(66 S. K. Ek m. 3)
Davacı, 29.9.1999 tarihinde kayda geçen dava dilekçesi ile 6.12.1999 tarihinde kayda geçen cevaba cevap layihasında özetle; babası müteveffa Kur. Alb. .......'un İstiklal Madalyası Kanununda öngörülen tarihler arasında Milli Orduda fiilen görev yaptığını, 16 Ekim 1920 tarihli terfi belgesinin de bu hususu ortaya koyduğunu, keza 28 Aralık 1338 (1922)'de Garp Cephesi 1.Fırka Taburu emrinde Kurtuluş Savaşındaki görevine devam ettiğinin de belgeyle sabit olduğunu, babasının kendi isteği ile sivile çıkarak Kurtuluş Savaşına üniformasız olarak katıldığını, babasının el yazısı ile tuttuğu hatıraların da kendi hizmetini ortaya koyduğunu, sivil hizmetini takiben babasının tekrar muvazzaf olarak Garp Cephesi 1.Fırka emrinde görevine devam etmesinin de ordusundan hiçbir zaman kopmadığının delili olduğunu, ordudan terhis edilmesi gibi bir olayın asla söz konusu olmadığını, 23 Ağustos 1339 (1923) terhis kaydını taşıyan arşiv kaydının, babasının 1.Kolordu Depo Taburundaki 23.5.1339 (1923) tarihli görevlendirilmesi ile yanlış bir yorum olarak değerlendirildiğini, dolayısıyla babasının Milli Orduda yaptığı hizmet karşılığı olarak İstiklal Madalyasına müstahak olduğunu, davalı idarece aksi yönde tesis edilen işlemin hukuka aykırılıkla sakatlandığını belirterek; İstiklal Harbine katılan babasından dolayı tek varisi olan kendisine İstiklal Madalyası verilmemesi işleminin iptalini talep ve dava etmiştir.
Dosyanın incelenmesinde; davacının babası müteveffa Em. Kur.Alb. ..........'un İstiklal Savaşında Milli Orduda görev yaptığını belirterek, tek varisi olan kendisine babasından dolayı İstiklal Madalyası verilmesi istemiyle 2.7.1999 tarihinde davalı idareye yazılı olarak başvurduğu, MSB.'lığının 5.7.1999 tarihli işlemi ile davacının babasının şahsi dosyasında yapılan incelemede Büyük Harpte esir olduğu, esaretten döndükten sonra bir müddet açıkta kaldığı, 28 Aralık 1338 tarihinde yeniden hizmete alındığı, Milli Ordudaki hizmetine ait herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanmadığı, bu nedenle kendisine 66 sayılı Kanun gereğince İstiklal Madalyası verilmesine imkan olmadığının belirtildiği, davacının 19.7.1999 tarihli dilekçesi ile davalı idareye yeniden başvurarak, babasının arşiv evrakı ve hatıralarında yaptığı incelemede milli orduda hizmeti olduğunu saptadığını belirterek, aynı talebini yenilediği, MSB.'lığının 22.7.1999 tarihli işlemi ile KKK.'lığından davacının babası .........'un dosyasının yeniden incelenerek, Kurtuluş Savaşında hizmetinin tespiti halinde inha belgesinin tanzim edilerek gönderilmesinin istendiği, KKK.lığınca ilgilinin dosyasında yapılan inceleme sonunda İstiklal Madalyası İnha Belgesinin düzenlendiği ve bu belgede ilgilinin sevk tarihinin 28 Aralık 1338,
Duhul Tarihinin 28 Aralık 1338 ve Terhis Tarihinin 23 Ağustos 1339 olarak belirtildiği, bu evrak üzerinde davalı MSB.'lığınca yapılan incelemede, davacının babasının hizmet tarihlerinin İstiklal Savaşının bitiminden sonra olduğu (15 Mayıs 1919-9 Eylül 1922 tarihleri içinde bulunmadığı) belirtilerek, davacının İstiklal Madalyası isteminin reddedildiği, davacının sözkonusu işlemin iptali için 29.9.1999 tarihinde AYİM'de bu davayı açtığı anlaşılmaktadır.
66 sayılı İstiklal Madalyası Kanununun 4.12.1340 tarih ve 525 sayılı Kanunla değişik 1 nci maddesinde kimlere İstiklal Madalyası verilebileceği belirtilmiş, 3 ncü maddesine göre de, bu madde kapsamındaki kişilerin ne sebeple (hangi gerekçeyle) madalyaya müstahak oldukları konusundaki inhaların Bakanlar Kurulunca incelenip, uygun görülmesini takiben TBMM. ne göndereceği, meclisin kabulü halinde hak sahibine madalya verilebileceği öngörülmüş; 12 Kanunuevvel 1339 (1923) tarih ve 381 sayılı 66 sayılı İstiklal Madalyası Kanununa Müzeyyel Kanunla, 66 sayılı Kanunun 1 nci maddesi kapsamındaki kişilerin 15 Mayıs 1335 (1919) 1 Teşrinisani 1339 (1923) tarihleri arasındaki faaliyetlerinin madalya verilmesinde esas alınacağı hükmü getirilmiştir.
Ancak, uygulamada 66 sayılı Kanunun 1 nci maddesinde sayılan (sivil-asker) kişilerin kahramanlık ve fedakarlıklarını kanıtlayan rapor ve belgelerin bulunamayışı, geçen zaman içerisinde kimi belgelerin kaybolması gibi sebeplerle, hak sahibi pek çok kişi fedakarlık ve kahramanlıklarının kanıtlanamaması dolayısıyla İstiklal Madalyası alamayıp, mağdur duruma düşünce, 30.5.1926 tarih ve 869 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle, Milli Orduda görev yapan asker kişilerin 15 Mayıs 1335 (1919)-9 Eylül 1338 (1922) tarihleri arasındaki hizmetlerinin madalya için yeterli olduğu belirtilmiş; aynı Kanunun 4 ncü maddesiyle de bu asker kişilere madalya verilmesi TBMM.'nin görevi dışına çıkarılarak, Milli Savunma Bakanlığının sorumluluğuna bu görev devredilmiş; ancak madalya onayının Cumhurbaşkanınca yapılacağı hüküm altına alınmıştır.
Öte yandan, evvelce madalya verilmesi için yapılmış olan başvurular göz önüne alınarak 26.2.1927 tarih ve 977 sayılı Kanun kabul edilmiş ve bu Kanunun 1 nci maddesiyle, 66 sayılı istiklal Madalyası Kanununun 3 ncü maddesi uyarınca yapılan müracaatların (yani 869 sayılı Kanun kapsamı dışında kalan, diğer bir deyişle milli orduda bilfiil belirtilen tarihler arasında görev yapan asker kişiler dışındaki sivil kişilerin) 1 Teşrinisani 1926 tarihine kadar kabul olunacağı, bu kişilerin başvurularının TBMM.'nce sonuçlandırılacağı esası getirilmiştir.
Yukarıda belirtilen açıklamaların ışığında, 869 sayılı Kanun kapsamı dışındaki kişilerin 1 Teşrinisani 1929 tarihiden sonraki müracaatlarının inceleme kabiliyeti bulunmamakta olup, bu tarihe kadar başvuranların durumları da TBMM.'nce incelenmiş olacaktır. 381 ve 977 sayılı Kanunlar birlikte değerlendirildiğinde; 15 Mayıs 1335 (1919)-1 Teşrinisani 1339 (1923) tarihleri arasında 66 sayılı Kanunun 1 nci maddesinde belirtilen şekilde ülke savunmasına katkısı olan ve 869 sayılı Kanun kapsamı dışındaki sivil kişiler en son 1 Teşrinisani 1926 tarihine kadar kendilerine madalya verilmesi için başvurmak mecburiyetindedirler. Ve bu kişilere madalya verilip verilmeyeceğine TBMM. karar verecektir. 869 sayılı Kanun kapsamındaki yani Milli Orduda asker olarak bilfiil görev ifa edenler ise, 15 Mayıs 1335 (1919)-9 Eylül 1338 (1922) tarihleri arasında silah altında bulunma yeter şartı ile İstiklal Madalyasına hak kazanabileceklerdir (66 S.K.7.md. de öngörülen firar vs. gibi engel hali olanlar hariç). Bu gibi kişilerin madalya istemi konusunda sayılan kanunlarda sınırlandırıcı bir tarih koyulmadığından, bunlar her zaman hak iddiasında bulunabileceklerdir. 66 sayılı İstiklal Madalyası Kanununa göre, babanın İstiklal Madalyasına hak sahibi olduğunun söylenebilmesi ve iddianın kabulü için, öncelikle babanın 15 Mayıs 1335-9 Eylül 1338 tarihleri arasında milli orduda görev yapmış asker veya orduda görevli sivil personelden olduğunun kanıtlanması gerekmektedir.
Başsavcılıkça celbedilen T.C.Emekli Sandığı tahsis dosyası ile özlük ve sicil dosyalarının incelenmesinde; davacının babası müteveffa Kur.Alb. ..........'un 1 Eylül 1328 tarihinde askerliğe duhul ettiği (Harp Okuluna girdiği), 17 Temmuz 1330 (1914) tarihinde asteğmen naspedilerek subay statüsüne girdiği, I. Dünya Harbi başlarında 1914 yılında Doğu Cephesinde Ruslarla yapılan bir muharebede esir düşerek Rusya'ya götürüldüğü, dört yıl süren bir esaret sonrasında 15.11.1334 (1918) tarihinde ülkeye döndüğü ve İstanbul'da Ayasofya Muhafız Taburunda görevlendirildiği, sonradan tesis edilen bir işlemle üsteğmenlik nasbinin 1 Eylül 1333 (1917) olarak itibar edildiği, Anadolu'da teşkil edilen Milli Ordu'ya hizmetinin ancak 28.12.1338 (1922) tarihinden başladığı ve bu tarihte Garp Cephesi 1.Kolordu Depo Taburu emrine atandığı, milli mücadelenin sonuçlanmasından sonra da adı geçenin Cumhuriyet Ordusunda göreve devam ettiği ve son olarak 30.8.1943 tarihinde albay rütbesine terfi ettiği, Kur.Alb.rütbesiyle 9.Kor.K.lığı Kurmay Başkanlığı görevini ifa etmekteyken 5.9.1945 tarihinde vefat ettiği, 1 Eylül 1328 olan duhul ve 5.9.1945 olan ölüm tarihi itibariyle 33 yıl 4 gün fiili hizmeti ve 10 yıl 6 ay 2 gün tutan hizmet zamları (Büyük Harp, istiklal, Şark ve 1683 sayılı Kanunun 60 ncı maddesi uyarınca verilen zam) olmak üzere toplam 43 yıl 6 ay 6 günlük hizmet üzerinden eşi ve iki kızına dul-yetim aylığı bağlandığı (tahsis dosyası dizi 59) görülmektedir.
Davacı, babasının tuttuğu el yazılı hatıralarından, kendisinin 6 Eylül 1920 tarihinde İstanbul Hükümeti (Padişah Ordusu) emrinden istifa ettiğini, aldığı özel görevler ile Milli Orduya hizmette bulunduğunu ve nihayet 28 Aralık 1922 tarihinde Garp Cephesi 1.Kolordu K.lığı emrine fiilen atandığını, dolayısıyla 869 sayılı Kanun gereğince istiklal Madalyasına müstahak olduğunu ifade etmekte; Başsavcılık Düşüncesinde ise davacının subaylık hizmetinde herhangi bir kesinti olmadığının tahsis dosyasındaki emeklilik evrakları ile sabit olduğu, dolayısıyla 1918-1922 tarihleri arasında da Milli Orduda hizmet etmiş sayılması gerektiği, birliğinin kaydının tutulmamasının Harp yıllarındaki kayıtların gereği gibi düzenli tutulmamasından kaynaklanabileceği, bu durumun (bilgi-belge yokluğunun) ilgilinin hizmetinin bulunmadığını göstermeyeceği ileri sürülmektedir.
Davacının babasının 1912-1945 yılları arasında 33 yıl bilfiil kesintisiz subaylık hizmetinin bulunuşu, aynı zamanda kendisinin İstanbul'daki görevinden 6 Eylül 1920 tarihinde istifa etmediğinin bir kanıtı olmaktadır. Esasen özlük dosyasında mevcut ve aşağıda döküm özetleri yapılan belgeler, davacının babasının 28 Aralık 1338 (1922) tarihine kadar İstanbul'da Ayasofya Muhafız Taburunda (Milli Ordu dışındaki Osmanlı Hükümet birlikleri emrinde) görev yaptığını açıkça ortaya koymakta ve kanıtlamaktadır. Bu bakımdan, davacının el yazılı orijinalini ve Türkçe tercümesini sunduğu babasına ait hatıralar değil, özlük dosyasında mevcut bu belgelere itibar edilmiştir.
Davacının babası, Kur. Alb. rütbesinde iken 6.10.1943 tarihinde nasıp tashihi amacıyla şu dilekçeyi vermiştir:
Geçen Büyük Harpte esir olmam dolayısıyla sınıf arkadaşlarımdan bir kere geri kalmıştım. Kanuni hakkımın mahfuz olması dolayısıyla Teğmen ve Üsteğmen rütbelerinde iken 339 senesinde nasbimin tashih edilmiş olmasına rağmen Yüzbaşılık nasbim 337 senesinden muteber olmak üzere düzeltilmedi ve bu suretle fevkaladeden hiçbir gün kıdem zammı almamış bulunan sınıf arkadaşlarımdan dört sene geri kaldım. Yüzbaşılık nasbimin 337 olması lazım idi. Ordumuzda benim gibi mağdur kalan bazı arkadaşlarını Büyük Millet Meclisine veya Yüksek Tetkik Encümenine müracaat etmek suretiyle muhtelif rütbelerdeki nasblarını tashih ettirmeye imkan bulmuşlardır. Benim de emsallerim gibi kanuni haklarımdan tamamen istifade etmeliliğim için Albaylık nasbimin 339 senesinden muteber olmak üzere tashihini ve bu sebeple istidanın Yüksek Tetkik Encümenine havale buyrulmasını saygılarımla arz ederim.
Adı geçenin bu dilekçesi 9.Kor. K.lığının 7.10.1943 tarihli yazısıyla Milli Müdafaa Vekaletine gönderilmiş ve Milli Müdafaa Vekaleti Zat İşleri Dairesi Kd.Şube 1.Kısım tarafından tesis edilen 15.1.1944 tarihli şu işlemle, Kur.Alb. ..........'un istemi reddedilmiştir:
...Adı geçenin 1 Eylül 1333 nasıplı Ütğm.iken Anadolu'ya iltihak etmemesinden dolayı kanun hükmüne göre kıdeminden bir sene indirilerek 1 Eylül 1334 nasıplı Ütğm.olmuştur. Bu naspına göre müteakip nasıpları normal bir şekilde yapılmıştır. Emsal göstermekte olduğu arkadaşlarıyla aradaki farkın Anadolu'ya iltihak etmediğinden dolayı kıdeminden bir sene indirilmesi yüzünden ileri gelmiş olduğundan, yapılacak bir muamele olmadığının kendisine tebliğini rica ederim.
Bu olumsuz işlem üzerine, adı geçen söz konusu idari işlemin iptali için Askeri Temyiz Mahkemesinde idari dava açmış olup, dava dilekçesinin bu dava konusu ile ilgili bölümleri şu şekildedir:
...Bu cevap tetkik edilirse hakkımın sarih olduğu daha ziyade tebarüz eder. Bu cevapta Ütğm.lik nasbimin 333'den muteber olarak düzeltildiği ve Anadolu'ya iltihak etmediğinden nasbimin 334 senesine indirildiği ve bundan sonra da normal olarak terfi ettirildiğim zikredilmektedir. Bir kere Anadolu'ya davet edildiğim ve gitmekte istediğim halde bana müşkülat gösteren ve beni vaktinde göndermeyen; o vakit İstanbul'da irtibat subayı olan Ütğm. Midillili ve 330-b neş'etli Top. Cevdettir. İstanbul'da Ayasofya Muhafız Taburunda benim Kuvayı Milliye'ye hizmetim vardır. İspatı mümkündür. Bu suretle Ütğm.lik nasbimin bir sene indirilmesi adalete uygun değildir...Hakkımın verilmesini ve nasbimin düzeltilmesini adil ve yüksek Temyiz Mahkemesinden istirham ediyorum...
Bu dava dilekçesi üzerine Milli Müdafaa Vekaletince yapılan 8.3.1944 tarihli savunmada, nasıp tashihi talebi ile ilgili olarak işlem doğrultusunda şu hususlara temas edilmiştir:
...Davacının esaretten avdetini müteakip esaret dolayısıyla hakkı mahfuz olduğundan, emsallerinin tarihi terfii olan 1 Eylül 1333 tarihinden muteber olmak üzere Ütğm.liğe terfii 1 Temmuz 339 tarihinde tasdik edilmiş ve istiklal Mücadelesine iştirak etmediğinden 25 Eylül 339 tarihli Kanun mucibince kıdeminden bir sene tenzil edilerek Ütğm.lik nasbi 1 Eylül 334 olmuş ve...bu suretle tatbik edilen muamelelerden mevzuata muhalif bir cihet görülmemiştir...Gösterilen sebeplerden dolayı varit olmayan davanın şifahi izahat da alınarak her iki noktadan reddini arz ederim...
Davacının babası davalı Milli Müdafaa Vekaletinin bu savunmasına karşı 14.4.1944 tarihinde Askeri Temyiz Mahkemesi Başkanlığına verdiği dilekçesiyle şu beyanlarda bulunmuştur:
...3) Vekaletin ikinci maddedeki cevabında İstiklal Mücadelesine iştirak etmemiş olduğumdan Kanunu mahsusuna tevfikan kıdemimden bir sene tenzil edilerek üsteğmenliğe nasbimin 334 senesine tenzil edildiği hakkındaki tebligatı ilk defa olarak Vekaletin 15.1.1944 ve Kıdem Şubesi 90199 numaralı emirlerinden öğrenmiş oldum. Kıdemimden bir sene tenzil edilmesi İstiklal Mücadelesine iştirak etmemiş olduğuma göre kanunen doğru olabilir.
Fakat iştirak etmemek başka, iştirak ettirilmemiş olmak başka olduğuna göre kıdemimden bir sene tenzil edilmesi de kanunun ruhuna muhaliftir. Bunun da Sayın Mahkemece şu sebeplerden dolayı gözönünde bulundurulmasını arz ederim:
A) 337 senesinde Anadolu'dan ismen istendim. Muvafakat cevabı verdim. Tebliğ subayı Topçu Üsteğmen Midilli Cevdet (B-330) hareketime mani oldu. Bana tebliğ eden sınıf arkadaşım ve İstanbul Merkez K.emir subayı olan Petliki Hilmi'dir. İkinci defa yine çağrıldım. 338 bidayetinde resmen ve yazılı olarak Anadolu Ordusuna iltihakı bir şeref bildiğime dair yazılı cevabım şahsi dosyamda olması lazımdır. Tetkik neticesinde bulunabilir. Yine kendi elimde olmayarak gönderilmedim.
B) Ayasofya Muhafız Taburunda hizmetim vardır. Cami'i işgalden kurtarmakta birinci derecede rolüm vardır. Tevsik olunabilir.
C) Gülhane cephane ambarlarıyla, Harbiye Nezaretinden Anadolu'ya silah naklinde ve dolayısıyla Mücadele-i Milliye'ye hizmetim vardır.
Maruz sebeplerden dolayı bir sene dahi kıdemimden tenzil edilmiş olması, hiçbir tetkik ve tahkike istinat ettirilmeksizin ve herhalde sehven yapılan bir tespitten ibarettir...
Davalı Milli Müdafaa Vekaleti konuya ilişkin 8.5.1944 tarihli ikinci savunmasında ise şu hususlara temas etmiştir:
...Davacının bu defa cevap layihasında ileri sürdüğü dava arzuhali mündericatını tekrar mahiyetindeki itirazlar 8.3.1944 gün ve 2786 sayılı ilk cevabımızda tafsilen gösterilen hukuki ve kanuni sebepleri karşılayacak mahiyet ve kıymet de görülmediği ve davacının İstiklal Mücadelesine iştirak etmediğinden kıdeminden bir sene tenzilat yapılması muamelesine ilk defa cevap layihasında itiraz eylemesi, dava mevzu'unu semradan genişletme salahiyeti bulunmadığından tetkik mevzuu yapılamayacağı cihetle varit olmayan ve kanuni mesnedi bulunmayan davanın şifahi izahat da alınarak reddini arz ederim.
İlgilinin özetlenen davasına ilişkin bu karşılıklı iddia-savunma aşamasından sonra Askeri Temyiz Mahkemesi 2.Dairesince konu görüşülmüş ve anılan mahkemenin 3.11.1944 tarih ve 2246 sayılı kararı ile ilgilinin Yüzbaşılık nasbinin düzeltilmesi istemiyle ilgili olarak 3410 sayılı Kanun döneminde herhangi bir müracaatının bulunmadığı, bu yolda herhangi bir dava da açmaması karşısında bu konudaki muamelenin kat'ileştiği bildirilerek, davanın reddine karar verilmiş; ilgilinin tashihi karar istemi de aynı Mahkemenin 17.1.1945 tarih ve 2246 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
Yukarıda özetlenen davaya ilişkin olarak gerek davalı idarenin (Milli Müdafaa Vekaletinin) açık beyanları, gerekse ilgilinin (davacının babasının) hiçbir kuşkuya yer vermeyen imzalı dilekçelerindeki ikrarları, ilgilinin 15.5.1919-9.9.1922 tarihleri arasında Milli Orduda görev yapmayıp, bilakis İstanbul'da Osmanlı Hükümetine bağlı bir Askeri birim olan Ayasofya Muhafız Taburunda görev yapmış olduğunu kesin olarak ortaya koymaktadır. İlgili, her ne kadar Anadolu'daki Milli Mücadeleye katılma yolunda evvelce bir istek ve irade beyanı gösterdiğini öne sürmekteyse de; bunun bazı silah arkadaşlarınca engellendiği gibi sübjektif nedenlerle gerçekleşmediği savunmasında bulunmaktadır. Oysa tarihi gerçeklerin de ortaya koyduğu üzere, anılan tarihlerde Osmanlı Hükümet birliklerinden firar ederek Milli Orduya katılan yüzlerce subay mevcuttur. İlgiliyi bu yolda bir davranıştan alıkoyan herhangi bir mücbir sebebin bulunduğu yolunda adı geçence herhangi bir savunma da ileri sürülmemiştir. İlgili, bu dönemde yalnızca Ayasofya Camiinin işgalden kurtarılmasında katkısı olduğu, ayrıca İstanbul'dan Anadolu'ya cephane şevkinde hizmeti bulunduğu yolunda kanıtlanmamış bazı iddialarda bulunmakla yetinmiş; bunları doğrulayıp tevsik edici somut hiçbir bilgi ve belge sunmamıştır. Kaldı ki bu iddiaların doğrulanması halinde dahi, Milli Orduda ifa edilmemiş olan bu tür hizmet ya da kahramanlıklar karşılığı asker kişilere İstiklal Madalyası verilmesi imkanı 869 sayılı Kanunun kabul tarihi olan 30.5.1926 tarihinde son bulduğundan; 869 sayılı Kanunun kabulü sonrasında asker kişiler için ancak 15.5.1919-9.9.1922 tarihleri arasında sadece Milli Orduda vazife alma halinde İstiklal Madalyası verilebileceği gerçeği karşısında, bu iddiaların doğruluğu halinde dahi belirtilen tarihler arasında Milli Ordu dışında ifa edilen bu tür hizmetler nedeniyle İstiklal Madalyası verilmesi imkanı 30.5.1926 tarihinden itibaren mümkün değildir. Öte yandan, davacının babasının, ölüm tarihi olan 1945 yılına kadar İstiklal Madalyası talebinde bulunmadığı da görülmektedir.
Açıklanan nedenlerle; 66 sayılı Kanunun EK-3 ncü maddesinde öngörülen koşulları taşımadığı ve 15.5.1919-9.9.1922 tarihleri arasında Milli Orduda vazife almadığı (bu tarihler arasında Osmanlı Hükümeti Kuvvetleri emrinde görev yaptığı) anlaşılan müteveffa Kur. Alb. ..........'un İstiklal Madalyası alma hakkının bulunmadığı, dolayısıyla kızı olan davacının bu yöndeki talebinin idarece reddinde herhangi bir hukuka aykırılık olmadığı anlaşılmakla; yasal dayanaktan yoksun davanın REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy