(2709 S. K. m. 125) (1602 S. K. m. 21)
Davacı, 8 Ekim 1999 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; Yüksek Askeri Şura'nın Ağustos 1999 tarihli kararı ile sicilen ve re'sen ayırma işlemine tabi tutulduğunu, Silahlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir sicilinde belirtildiğini sandığı değerlendirmelerin aksine Astsubay nasbedildiği 1990 yılından beri yüksek sicil ortalaması ile görev yaptığını, ayırma işleminin nedenini bilmemekle beraber, bunun konjonktör gereği, eşinin samimi dini inançları gereği taktığı başörtüsü gözönüne alınarak irtica nitelemesine dayandırıldığını sandığını, bulunduğu görevi hiçbir şekilde etkilemeden, bunun referans kabul edip kötüye kullanmadan, takiyye yapmadan samimi inançlarının gereğini yerine getirmelerinin Anayasa'nın 2, 10, 12, 17 ve 24 ncü maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 9 ncu maddesinin koruması altında olduğunu, ayrıca bugüne kadar 1997 yılında aldığı bir disiplin cezası dışında hiçbir cezasının olmadığını, bu nedenlerle re'sen emeklilik idari işleminde birinci aşamayı oluşturan olumsuz sicil işleminin hiçbir inandırıcı delik dayanmayıp hukuka aykırı olduğunu, bu nedenle de Türk Silahlı Kuvvetlerinde Kalması Uygun Değildir sicilinin iptali ile bunun sonucu re'sen ayırma işlemine ilişkin YAŞ kararı ve MSB.'lığının bu kararı onaylayan kararnamesinin yok hükmünde sayılması ve bu işlemler nedeniyle uğratıldığı maddi ve manevi zararlarının talep hakkının saklı tutulması istemiyle bu davanın açıldığı görülmektedir.
Dava dosyasında bulunan belgelerden, davacının Yüksek Askeri Şura'nın 2.8.1999 tarihli kararıyla re'sen emekliye sevkedildiği anlaşılmaktadır.
İdarenin her türlü işlem ve eylemlerine karşı yargı yolu açık olmakla birlikte, Yüksek Askeri Şur'a kararları Anayasanın 125/2 ve 1602 sayılı AYİM Kanununun 21/son maddeleri gereğince bu kuralın istisnası olarak yargı denetimi dışında tutulmuştur. Böylece yargı denetimi yolu Yüksek Askeri Şur'a kararlarına karşı kapatılmış bulunmaktadır.
Davacı, hakkında sıralı sicil üstlerince düzenlenen Silahlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir şeklindeki ayırma sicilinin iptalini de talep etmekle beraber, bu istemine hukuki haklılık atfedebilmeye imkan görülememiştir. Gerçekten teorik olarak ayrılabilir işlem kuramına göre, bir an için ayırma sicilinin ayrılabilir işlem niteliğinde olduğu ve bu nedenle sonuç işlemden (YAŞ kararı) ayrı bir davaya konu yapılabileceği düşünülebilirse de; aslında ayırma sicilinin son işlem olan ayırma kararının hukuki sebebini teşkil etmesi ve sonuç işlemin Anayasanın 125/2 nci maddesi uyarınca yargı denetimi dışında olması karşısında, böylesine bir yaklaşım sonuç işlemin de dolayı şekilde denetimi anlamına gelecek ve Anayasal yasak bir şekilde ihlal edilmiş olacaktır. Bunun doğal sonucu olarak da, ayırma sicilinin müstakilen bir iptal davasına konu yapılmasına imkan görülmemiş ve anılan sicilin ayrılabilir bir işlem mesabesinde olmadığı değerlendirilmiştir.
Davacı dava dilekçesinde uğratıldığı maddi ve manevi zararlarını talep hakkının saklı tutulmasını talep etmişse de, idare hukukunda böyle bir müessesenin olmadığı gerçeği karşısında bu talep dikkate alınmamıştır.
Netice olarak, yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, inceleme kabiliyeti bulunmayan DAVANIN REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy