(1602 S. K. m. 42)
Davacı vekili 27.10.1998 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 9.10.1992 tarihinde uzman erbaş statüsüne girdiğini ve 19.10.1997 tarihine kadar 16.Mknz.Zh.Tug.K.lığı emrinde görev yaptığını, bu tarihte yenileme isteğinde bulunmadığından terhis edildiğini, davacının 3269 sayılı kanun gereğince müstahak olduğu ikramiyenin ödenmesi için idareye başvurduğunu, ancak mahkemesinin devam ettiği gerekçesiyle bu ikramiyenin idarece ödenmediğini, davacı hakkında 7. Kor. As. Mahkemesince verilen cezanın Askeri Yargıtay 5. Dairesinin 27.5.1998 tarih ve 1998/298-294 Esas ve Karar sayılı ilamı ile onandığını, böylelikle yargılama sonuçlanmasına rağmen davacının hakkı olan tazminatın ödenmediğini, oysa 5 yıllık hizmeti karşılığı olan bu ikramiyenin ve ikamet mahalline kadar olan harcırahın davacıya verilmesi gerektiğini belirterek; ikramiyesi karşılığı olan 1.250.000.000 TL. nın yasal faizi ile birlikte hükmen tazminini talep ve dava etmiştir.
Dava dosyası, AYİM Genel Sekreterliğince, ilk inceleme sonunda davada süre bulunduğu gerekçesiyle, bu konuda bir karar verilmek üzere Dairemize gönderilmiştir.
Bilindiği üzere idare hukukunda süre kamu düzeninden olup, davanın her aşamasında resen gözönüne alınmak durumundadır. Dosyada bu yönde yapılan incelemede; davacının 16.Zh.Tug. 2.Mknz.P.Tb.K.lığı emrinde P.Uzm.Çvş. olarak görev yapmaktayken, yenileme isteminde bulunmadığı için sözleşmesinin 9.10.1997 tarihinde sona erdiği ve bu tarih itibariyle terhis edildiği, 16.Zh.Tug.K.lığının 12.10.1997 tarihli işlemiyle davacının 23.3.1995 - 17.9.1997 tarihleri arasında tutuklu kalması ve yargılamasının devam etmekte oluşu nedeniyle, mahkeme sonuçlanana kadar aylık, maaş, harcırah ve tazminatının ödenmeyeceğinin bildirildiği, bu işleme karşı davacının herhangi bir ihtiyari başvuruda bulunmadığı ve dava açmadığı, aradan iki yıldan fazla bir süre geçtikten sonra aynı işlemden doğan bu tam yargı davasının açıldığı anlaşılmaktadır.
1602 sayılı Kanunun 42 nci maddesine göre, işlemden doğan bir tam yargı davasının açılması için öngörülen yöntem ve usullerden hiçbirine davacı tarafından uyulmadığı kuşkusuzdur. Gerçekten davacı, söz konusu idari işlemin iptali için dava açma yoluna gitmediğinden; iptal davası sonunda tam yargı davası açma hakkına zaten sahip olamamış; ayrıca ihtiyari başvuru ya da altmış günlük işlemden doğan doğrudan tam yargı davası açma hakkını da süresinde kullanmamıştır. Biran için 12.10.1997 tarihli işlemin oyalayıcı bir işlem mesabesinde olduğu kabul edilse dahi, iki yıllık bir beklemenin makul ve haklı kabul edilebilmesine imkan bulunmamaktadır. Yeri gelmişken hemen işaret etmek gerekir ki, gerçekte uzman erbaş sözleşmesinin yenilenmesinden doğan özlük hakları ile davacının ceza yargılaması arasında bu şekilde bir taliki şart öngörülmesinde isabet olmadığı gibi; davacının yargılama sonucunu bekleyip, aynı işlemden doğan tam yargı davasını iki sene sonra açmasında hukuka uyarlı bir davranış biçiminin varlığından söz edilemez. Şu halde, 12.10.1997 tarihli işlemden doğan bu tam yargı davasının yasal süre geçildikten çok sonra ikame edildiği ortadadır ve davanın süre yönünden esasının incelenebilmesi imkanı yoktur.
Açıklanan nedenlerle; davanın süre yönünden REDDİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy