerekli bazı işleri (yemek yeme, tuvalet, basit ihtiyaçları karşılama vb.) yapabilmesi, 205 sayılı Kanunun 26/a maddesi anlamında onun bir işle meşgul olmak imkanından kati surette mahrum kalmadığını ortaya koymaz.
Şu halde, davacı yönünden tam ve daimi malûliyet yardımı yapılması için yasada öngörülen tüm koşullar yerine gelmiş olduğundan; davacının iddialarının hukuka uygunluğunda kuşku yoktur.
Açıklanan nedenlerle; davacıya tam ve daimi malûliyet yardımı yapılmaması işlemi sebep unsuru yönünden hukuka aykırı görüldüğünden İPTALİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy